Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Cemal Paşa ve Suriye Olayları
Osmanlı'nın son döneminde Araplar ile Türkleri birbirinden ayıran Cemal Paşa'nın Suriye bölgesinde idamlar mı etkili oldu?
02/03/2010 / 09:34

Ümmeti birleştirme çalışmaları ve siyaseti, Sultan Abdulhamid’den sonra atılan önemli yanlış adımlarla inkıtaya uğramakla kalmadı, neredeyse ortadan kaldırıldı. Osmanlı Devleti’nin bürokratik ve askeri ayağına ağırlıklı olarak Türk unsuru hakimken, askeri darbe sonucu güçlenen İttihat ve Terakki’nin Türkçü kanadı gerek olmadığı halde Türkçülüğü önemseyen ve önceleyen bir politika gütmesi, özellikle Arap coğrafyasında yeni yönetime kuşkuyla bakılmasına neden olmuş, bu durumdan rahatsızlıklarını değişik vesilelerle dile getiren Arap ileri gelenleri, bunun fitneye ve ayrışmaya götürecek bir politika olduğunu dile getirmişlerdir. İttihatçı yönetimin Arap bölgelere tayin ettiği vali ve kumandanları da bu anlayışı benimseyen yöneticiler ve bürokratlar arasında ısrarla seçmeyi sürdürmesi, atanan yeni yetkililerin ümmet birliğini zedeleyen yanlış tutum ve icraatları bazılarını küstürmüş, bunu büyük bir hevesle bekleyenlerin işini kolaylaştırmasını sağlamıştır. Bir defa Abdulhamid taraftarı çok sayıda Arap ileri gelen alim ve aydın bu yeni yönetime daha mesafeli durmayı yeğlemişlerdi. Hatta onlar bir nevi eski yönetime destek oldukları için dışlandıklarını söylemek mümkündür.

Türkçülük akımına karşı Arapçılık

Osmanlı ordusunun yönetim kadrosunda Türkçülük akımını destekleyenler hakim olunca, yapılan bazı yanlış icraatları vesile gören bazı Arap subayların gizli cemiyetler kurmaları için zemin oluştu. Bu subayların Abdulhamid döneminde de böyle niyetlerinin olduğunu, ancak yeterli taraftar bulamadıklarını ifade ediyorlar. Özellikle Balkan Savaşlarında ordu içi hizipleşmelerin geldiği noktayı gören Irak asıllı Cafer el-Askeri kendisi Osmanlı ordusunda bizzat Balkan savaşlarına katılan bir Arap subayı olarak rahatsızlığını anılarında değişik vesilelerle anlatarak, Türkçülük politikasının kendilerini ordudan ve Osmanlıcılık ruhundan uzaklaştırdığından bahseder. Ordu yönetimindeki Türkçü kadrolaşma ile ötekileştirme çalışmaları, sürgüne benzeyen tayinler, kendilerini çok rahatsız ettiğinden bahsederek arkadaşlarıyla bunun hal çareleri üzerinde kafa yorduklarından söylüyor. Bu tarihten sonra birçok gizli cemiyetin kurulduğunu görmekteyiz. Silah üzerine yemin eden Ahd cemiyeti gibi cemiyetler, ordu içi yapılanmanın Arap kanadı olarak karşımıza çıkmaktadır. Suriye’de Cemal Paşa’nın yaptığı idamlar esnasında ve Şerif Hüseyin İsyanı’ndan sonra Osmanlı ordusunda Arap subayların bir kısmının zaten önceden beri yaptıkları çalışmalar meyvesini vermiş, bu politikalara karşı duracakları bir saha kendilerine açılmıştı. Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in isyan ettikten sonra kurduğu birliklere katılan Arap subayların oranı Osmanlı ordusundaki Arap subayların oranına göre oldukça az olmasına rağmen, Şerif Hüseyin ordusunun kurmay subay kadrosunu kuracak kadar yeterli olduğu muhakkaktır. Şayet bu subaylar olmasaydı, isyanın başlangıcından itibaren hızla bastırılırdı. İsyandan çok sonra bile düzenli bir ordu birliği görüntüsü vermeyen isyancıların birlikleri Şerif Abdullah ve Cafer el-Askeri’nin gayretleri ile çok zor disiplin altına alınarak Osmanlı ordusunun Kanal Harekatı için gönderdiği yardımlar ve İngilizler’in yaptıkları silah ve para yardımlarıyla bir askeri birlik görüntüsü verebilmişti.

Osmanlı Devleti’ni zaten ağırlıklı olarak yöneten bir topluluğun tutup Türkçülük yapmaya kalkışması, bunun için “ Türk’e Türklüğünü ve ona sınırsız faziletlerini anlatmak için milli cihat ilan etti . Şairleri, hatipleri, edipleri seslerini yükselttiler. İki üç yıldan beri bu alanda çaba sarf etmeye başladılar ( Cemal Paşa ).” demesi, oldukça manidardır. Bir defa devlet Trablusgarp felaketini yaşamış, Balkan Savaşları ve ardından Birinci Dünya Savaşı ile boğuştuğu bir sırada ümmetin birliği üzerinde durulması gerekirken, fitneye mahal verecek, ümmetin müslüman unsurlarını birbirine düşürecek bu gibi çalışmaların yapılmış olması en azından zamanlaması açısından eleştirilecek önemli bir hatadır. Ayrıca ittihatçıların ve yeni yönetimin dinden uzaklaştığı propagandalarını haklı çıkartacak Arap bölgelerine tayin edilen bazı yöneticilerin ( ki bunların bir kısmı hıristiyandı ) yanlış icraatları da bu dönemde göz ardı edilmemelidir.

Paris Kongresine alternatif İstanbul Kongresi

Bu yanlış girişimler neticesinde Hıristiyan Araplar’ın öncülüğünde Paris Arap Kongresi olarak anılan, Paris’te alenen Suriye’nin Müslüman Arap ileri gelenlerinden bir kısmı toplanmış, bağımsız bir Suriye için çalışmalar başlatmışlardı. Bu durum, devleti endişelendirmiş, Fransa ile Suriye bölgesini kapsayan bazı ayrıcalıklı antlaşmalar yapmak zorunda bırakmıştı. Fransa ise göstermelik de olsa bu kongreyi tanımadığını ilan etmişti. Oysa bunu düzenleyen Fransa’ydı. Nasıl ki Abdulhamid döneminin başlangıcından beri İtalyanların Libya’da gözleri varsa, Fransızlar’ın da Napolyon’un Akka yenilgisinden beri Büyük Suriye topraklarında gözü vardı. Suriye için I. Dünya Savaşı’ndan önce Fransızlar İngilizlerle anlaşmışlardı. Özellikle Suriye ve Lübnan’ın ileri gelen aydınları bunu değişik makalelerinde dile getiriyorlar. Emir Şekip Arslan Fransızlar’ın Suriye üzerindeki bu gibi niyetlerini ayrıntılı olarak savaş esnasında ele almıştı.

Bu kongreye katılan Abdulhamid ez-Zehravi, Muhtar Beyhum, Şeyh Ahmed Tabbare ve Seyyid Selim Ali Selam gibi Suriye ileri gelenleri başını çekiyordu. Kongreye katılan Müslüman delegeler Hıristiyan Araplar’ın Suriye’nin bağımsızlığı için değil de, Fransız mandasını istediklerini görünce Hıristiyan Araplar’ın oyununa geldiklerini anlayarak devlete bağlı olduklarını İstanbul’a bildirmişlerdi. Bu olay olurken Suriye’de başını Emir Şekib Arslan’ın çektiği ve aralarında başta Şam Valisi Mardinizade Arif Bey olmak üzere Suriye’nin Müslüman ileri gelenlerinden ve değişik mezhep ve dinden çok sayıda kimse İstanbul’a telgraf göndererek kongreyi tanımadıklarını bildirdiler.

Kısa bir zaman sonra Suriye’yi temsilen Emir Şekib Arslan, Muhammed el-Azm Paşa, Abdurrahman Yusuf Paşa, Abdulmuhsin el-Üstüvani Efendi, Emin et-Terzi Efendi, Şeyh Esad eş-Şükayri, Muhammed el-Mahzumi Paşa ve Dr. Hasan el-Esir adlı kişiler İstanbul’a çağrıldı. Burada Paris Kongresi’ne alternatif İstanbul Kongresi diyebileceğimiz bir Kongre yapılarak bölge hakkında nabız yoklaması yapılmış, bölgenin ileri gelenlerinin gönülleri alınarak bağlılıkları güçlendirilmişti. Hatta Medine’de Arapça eğitim veren bir Darulfünun kurulmasına karar verilmiş, bu Darulfünun’un bütün Müslüman öğrencilere açık olması kararlaştırılmıştı. Bugün hala eğitim veren Medine İslam Üniversitesi’nin gerçek temeli ümmeti bir araya getirmek için kurulan bu Darulfünun’la atılmıştı.

Alınan yanlış kararların tesiri

Cemal Paşa Suriye bölgesine vali olduğu sırada özellikle Çanakkale Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasıyla Arap bölgelerini kızdıran bir takım kararlar alındı. Bu kararlar şunlardır: Daha önce kadınların peçe kullanma mecburiyetinin kaldırılması, Şer’i mahkemelerinin Meşihat’ı İslamiyye ’den alınıp adliye nezaretine verilmesi ve Meşihat’ın önemsiz hale getirilmesi, Suriye’de iki binden fazla ileri gelen ailenin Anadolu’ya sürülmesi ve bunun için Tehcir Komisyonu’nun kurulmasıyla bunun devamının geleceğinin hissettirilmesi bölgede Müslüman Araplar’ın zaten var olan hoşnutsuzluğunu daha da arttırdı. Bundan sonra Cemal Paşa’nın idamları başladı. Önceki olayları bile gölgede bırakacak kadar kötü ve derin bir etki bırakan bu idamlar, hiç şüphesiz ( elinde kesin kanıtlar olduğunu söylemesine rağmen ) Osmanlı devletinin birliğinin idamı olarak düşünmek lazımdır. Cemal Paşa’nın Suriye bölgesinde çok sayıda ileri gelen Arap aydın ve düşünürün kurduğu mahkemelerle vatana ihanet suçlamasıyla idam ettirmesi, üzerinde durulması gereken çok önemli bir olaydır. Devlet savaşta iken bunun yapılması ayrı bir hatadır. Bu idam olaylarını değerlendiren Emir Şekib Arlan, Çanakkale zaferinden sonra bile devletin o zaman hala tehlikede olduğu bir sırada zor ve şiddet kullanma, yıldırma politikaları, Türklerle Araplar arasında kin ve nefret uyandıracağını söylüyordu. Emir Şekib, idam edilenler arasında çok sayıda masum insanın olduğunu, bu olayın temizlenemeyecek kara bir leke olarak kalacağını söyleyerek: “ Cemal Paşa’nın Suriye’de takip ettiği siyaset, Osmanlı Devleti ve İslam aleminin başına gelmiş en büyük felaketlerden biridir. Olayların birinci derece sorumlusu Cemal Paşa’dır.” demiştir hatıratında.

Bilindiği gibi Şekib Arslan hem ittihatçıdır hem de koyu bir Osmanlıcıdır. Kendisi bu idamları engellemek için çok uğraşmışsa da, başarılı olamamıştır. Dönemin Arap ileri gelenlerinin bir kısmı bu olaylardan sonra devlete ve Osmanlı’ya toz kondurtmaması nedeniyle Emir Şekip Arslan’ı suç ortağı olarak görecek kadar onu eleştirmişlerse de, hakikatte idamları durdurmak veya en azından bir kısmını durdurmak için çok uğraştığı bir gerçektir. İdamları durdurması için bizzat Enver Paşa ile görüştüğü halde Enver Paşa’nın bile bu konuda bir şey yapamamasına hayıflanıyor. Şekib Arslan, Cemal Paşa’nın Suriye’de bulunduğu sırada tamamen bağımsız hareket ettiğinden bahsederek İstanbul’daki Turancı Türk grubunun kendisini desteklediğini söylüyor. Bu nedenle Enver Paşa ile Talat Bey’in kendisine dokunamadıklarını belirtiyor.

Cemal Paşa’nın “Türk ve Arap birbirinizi seviniz. Birbirinize karşı saygı gösteriniz ki aynı amaca yönelik hizmetleriniz semereli olsun. İlla her ikiniz için de inkıraz ( yıkılma ) felaketi ve esaret muhakkaktır.

Ben Türk ve Arap gençliğine şunu söylüyorum ki, bu iki millet birbirlerinden ayrıldıkları anda, her ikisi de yok olmaya mahkumdurlar. İslam’ın bu iki seçkin temel direkleri arasında ihtilaf çıkması, İslam kudretinin yok olmasını doğurur. Sonuçta genel bir İslam esareti, kaçınılmaz bir hal alır.”

Bu güzel sözleri söyleyen birinin Arap ileri gelenlerini idam ettirmesi, Arap ileri gelen ailelerinden çok sayıda kişiyi sürgüne göndermesi anlaşılır değil doğrusu. Bu iki milleti birbirinden ayıracak olan bu idamlar değil mi? Olaylar, bu iki milletin ortak düşmanı olan İngilizler’le Fransızlar’ın ekmeğine yağ sürmüş olmuyor mu? İhtilaf neden çıkar? Fitneyle çıkmaz mı? Birçok adam astığınız zaman elbette ki ihtilaf çıkar.


Bağdat’ta On Üçüncü Kol Ordu Telgraf Bölüğünün tahtit arazi taliminden bir safha.


Bağdat On Üçüncü Kol Ordu Maksim Mitralyöz Bölüğünün bir manevrası.

*Tarih araştırmacısı


Sebahattin Arslan* / TIMETURK

33 Yorum

Diğer Haberler

Lozan'ın Gerçek Kahramanı Kimdi?

Meğer Asıl "Camiler Kışlamız" Diyen İnönü'ymüş!

Fedakâr Milli Burjuva : Mehmet Nuri Demirağ

Tanıkları, mağdurlarıyla bir zihniyet kodlaması: 12 Eylül

Cumhuriyet Halk Partisi

İngiliz Raporlarıda Resmi Tarihi Yalanlıyor

İsrail'in Katliamları ve "Nakba"

Gadre Uğramışların Tarihi / Bahadır Kurbanoğlu

Askerin Siyaseti İkinci Tanzim Projesi : 12 MART

Bir Devrin Hikayesi : Milli Görüş

Senusilik, Libya ve İnkilap Tarihi / Dr.Mehmet Doğan

Coğrafi Keşiflerin Amacı Neydi?

Bir TC Sembolü Menemen'in Yalan Tarihi

Balfour 93 Yaşında / Dr.Yusuf Rezka

Bir Rüyanın Ardından Gerçekleşen Sessiz Devrimcilik (1)

"Dersim'i vurun" emri M.Kemal'den / M.Armağan

Filistin Tarihinde Kaynak Sorunu

Vaad edilmiş topraklar : FİLİSTİN

İsrail'in Katliamlarla Dolu Tarihi

Bilinmeyen Yönleriyle 27 Mayıs Darbesi

27 Mayıs : Halkı Darbelerle Terbiye Etmenin Başlangıcı

Kemalist/ laik dikta rejimindeki demokrasi oyununun 60.yılında

İnönü'yü Hitler'e ilk benzeten kimdi? / Mustafa Armağan

Haşimoğullarının İslam tarihindeki yeri ve önemi

Harf Devriminin Okur-Yazar Oranına Etkisi Oldu mu?

27 Mayıs Gölgesi : Siyasetsiz Siyaset

"Mamak'ta zorla andımızı okuttular"

Birinci Meclis'in başına neler geldi?

3 Mart Sebebiyle Halifelik Meselesi Yeniden.. / Yrd.Doç.Dr.Ali Duman

Hz.Peygamber 900 Yahudi'nin öldürülmesi emrini vermiş miydi?

Cemal Paşa ve Suriye Olayları

İçimize Sinen İttihatçı Gelenek / Yrd.Doç.Dr.Caner Arabacı

Türkiye'nin 150 yıllık derin iktidarı

Hizipleşmenin Ümmete Maliyeti

Menemen'de resmi tarihin itirafı!

Cemal Paşa'nın Hayatı ve İcraatları

İngiltere, dostu "Şah"ı neden istememişti?

Maraş olaylarının perde arkası!

Türk Hava Kuvvetlerinin Staj Alanı : Kürt İsyanları

"Atatürk tek partiye inanmıştı" Taha Akyol
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz