Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Tasavvuf Kitaplarındaki Uydurma Hadisler / Arif Çiftçi
İslam düşünce tarihinde fıkıhçıların ve kelamcıların tasavvufa karşı çeşitli eleştirileri olmuştur. Biz bu çalışmamızda tasavvuf hareketine hadis konusunda getirilen eleştirileri ve itirazları ele alacağız.
29/08/2009 / 11:19

 

 

 

Tasavvuf kitaplarında geçen hadisler hadis kitaplarında var mıdır? Varsa bu hadisler Kur'an ve Sünnet'e uygun, ümmetin kabulüne mazhar olmuş hadisler midir? Bununla beraber tasavvufun hadis anlayışı klasik hadis usulünün ortaya koyduğu ölçülere riayet ediyor mu? Yoksa tasavvuf hadis konusunda klasik hadis usulünün kabul ettiği şartlardan farklı, kendine ait şartlara ve ölçülere mi sahip? Bu açıdan bakıldığında "Tasavvufun hadislere ulaşmada bilgi kaynağı nedir?" gibi sorulara bu incelememizde cevaplar arayacağız. Ayrıca hadisçiler ile tasavvufçular arasındaki ilişkinin tarihsel boyutuna da değineceğiz. Hadis ekolünün tarih içinde ve bugün tasavvufçulara karşı tutumunun nasıl olduğunu ortaya koymaya çalışacağız.

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, tasavvuf hareketi tarihin hiçbir döneminde ümmetin genelinde kabul görmüş bir akım olmamıştır. Bu akım her dönemde tartışılmış, itirazlara muhatap olmuştur. Ancak olgusal bir gerçeklik olarak tasavvuf birçok dönemde varlığını bir şekilde sürdürmeyi başarmıştır. Sosyolojik anlamda halk kitlelerinin tasavvufa olan ilgilerinin zaman zaman yükselmesi din adamlarının ya da ulemanın ona hoşgörü ile bakmalarına ve mevcut rejimlerin çıkarlarına ters düşmediği müddetçe karşı çıkmamalarına sebep olmuştur. Ancak bu, tasavvufun ulemanın ve ümmetin bütününün benimsediği ve doğruladığı bir olgu olduğu anlamına gelmemelidir.

Tasavvuf kaynakları incelendiğinde bu eserlerde bol miktarda hadis denilen rivayetlere yer verildiği göze çarpmaktadır. Tasavvufun oluşumunda ve kendini İslamileştirmesinde bu rivayetlerin büyük bir önemi vardır. Tasavvufçular kitaplarında yaptıkları açıklamalarda tasavvuf öğretisinin Kur'an ve Sünnet'e dayandığını, Kur'an ve Sünnet'e dayanmayan bir tasavvufun İslam'la tezat teşkil edeceğini devamlı surette vurgulamışlardır. Bu iddia İslam hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan insanlar açısından yanıltıcı olabilmektedir.

Kur'an ve Sünnet'e uygunluk iddialarına karşın konuya teorik ve pratik açıdan bakıldığında durumun hiç de böyle olmadığı görülmektedir. Sorun öncelikle Kur'an alanında kendini göstermiştir. Sufilerin tasavvufun İslamiliğinin delili olarak ileri sürdükleri ayetleri Kur'an bütünlüğünden kopuk, parçacı bir yaklaşımla ele aldıkları ve ayetleri bağlamlarının dışında hiç ilgisi bulunmayan şekillerde yorumladıkları görülmektedir.1 Aynı şeyi hadisler için de söylemek mümkündür. Müslümanların dinin asıl kaynaklarına dair yaşadığı bu bunalım maalesef zaman içinde ümmetin hiçbir şeyi sorgulamadan, araştırmadan kabul etme eğilimini de beraberinde getirmiştir. Dini Allah'ın dini olmaktan çıkarıp atalar dini haline getiren bu zihniyet kaynaklarla irtibatı zayıf olmasına rağmen tasavvuf ve benzeri akımların İslam olarak algılanmasına neden olmuştur.

Hadis Uydurma Hareketi ve Tasavvuf

Tasavvuf kitaplarında zikredilen rivayetler incelendiğinde bunların çoğunun zayıf ya da uydurma rivayetler olduğu göze çarpar. Bu rivayetler gerek senet gerekse metin yönünden geçmişte de pek çok eleştiriye tabi tutulmuşlardır. Hadisçiler bu rivayetlerin uydurma olduğuna dair çeşitli çalışmalar ortaya koymuşlardır.

Klasik hadis kaynakları açısından tasavvufun temelini oluşturan ve halk arasında oldukça yaygın olarak bilinen birçok hadisi değerlendirdiğimizde ilk karşılaştığımız problem bu rivayetlerin temel hadis kitaplarında hiç zikredilmemiş olmasıdır. "Nefsini bilen Rabbini bilir", "Yere göğe sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım", "(Ey Muhammed) Sen olmasaydın, alemleri yaratmazdım", "Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim ve kainatı yarattım" vb. gibi rivayetler tasavvufçuların iddia ettiğinin aksine uydurma sözlerdir ve Kütüb-i Sitte'de dahi geçmemektedir.2

"Başlangıçtan itibaren hadis uydurma hareketi hayatın her alanını ilgilendiren konuları içermiştir. Bununla birlikte İslami ilimlerde zayıf ve mevzu hadis denilince akla ilk gelen sahalardan biri tasavvuftur. Özellikle tasavvufun ihtiva ettiği hususlarla ilgili hadisler uydurulduğu sıklıkla görülmüştür. Konuyla alakalı olarak yazılan eserlerin hemen hepsinde zühd ve hayır maksadıyla hadisler uydurulduğundan ve bu işi yapanların bazı zahidler ve salihler olduğuna dikkat çekilmiştir."3 Bu gerçek Müslim'in mukaddimesinde şu sözlerle ifade edilmiştir: "Hayra ve zühde nispet edilen kişiden daha çok yalan söyleyen görmedim."

Hadisçiler uydurma hadisler konusunda ehl-i tasavvufun rolünün çok büyük olduğunu ileri sürmüşler ve bunun nedenlerine dair de tespitlerde bulunmuşlardır.

"Bu gruba mensup olanlar Müslümanları iyiliğe ve bol ibadete sevk etmek, kötülükten uzaklaştırmak, dine daha çok fayda sağlamak ve Müslümanlar arasındaki ihtilafları yok etmek, fırkaları birbirine yaklaştırmak için hadis uydurmuşlardır."4

İslam düşünce tarihinde önceleri tasavvufun İslam'daki varlığı üzerine yürütülen tartışmalar zaman içerisinde tasavvufun İslami esaslara uygun olup olmadığı tartışmasına dönüşmüştür. Toplumsal gelişmeler ve birtakım dış tesirler tasavvufa İslam dışı unsurların girişini kolaylaştıran etkenler olmuştur.

Mutasavvıfların Hadis Anlayışı

Pratikte hadise büyük önem verdikleri düşünülen tasavvufçuların aslında hadis rivayeti ve kaynakları konusunda hiç de titiz olmadıkları görülmektedir. Öncelikle tasavvufçular rivayetlerinde senet zikretmezler. Hadisleri mana, keşif, ilham ve rüya yoluyla aldıklarını iddia ederler. Onlara göre bir rivayetin tasavvufi bir eserde geçmesi o hadisin doğruluğu için yeterlidir. Yani usuli anlamda bir rivayet bilinci gelişmemiştir tasavvufçularda. Tasavvuf kitaplarında geçen şeyh sözleri zamanla hadis olarak nakledilmiş, bu durum uydurma rivayetlerin tasavvufi eserlerde bolca bulunması sonucunu doğurmuştur.

Hadisleri keşf, ilham ve rüya yoluyla elde ettiklerine inanan sufiler, bir de bu sözleri Hz. Peygamber'le görüşerek teyit ettirmek gibi farklı bir hadis usulüne sahip olduklarını söylemişlerdir. Halbuki klasik hadis usulünde keşf, ilham ve rüya ile hadis rivayetinin güvenilir kabul edilmediği ortadadır. Keşf, rüya ve ilham yoluyla hadis rivayet ettiğini iddia etmek yeni bir sünnet ortaya koymaktan başka bir anlama gelmemektedir.

Tasavvufun temel esaslarının uydurma rivayetlere dayandırılması erken dönemlerden itibaren eleştiri konusu olmuştur. Tasavvuf konusunda yazılmış ilk eser kabul edilen er-Rivaye ve yazarı Haris Muhasibi (ö. 243/857)'nin durumu bu konuda ilk örneklerden biridir. Kendisi tasavvuf geleneğinin önde gelen ulemasından sayılmaktadır. Yaşadığı dönemde hadis ekolünün ağırlığı vardır. Haris Muhasibi bu çağın en ünlü mutasavvıflarındandır. Yazdığı eserlerle kendisinden sonrakileri etkilemiştir.

"Fıkıh, kelam, hadis ve tasavvufta imam" kabul edilen birisi olmasına rağmen Kütüb-i Sitte'de kendisinden hiç hadis rivayet edilmemiştir. Zamanının hadis ekolünün temsilcisi olan Ahmed b. Hanbel tarafından Haris Muhasibi dışlanmış birisidir. Hadisler konusunda dikkatli olmadığı, rivayetleri önemsemediği, kitaplarının bidat ve hurafelerle dolu olduğu, onlardan uzak durulması gerektiği, insanı delalete sevk edeceği gibi suçlamalara maruz kalmıştır. Bu tepkiler karşısında Haris Muhasibi inzivaya çekilmiş, ölümünde cenazesini sadece dört kişi kılmıştır.5

Tasavvufa karşı kelam ve hadis ekolünün müntesipleri ağır suçlamalar yöneltmişlerdir. Selef denilen hadis ekolünün tasavvufu savunan kişilere ve yazdıkları eserlere dair ilk dönemlerden itibaren yaptıkları değerlendirmeler, suçlamalar gerçekten bize tasavvufun içinde bulunduğu vahim durumu göz önüne sermektedir.

"Meşhur hadis alimi İbn Salah ilk ve en muteber tasavvufi tefsiri yazmış olan Sülemi'nin Hakikat'ut-Tefsiri hakkında şöyle diyor: "Bu kitaptaki şeyler tefsir değildir. Eğer Sülemi bunların tefsir olduğuna inanıyorsa kafir olmuştur."6

Şatıbi bu konuda şöyle diyor: "Türedi sufiler ayete, hadise ve şeri naslara aykırı da olsa kitaplarda nakledilen mutasavvıfların sözlerine ve menkıbelerine bağlanıyor ve bunları kendileri için din haline getiriyorlar. Mutasavvıfların söz ve davranışlarına hüsnü zan gösterdikleri halde Muhammed'in şeriatı konusunda hüsnü zan beslemiyorlar. Bu ise hakka tabi olmak manasına gelmez, kişilere uymak manasına gelir."7

Bu değerlendirmelerimiz hadis ekolüne ait ortaya konulan tüm tespitlere katıldığımız anlamına gelmez elbette. Hiç şüphesiz klasik hadis usulü de kendi içinde birçok yanlışları, eksiklikleri barındırmaktadır. Fakat hadisçilerin tasavvufi anlayışa göre en azından dinin kaynaklarına dair bir usul kaygısı taşıdığını kabul etmek gerekir. Bu nedenle hadis tarihine dair klasik eserler tarihi süreç içinde tasavvufun hadis anlayışını incelemede faydalanılacak bilgiler verebilir.

Tasavvuf kitaplarında geçen uydurma hadisler konusunda son dönemde yapılmış değerli çalışmalar da vardır. Bunlardan birkaç tanesini şöyle sıralayabiliriz:

1. Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, Ahmet Yıldırım, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2000.

2. Tasavvuf Kültüründe Hadis, Tasavvuf Kaynaklarındaki Tartışmalı Rivayetler, Muhittin Uysal, Yediveren Yayınları, Konya, 2001.

3. Osmanlı Halkının Geleneksel İslam Anlayışı ve Kaynakları, Dr. Hatice Kelpetin Arpaguş, Çamlıca Yayınları, İstanbul, 2001.

4. Uydurma Hadislerin Doğuşu ve Sosyo-Politik Olaylarla İlgisi, Prof. Dr. Sadık Cihan, Etüt Yayınları, Samsun, 1997.

Yukarıda verdiğimiz kaynaklarda birçok tasavvuf kitabı incelenmiş ve bu kitaplarda geçen hadisler kaynak itibariyle gözden geçirilmiştir.

 

Dipnotlar:

1- Bu konu ile ilgili Mustafa Öztürk'ün Tefsirde Batınilik ve Batıni Tevil Geleneğe ve Kur'an ve Aşırı Yorum isimli çalışmalarına bakılabilir. Ayrıca yine aynı yazarın "Tefsirde Zahir-Batın Dualizmi ya da Tasavvufi Aşırı Yorum" (İslamiyat, cilt 2, sayı 3/1999) adlı makalesi incelenebilir.

2- Yıldırım, Ahmet, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2001, s. 415.

3- Yıldırm, a.g.e., s. 54.

4- Koçyiğit, Talat, Hadis Usulü, Ankara 1977, s. 141.

5- Uysal, Muhittin, Tasavvuf Kültüründe Hadis, Tasavvuf Kaynaklarındaki Tartışmalı Rivayetler, Yediveren, Konya 2001, s. 89.

6- Uludağ, Süleyman, İslam Düşüncesinin Yapısı, Dergah Yayınları, İstanbul 1999, s. 64.

7- İbn-i Cevzi'nin Telbis-ü İblis'inden aktaran Süleyman Uludağ, a.g.e., s. 65.

 

 

Tasavvuf Kitaplarındaki Uydurma Hadisler -2

 

Bir önceki bölümde tasavvufun inanç esaslarının ve pratiğinin dayandığı hadislerin zayıf veya uydurma olduğunu ifade etmiştik. Bu hususu tasavvuf öğretilerinin temel esası olan birtakım kavramları ele alarak inceleyebiliriz. Tasavvuf bazen İslami kavramları içlerini boşaltarak, hatta onları aslından saptırarak kullanırken, bazen de yeni kavramlarla kendisini ifade etmeye çalışmıştır.

Tevhid, yaratılış, Allah, peygamberlik, nübüvvet, veli, evliya, zikir, zahir, batın, zühd, rabıta, keramet gibi kavramları İslami literatürden ve Kur'an bütünlüğünden kopararak, üstelik bu konularda kendi dünya görüşüne dayanak yapmak için hadis bile uydurmaktan çekinmeyerek ümmeti bambaşka bir din anlayışına götürmüştür. Dış görünüşü İslam boyası ile boyanmış gibi görünse bile içeriği İslam öncesi dinlerden ve fethedilen yerlerin kültürlerinden etkilenerek oluşan bir eklektik yapıyla karşı karşıya olduğumuzu gözden kaçırmamak gerekir.

Tevhid ve Allah Tasavvuru

Tevhid konusunda tasavvufçular pek çok hadis uydurmuşlardır. Bunlardan birkaç örnek verebiliriz:

1. "Benim Allah ile beraber olduğum öyle bir vakit vardır ki benimle birlikte o vakitte bana, ne Hakk'a yakın bir melek, ne de gönderilmiş bir peygamber yaklaşabilir."

Bu sözün meşhur tasavvuf kitaplarında geçmesine rağmen (Kuşeyri'nin Risale'sinde, İbn Arabi'nin Fususü'l-Hikem'inde, İmam-ı Rabbani'nin Mektubat'ında ve Hucviri'nin kitaplarında) hadis kitaplarında bu söze rastlanmadığı belirtilmiştir.1

Tevhid konusunda uydurma olan bazı rivayetleri herhangi bir yorum yapmadan şöyle sıralayabiliriz:

2. Rasulullah şöyle buyurdu: "Rabbim bana bu gece en güzel şekilde geldi."

3. Ebu Hureyre'den Rasulullah şöyle buyurdu: "Allah kıyamet gününde: 'Ey Ademoğlu! Ben hasta oldum da sen beni niçin ziyaret etmedin' diyecek. Ademoğlu: 'Ya Rabbi sen alemlerin Rabbisin, ben seni nasıl ziyaret edebilirim?' diyecek. Allah Teala 'Falan kulumun hasta olduğunu bildiğin halde niçin onu ziyaret etmedin? Eğer onu ziyaret etseydin, beni onun yanında bulacaktın.'"

Bu rivayetin İncil'de de bir benzeri vardır.2

4. Ebu Hureyre'den Rasulullah şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki en alttaki dünyaya, iple bir adam sarkıtmış olsanız, mutlaka Allah'ın üzerine düşer."

5. Ebu Hureyre'den Rasulullah'ın buyurduğuna göre, Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Her kim benim veli kullarımdan birisine düşmanlık ederse, ben ona harp açarım. Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşmamıştır. Kulum bana devamlı nafile ibadetleri ile yaklaşır. Bunun sonucunda ben de onu severim. Bir kere onu sevdim mi, ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Eğer benden bir şey isterse onu verir, bana sığınırsa muhakkak onu himaye ederim."

Yukarıdaki sözler Buhari, İbn Mace ve Ahmed b. Hanbel'de geçmesine rağmen hadis tenkitçileri tarafından kabul görmemiş ve ihtiyatla yaklaşılmıştır.

Bu sözler şöyle değerlendirilmiştir: "İslam itikadına göre peygamberler dışında hiç kimse masum değildir. Peygamberlerden bile zelle denilen hatalar sadır olmuştur. Hatta peygamberlerin tebliğ dışında bulundukları hallerdeki masumiyeti tartışılmıştır. Hal böyle olunca veliler için masumluk yolunu açmak onlara hakkı olmadıkları mertebeyi vermek demektir ki bu da İslam inancına terstir. Ayrıca böyle bir anlayış insanları olmadıkları mertebe dışında görmek gibi itikadi açıdan büyük hatalara düşmesine sebebiyet vermektedir."3

6. Ebu Hureyre'den, Rasulullah (s) şöyle buyurdu: "Allah, Adem'i kendi suretinde yarattı."

Bu hadisi Buhari, Müslim ve Ahmed b. Hanbel rivayet etmesine rağmen kelamcılar teşbih ifade ettiği için tenkit ederken aynı ifadelerin Tevrat'ta "Ve Allah insanı kendi suretinde yarattı."4 şeklinde geçmesi enteresandır. Hadiste İsrailiyat etkisi görülmektedir.

"Hadis olarak aslı olmadığını belirlediğimiz sözler, bazı sufilerin, yine birçok meslektaşları tarafından bile tenkitlerine neden olan yanlış bir tevhid telakkisine kapılmalarında etkili olmuştur. Bu noktada sufiler arasında bir anlayış birliğinden söz etmek çok zordur. İlk dönemlerin sufileri tevhidi 'Her türlü kötü sıfatlardan temizlenme ve güzel sıfatlarla muttasıf olma' şeklinde bir ahlak ve ruh eğitimi aracı görürlerken; sonraki dönemlerde yaşayan bazı sufiler, onu, kulun Allah'la bütünleşmesi olarak algıladıkları için kulluk ve sorumluluk bilincinin de sona ereceği bir çeşit 'Kendinden geçme hali' olarak kabul ettiklerini görüyoruz."5

Tasavvufa Göre Yaratılış Felsefesi

Tasavvufçular dünyanın yaratılışını ilahi aşk kavramıyla açıklamışlardır. Bu meyanda ileri sürdükleri görüşlere hadisten dayanak arayarak ispatlamaya çalışmışlardır.

Örnek: "Gizli bir hazine idim, bilinmemi istedim; bilinmem için mahlukatı yarattım. Kendimi onlara tanıttım, onlar da beni tanıdılar."

Bu sözlerin hiçbir hadis kitabında olmadığı tespit edilmiştir. Bu sefer de bu anlayışın kutsi hadis formunda savunulmaya geçildiği görülmüştür. Bunu zaman zaman kendileri de ifade etmekten çekinmemişlerdir. İbn Arabi bu sözler hakkında: "Nakil yönünden sahih değilse de, keşfen sahihtir." şeklinde hadis usulcülerinin reddettikleri bir usulle delillendirmeye çalışmıştır.

Dünyanın yaratılışı Allah'ın mutlak kudretiyle olmuştur. Bunun sebebini izah etmek, kesin nasların dışında bir yorum yapmak gaybe taş atmaktır. Maalesef bir uydurma söz tarih boyunca doğru kabul edilerek İslami edebiyat altında şair ve yazarlara ilham kaynağı olmuştur.

Yanlışlar İslami edebiyat ve sanat alanında kalmamış süreç içerisinde insanların akideleri de bu yanlış sözler üzerine bina edilmiştir. Mevlitlerde, mesnevilerde ve günümüzde İslami endişe taşıdığını bildiğimiz gazete köşelerinde hâlâ devam etmektedir. İşte bunun en son örneği: "Akit gazetesinde şair arkadaşımız Müştehir Karakaya ile bir söyleşi yayınlandı. Müştehir arkadaşımız 'Kainat bir aşkın tezahürüdür.' diyordu. Bunu da uydurmalığı sıhhatinden daha meşhur bir hadis iddiasına dayandırıyordu: Levlâke hadisi olarak da bilinen 'Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım' rivayeti.

Yanımızda/yakınımızda bulunan bir genç şair arkadaşımızın bile, bu ifadelerin uydurma olduğunu bugünden sonraya hiç işitmemiş gibi, poetikasını oluşturmada delil olarak kullanılmasını nasıl açıklayacağız? Çünkü kimsenin başka bir kaynağı yok. İnsanlar sanatı, şiiri konuşurken birinci elden kaynağa bakma ihtiyacı duymuyorlar her nedense."6

Bu düşüncelere katılmamak mümkün değildir. "İlk yaratılan nedir?" konusu da tasavvufçular arasında tartışılmış ve bununla ilgili birkaç söz uydurulmuştur. Örneğin: "Allah'ın ilk yarattığı akıldır." veya "Allah'ın ilk yarattığı, nurumdur." şeklinde birbiriyle çelişen hadisler uydurulduğunu görmekteyiz. Bu tartışmalar felsefi tasavvufun zihin jimnastiği yaptığı dönemlerin ürünüdür. Aynı görüşler daha sonraki dönemlerde de hiç tartışılmadan kabul görmüştür. Bu sözler neo-Platonizm ve Gnostisizm öğretilerinin tasavvufu etkilemesi sonucu hadis haline gelmişlerdir. Dünyanın yaratılması konusunda neo-Platonizm, tecelli düşüncesini kısaca "Alemin, Allah'tan sudur ettiğini, O'nun bir parçası olduğu" fikrini öne sürer. Bu nazariyeye göre bütün varlıklar Allah'ın bir parçasıdır. O'nun tecellisidir. Bu anlamda uydurulmuş bir hadis: İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre Cebrail (a) Peygamberimize şöyle dedi: "Allah arşı yarattı, onun 400 direği vardır. Bir direkle diğeri arası 400 senelik yoldur. Yedi kat gök, kürsinin yanında çöle atılmış bir halka gibidir. Kürsi de arşın yanında böyledir." Hadis denilen bu sözler hiçbir hadis mecmuasında yer almamaktadır.

Kainatın yaratılışı konusunda ileri sürülen hadislerin ravi zincirinde genellikle Ka'bu'l-Ahbar adının geçmesi dikkat çekicidir. Çünkü hadisçilere göre Ka'b, İslam kültürüne İsrailiyat etkisini getiren kişidir. Ka'b'ın sözlerinin Tevrat kaynaklı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Hz. Ömer bu kişinin hadis söylemesini yasaklayarak sürgün tehdidinde bulunmuştur. Ayrıca Buhari ve Müslim bu şahıstan hiçbir rivayette bulunmayarak şüphelerini ortaya koymuştur.7

İlk yaratılanla ilgili olarak da bir fikir birliği yoktur. Bunlar: kalem, akıl, nur-ı Muhammedi, Levh-i Mahfuz, arş, su olarak ileri sürülmüştür. Bu konular Gazali, İbn Arabi, İsmail Hakkı Bursevi, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Aziz Mahmud Hüdayi gibi kişilerin kitaplarında maalesef uydurma hadislere dayandırılarak ispatlanmaya çalışılmıştır. Daha sonrakiler bu uydurma haberlere dayanarak hiçbir eleştiri yapmadan bunları doğru kabul ederek içtihat oluşturmuşlardır. Olaya Kur'an ve sahih hadisler çerçevesinde bakıldığında yapılan izahların İslam akidesine ters düştüğü görülecektir. Artık bu kitapların dikkatli bir şekilde incelenerek okunması sağlanmalıdır.

 

Dipnotlar:

1- Ahmet Yıldırım, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2001, s. 80.

2- Matta, XXV, 34-46.

3- Ahmed Yıldırım, a.g.e., s. 85-86.

4- Tevrat, Tekvin, 1, 27.

5- Muhittin Uysal, Tasavvuf Kültüründe Hadis, Tasavvuf Kaynaklarındaki Tartışmalı Rivayetler, Yediveren, Konya 1999, s. 264.

6- Metin Önal Mengüşoğlu, "Sanatın Müslüman Zihinlerdeki Titrek Konumu", İktibas dergisi, Sayı: 317, Mayıs 2005, s. 48.

7- Veli Atmaca, Hadiste İsrailiyata Bakış: Ka'bu'l-Ahbar, HÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, Urfa 1977, s. 177.

 

Haksöz Dergisi / Arif Çiftçi

 

35 Yorum

Rıdvan Işık 23-10-2011, 21:52:26
Enbüyük yalancılar...
neylersiniz uydurma başta yakalanıp teşhir edilmedi mi bir müddet sonra gerçek kabul edilir alimlerin görevi dini hurafelerden/yabancı tasalutundan korumakken bizzat bazı alimler hurafeleri dine sokmuş ve meşrulaştırmıştır?İlahi dinleri bozanlar dinadamları ve siyasiler değil mi?Dünyada en çok yalan iki kesimden çıkmıştır dinadamları ve politikacılar 'dan masumların dinini ve dünyasını heder etmişler...

Yorumların tamamı için tıklayınız.

Diğer Haberler

Nasıl Bir Râsule ve Nasıl İnanıyoruz? / Erhan Koç

Hadislerin Vürûd Sebepleri / Prof.Dr.İsmail Lütfi Çakan

Bosnalı Bir Alim: Muhammed Tayyib Okiç:Türkiye’de hadis kürsüsünün kurucusu.

Bilgi Kaynağı Olarak Nebevî Sünnet / Dr.Muhammed Ammara

Hadisin Sübutunu Tespitte "Kuran'la Mukayese" meselesi / Doç.Dr.Ayhan Tekineş

Koşulsuz "Merhamet Peygamberi" mi,merhametle yoğrulmuş "Adalet Peygamberi" mi? / İlhami Güler

Muhammed Esed'in Hadis Yorumculuğu

Hadis Araştırmasında Dikkate Alınabilecek Aklîlik İlkeleri Ve Örnek Uygulama / Yavuz Ünal

Kutsi Hadisler Üzerine Bir Değerlendirme / Prof.Dr.Enbiya Yıldırım

Vahiy Karşısında Hz.Peygamberin Konumu ve Yükümlülüğü / Prof.Dr.Mehmet Erdoğan

Siyer Yazıcılığında Malzemeyi Kullanma Problemi / Doç.Dr.Mehmet Azimli

Sünneti Çağa Taşımak / Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Prof.Dr.Bünyamin Erul ile Peygamber Tasavvuru Üzerine

Peygamber Aklı / Ali BULAÇ

İslam Peygamberi'nin Hayatını Niçin İnceliyoruz? / Prof.Dr.Muhammed HAMİDULLAH

Necat Vesilesi Olarak Hz.Peygamber / Cemal Şakar

Hz.Muhammed'in (sav) Büyülendiği İddiası / Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Sünnet, Kur'an'ın pratize edilmiş halidir / Ahmet Kalkan

Nebevi Duruş / Ramazan Kayan

Müslümanlarda Beşeri Zaafların Belirişi ve Tevbe Süresinin Siyasi Çözümlemesi / Prof.Dr.Muhammed Abid Cabiri

Sünnet ve Hadis / Prof.Dr.Fazlur Rahman

Hz.Peygamber : Mitolojik Bir Figür Değil Hayatın İçinden Bir Kahraman / Prof.Dr.Şinasi Gündüz

Hurafeler Karşısında Hz.Muhammed (sav) / Prof.Dr.İbrahim Sarıçam

Hz.Peygamber'in Sünnetini Anlama ve Yaşama / Prof.Dr.Selahattin Polat

Hadis'te Davranış Güdüleri / Hadis ve Psikoloji

Oligarşi için "Pişmanlık Yasası" Çıkarılsın

Ercümend Özkan'ın Öncü Rolü Konuşulacak

Kenan Alpay, Cuma Günü Yargılanıyor!

Mehmet Pamak'tan Diyanet'e tavsiye : YA HAKKI SÖYLEYİN YA SUSUN!

Diyanet'e "Tevhid Dinine Dön" Çağrısı

CAMİLERİMİZ KEMALİST FANATİZMİN ÜSSÜ OLAMAZ!..

Modern Cahiliyye ve Milli Dindarlık -PANEL-

Taksim'de Onbinlerce Kişi İsrail'i Protesto Etti

Genelkurmay'a Çağrı : KIŞLANA DÖN!

Bugünün İhyasından Yarının İnşasına Bir Soluk : "VUSLAT"

Yeni Öğütüm Yılına Karşı Mücadeleye Çağrı

Özgün Duruş Gazetesi Çıktı!

Bağcılar'da Şehid Seyyid Kutub Gecesi

Hakikat-i Muhammedi ve Nur-u Muhammedi : Tasavvufun Peygamber Anlayışının Tenkidi

Tasavvuf Kitaplarındaki Uydurma Hadisler / Arif Çiftçi
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz