Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Tanzimat muhalifi bir şair : Seyranî
Seyranî’nin önemli taraflarından biri, Tanzimat döneminde yapılan reformlara karşı çıkmasıdır. O, bu yönüyle Şinasi’nin tam karşısında yer alır. Özgün Duruş`ta haftanın portresini Altan Algan yazdı:
20/11/2009 / 14:33

Altan Algan / Özgün Duruş Gazetesi

 

On dokuzuncu yüzyıl halk edebiyatının kendine has şairlerinden Develinin “büyük evladı” Seyranî’yi ortaöğrenim yıllarımda, edebiyat derslerinde duymuştum ilkin. Kuşkusuz, Seyranî halk şiirinin büyük ustalarından biri. Şiiri hayatın içinden akıp gelir; onun her hücresinde evrensel, toplumsal, bireysel yaratıcı birikimler vardır. Şiirle yazılan, dile gelen bir toplumsallık söz konusudur. Bu yüzden etkileyicidir. Özü gürdür çünkü. Dahası yergiciliği, taşlamacılığı, bir bakıma gizemciliğini bastıran, haksızlığa, rüşvete, kıyıcılığa, toplumsal dengesizliklere, ahlaksızlığa karşı gözünü budaktan esirgemeden, korkmadan, çekinmeden savaşım veren, bu arada inancının gereklerini de bir yana itmeden, şiirsel yapıdan, söyleyişten uzaklaşmadan, etkin, kalıcı şiirlerini sazıyla halk içinde söyleyen güçlü bir şair Seyrani. Şiirlerinin çoğunun bugün de güncelliğini yitirmemiş olması, halk katında büyük saygınlık kazanması, Seyrani’nin gücünü belirlemesi bakımından ilginçtir.

 

Basit bir halk şairi değil!

Onun halk edebiyatı içindeki yerine değinen cılız yaklaşımlar içinde kaybolup gittiğini ise çok sonraları fark ettim. Tabii bu konuda yanılmakta yalnız değilim. Haşim Nezihi Okay Develili (Everekli) Seyrani Hayatı ve Şiirleri kitabına 1953 yılında yazdığı “Birkaç Söz” başlıklı önsözünde benim gibi yanılgısını itiraf eder: “Eskiden Seyranî adını işitince basit bir halk şairi der ve üzerinde durmadan geçerdim. Fakat talih ve tesadüf beni bu büyük şairin kasabasında çalışmaya sevk edip kendisini hakkile okuma ve üzerinde durma imkânlarını bulunca kanaatimin yanlışlığındaki büyüklüğün derecesini anladım ve kendi kendime bu çocukça gafletimden utanç duymaya başladım.”

 

Fuat Köprülü’den İbrahim Habip Sevük’e, Yakup Kadri’den Behçet Kemal Çağlar’a, Hasan Ali Kasır’dan Mustafa İslamoğlu’na değin birçok edebiyatçının ilgisini çeker Seyranî. Bunlara dair dönemselliğin etkisini ihmal etmeden farklı okumalar yapılabilir. Mustafa İslamoğlu ile Hasan Ali Kasır’ın Seyranî ilgisinde ise kesişmeler vardır. İslamoğlu bunu şöyle açar: “Kütüphanemi karıştırıyordum. Hiç gözden ve elden geçirmediğim bir köşesinde, adeta görünmemek için ´zulaya´ saklanmış gibi duran kalın bir dosya ilişti gözüme. Elime aldım. Elle yapılmış karton kapağında büyücek "Seyranî" yazıyordu. İnce pelür kâğıda, daktiloyla inci gibi dizilmiş satırlar. 20 yıl öncesine gitti zihnim. Birden hatıralarım canlandı. Buruk duygular kapladı içimi. Bu benim ilk kitap çalışmamdı. Hemşehrim ünlü halk ozanı Seyranî ve şiirlerini içeriyordu. Fakat yayımlanamamıştı. Bu yayımlanamayışın ilginç bir de hikâyesi var: Ben eseri bitirdikten sonra geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz can dostum Hasan Ali Kasır, biraz da kendisine verilen bir görevi yerine getirmek için "Seyranî"sini hazırlamaya başladı. Kasır´ın Seyranî´si basıldıktan sonra ben kendi eserimi basmaktan vazgeçtim.”

Seyrani’nin güçlü şairliğinin yanında önemli taraflarından biri de Tanzimat döneminde yapılan reformlara, tüketimciliğe, gösterişçiliğe, adaletsizliğe karşı çıkmasıdır. O, bu yönüyle Tanzimat şairi Şinasi’nin tam karşısında yer alır.

 

Peki, kimdir Seyranî?

Esas adı Mehmet olan Seyranî, Kayseri’nin şimdiki adı Develi olan Everek ilçesinde doğmuş, gene doğduğu yerde ölmüştür. Bir saptamaya göre Develi ilçesinin Camiîkebir mahallesinde -tıpkı Tanzimat’ın mimarı Mustafa Reşit Paşa gibi- 1800 yılında dünyaya gelmiş, 1866 yılında ölmüştür. Ancak bu tarihlerin doğruluğu üzerinde kuşkular da vardır. Bazıları onun 1807 yılında doğduğunu iddia etmektedirler. Eğileceğimiz yön bakımından onun şu ya da bu tarihte doğmuş olması fazla bir önem taşımamasına rağmen onun bir şiirinden hareketle bu doğum tarihinin, yani 1800 yılının doğru doğum tarihi olduğunu söylemek mümkündür. Seyranî bir şiirinde “Eyvah ömrüm geçti yüze dayandı… / Ömrüm bahar yaz kış güze dayandı…” demektedir. Buradan yola çıkarak onun 65 yaşından fazla bir ömür sürdüğünü rahatlıkla söylemek mümkün.

 

Yergici bir şair

Asıl adı Mehmet’tir Seyranî’nin. Babası Oruza Camii imamı Cafer Efendi, annesi Emine Hanım’dır. Babası fakir bir cami imamı olmasına ve kıt kanaat geçinmesine rağmen çocuklarının eğitimine özel bir önem vermektedir. Onun çocukluk ve gençlik yıllarından bilinen tek şey, iki yıllık medrese eğitimidir. Asıl adının Mehmet olduğunu belirtmiştik. Peki, Seyranî lakabını ne zaman ve nasıl almıştır halk şiirinin bu güçlü sesi? Kuşkusuz bunun sebebi tek bir olaya irca edilemeyecek denli bilinmezleri içinde barındır. Ayrıca insanların hayal gücü, menkıbeciliği, bu konudaki bilinmezliği gidermek düşüncesiyle yığınla hikâye ve menkıbe uydurmuştur. Ne var ki bu menkıbeler bilinmezliği daha da çoğaltmıştır. Bu menkıbelerde kimi zaman Türk Müslümanlığının Şamanist ögelerle beslediği veli kültü, kimi zaman bilgelik, kimi zaman da veli kültü ile akraba olan bir meczupluk yan yana gider. Yığınla hikâye ve menkıbe içinden şu iki örnek onun yergiciliğini anlamaya yeter kanısındayım:

 

Seyranî’nin mahallesine muhtar seçilecektir. Mahalle sakinleri Seyranî’ye gelerek,

­- Güreklerin Hacı Osman Ağa’yı muhtar tuttuk baba, diye sorarlar.

Seyrânî,

- Ben dünya işlerinden anlamam, ama mademki sordunuz, söyleyeyim, diyerek şu dörtlükle sorularını cevaplar:

 

“Helisine hölüsüne

Sapan geçmez kelisine

Cami-i Kebir muhtarlığı

Kalmış Gürlek delisine”

 

Bir başka örnek şudur: Bir gün gözleri görmez olan bir dostu,

- Ahh baba, artık bende dünyayı görecek göz yok, der.

Seyranî de şu ünlü cevabı verir:

- Üzülme gayri, dünyada da görülecek yüz yok.

Kısaca o taşkınlaşan taşlanmacı ve kendine özgü bir şairdir.

 

Söz ustası İstanbul yolunda

Develi o dönemde âşıkların uğrak yeriydi. Dönemin âşıkları sık sık burada buluşup meşk ediyorlardı. Saza ve şiire ilgi duyan Seyranî de bu tür meşklere katılıyor, usta âşıkları dikkatle izliyor, onlardan bir şeyler öğrenmek için çaba harcıyordu. Bir süre sonra yavaş yavaş saz çalmaya ve şiirler söylemeye başlamıştı. Yazdığı şiirler yaşına göre çok ustacaydı.

 

Kısa bir zaman içinde kendinden bahsedilen, şiirleri dillerde dolaşan bir âşık oldu. Seyranî`nin ününü duyan çevre il ve ilçe âşıkları sık sık Develi`ye gelerek onunla atışıyorlar, Seyrani ustalığını konuşturarak onları pes ettiriyordu.

 

Artık Seyrani’ye Develi dar gelmeye başlamıştı ve her âşığın daha doğrusu her şairin gönlündeki şehir olan İstanbul`a gitmeyi arzuluyordu. Şairin büyüklüğü İstanbul’da sınanıyordu çünkü. Seyranî gibi bir söz ustası da Develi’de duramaz, kalkar İstanbul’a gider. Otuz-kırk yaşlarındadır. Ama ne zaman İstanbul’a gittiği konusunda da bir belirsizlik vardır. Buna menkıbeler de eklenince belirsizliğin belirleyiciliğinde yol almak kaçınılmaz gibi görünüyor. Ya İkinci Mahmut’un (1808-1839) son zamanları ya da Sultan Abdülmecit`in (1839-1861) tahta geçtiği yıl olan 1839’da İstanbul`a gitti. İkinci Mahmut’un son zamanları olması kuvvetle muhtemeldir. Abdülmecit’in tahta çıkması ile bir tarih düşürme beytinde şöyle demektedir: “Bir iki üç yedi delik/Sultan Mecit oldu melik” Bu tarih miladi olarak 1839’dur.

 

Saraya eleştiri

Seyranî, Abdülmecit’in padişah olması sıralarında İstanbul’da olmalı ki yukarıdaki tarih düşürmeye benzer şu dörtlüğü söylemiştir:

 

“Bir iki üç yedi delik

Sultan Mecit oldu melik

Kimsede yok bir metelik

Gereğinde harcar ola”

 

O yıllarda İstanbul`da semai kahvelerine, saz söz meclislerine ilgi gösteriliyor, âşıklar birer bilge kişi olarak görülüyor, dinleniyordu. Bu meclislerin müdavimleri, âşıkları yalnız bırakmıyor, onları meclisten meclise, kahveden kahveye taşıyorlardı. Saray`da devlet erkânının konaklarında, zenginlerin köşklerinde bir araya gelen âşıklar, birbiriyle tanışıyor, söyleşip atışıyorlardı. Bazı paşa ve beyler, âşıkları himaye ediyor, onlara rahat bir hayat sağlıyorlardı.

 

Böylesi bir zamanda İstanbul`a gelen Seyranî, zamanın saz ve kalem şairleriyle tanıştı, onların sohbetlerinde bulunarak görgüsünü, bilgisini artırdı. Develi’de yarım kalan medrese öğrenimini de burada tamamladı. Âşıkların toplandığı semai kahvelerinde düzenlenen birçok atışmaya katıldı.

 

Ancak Seyranî, yaratılışı gereği, etrafında gördüğü yanlışlıkları, rüşveti, adaletsizliği, cahilliği görmezlikten gelemeyen ve şiirlerinde ağır bir şekilde bunları hicveden, dik kafalı bir şairdi. Sultan Abdülmecit`in halk şairlerine önem verdiği dönemde İstanbul’da bulunan Seyranî de 40 âşıkla birlikte 1839 yılında saraya davet edilmiştir. Padişah aşçıbaşıya şu emri verir: “Âşıklara sor ne yemek yerlerse onu hazırla” Âşıkların kimisi et-süt, kimisi baklava-bal-börek isterken sıra Seyranî`ye gelince “Dert yerim” demiş. Bu cevaba kızan aşçıbaşı padişaha şairi şikâyet etmiş. Huzura alınan şaire Padişah,

 

- Siz böyle söylemişsiniz doğru mu, der.

Hayatında asla yalan söylemeyen Seyranî,

- Evet efendimiz ben hayatımda hep dert, gam yedim, dedikten sonra,

 

Hep erenler bir araya geldiler

Herkes yediğini burda dediler

Bulamacı bulamayan gidiler

Sabah kahvaltısı bal padişahım”

 

diyerek durumu arz ettikten sonra, “Devletlim neyi ihsan ederse onu yerim” deyişi Padişah Abdülmecit`in hoşuna gider ve takdirle taltif edilerek sarayda saz şairi olarak alıkonulur.

Sultan Abdülmecit zamanında padişahın huzurunda âşıkların katıldığı bir yarışma düzenlenir. Yarışmaya Seyranî de katılır. Yapılan atışmada birinci olur. Belirlenen ödül dışında padişah şaire samur kürkünü hediye eder. Seyranî saraydan ayrıldıktan sonra, dışarıda soğuktan titreyen bir fakir görür ve kürkü fakire giydirir. Bunu sultana hakaret olarak görenler olayı sultana ulaştırırlar. Seyranî huzura çağrılır. Sürgün cezasıyla tehdit edilir. Seyranî padişahın huzurunda “Şehr-i hakikata doğru gidenin” diye başlayan “Hakkın mekânından özge bir mekân/Bulmak mümkün ise bul gönder beni” ile biten şiirini okur. Bu şiir padişahın hoşuna gider ve şairi affederek ihsanlara boğar. Ama o bunu, yani eleştirelliğini bırakmaz.

Tanzimat bizi bozar!

 

Sultan Abdülmecit, 1 Temmuz 1839 günü on yedi yaşında padişah olur. Tahta çıkışından dört ay üç gün sonra Tanzimat fermanını ilan ettirerek Batılılaşma yolunda babası Sultan İkinci Mahmut’un yolunda olduğunu gösterir. Sultan Abdülmecit, Tanzimat fermanını Mustafa Reşit Paşa`ya okutunca fermanı dinleyen Seyranî, Avrupa’dan gelecek yeniliklerin yerleşik düzeni bozacağını düşünür ve düşüncesini şöyle dile getirir.

 

“Zaman gelip insanoğlu azacak

İngiliz okuyup Firenk yazacak

Evlat babasına mezar kazacak

İnanın insanın acına kaldık”

 

Seyranî, Tanzimat’ı “eski adet yitip devir dönünce” diyerek nitelemekte “başımıza doldu hayvan olanlar” olarak görmektedir. Saraya karşı yaparken merhametsiz ululemrin zulmü karşısında klasik itaatçiliği değil ululemre adaletin farz olduğunu belirten Mutezili bir dil kullanmıştır. Katıksız itaatkâr değildir çünkü. Dönemine içinden bakmayı başarmıştır bu nedenle.

 

Yerleşmiş ve yerleştirilmiş itaatkârlık ezberini bozan has eleştiri

Sultan Abdülmecit eski Beşiktaş Sarayı`nda bir süre oturduktan sonra, şimdiye kadar tercih edilen klasik saraylar yerine, ikamet, sayfiye, misafir kabul ve ağırlama, devlet işlerini yürütme amacıyla, Avrupa tarzı plan ve üslupta bir sarayın inşaatına karar verdi. Bu saray Dolmabahçe Sarayı idi. Sultan Abdülmecit, Dolmabahçe Sarayı’nı yaptırırken, Anadolu’da arıların balına kadar vergi gelir. “Aman”dan anlamayan tahsilât memuru fakir fukaranın ineğini, halı ve kilimini haciz eder. Halkın durumunu yakinen bilen Seyranî, devlet idaresinin ehliyetsiz ellerde oluşunu görmüş, devlet çarkının günden güne çöken çatırtısını duymuş, yere sığmaz olan sultandan vezire kadar olan devlet kadrosunun tümünü ağır bir dille hicvetmiştir:

 

“Eyvah fukaranın beli büküldü
Medet ticaretin gücüne kaldık
Eyiler âlemden göçtü çekildi
Bizler zamanenin piçine kaldık

Rüşvet ile yarar hâkim hücceti
Hüccet ile alır kadı rüşveti
Halk bilmiyor dini şer`i sünneti
Bozuldu sikkenin tuncuna kaldık

Sene bin iki yüz altmış beş tamam
Okunur ezanlar boş bekler imam
Seyrani bu nutkun sonu vesselam
İnanın dünyanın ucuna kaldık”

Ben çok etkilendim bu eleştirilerden. Hepimiz, Batılılaşma hikâyemizi bir de ondan okumalıyız bence.

 

Tanzimat Fermanı’nın daima karşısında duran Seyranî’nin dönemin sadrazamına ve yöneticilerine karşı pervasızca söylediği deyişler saraya duyurulmuş ve şair saray tarafından takibata tabii tutularak aranmıştır. Hakkında soruşturma açıldı ve yakalanmamak için de yedi yıl kaldığı İstanbul’dan bir dostunun yardımıyla Develi’ye kaçmak zorunda kaldı. Oradan da Halep’e gider. Halep’e gidişini şu deyişleri ile terennüm etmiştir:

 

“Bir seher vaktinde yol aldı kervan

Devletlûm buyurmuş katlime ferman

Eceli peşime taktı her zaman

Çıkmayan bir candan bezer ağlarım

 

Aşkın sermayesi kara bağlattı

Bazen düşündürdü bazen ağlattı

Kader Seyrani`yi Halep’e attı

Gülmeyen bahtımla gezer ağlarım.”

 

Ancak orada da fazla kalamadı, tekrar Develi’ye döndü. Seyranî için artık güzel günler bitmiş, sıkıntılı bir dönem başlamıştı. Yaşamının sonuna doğru bir de sinir hastalığına yakalanan Seyrani, çevresindekilerle de geçinemez olmuştu. Bu yüzden son döneminde halk arasında “delirdi” diye söylentiler çıkıyordu. Ne var ki yaşı da bir hayli ilerlemişti ve Develi’den başka bir yere gidecek gücü kalmamıştı.

 

Böylesine fırtınalı bir yaşamdan sonra arkasında bir dolu güzel eser bırakarak 1866 yılında doğduğu yerde vefat etti ve aynı yerde defnedildi.

Seyranî Hece ölçülü şiirlerinin yanı sıra Divan geleneğine uymaya çalışarak aruzla ve ağdalı bir dille şiirler yazmış, ancak asıl başarısını âşık geleneğine bağlı şiirlerinde göstermiştir. Güzelleme ve taşlama türünde de oldukça başarılı örnekler vermiştir.

 

Yaşadığı dönemin cönk ve dergilerinde yer alan şiirlerini ilk kez Everekli Müftüzade Ahmet Hazım (Ulusoy) toplamış ve “Sahihât-ı Seyranî” adıyla yayınlamıştır.

Herhalde Seyranî, çağının da tüm halk şiirimizin de üzerinde önemle durulması gereken en güçlü, en ilginç şairlerinden biridir. Güncelliğini yitirmeme başarısını göstererek diliyle, deyişiyle, konusuyla, deyiş ustalığıyla güçlü, saygın ama aynı zamanda muhalif bir şair Seyranî.

Ölümü üzerine kızı tarafından söylenen çok samimi ve içli ağıt kadın şairler tarihinin ara sokaklarına dair muazzam bir kalıt katıyor edebiyatımıza.

21 Yorum

Diğer Haberler

KUR'AN'SIZ HAVA SAHASI YOKTUR!

Köklü Değişim : Afganistan

Vuslat Dergisi : Dikkat Misyoner var!

Geleceksin biliyorum...

Din ve Devlet birbirinden ayrılamaz!

Egemen Söyleme Karşı Eleştirel tanıklığın Şairi : Nizâr Kabbânî

Yaz Kızım!

Bir Müslüman Neden Sanat Yapar?

"La"sız Din Projesi : Ilımlı İslam / Basiret Dergisi

Seksenli Yıllarda Türk Romanı ve Post Modern Eğilimler

Üstad-ı Şeydadır HUSEYN!-1 / Muhammed Can

Birden o göründü merdivenlerde!

Dikenler ve Zincirler / Faruk Karataş

Düş Çınarı Nerede? / Sevmekten büyük şiir mi var!

Yusuf Hayaloğlu : Dur... Ağlama gözlerim!

Rasim Özdenören ve Ruhun Dirilişi

Filistin'i en iyi anlatan çizgiroman

Özgürlük Kaybı / Cemal Şakar

Tanzimat muhalifi bir şair : Seyranî

İmam Maturidi ve Maturidilik Özel sayısı / Hikmet Yurdu Dergisi

Edebiyatın Mikro-Kozmik Dünyası / Cemal ŞAKAR

Bir Said-i Nursi Hikayesi

Nefesinizi tutun "Ayraç" yayına başladı!

Cemal Şakar'la Yazı/n,Sanat Kuramı ve Hayat Üzerine

Kürt Sorununda Yol Ayrımı / Haksöz Dergisi

Bir Kurucu Akıl Olarak Yahya Kemal

Özgün Düşünce "Demokrasi,Cumhuriyet ve Otokrasi"yi sorguluyor!

Yabancılaşmanın Zevali / Cemal Şakar

Kutsal Sanatın Dünyeviliği / Cemal Şakar

Özgün İrade'den okuyucularına sürpriz!

"Genelkurmay Mızrağı Hukuk Çuvalına Sığmaz"

Dizilerin Toplum Üzerindeki Etkileri

Mehmet Akif Ersoy Türkçü mü oldu?

Abdulaziz Tantik, Cahit Zarifoğlu'nun anlattı!..

Prof.Dr.Hamdi Döndüren : Şiir var!

Umran, Umran kavramının mucidini işledi

Ali Şeriati bizi rahatsız eder mi?

Düşünce dergisinde bir öykü
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz