Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Modern İlim ve Kainattaki İntizam
"Antropik Kâinat" prensibi, kâinatta hayata imkân veren şartların çok sınırlı olması nedeniyle dünyanın ve dünyadaki şartların hayat için özel olarak ayarlandığını ifade etmektedir.
19/08/2009 / 09:48

 

Mustafa Temiz / Sızıntı Dergisi

Pozitif ilimler, kâinatla teorik modeller arasında pek sözü edilmeyen fakat çok önemli bir münasebetin kabulü üzerine kurulmuştur. İlim adamları, kâinatta bir düzen ve intizamın bulunduğunu ve bu intizamın rasyonel bir şekilde araştırıldığı takdirde anlaşılabileceğini düşünerek yola çıkarlar. Aksi halde şimdiye kadar yapılan hiçbir ilmi gelişme mümkün olmayacaktı.

Kâinatın bir düzen üzerine kurulmuş olması, sistematik bir şekilde tasarlanmış olduğu, ilmin ötesinde İslâmiyet ve Hristiyanlık gibi semavi dinlerde de teyit edilmiştir. Hatta eski bir semâvi dinin kalıntısı olmasından şüphe edilen Budizm'de bile, kâinattaki intizama dair ifadeler görülmektedir.

Bütün dinler, kâinatı yaratan ve ondan farklı olan bir Yaratıcı'ya işaret etmektedir. Kâinat, her köşesinde bu Yaratıcı'nın imzasını taşır. Modern ilim öncülerinin ifadelerinde bu inancın izlerini görmek mümkündür. Dine inanmayanlar bile, kâinattaki intizam gerçeğine itiraz edememektedir.

Temel fizik, bu intizamın en bariz bir şekilde müşahede edildiği* ilim dalıdır. Fizik kanunları, tabiatta görülen sistematik hâdiselerin formüllerle ifadesinden ibarettir. Kütle çekimi gibi kanunlar, kâinatın her noktasında zamana bağlı olmaksızın icra edilmekte ve bu yönüyle, her zerreye sözü geçen zamana ve mekâna tâbi olmayan bir Allah inancını pekiştirmektedir.

Öte yandan kâinattaki kanunların hikmeti hususunda şimdiye kadar çok az bilim adamının araştırma yapması dikkat çekicidir. Ancak son yıllarda fizik kanunlarının mahiyeti hakkında fizikçiler ve kozmoğrafyacılar arasında artan bir alâka görülmektedir. Bu kanunlar nereden gelmektedir? Kanunların fiziki varlığı söz konusu olmadığına göre bunların yapıcı ve uygulayıcısı kimdir? Güneşin göbeğindeki bir proton, binlerce ışık yılı uzaklıktaki bir ku-asardaki protonla aynı kütleye sahip olması gerektiğini nereden bilmektedir? Akıl sahibi gözlemciler olan insanoğlunun varlığıyla bu kanunlar arasında nasıl bir münasebet vardır?

Yukarıda sıraladığımız soruların günümüzde bilhassa tartışılmaya başlanması bundan birkaç yıl önce ileri sürülen bir teori vesilesiyle oldu: California Üniversitesi'nden James Hartle ve Cambridge Üniversitesi'nden Stepnen Hawking, kâinatın yaradılışının ilk anındaki durumuyla ilgili "ilk şartlar kanunu" adlı bir hipotez ortaya attılar.
Genel olarak kanunların icrası bir takım hâdiselere bağlıdır ve sabittir. İlk şartlar ise hâdiselerin meydana geldiği vasatın dışında bir vasata atıfda bulunarak ifade edilebilir. Kâinatın yaradılışı anında daha geniş bir fiziki vasat söz konusu olmadığından buradaki şartları olduğu gibi kabul etmek durumundayız. Yaradılış, zamanın da başını temsil ettiği için daha önceki hâdiselere atıfda bulunmak mümkün değildir.

Hartle ve Hawking'in "ilk şartlar kanunu" üzerinde önemle durulması gereken bir nokta vardır: Böyle bir ilk şartlar kanununun fiziki nesnelerin haricinde, başka bir âlemde varlığı olması lâzımdır. İlim burada dinin getirdiği aydınlatıcı hakikatlere muhtaç olmaktadır. Kâinatın kanunlarını koyan; kainatın haricinde ve kainattan bağımsız olan Allah'dır. Fiziki kâinatın mevcudiyeti sadece bu kanunların icrası için lâzımdır, yoksa kanunların varlığı için değil.

Hiçbir fizikçi, kanunların bir insan icâdı olduğunu iddia edemez. Aksine, insanın yaptığı iş sadece, var olan kanunları formüllerle ifade etmekten ibarettir. Böylece kâinattaki hâdiseleri sistematik bir biçimde tedkik etmekle sebep-netice bağlantılarını ortaya çıkarmak mümkün olabilmiştir. Bu çalışmada en büyük yardımcı matematik ilmidir.
Kanunların, varlığı kâinata bağlı olmayan bir Yaratıcı tarafından var edildiğine itiraz eden fizikçiler dahi fiziğin temel problemleriyle meşgul olurken bunu kabul etmek zorunda kalmaktadırlar. Kuantum kozmografyası denilen ilim dalı buna çok güzel bir misâldir. Kâinatın nasıl yoktan var edildiğini açıklamaya çalışan kuantum kozmografyacıları, kanunların kâinat-üstü varlığını kabul etmek durumundadırlar. Aksi halde kâinatın varlığına bağlı kanunların onun ilk yaradılış anındaki hâdiseleri açıklaması imkansızdır.

Şurası bir gerçek ki fizikçilerin kullandığı terminoloji, kâinat—üstü kanunların varlığını imâ eden bir terminolojidir. Hemen bütün fizikçiler sadece kâinat—üstü bir varlığa sahip olan, yani varlığı itibariyle kâinata bağlı olmayan prensiplere "kanun" nazariyle bakarlar. Fiziki dünyamızı açıklamada matematiğin bu derece etkili olması da ayrı bir merak mevzuudur. Temel fizik kanunlarının böyle nisbeten basit matematik formülleriyle ifade edilebilmesi raslantı mıdır? Kanunların şu anki haliyle icrası tesadüfi midir, yoksa bu şekilde olmasının hikmetleri var mıdır? Özet olarak bu muntazam kâinat şanslı tesadüfler sonucu mu meydana gelmiştir, yoksa Einstein'in de belirttiği gibi Allah, kâinatı yaratırken tesadüfe yer bırakmamış, herşeyi hikmetle ve yerli yerince mi yaratmıştır?

"Antropik Kâinat" prensibi, kâinatta hayata imkân veren şartların çok sınırlı olması nedeniyle dünyanın ve dünyadaki şartların hayat için özel olarak ayarlandığını ifade etmektedir.

Bu çerçevede kâinatta şansa ve tesadüfe yer olmaması da kolaylıkla anlaşılmaktadır.
İnancın verdiği irfandan mahrum ilim adamının bu muammaları sadece maddi çerçevede çözmesini beklemek hayâldir. Nitekim Prof. Paul Davies'in de itiraf ettiği gibi "kâinatın tesadüflerle mi yoksa hikmetli bir plânlamayla mı meydana geldiği mevzuunda ilmin tek başına ve sadece laboratuvar anlayışıyla bir neticeye varması henüz mümkün görülmemektedir."

40 Yorum

Diğer Haberler

Abdurrahman Arslan Hesaplaşmya Çağırıyor! / İnsanı Yeniden Tanımla

Millet,Kavim,Kabile,dil,vatan,devlet,bayrak gibi terimleri nasıl kavrayacağız? / Selahaddin Eş Çakırgil

İslami Sol olamaz; Çünkü,... / Görkem Evci

Adalet, Allah'ın indirdiğiyle hükmetmektir! / Ahmed Kalkan

Bilginin İslamileştirilmesi / Prof.Dr.İsmail Raci Faruki

Adalet Devleti üzerine / Faruk Karataş

Yalan; İman ve Güven Kaybının En Önemli Göstergesi / Ahmed Kalkan

Gündem Kavramı ve Müslümanın Gündemi

Kavramların Esareti ve Toplumsal Dönüşüm / Faruk Karaaslan

Kavram Dünyamız... / Ramazan Kayan

Epistemoloji'nin tanımı ve işlevi / Prof.Dr.Ahmet Yüksel Özemre

Şehadet Kavramı Üzerine / Hikmet Zeyveli

Bitkiler Kuraklığa Nasıl Dayanır?

Jeolojik ve Arkeolojik Bilgiler Işığında Tufan

Modern İlim ve Kainattaki İntizam

Bilim Dünyasını Hayrete Düşüren Olay!

Kök hücreden insan spermi ürettiler

İklim Değişikliği ve Küçülen Koyunların Sırrı

500 yılda 800 türü yok ettik

Neden ağlarız?

Beynimizin % kaçını kullanıyoruz?

Vicdandan kaçış olmadığı ispatlandı.
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz