Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Rasim Özdenören ve Ruhun Dirilişi
İnsana ait varlık probleminin yegâne çözümü vahyin ışığında gerçekleşecektir. Ruh, vahiy üzere yürüdüğü ve vahyi öncelediği müddetçe kendisini gerçekleştirebilme yetisine sahip olacaktır.
12/02/2010 / 09:58

Fertler, varlık itibariyle kendi iç dengelerini kurmak, dünya ve dünyanın ardındaki gerçekleri göz ardı etmeden insanlık algısını oluşturmak zorundadır. Sağlıklı bir ruh yapısı için bu gereklidir. Eğer ki insan, varlığında açık ve gizli duran kanalları görmezden gelirse, yaşadığı problemleri sahih bir şekilde bertaraf edemeyecektir. Birnevî öteleyecektir. Çözüme kavuşturamadığı sorunları ile yaşamaya alışacaktır. Bu da bir önkabul olarak gelecekte yapılması muhtemel pek çok yeniliği daha ilk aşamada yok edecektir. Sonuçta, ruhun içinde devinen var etme olgusu açığa çıkarılamayacak ve üstü örtülecektir.

 

İnsana ait varlık probleminin yegâne çözümü vahyin ışığında gerçekleşecektir. Ruh, vahiy üzere yürüdüğü ve vahyi öncelediği müddetçe kendisini gerçekleştirebilme yetisine sahip olacaktır. Ruhunu vahye, yani bizatihî varlığına açan insan, dün ile bugün arasında kurulan o kutsal köprünün anahtarlarına talip olmuş demektir. Çünkü hayatı bahşeden yüce yaratanın işaret ettiği yol üzerinde hareket etmek, varlığın özüne doğru yol almaktır.

 

Her çağda varlığı merkeze alarak vahiyden ilham devşiren ve insanlara yol gösteren öncüler çıkmıştır. İnsanın sloganını değil, ruhunu yüceltmesini ve ancak bu sayede dünyaya müdahil olabileceğini dile getirmişlerdir. Dolayısıyla sözkonusu olan problemin maddî değil, ruhun kendi dinamikleriyle ilgili bir problem olduğunun altını ısrarla çizmişlerdir.

 

Çağımızda dirilişin, ancak ruha atıf yapılarak gerçekleştirilebileceğini vurgulayan Rasim Özdenören, varlığı önemseyerek öze yönelmenin, dünyamızı değiştirmek için bir mihenk taşı olduğuna dikkat çeken münevverlerden. O’nun varlıkla ilgili olarak dile getirdiği şu tez insanlık algısına dair önemli ipuçları içeriyor: “Hallacı Mansur’u anlayabilmek için onun geçirdiği tecrübeyi kendi nefsinde yaşamış olmak gerekiyor. “Enelhak” sözünü ödünç alarak kullanmak (tasarruf etmek) isteyenler bu sözün künhüne vakıf olmayı başaramayacakları için onu küfürle itham etmeye teşebbüs eder. Fakat bu sözü anlamış görünmesine rağmen anlamadan kullanmak isteyen kimsenin küfre girmesi de mümkündür. Binaenaleyh “Enelhak” sözünün apaçık görülebilmesi ve kalb huzuruyla kabul edilebilmesi için Hallac’ın yaşadığı tecrübeden geçmek gerekiyor.”[1]

 

Bize göre insanın özeti niteliğindeki bu tez, nereden geldik ve nereye gidiyoruz sorgulaması bağlamında hatırdan çıkarılmaması gereken bir hakikâttir. Çünkü cesedin üzerine geçirilen ruhu, salt kutsal bir fenomen olarak açıklamak ve bu açıklamayı yaptıktan sonra üzerinde bir daha kafa yormaya gerek duymamak varlığın yaratılışına karşı büyük bir ilgisizliği göstermektir. Özellikle modernitenin dayattığı bu vurdumduymaz tavır alış biçimi, insanı kendi realitesinden kopararak, kalabalıklar içinde bireyci, ruh dünyasında ise ikircikli bir hâle getirmiştir. Hâlihazırda insan, kendi ruhu üzerinde kullanacağı tasarruf imkânlarını işlerlik kazanmış olan sisteme tevdî ederek, kendisini dünyanın öznesi değil, nesnesi durumuna düşürmektedir. Bu durum ayrıca, yaşanan acıların öznesi olma sonucunu doğurmakta ve insanı, kendi hizmetine verilen nesneye mecbur bırakmaktadır. 

 

Yüce Allah’ın Hicr sûresinde vahyettiği “Kendi rûhumdan ruh üfledim” âyeti, insanın ruhunda varbulunan metafizik gerilimi haber vermekte ve bir bakıma insana dünyanın özneliği vasfını yüklemektedir.

 

Özneden kasıt, dünyanın cümle kapısı olmaktır. Varlığın merkezinde yer almaktır. Erdem Bayazıt’ın “Sebeb ey!” mısrasındaki sebeb ile iç içe bulunmaktır. İşte Rasim Özdenören’in izini sürdüğü hakikât budur ve o, insanın öznelik vasfını yitirerek, dünyanın nesnesi olmaya zorlandığı çağımızda gün yüzüne çıkan köleliği şu şekilde tarif etmektedir: “Gizli kölelik. Tıpkı gizli işsizlik gibi. Gizli işsizlik mâlum, adam çalışır, fakat gerçekte çalıştığı işin hiçbir fonksiyonu yoktur. Görünüşte iş sahibidir, işçidir ama üretime katkısı yoktur. Birey olarak işçi sayılır, kendisi de bir iş sahibi olduğunu sanır, aslındaysa toplum açısından bakıldığında, üretime katkısı olmadığı için hiçbir iş yapıyor değildir, işsizdir yani. Gizli işsiz… Bunun gibi, henüz farkına varmadığımız bir gizli kölelik niçin olmasındı? Belki bizzat kendimiz köleydik de, gizli işsizin kendisinin işsiz olmamasını farkedememesi gibi, köle olduğumuzun farkında değildik.”[2]

 

Bu yaklaşımdan hareketle ruhu kabuk bağlamış, metafizik gerilimden yoksun bir insanın, kendi varlığını başka bir insana ya da başka bir organizasyona mal ederek hayatını idame ettirmesinin, ruhuna azap vereceğini söylemek mümkün. İnsanın ruhunda içkin bulunan hareket olgusunun, bu gizli kölelik sebebiyle köreltildiği de yadsınamaz bir gerçek.

 

Dikkati çeken nokta şu ki, bu gizli köleliğin insanın ruhunda açtığı yara ve ruhuna verdiği azap, fertler tarafından fark edilemiyor. Çünkü ruhun açıkta bırakılan hücrelerini dolduracak sağlıklı bir yapı yok. Dolayısıyla kemâle ermiş bir kalpten söz etmek güç. Bu konuda Rasim Özdenören şöyle bir çıkış yapıyor: “Kâmil kişi, başkalarının kendisini sorumlu tutmadığı durumlarda da kendini sorumlu tutabilir veya başkalarının onu sorumlu tuttuğu bir durumda, o kendi sorumluluğunun sınırlarını belirleyebilir.”[3]  

 

Burada, kemâle erebilmek için ferdin sorumluluklarına atıfta bulunuluyor. Ruhun ancak kendi kalıplarını kırabildiği ölçüde rahat bir nefes alabileceğine dair ipucu veriliyor. İnsanı özne olmaktan alıkoyan modernitenin isterlerine karşı durabilmek için, insanın kendi sorumluluk alanını, ancak kendisinin belirlemesi şart koşuluyor.

 

Ferdin vahiyden ilham alarak kendini tekrar özneleştirmesi için, dünyanın neresinde durduğuna dair bir kanaâti olması gerekmektedir. Bu kanaâte sahip olup da ruhundaki hareket olgusunu ortaya çıkarmamak, birnevî kitap yüklü merkeplerin durumu ile benzerlik arzeder. Özdenören, ortaya çıkan bu diyalektiğe karşı Malcolm X’in tavrını örnek gösterir ve der ki: “Malcolm X’in tezi şu noktada toplanmaktadır. Biz eğer İslâm’ı yalnız zenciler arasında değil, bütün Amerikalılar arasında yaymayı başarırsak, bu, beyazların da ırkçı heveslerden kurtulmasını sağlayacağından sonuçta, mevcut çekişme büsbütün ortadan kalkacaktır. Fakat öteki zencileri inandıramaz bu yolda. Bizim burada üstünde durmak istediğimiz noktalardan biri, Malcolm X’in kişiliğinde gördüğümüz “hakikâte teslim olma” özelliği, hakikâti bir kez yakalayınca onun gereklerini sonuna kadar yerine getirme, bu yolda hiçbir yılgınlığa düşmeme hasleti.”[4]

 

Cahit Zarifoğlu’nun “Bütün azalarını harbe çağır” mısrası, teyakkuz hâlinde olan bir ruha hitap etmektedir. Hakikî manâda bir sorumluluğun, dışavurumudur. Ruhtaki bütünsel bir deneyimin diriliş komutuna hazır hâle getirilmesi için esaslı bir çağrıdır. Bu çağrıya kulak kabartmak, Allah’a doğru bir yöneliş anlamını taşımaktadır. Hazreti Mevlâna’nın okyanusa karışan nehir imgesine şerh düşmektir. Peygamber efendimizin ifade ettiği, büyük ve küçük savaşlar arasındaki dengeye sadık kalmaktır.  

 

Aynı zamanda bu çağrının, itidâl ile müsemma bir çağrı olduğunu gözardı etmemek gerekmektedir. Rasim Özdenören bu anlamda kemâle eren ruh metaforuna bir ekleme yapar: “Rüzgârın itidâlini bozması, onun fırtınaya, poyraza, karayele çevirmesi, ondan beklenen faydanın hasıl olmasını engeller. Tayfuna dönüşmüş olan bir rüzgârsa, artık, tümüyle tahrip edici bir nitelik kazanır.”[5]

 

Kendini bilen rabbini bilir. Çünkü varoluşun sebebi, bilmek düzleminde cereyan etmektedir. Ferdin ruhunda devinen bir dirilişten söz açmıştık. Bu dirilişi besleyen, işte bu fiildir. Bilmek, istikamet üzerinde olmak sonucunu doğurur. Ruhun bir hasılası olarak dünyaya akseder. Sonuçta aşkın elif hâli olarak anlamlandırabileceğimiz bir durum ortaya çıkar.

 

Aşık ve maşuk ilişkisi kesiftir. Gelgit süreklidir. Ruhun içinde çırpınıveren ve bir an önce kafesin dışına kendisini bırakmak isteyen bir kuşun kanatlarından yüzümüze vuran bir esinti hissedilir bu ilişkide. Rasim Özdenören ruhun merkez üssü olan kalbin marifetine dair izlek peşindedir: “Kalbin, yaklaştığı ve dokunduğu her şeyde maşukun izini ve eserini  bulduğunu söylemek kolaydır. Fakat asıl, kalbin bu marifetinin nasıl olup da varolduğunu anlayabilmek gerekiyor, o anlaşılınca geriye anlaşılmamış olandan hiçbir şeyin kalmayacağı bilinebilir oluyor: bu marifetin de kalbin marifeti ve fakat O’nun eseri olduğu sonucuna varılıyor ve bu birbirini kovalayan sarmal ilahinaye sürüp gidiyor.”[6]

 

Aşkın bu girift hâlinin modernizme dair açmazlarına şerh düşen İsmet Özel’in, “Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız/ ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla” mısraları, varlığımızın bir izleği olan aşkın çağımızdaki durumunu yansıtıyor.

 

Bir sürek olarak gördüğümüz aşka dair Özdenören’in kaygıları şu noktada kesişiyor: “Mutlu sonla biten aşk hikâyeleri insanın üstünde derin ve kalıcı etki bırakmaz. Çünkü vuslatın gerçekleşmesi hâlinde, insan, aşkın ortadan kalkacağına, silineceğine ilişkin bir sezinlemeye sahiptir. Biz, aşkın, şimdi değindiğimiz özelliğinin, yani vuslatın imkânsızlığı durumunun, ilâhî aşka da yansıdığı kanısını taşıyoruz.”[7]

 

Mevlâna’nın ölümü şeb-i arus olarak nitelendirdiği düğün gecesi fenomeni, ilâhî aşkın kavuşma anını imlemektedir. İnsan, bu dünyadayken ilâhî aşkın farklı mertebelerinde yol alacak, fakat gene de, vuslata erişemeyecektir. Çünkü insan dünya şartları içerisindedir. Mevlâna’nın ifadesiyle insanın Allah’a kavuşması, gerçek anlamıyla, ancak ölümden sonra vuku bulur.

 

Bu kavuşmayı düğüne çevirecek olan, insanın Allah’ın rızası üzere bir ömür sürmesi ve O’nun rızasını kazanmasıdır. Bu da yazımızın başında beri söyleyegeldiğimiz, ruhun varlığa yaklaşması ve insanın hareket unsurunu sürekli canlı tutarak, metafizik gerilimini yitirmemesiyle ilişkilidir.

 

Rasim Özdenören’in çağımız insanının ruh yitikliğine işaret etmesi ve büyük dirilişi tekrar gerçekleştirmek için ruh dirilişine dikkat çekmesi bu şekilde ifade edilebilecektir.

 

[1] Eşikte Duran İnsan, s. 34

[2] Yeniden İnanmak, s. 97

[3] Eşikte Duran İnsan, s. 55

[4] Yeniden İnanmak, s. 68

[5] Eşikte Duran İnsan, s. 92

[6] Aşkın Diyalektiği, s. 37

[7] Aşkın Diyalektiği, s. 42

 

21 Yorum

Diğer Haberler

KUR'AN'SIZ HAVA SAHASI YOKTUR!

Köklü Değişim : Afganistan

Vuslat Dergisi : Dikkat Misyoner var!

Geleceksin biliyorum...

Din ve Devlet birbirinden ayrılamaz!

Egemen Söyleme Karşı Eleştirel tanıklığın Şairi : Nizâr Kabbânî

Yaz Kızım!

Bir Müslüman Neden Sanat Yapar?

"La"sız Din Projesi : Ilımlı İslam / Basiret Dergisi

Seksenli Yıllarda Türk Romanı ve Post Modern Eğilimler

Üstad-ı Şeydadır HUSEYN!-1 / Muhammed Can

Birden o göründü merdivenlerde!

Dikenler ve Zincirler / Faruk Karataş

Düş Çınarı Nerede? / Sevmekten büyük şiir mi var!

Yusuf Hayaloğlu : Dur... Ağlama gözlerim!

Rasim Özdenören ve Ruhun Dirilişi

Filistin'i en iyi anlatan çizgiroman

Özgürlük Kaybı / Cemal Şakar

Tanzimat muhalifi bir şair : Seyranî

İmam Maturidi ve Maturidilik Özel sayısı / Hikmet Yurdu Dergisi

Edebiyatın Mikro-Kozmik Dünyası / Cemal ŞAKAR

Bir Said-i Nursi Hikayesi

Nefesinizi tutun "Ayraç" yayına başladı!

Cemal Şakar'la Yazı/n,Sanat Kuramı ve Hayat Üzerine

Kürt Sorununda Yol Ayrımı / Haksöz Dergisi

Bir Kurucu Akıl Olarak Yahya Kemal

Özgün Düşünce "Demokrasi,Cumhuriyet ve Otokrasi"yi sorguluyor!

Yabancılaşmanın Zevali / Cemal Şakar

Kutsal Sanatın Dünyeviliği / Cemal Şakar

Özgün İrade'den okuyucularına sürpriz!

"Genelkurmay Mızrağı Hukuk Çuvalına Sığmaz"

Dizilerin Toplum Üzerindeki Etkileri

Mehmet Akif Ersoy Türkçü mü oldu?

Abdulaziz Tantik, Cahit Zarifoğlu'nun anlattı!..

Prof.Dr.Hamdi Döndüren : Şiir var!

Umran, Umran kavramının mucidini işledi

Ali Şeriati bizi rahatsız eder mi?

Düşünce dergisinde bir öykü
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz