Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Modernite ve İctihat / Mehmet Çelen
İctihad ve modernite arasında ne tür ilişki olabilir? Burada her iki kavramdan kastedilenin ne olduğunu belirterek, meseleyi açıklamamız gerekiyor.
03/02/2010 / 09:32

İctihad, bütün hukuk sistemlerinde kullanılan ve sıkça müracaat edilen hukukî bir kavramdır. Bireylerin ve toplumların problemlerine, hukuk uzmanlarınca hukukî çözümler bulmayı ve üretmeyi amaçlar.

Biz burada İslâm Hukukundaki ictihad kavramanı ele alarak meseleyi değerlendireceğiz. O halde İslâm Hukuk terminolojisindeki tanımını hatırlatmakta yarar görüyoruz.

İctihad, Müslüman bir fakihin / müctehidin amelî meselelerde yapması gereken bütün gayretlerini göstererek ve şerî delilleri esas alarak, oradan hareketle ulaştığı sonuç ve hükümdür.

Tanımdan da anlaşılacağı üzere Müslüman bir hukuk uzmanı, bireylerin ve toplumların problemlerine çözüm getirirken ilahî esasları baş tacı ediyor, onlara müracaat ediyor, onları ölçü alarak hüküm veriyor ve bu çerçevede kendi kanaatlerini ortaya koyuyor.

Müslüman hukuk uzmanı, İslâm literatüründe “fakih, müctehid veya İslâm âlimi” olarak nitelendirilir. Bu şahsiyetler, İslâm toplumunda en üst düzey bilgiye ulaşmış, Kur’ân ve sünneti en iyi bilen, toplumun yapılarını, siyasal sistemini, sosyal durumunu, ekonomik faaliyetlerini ve yaşam tarzını en sağlıklı bir şekilde tahlil edebilen fikri yeteneğe ve ilmî güce sahip olan kişilerdir. İslâm’ın ruhunu kavramış, esaslarla sapmaları, asıllarla bid’at ve hurafeleri birbirinden ayırt edebilen olgunluğu ve fikri üstünlüğü elde etmişlerdir.

Tabii ki burada, “ictihad kapısı kapanmıştır” diyen, İslâm Hukukunun tabiatını bilmeyen ve özünü kavramayan cahillerin sözlerine itibar edecek değiliz. Çünkü bir yerde din olarak İslâm yaşanıyorsa, hayat devam ediyorsa elbette orada hukuk da olacak ve hukukun devamını sağlayan ictihad da var olacaktır. Elbette güneşe balçık sıvamakla, güneşin ışığı yok olmaz.

İctihad, yerine göre rey, görüş, kanaat, düşünce, fikir, hüküm anlamlarını da ifade eder. Zaten Asr-ı Saadette başlangıçta rey olarak kullanılmıştır. Hicrî ikinci yıldan sonra, daha sık olarak ictihad kavramı kullanılmıştır. Günümüzde bir İslâm âliminin, bir konuda veya meselede “bu benim kanaatimdir, görüşümdür veya vardığım ilmî sonuç böyledir” diyorsa, zaten o konudaki ictihadını belirtiyor ve ortaya koyuyor demektir.

 

Modernite ve Modernizm

 

Modernite, kavram ve kök olarak modern kelimesinden türetilmiştir. Fransızca bir kelime olan modern, “içinde yaşanılan çağa uygun, çağdaş, çağcıl, asri, yeni” (1) anlamlarını, modernite (modernity) ise “modernlik” anlamını ifade eder.

Modernite kavramı üzerinde durmadan önce, modernizm kavramını açmaya çalışalım.

Modernizm, Türkçe’de “çağdaşlık, çağdaşlaşma, asrilik, çağcıllık, yenilikçilik, gelenekçiliğe karşı olma”(2) gibi anlamlarla karşılanır. Mesela başka sözlüklerde şu ifadeler yer alır: “Yerleşik geleneksel dini öğretiden, çağdaş düşünceye geçiş veya modern zamanların uygulama, kullanım ve ifade tarzıdır.”(3) Başka bir yerde: “Modern zamanların karakter, düşünce ve ruhu veya çağdaş sanatın prensip ve pratikleri”(4) olarak ifade edilir.

Sözlük tanımlarından da yola çıkarsak, çağa uygun olma derken, “Gelenekçiliğe karşı olma, geleneksel dini öğretiden çağdaş düşünceye geçiş” ifadeleri, işi inanç ve felsefe boyutuna çıkaracak bir tarz katmaktadır. Buradan, “dini olandan, örf ve geleneklerden uzaklaşma, kaçış” anlamları çok rahatlıkla çıkmaktadır.

Zaten olayın felsefi ve düşünce boyutuna gittiğimiz zaman bu anlamlar, daha kapsamlı ve sistematik olarak karşımıza çıkacaktır.

Örneğin Marksist ve Leninistler, modernizmi şöyle tarif ederler: “Yirminci yüzyılda kapitalist dünyadaki bunalımların edebiyat ve sanat alanında doğurduğu türlü türlü akımların genel adıdır. Abstraksiyonizm, fütürizm, formalizm, dadaizm vb. gibi akımlar bunlar arasındadır.”(5)

Marksist felsefe, tanımdan da anlaşılacağı üzere olayı kapitalist yaklaşıma, oradan da sadece edebiyat ve sanat biçimlerine indirgemektedir. Elbette modernizmin oluşumunda, inkâr edilemeyecek düzeyde kapitalizmin büyük bir damgası ve etkisi vardır. Ama tanımı, kavram ve terminoloji olarak verdiğimiz zaman, meselenin daha geniş bir boyutta olduğu açık ve net olarak anlaşılacaktır.

Aslında modernizm: “Aydınlanma çağı ile gelen zihinsel dönüşümün ortaya çıkardığı ideoloji ve yaşam biçimidir.”(6) Bu anlayış, insanı merkeze alan, insanbiçimci bir esas üzerine oturan, sekülarizm, hümanizm ve demokrasi üzerine kurulu, kurtuluşu dinde değil bilimde arayan bir doktrindir.(7)

Burada dikkat edeceğimiz bir başka husus da, bu ideolojinin oluşum temelinin aydınlanma çağı ile başlamış olmasıdır.

Aydınlanma çağı, batı dünyasında rönesans ve reform hareketleriyle önce kilisenin doğmalarına karşı çıkarak ortaya çıkmış, daha sonraları dinin yol göstericiliğini reddeden ve insanın ilerlemesinin ancak akıl ve bilim sayesinde gerçekleşeceğini kabul eden bir anlayışa dönüşmüştür.(8)

Batıda bu seyir, önce kilisenin doğmalarına karşı çıkışla başlıyor, daha sonra bir din olarak Hıristiyanlık reddediliyor, en sonunda da din adına ne varsa bütün dinler reddediliyor. Tümüyle bütün dini öğretilerin dünyaya ve topluma yol göstericiliği, hayatı düzenlemesi, topluma müdahale etmesi reddedilmiş oluyor.

Bu çerçevede Sekülarizm, bu yeni dinin en temel öğretisini şekillendiriyor ve yeni yaşam tarzı bu esas üzerine bina ediliyor.

O halde Sekülarizm nedir? Sekülarizm: “Dünyevileşme, Sekülerleşme. Dinsel olan veya dinsellik ifade eden değer ve ilkeleri bireysel ve toplumsal yaşamın dışına iten, sadece bu dünyayı yaşanabilir kabul edip, âhiretten ilişkisini koparma temeline dayalı insanmerkezci düşünme ve yaşama biçimidir.”(9)

Kısaca Sekülerleşme, semavî olanla bağların koparılması ideolojisidir. İnsanı kendi kendine yeter kabul etme felsefesidir.(10)

19. yüzyıl ve 20. yüzyıla damgasını vuran pozitivizm de, aklı ve bilimi esas alan, almaktan da öte putlaştıran bir felsefi akımdır. Akıl ve bilim dışında hiçbir şeyi kabul etmeyen, dini ve dini öğretileri hayatın dışına çıkaran, insanla bağını kesen bir ideolojidir.

Sanırım, bu açıklamalardan modernizmin almış olduğu anlam, felsefe ve ideoloji olarak oluşum biçimi anlaşılmıştır. Tabii ki, “Batı tipi yaşam tarzı” dediğimiz bu dinin temel felsefesini, sekülarizm, pozitivizm, hümanizm oluşturmakta, bunların hepsini bünyesinde toplayan üst başlık da modernizm olmaktadır.

Modernite/modernlik ise, “genel olarak bir medeniyetin kendi gelişim çizgisi içinde görece en son dönemde geliştirdiği yaşam tarzıdır. Özel olarak da Batı medeniyetinin Rönesans ve aydınlanma dönüşümünden sonra kazandığı kültürel değer ve sosyal ilişkilerin özümsenmesi ile ortaya çıkan yaşam tarzıdır.”(11)

Özetle ifade edersek, Batı dünyasında ve medeniyetinde felsefe, ideoloji ve düşünceyi modernizm, yaşam tarzını ise modernite temsil etmektedir.

Bu ideolojinin temel görüşlerini şu şekilde ana başlıklar halinde verebiliriz:

           1-          Dinle, ilahî ve semavî olanlarla bağlarını koparıyor.

2-          Dinin hayata, bireylere ve topluma müdahale eden bir yapı olarak ele alınmasını reddediyor. Kısacası dinin egemenliğini kabul etmiyor.

3-          Din, fonksiyon olarak topluma egemen değil, toplumda bir kurum, folklor gibi tamamlayıcı bir unsur olarak ele alınır.

4-          Âhiret gününe iman etmez. Hayat, şu an yaşanılan hayattır, ondan sonra bir hayat söz konusu değildir.

5-          Aklı biricik esas ve kaynak kabul ediyor.

6-          Bilim, bilimsel buluşlar ve veriler yegâne kaynak, esas ve yol göstericidir.

7-          İnsanbiçimci ve insanmerkezci dünya görüşü esastır. İnsan, her şeyden üstündür, her şeyi şekillendiren ve biçimlendiren insandır. İnsanlar içinde de “beyaz insan” en üstünüdür. “Beyaz insan”, batılının zihninde de beyaz ırkın tamamı değildir. Avrupalı insan ve onun nesilleri demektir. Bir Türk, Arap, Fars, Kürt beyaz ırktan olsalar bile, “beyaz insan” değildir. İnsanmerkezciliğin de nerede odaklandığı böylece anlaşılmış oluyor.

 

       İctihad Modernite İlişkisi

 

       İctihad ile modernitenin ne tür ilişkisi olabilir? Yazımızda ictihaddan kastımızın İslâm hukukundaki ictihad kavramı, moderniteden de kastedilenin batı tipi hayat tarzı olduğunu belirtmiştik. O halde bu iki zıt dünya arasındaki ilişki nasıl olacak? Ya da böyle bir şeyin gerçekleşmesi mümkün müdür?

       Temelde bu iki medeniyet arasında çok önemli ayrımlar mevcuttur. İctihadı temsil eden İslam medeniyeti, moderniteyi temsil eden Batı medeniyeti arasında en önemli ayrım, beslendiği kaynaklar itibariyledir.

       İslâm medeniyeti, Allah’a dayanır, ilahîdir ve âhiret iman eder.

       Batı medeniyeti akla ve bilime dayanır, âhirete inanmaz.

       Böyle iki karşıt platformda duran ilişkiyi nasıl oluşturacağız. Özellikle 20. yy. başında, Batı medeniyeti (İngiliz, Fransız, İtalyan ve Hollandalılar olarak), bütün İslâm dünyasını işgal etti. İslâm dünyası, batı medeniyetine mağlup oldu. Daha sonra bu işgaller iki şekilde devam etti. Ya kendi sömürge valilerini atayarak, işgal edilen ülkeleri yönettiler. Ya da batılaşmış zihniyeti temsil eden, ismi Ahmet, Muhammed, Ali olan yerli idareciler eliyle yönetimi devam ettirdiler.

        Batı, her iki durumda da, kendi medeniyetinin bütün değer yargılarını, anlayışlarını, düşünce ve görüşlerini bu ülkelere taşıdılar. Üstten dayatma ile toplumun değişim ve dönüşümünü sağlamayı amaçladılar. Özetle modernizm, İslâm dünyasına egemen kılınmaya çalışıldı. Bunda ne kadar başarılı olunduğunu belirlemek, çok ciddi çalışmalar gerektirir. Zaten bizim burada değerlendirmek istediğimiz konu da değildir.

        Burada ele alacağımız asıl husus, Batı tipi hayat tarzının getirdiği problemlere, yeniliklere, biçimlere, oluşumlara ve anlayışlara İslâm hukukundaki içtihad formasyonunu kullanarak, nasıl çözümler bulacağımız, sağlıklı, doğru ve İslâm’ın ruhuna uygun hükümler verebileceğimiz meselesidir.

       Tabii ki burada şu soru da sorulabilir? Bizim olmayan bir medeniyetin ürettiği problemlere, ortaya çıkardığı yeniliklere biz, İslâm hukukunun ictihad kavramını kullanarak cevap vermek zorunda mıyız? Cevap vermediğimiz zaman, ne kazanır neler kaybederiz? Bu soruların açılımlarına gelecek sayıda devam edelim inşaallah.

 ..................…………………………………………………………………………..... 

1 Doğan, D. Mehmet, Büyük Türkçe Sözlük, s. 702, Birlik Yayınları, Ankara, 1981; Püsküllüoğlu, Ali, Türkçe Sözlük, s. 1111, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1995.

2 Doğan, D. Mehmet, a.g.e.a.y.; Püsküllüoğlu, Ali, a.g.e.a.y.

3 Webster’s New Collegiate Dictionary, s. 733, G. & C. Merriam Company, Springfield, Massachusetts, USA,1981.

4 Longman Dictionary of Contemporary English, s. 700, Longman Group UK Limited, Harlow Essex England, 1988.

5 Bulgaristan’dan bir heyet, Marksist-Leninist Politika ve Ekonomi-Politik Sözlüğü, (çev. Nadir Savaşçı), s. 429, Yeni Dünya Yayınları, İstanbul, 1978.

6 Demir, Ömer, Acar, Mustafa, Sosyal Bilimler Sözlüğü, s. 251, Ağaç Yayıncılık, İstanbul, 1992.

7 Bkz. Demir, Ömer, Acar, Mustafa, a.g.e.a.y.

8 Bkz. Demir, Ömer, Acar, Mustafa, a.g.e., s.41.

9 Bkz. Demir, Ömer, Acar, Mustafa, a.g.e., s. 314.

10 Bkz. Demir, Ömer, Acar, Mustafa, a.g.e.a.y.

11 Bkz. Demir, Ömer, Acar, Mustafa, a.g.e., s. 251.

Nida dergisi

5 Yorum

Diğer Haberler

Tasavvuf Terminolojisi ve İbn Teymiyye / Murat Kayacan

Çağdaş Dünyada Fakih Sorunu / Dr.Serdar Demirel

Usûl kitaplarında İctihad ve (Makâsıdu'ş-Şerîa) Bahisleri / Taha Câbir el-Alvâni

Dinin kaynağı ben miyim? / Prof.Dr.Ahmet Yaman

Tearuz ve Tercih & İlletlerin Tercihi / İmam Gazali - El-Mustasfa

Tasavvuf'un, İslâm ve İslâm Dışı Kaynaklarına Bakış / Erhan Koç

Nass ve Dogma Üzerine / Prof.Dr.Osman Eskicioğlu

Fadlallah'la Mezhebi İhtilafları Aşmak / Bülent Şahin Erdeğer

Hadisleri Alma Usûllerinden Sema ve Kıraat

Ehl-i Hadis - Ehl-i Re'y Ayrışması Fıkhî mi İtikâdî mi? / Yrd.Doç.Abdurrahman Haçkalı

İslam Hukuk Düşüncesinde Taabbudi Hükümler ve Taabbudiyyâtın Sahası Üzerine / Doç.Dr.Abdullah Kahraman

İslam  Hukukunun Ana Gayeleri / Prof.Dr.Zekiyyuddin Şaban

Bir Yöntem Sorunu Olarak Maslahat / Ramazan Yazçiçek

Fıkıh'ta Gelenek ve Yenileşme / Prof.Dr.Hayrettin Karaman

İbn Hazm ve Fıkıh Usûlûndekî yolu

İslam Dünyasında Tarihselciliğin Öncü İsmi : Fazlurrahman

İslam'ı yeniden yorumlama misyonu / Serdar Demirel

Gayb Konusu ve Gaybi Alanda Ölçü Üzerine / Prof.Dr.İlyas Çelebi

Hadis'ler İtikadi Tercihlerimizi Belirleyebilir mi? / Muhammed İmamoğlu

İslam Vahyi (Kur'an-Sünnet İlişkisi) / Prof.Dr.Mehmet Erdoğan

Fıkıh Toplumu ve Hareket Fıkhı-I / Murat AYDOĞDU

Mezhepçiliğe Karşı Akademik Tavır / Kelim SIDDIKİ

İslam Teolojisinde Tasavvur Sorunu / Haydar Ubeyd

Islahat Hareketi / Malik bin NEBİ

Yeni Nesil Müslümanlık / Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

İlmin Muhafızı : İsnad

İslam'ı Anlamada Kaynak(sızlık) Sorunu / Ramazan Altıntaş

Hz.Muhammed'in (sav) Sünneti Doğru Anlaşılıyor mu? / Hamza Türkmen

Durdurulmuş İlkeler ve Bağlamından Kopan Pratikler / Murat Aydoğdu

Klasik Hadis Usûlünün Problemleri / Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Klasik ve Çağdaş Tefsir - İctihad Usulleri (Tesbit-Tenkit) / Prof.Dr.Hayrettin Karaman

Tefsirde İsrailiyat / Doç.Dr.Abdullah Aydemir

Kur'an'ı Açıklamada Usûl

"İslam Akaidine Sızan Yanlışlar ve Ölçü" / İbrahim Sarmış

Modernite ve İctihat / Mehmet Çelen

Akıl-Nakil Çatışmasında Öncelik Problemi / Dr.Maşallah Turan

Tarihsel Muhammed ve Menkabevi Muhammed'i ayırmanın gerekliliği / Prof.Dr.Sönmez Kutlu
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz