Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Kavramların Esareti ve Toplumsal Dönüşüm / Faruk Karaaslan
Kavramlar vasıtası ile şekillenen esaret biçiminin tezahürleri, günümüz tartışmalarının odağı olan statükocu anlayışın ideolojik söylemlerinde gözlemlememiz mümkündür.
02/03/2010 / 13:48

Tarihi, esaretten kurtulma mücadelesi olarak da okumak mümkündür. Bugüne kadar meydana gelen ve dünyadaki tüm toplumları doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen değişimlerin temel sebeplerinden birisi, hürriyetine kavuşmak isteyen toplumların esaretten kurtulma arzusudur. Bu anlamda, toplumların hürriyet mücadelesi, toplumsal dönüşümlerin temel taşlarından birisini oluşturmaktadır. Tıpkı Fransız İhtilalinde, İran devriminde, Bosna’nın bağımsızlık mücadelesinde olduğu gibi.

Esaretten kurtulma mücadelesi, toplumlar için tahammül edilmesi zor maddi, manevi sıkıntılarla doludur. Fakat esaret, yalnızca başka toplumların boyunduruğu altında devam eden bir hayata tekabül etmez. Bunun yanında, toplumun genelinin veya içinde yer alan bir grubun, kendi ürettiği kavramsal kalıplara mahkûm olması şeklinde de tahakkuk edebilir. Bu anlamda esaret; bedenin hapsedilerek eylem alanın sınırlandırılmasının yanı sıra, aslında kontrolümüzün altında olmasına rağmen kendisine hizmet etmeye mecbur kaldığımız şeylerin düşünsel olarak eylemlerimizi sınırlandırmasına da işaret etmektedir.

Günümüz Türkiye’sinde resmi ideolojinin fikri yapısını analiz ettiğimizde, esaretin bu ikinci boyutunu, yani kendi ürettiğimiz şeylerin kölesi olarak düşünsel gelişimimize ket vuran boyutunu, anlamlandırmamız ve anlamamız çok daha kolaydır. Nitelim, toplumun dinamiklerinden üretilmesine rağmen, toplumun efendisi olarak rol biçilen birçok şey vardır. Bunlardan en trajikomik olanı; kavramlardır. Ama bu kavramların topluma efendilik etmesinden daha vahim olanı; toplumun, bizzat içerisinden üretilmeyip başka toplumların ihtiyacına binaen üretilen kavramların esaretine sürüklenmesidir. Bu noktada sorgulanması gereken husus; kavramların esaretindeki bir toplum içerisinde yaşamanın ve yetişmenin sakıncalarıdır. Bu sorgulama, aynı zamanda günümüz tartışmalarının kör düğüm olmasının ana sebeplerini çözümlemeye imkân verecektir.

Bilindiği üzere düşünme eylemi, kavramlar arasındaki iletişimin sağlanması ile gerçekleşmektedir. Yani, düşünme; zihnimizde mevcut olan kavramlar arasındaki ilişkilendirmeyi ve etkileşimi sağlamamız sonrasında açığa çıkmaktadır. Bu anlamda düşünme, zihnimizdeki kavramları kontrol edebilme kabiliyetimize göre şekillenmektedir. Eğer, biz zihnimizdeki tüm kavramları sadece tek bir kavramın hegemonyasına verip, diğer kavramların etkileşimini sadece o kavramın merkezinde yaparsak, düşünme eylemimiz kavram merkeziyetçiliğine dönüşmüş olur ve bozuk bir işlevi yerine getirir. Artık diğer tüm kavramlar, seçilen kral kavramın hizmetçisi halindedir ve tüm düşünme uğraşı o kavramı fetiş hale getirmeye yöneliktir. Bu, aslında; merkez kavramın diğer kavramlar tarafından kutsanması ve inanç boyutuna taşınmasını ifade eder. Bundan sonraki aşamada o kavram sorgulanamaz hale gelir ve kuru kuruya dayatılarak her türlü iletişime kapatılır. Artık zihin o kavramın esaretindedir. O kavram için yapılan zihindeki ibadetler düşünme olarak addedilerek mutlak doğrunun bulunduğu vehmine düşülür.

Kavramlar vasıtası ile şekillenen esaret biçiminin tezahürleri, günümüz tartışmalarının odağı olan statükocu anlayışın ideolojik söylemlerinde gözlemlememiz mümkündür. Başka toplumların tarihsel şartları altında şekillenmiş kavramların, Türkiye toplumunun mevcut sosyal şartları hesaba katılmadan ithal edilmesi, statükocu söylemin bir handikabı olmakla beraber, toplumun sancılı dönemler yaşamasına sebep olmaktadır. İthal edilen bu kavramların hiçbir sorgulama sürecine tabi tutulmayarak zamanla içeriğinin boşaltılması ve merkezi hale getirilmesi bahsi geçen ideolojinin özgünlüğünü kaybederek kendi toplumuna yabacılaşmasına sebep olmaktadır. Kendi toplumuna yabancılaşmış -aynı zamanda idari gücü kullanabilen- bu ideolojinin benimsediği ithal kavramların topluma da zorla benimsetilmeye çalışılması, sağlıklı bir toplumsal değişimin önündeki en büyük engellerden birisini teşkil etmektedir. Bu sürece maruz kalan toplumumuz, kavramların realiteye denk düşmemesi nedeniyle, kısır döngü haline gelmiş tartışmalarla uğraşarak enerjisini zayi etmektedir. Böylelikle statükoyu temsil eden ideoloji, hem kendisini hem de ait olduğu toplumu kavramların esaretine sürükleyerek, toplum üstü bir yerde konumlanmayı amaç edinmektedir. Böyle bir sürecin başat aktörleri olması itibariyle, statükoyu savunan aydınların da, kavramların köleliğini yaparak, içeriğini düşünmeksizin ve sorgulamaksızın, kendi inançlarını -ki bu inançlar kendi sosyal durumu ile çelişen bir terminoloji oluşturmasından dolayı artık sadece kavram düzeyindedir- dayatmaları ve hiçbir sosyal değişime imkân vermeyecek şekilde kurgulamaları şaşılmayacak bir durumdur.

Türk modernleşmesinde Avrupa modernleşmesinin ürünü olan birçok kavram alınarak jakoben bir tavırla topluma dayatılmıştır. Bu dayatma biçimi ile resmi ideoloji, Avrupa’dan alınan kavramların, esareti altında kendi iktidarını sağlamlaştırma mücadelesine girişmiştir. Tıpkı; cumhuriyet tarihi boyunca çağdaşlaşma uğruna topluma ait olan temel değerlerin göz ardı edilmesi ve herkes adına batılılaşma gibi mutlak bir amacın hedef gösterilerek geleneklerin arka plana itilmesi tavrında olduğu gibi.

Çağdaşlaşma ve batılılaşma gibi batıdan alınan kavramların merkez kavramlar olarak belirlenmesi ve bir müddet sonra fetiş hale getirilerek topluma dayatılması, hatta tabiri caiz ise kutsanması günümüz Türkiye’sinde düşünmenin ve sağlıklı bir değişimin önünde ki en büyük engel olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum aslında kavramların esaretinde olmanın ta kendisidir. Tam da bu noktada durup hikmet-i kadimde defalarca işaret edilen “düşünmez misiniz?” ikazına kulak vermemiz gerekmektedir.

18 Yorum

Diğer Haberler

Abdurrahman Arslan Hesaplaşmya Çağırıyor! / İnsanı Yeniden Tanımla

Millet,Kavim,Kabile,dil,vatan,devlet,bayrak gibi terimleri nasıl kavrayacağız? / Selahaddin Eş Çakırgil

İslami Sol olamaz; Çünkü,... / Görkem Evci

Adalet, Allah'ın indirdiğiyle hükmetmektir! / Ahmed Kalkan

Bilginin İslamileştirilmesi / Prof.Dr.İsmail Raci Faruki

Adalet Devleti üzerine / Faruk Karataş

Yalan; İman ve Güven Kaybının En Önemli Göstergesi / Ahmed Kalkan

Gündem Kavramı ve Müslümanın Gündemi

Kavramların Esareti ve Toplumsal Dönüşüm / Faruk Karaaslan

Kavram Dünyamız... / Ramazan Kayan

Epistemoloji'nin tanımı ve işlevi / Prof.Dr.Ahmet Yüksel Özemre

Şehadet Kavramı Üzerine / Hikmet Zeyveli

Bitkiler Kuraklığa Nasıl Dayanır?

Jeolojik ve Arkeolojik Bilgiler Işığında Tufan

Modern İlim ve Kainattaki İntizam

Bilim Dünyasını Hayrete Düşüren Olay!

Kök hücreden insan spermi ürettiler

İklim Değişikliği ve Küçülen Koyunların Sırrı

500 yılda 800 türü yok ettik

Neden ağlarız?

Beynimizin % kaçını kullanıyoruz?

Vicdandan kaçış olmadığı ispatlandı.
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz