Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Teslis'in Hristiyanlıktaki Konumu
Hıristiyan kutsal kaynaklarını incelerken onları gereğince anlayabilmek için bir tarihi süreç içinde oluşan İnciller Tarihi’ne kısaca göz atmak gerekmektedir.
03/03/2010 / 09:20

Teslis’in Hıristiyan Kaynaklarına Girişi
İsa Peygambere “Allah’ın Oğlu” İftirası


Hıristiyan kutsal kaynaklarını incelerken onları gereğince anlayabilmek için bir tarihi süreç içinde oluşan İnciller Tarihi’ne kısaca göz atmak gerekmektedir.

İncillerde Allah’a baba kelimesi önce mecaz olarak, sonra da hakikat ifade etmek üzere tarihi süreç içinde artan bir şekilde kullanılmıştır. Markos’ta 4, daha sonra tedvin edilen Matta’da 50; Luka’da 18; hepsinden sonra kaleme alınan Yuhanna’da ise defalarca hem de fiziksel bir baba-oğul ilişkisinden söz ederek.

İlk yazılan incil olan Markos’ta dört defa Allah’ı ifade etmek için baba kelimesi kullanılır; ancak bunlardan yalnızca biri Allah’a hitab etmek içindir. (Markos,14/36.)

Markos’taki başka aktarımlarda ise Hz. İsa’nın baba’yı sadece kendisine değil, bütün halka nisbet ettiğini, dolayısıyla söz konusu sıfatın bir mecazi ifade olduğu ortadadır ( Markos, 6/5-8; 11/25-36.) Bu ifadelerden kalkarak Markos incilinin Allah’ı baba ve İsa a’ı da O’nun biricik oğlu olarak takdim ettiğini söylemek zordur.

Tanrıya mecazi olarak baba, onun sevgili kullarına da “oğul” deme geleneği esasen İsa peygamberin tebliğini yaptığı topraklarda bilinen bir şeydi. Eski Ahit’te Allah tarafından seçilmiş-sevilmiş olmak anlamında oğul tanrıya nisbet edilmiştir. (Tesniye,14/1-2.)

Markos’tan daha sonra yazılan Matta’da baba kelimesinin kullanımı büyük bir artış göstermiştir: baba nitelemesi 50 defa Allah’a nisbet edilmiştir. Bunlardan 28’i Yahudilerin geneli için kullanılır “babanıza dua edin, babanızı sevin” gibi. 22 defa İsa a tarafından “babam” şeklinde kendisine nisbet edilerek kullanılır. Görüldüğü gibi baba sadece İsa a’a değil, tanrının bütün kullarına nisbet edilmiştir; dolayısıyla bu ifade mecaza hamledilmeye uygun gözükmektedir.

Tedvini Matta’dan sonra gelen Luka da baba kelimesi toplam 18 defa kullanılmıştır. Bunlardan 12’si Hz. İsa’nın ağzından çıkan “babam, baba” diye başlayan ifadelerdir. Diğerleri tanrının ağzından dillendirilmiştir. Bu ifadeler de mecaza yormaya uygundur.

Markos’tan otuz beş-kırk yıl sonra yazılan Yuhanna İncili’nde ise açıkça tanrının zatı ile İsa’nın zatının bir olduğu, “tanrının biricik oğlu” olduğu varsayımı işlenmektedir.

Böylece İsa peygamber tarafıdan tebliğ edilen saf Tevhid inancı tarihi süreç içinde hakim kültürün etkisi altında yorumlandığı için erimeye yüz tutmuştur.

Teslisin İncillerdeki Diğer İzdüşümleri
1) Petrus’un Şehadeti Konusu

İsa peygambere “tanrının oğlu” sıfatını atfeden en önemli İncil pasajlarından biri havari Petrus’un şahitliği olayının anlatıldığı bölümdür. Petrus’un İsa peygamberin kimliğine ilişkin tanıklığının anlatıldığı metinlerde iki vurgu öne çıkmaktadır: Mesih ve tanrının oğlu. Bazı metinlerde Petrus’un İsa a’a “tanrının oğlu” diye hitabettiği kaydedilmiştir. Mesih İsrailoğulları’nın beklemekte olduğu kraldır. İsa a’ın Mesihliğini ilan etmesi durumunda, Roma tarafından siyasi bir isyancı olarak algılanacak, dolayısıyla suçlanacaktı. Zaten İsa peygamberi Roma valisine şikayet eden Yahudiler onun “siyasi bir isyancı” olduğunu ileri sürerek başına çorap örmek için güçlü bir irade ortaya koymuşlardır.

Luka, Yahudilerin onu nasıl gammazladığını şu sözlerle aktarmıştır: “Bu adamın halkımızı yoldan saptırdığını gördük, Sezar’a vergi ödenmesine engel oluyor, kendisinin de Mesih, yani bir kral olduğunu söylüyor.” (Luka,23/2.)

Yuhanna’nın aktarımına göre, çarmıhtan önce Roma valisi Platus İsa a’ı salıvermek istemiş, Yahudi başkahinler ona şöyle karşılık vermiştir: “Bu adamı salıverirsen Sezar’ın dostu değilsin” diye bağırıştılar. Kral (yani mesih) olduğunu ileri süren herkes Sezar’a karşı gelmiş olur. ..Platus ‘kralınızı mı çarmıha gereyim’ diye sordu. Başkâhinler, ‘Sezar’dan başka kralımız yok’ diye karşılık verdiler.” (Yuhanna,19/12-15.)

Petrus’un tanıklığı ilk dönemlerde ve tedvin sürecini ilk İncili olan Markos’ta, “sen Mesih’in sözüsün” şeklinde kayıtlara geçmiştir. Markos’un kayıtlarında Petrus’un İsa a’a “sen Mesih’sin” diye hitabettiğini, ancak İsa a’ın böyle hitabetmekten onu sakındırdığını görüyoruz. (Markos,8/27-30.) Bunun nedeni, güvenlik sorunudur. İsa a’ın mesihliğini açıkça ilan etmesi durumunda Roma yönetimi tarafından ivedilikle tutuklanıp asılacağı aşikar olduğundan temkinli hareket etmek benimsenmiştir.

Markos’un şehadetinde hiçbir şekilde İsa a’ın “tanrının oğlu” olduğuna ilişkin bir vurgu yoktur. Fakat Markos’tan sonra yazılan Matta’da “Sen Mesihsin” sözü değiştirilmiş, onun yerine “sen tanrının oğlusun” sözü konulmuştur. (Matta,16/13-20.) Matta da “Petrus’un onun mesihliğine şehadet etmesi, İsa a’ın onu güvenlik nedeniyle böyle hitabetmekten sakındırması” aynen yer almıştır. Fakat bazı eklemelerle beraber. Bunlar “yaşayan tanrının oğlu” ve “göklerdeki babam” ifadeleridir. Matta ile aynı dönemde yazılmış Luka’da Markos’tan gelen metin aynen korunmuştur. (Luka, 9/18-21.)

Snoptik İnciller arasında olmasına rağmen aynı olayı teslise yol açacak şekilde yorumlayan Matta’ya bu ifadelerin tedvin döneminin sona ermesinden sonra konulmuş olma ihtimali yüksektir.

2) Göklerden Gelen Ses
İncillerde “tanrının oğlu” nitelemesine yol açacak ifadelerden biri de göklerden gelen bir sesin “bu benim sevgili oğlumdur” demesidir. İncillerde “sen benim sevgil oğlumsun” şeklindeki bir hitabın göklerden geldiği iddiasına, İsa a’ın iki eski peygamberin ruhlarıyla konuştuğu sırada ve Yahya peygamber tarafından Zekeriyya a’ın mabedinde vaftiz edildiği olaylarının hikayesinde rastlamaktayız.

Luka bu olayı şu şekilde aktarır: “İsa vaftiz olurken dua etti ve gök açıldı ve Kutsal Ruh, bedensel bir görünüm alarak güvercin biçiminde O’nun üzerinde indi. Gökten gelen ses, ‘sen benim oğlumsun, senden razıyım’ dedi.” (Luka,3/21-22.)

Matta ise şöyle anlatır: “İsa vaftiz olur olmaz sudan çıktı. O anda gökler açıldı ve İsa Tanrı’nın ruhunun güvercin gibi inip üzerine konduğunu gördü. Göklerden gelen bir ses de şöyle dedi: ‘sevgili oğlum budur, ondan hoşnudum’” (Matta,4/16.)

Matta’daki bir başka iddia da İsa a’ın Musa ve İlyas peygamberlerin ruhuyla konuştuğu iddiasıdır. Bu konuşmanın bitiminde yine aynı ifadelerle gökten gelen aynuı ses İsa a’a ve orada bulunan havarilerden Petrus, Yakup ve Yakub’un kardeşi Yuhanna’ın duyacağı şekilde “sevgili oğlum budur, ondan hoşnudum, onu dinleyin” diye hitabettiği iddia edilmiştir. (Matta, 17/1-5.)

Markos aynı olayın anlatımı sırasında, Matta ve Luka’nın iddialarını yalanlayacak pasajlar kaydetmiştir. Buna göre Yahudiler İsa a’dan bir mucize/gökten gelen bir belirti istemişler, o da ‘bu nesil için böyle bir isteği karşılamaya kendisinin güç yetiremeyeceğini’ söylemiştir.

“Ferisiler gelip İsa’yla tartışmaya başladılar. Onu sınamak amacıyla gökten bir belirti göstermelerini istediler. İsa içten bir ah çekerek, ‘bu kuşak neden bir mucize istiyor?’ dedi. Size doğrusunu söyleyeyim, bu kuşağa hiçbir belirti gösterilmeyecek”. (Markos,8/11-12.)

Buraya kadar kaydettiklerimizden kalkarak İncillere -özellikle snoptik incillere- teslis şirkinin sonradan bir yorum olarak eklendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Zaten bu inciller havarilerin sözleri bile değildir; onlardan duyulan-aktarılan bilgilerin yorumlanmış rivayetleridir.

Tahrif Sürecinde İki Unsur: Roma Putperestliği ve Yahudi Kültürü
Roma Putperestliği

Romalılar baştan beri İsa peygamberin hareketini siyasi bir isyan olarak algılamışlardır. Yahudi baş kahinler için ise İsa peygamberin başarısı kendilerinin toplumdaki saygınlıklarını ve statülerini etkileyecek bir sonuç doğuracağını hesap ediyorlardı. Çünkü İsa peygamber Din Adamlarının kutsal metinler üzerinde yaptıkları tahrifleri ve haksızca kazanılmış imtiyazlarını tenkit ediyordu. Sonuçta Roma putperestleri ile işbirliği yapan Yahudi Din Adamları İsa peygamberin fiziksel varlığını ortadan kaldırmak için işbirliği yaptılar. Tıpkı Hendek Savaşı’nda, müslümanlara karşı Mekke müşrikleri ile kurdukları kutsal ittifakta olduğu gibi.

İsa peygamber kendisinin Mesih -yani kral- olduğunu söyleyerek ahlaki mücadele ile siyasi mücadelenin ayrılmazlığını vurguluyordu. İsa a’ı Romalılara şikayet ederken Yahudiler onun “Sezar’a vergi ödenmesine engel olduğunu” söylüyorlardı. Vergi simgesi siyasi bir temsil gücüne sahipti ve Mesihlik iddiasının en somut göstergesi idi. Luka İncili onun bu yönünün Roma yönetimi ile Yahudi Din Adamları arasında nasıl bir dayanışmaya yol açtığını şöyle aktarmıştır: “Bu adam Sezar’a vergi ödenmesine engel oluyor, kendisinin de Mesih, yani bir kral olduğunu söylüyor.” (Luka, 23/2.)

Hz. İsa’nın hicretinden sonra Nasraniler ismiyle anılan cemaatin başına Yakup geçti. Yakup İsa a’ın kardeşi idi ve Roma onun Mesihliği miras aldığını düşünüyor bütün siyasi isyanlardan onu sorumlu tutuyordu. MS. 48-49’lu yıllarda Roma valisi çok sayıda Nasrani’yi çarmıha gerdirdi. MS. 62-65 yılları Naraniler için kabus gibiydi. O yıllarda Roma ve Yahudilerin işbirliği sonucunda açıkça imanını izhar eden her Nasrani zulüm işkence altında şehadet mertebesine nail oluyordu. İsa peygamberin kardeşi Yakup da bu yıllarda çarmıhta idam edilenler arasında şehitler kervanına katılmıştı.

Ms. 66 yılında Yahudiler tarafından başlatılan büyük isyandan sonra Romalılar Kudüs’ü yerle bir ettiler. Çok sayıda Yahudi bu olaydan sonra Kudüs’ten atıldı. Romalıların gözünde Nasraniler de Yahudi idiler ve bu nedenle onlar da bu sürülenler arasındaydılar. Yoğun olarak Suriye ve Mısır taraflarına hicret eden Nasraniler için tehlike sona ermemişti. Çünkü Roma’nın gözünde onlar bir Yahudi idiler ve Mesih’e iman etmekle siyasi taleplere sahiptiler.

Siyasi çalkantıların ayyuka çıktığı,Yahudilerle Roma yönetimi arasında baş gösteren çatışmaların had safhada olduğu bu yıllarda yazılan resmi İncillerde dönemin güncel sorunları kutsal metinlerin oluşumu üzerinde olumsuz bir etki meydana getirmiştir. Resmi İncillerin muhatapları Roma hakimiyeti altında bulunan insanlardır ve tedvin döneminde bir peygamber de bulunmadığından ilahi denetimden söz etmek mümkün değildir.

Hz. İsa’yı Yahudilerin kralı olduğunu iddia eden Mesih olarak tanıyan Romalılar bu tedvin döneminde İncil yazarları üzerinde psikolojik ve siyasi baskılar kurmuşlardır. Bu da İncil yazarlarının Roma yönetimine şirin gözükecek bir kutsal kitap yorumu tercih etmelerine yol açmıştır. Mesela, Roma’nın atadığı Kudüs valisi Platus iyi kalpli bir yönetici olarak tanıtılmıştır. Oysa tarihi vesikalar onun şiddet ve barbarlıkta ünlü bir yönetici olduğunu kaydetmiştir.

İncillerde yer alan pasifist-delicesine barış yanlısı İsa tasvirleri de Mesih’in sadece ahlaki tutumlarla ilgilenen edilgen, mistik bir kişilik tablosu ile bizi karşı karşıya bırakmaktadır. Oysa Allah’ın kulu ve elçisi olan bir peygamberin dengeli olması gerekir. Kur’an’ın bize tanıttığı öncü mümin modelinde “Kafirlere ve münafıklara karşı sert ve caydırıcı, müminlere-mazlumlara karşı sevgi ve hoşgörü” ilkesi egemendir. (Tevbe,73,111, Fetih,48/29. vd.) Gerçekte İsa peygamberin de Kur’an’ın tanımladığı bir liderlik örneği sergilemesi gerekirdi. Aslında öyle de olmuştur. Fakat Roma yöneticilerinin katı ve baskıcı tutumu, İncil yazarlarının mistik indirgemecilikle İsa peygamberin barışçı yönünü abartmalarına yol açmıştır.

Yine İnciller’deki ve sevgi ve hoşgörünün abartılı ifadelerine rağmen İsa peygamberin gerçek kişiliğini ele veren cihad boyutu da tamamen yok edilememiştir. Mesela Matta’nın aktardığı şu ifade onun gerektiği zaman iflah olmaz zalimlere karşı şiddetin kullanılabileceğine ilişkin bir cihad çağrısı gibidir: “Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın, ben barış değil kılıç getirdim” (Matta,10/34.)

Luka’nın aktardığına göre, Son Yemek sahnesinde İsa peygamber havarilerine silahlanmalarını söylemiştir: “Kılıcı olmayan abasını satıp bir kılıç satın alsın” (Luka,22/36.)
Matta’nın anlattığı bir olayda da İsa peygamberin fiziksel baskıyı gerektiği zaman devreye koyduğunu göstermektedir. O Kudüs’teki mabedin avlusunu işgal eden tefecilere, haydutlara, şiddete eğilimli kişilere karşı sert davranmıştır: “İsa tapınağın avlusuna girerek oradaki bütün satıcı ve alıcıları dışarı kovdu. Para bozanların masalarını güvercin satanların sehpalarını devirdi. Onlara şöyle dedi: ‘benim evime dua evi denilecek’ diye yazılmıştır. Ama siz burayı haydut inine çevirdiniz.” (Matta,21/12.)

Roma Kültürü’nün Resmi Hıristiyanlık Üzerindeki Diğer Etkileri
Pazar Günü

Pavlus’un Roma kültürünün etkilerine açtığı Hıristiyanlığın özünde bir çok değişiklik meydana gelmiştir.Yahudi şeriatının kutsal günü olan Cumartesi yasaklarının terk edilmesi, bunun yerine Pazar gününün kutsal sayılması, Roma kültürünün etkisi altında oluşmuştur.

Roma’da yaygın olan Güneş Dini’nin Hıristiyanlık üzerindeki etkilerini Cumartesi’nin yerini Pazar’ın alması örneğinde görebiliriz. Roma imparatorluğunda Pazar günü “Sunday/Güneş Günü” olarak isimlendiriliyordu. Pavlusçu Hıristiyanlar işte bu şirk geleneğini devr alarak Cumartesi yasaklarının ağırlığından kurtulmaya çalışmışlardır. Pavlus Din’i hukuki kurallarından arındırıp salt mistik bir tasavvur inşa ederken bu sapmanın ilk adımını atmıştı.

Noel
Noel gününün 6 Ocak’tan 25 Aralık’a alınması da Güneş Dini’nin etkisiyle olmuştur. Bilindiği gibi 25 Aralık Güneşin güçlenmeye başladığı 24 Aralık’ın ardından gelmiştir. Bu gün Roma’da kutsal addediliyordu. Ms.2.yüzyıla kadar 6 Ocak’ta kutlanan Noel Günü Güneş Dini’ne verilen bir tavizle 25 Aralık’a alınmıştır. Ancak yine de bu gün Doğulu -Ortodoks- Hıristiyanlar Noel’i hala 6 Ocak’ta kutlamaktadırlar.

Evharistiya Ayini (Ekmek-Şarap Ayini)
Hıristiyanlığın en önemli ritüellerinden biri olan ekmek-şarap ayini eski İran dinlerinden Mitra’nın bir törenidir. Roma İmparatorluğunda yaygın olan bu eski Pers Dini’nin kutsal metinlerinde Evharistiya ayini tanrı adına yapılmaktaydı. İnanışa göre Tanrı, bu inancının bağlılarına “Bedenimi yemeyen ve kanımdan içmeyen, böylece benimle Bir olmayan kişi kurtulamayacaktır” demiştir. Bu ifade aynen Yuhanna İncili’nde yer almaktadır: “Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır... Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda..” (Yuhanna, 6/54-57.)

Meryem Ana Tanrının Annesi!
MS. 431 yılında yılında toplanan Efes Konsili Meryem a’ın İsa peygamberin -yani tanrının anası- olduğunu ilan etmiştir. Tarihi vesikalara ve İnciller’de yer alan bilgilere göre Meryem a, bakire doğumundan sonra Yusuf adında bir kişi ile evlenmiştir. İsa a’dan sonra Yakup gibi yeni çocuklar doğurduğu bilinmesine rağmen, Efes Konsili’nde onun ebediyyen bakire kaldığının kabul edilmesi önemli bir tutarsızlıktır.

Buna ek olarak Konsil Meryem Ana’nın tümüyle masum -hiçbir hata ve günah işlemeyen biri- olarak tanımlaması daha sonraki yüzyıllarda onu aşırı yüceltmeci bir tasavvurun konusu yapmıştır. Artık Meryem a da teslisin önemli unsurlarından biri haline gelmiş, kiliselerdeki ikonlar arasında yerini almıştır. Meryem a’ı iffetsiz ilan ederek aşağılayan Yahudiler’e karşılık Hıristiyanlar da onu kurtarmak için zıt bir uca gitmiş, aşırı yüceltmişlerdir. Bu yüceltme Hıristiyanların Meryem tasvirleri ve heykelleri önünde dua etmek için ruku vaziyetinde eğilmelerine yol açmıştır. Artık yardım istenen sanki Allah değil İsa ve annesi Meryem’dir.

Hıristiyanların bu tasavvuru inşa edişlerinde evlenen, çoluk-çocuk sahibi olan Yunan Tanrıları’nın önemli bir etkisi olduğunu söylemek mümkündür. Aslında putperestliğin hakim kültür üzerinden tek ilah telakkisine saldırması, Tevhid ile Şirk arasında varolan kesintisiz mücadelenin bir başka vechesinden başka bir şey değildir.

Bu sonuçtan İsa peygamber ve onun gerçek bağlıları değil, Din’in bütünlüğünü bozan Pavlus gibi tahrifçiler sorumludur. Zaten Kur’an-ı Kerim ile Yüce Allah Elçi’sini aklamaktadır. (Maide, 5/116-118.)

Yahudi Kültürü İle Yunan Paganizmi Arasında Sıkışmış Bir Teolog: Pavlus
Pavlus’un Yunan paganizminin ürettiği felsefeler etkisinde yeniden inşa ettiği Hıristiyanlık siyasi talepler arıtılmış bir yorumla oluşturulmuştur. Nasraniler’in aksine Pavlus inancını yine Roma topraklarında ama Yahudi olmayanlar arasında yaymıştır. O Yahudi kökenlidir ve Antropomorfist (insan görünümlü) bir tanrı anlayışına sahiptir. Fakat yeniden inşa ettiği Hıristiyanlıkta Yahudi Şeriatı’nın tüm izlerini silme gayretindedir. Onun bu mistik tasavvuru tesadüfen seçtiğini söylemek mümkündür. Çünkü Pavlus, Roma otoritelerine siyasi taleplerden arınmış bir mabed-vicdan dini inşa ettiğini ispatlamak için böyle bir tercihte bulunmuştur.

Pavlus öncelikle Roma yönetiminin Mesih kavramından ürkmemesi için yeni bir tasavvur önermiştir. Kavramın içeriğini boşaltarak Mesih’e salt manevi kurtarıcı işlevi yüklemiştir. Romalılara Mektuplar’da Pavlus “yönetim senin iyiliğin için tanrının hizmetindedir... vergi hakkı olana vergiyi, gümrük hakkı olana gümrüğü, korku hakkı olana korkuyu, saygı hakkı olana saygıyı, herkese hakkını verin.” demek suretiyle uzlaşmacı bir din inşa etmiştir. Bu yorumla tahrif edilen mistik dini tabii ki, Roma yönetimi Nasrani sorununun çözüm yolu olarak görecekti. Pavlus’un doktrinini zararsız bulan Roma yönetimi onun bağlılarını rahatsız etmemiştir.

Hz. İsa Kur’an’da peygamberler için takdir edilen sıfatlarda görüldüğü gibi kendini değil, Allah’ı yücelten bir Elçi’dir. İnciller’in de kaydettiğine göre O, tevazu sahibi kendini övmekten hoşlanmayan bir karaktere sahiptir. İsa peygamberin bu alçakgönüllü bir kul olarak edindiği ahlaka Hıristiyan kutsal metinleri yer vermiştir. Ancak bu metinlerde tevhid ile şirk iç içe geçmiş birbirine karışmıştır. Yine de resmi İnciller’de bile kısmi doğrulara rastlamak satır aralarında mümkündür. Mesela diğerlerine göre en saf olan Markos incilinde Hz. İsa’nın kendisine “iyi öğretmenim” diye seslenen bir kişiye, onun “iyi olan tek ve biri var, o da Allah’tır” dediği kaydedilmiştir. (Markos,10/17-18.)

Satır aralarına serpiştirilmiş doğrulardan, nasıl oldu da “tanrının oğlu” hurafesi üretildi? Bu soruyu cevaplamak için kutsal metinlerde ve Hıristiyanlık tarihinde baskın bir yere sahip olan Pavlus’u daha yakından tanımak gerekir. Yahudi asıllı olan ve ilk adı Saul olan Pavlus’un iki beslenme kaynağı vardır: Yahudi Kültürü ve Roma Kültürü. Bu iki kültür Hıristiyanlık üzerinde Pavlus eliyle etkisini göstermiştir.

Pavlus’un asıl adı Saul’dur. Saul iyi bir hahamlık eğitimi almış, Roma kültürünün atmosferinde yetişmiştir. (Üç İsa, Aytunç Altundal)
Hıristiyanlık tarihinde ilk şehid olarak anılan İstefan’ın öldürülmesinde Saul’un (yani pavlus’un) başat bir rolü vardır. Resuller’in işelerinde ondan şöyle söz edilmektedir:
“Saul inananlar topluluğunu kırıp geçiriyor, ev ev dolaşarak kadın erkek demeden imanlıları dışarı sürüklüyor, hapse atıyordu.” (Resullerin İşleri,8/13.)

Resullerin İşleri’nde anlatıldığına göre Saul/Pavlus Hıristiyanlarla mücadele etmek için başhahamdan aldığı izinle bir grup silahlı adamla birlikte Şam’a doğru yola çıkmıştı. Bu yolculukta Saul anlatıldığına göre gökten bir ses işitti: “Saul bana niçin zulmediyorsun? Pavlus bu sese “sen kimsin?” diye cevap verdi; gökten yeniden bir ses duyuldu: “ben senin zulmettiğin İsa’yım”.
Hayatında İsa a’ı hiç görmeyen pavlus’un uydurduğu bu olayın bir halüsinasyon olduğuna ilişkin araştırmalar vardır. Saul yani pavlus’un İsa a’dan gelen bir mesaj olarak yorumladığı bu varsayımın “suçluluk duygusuna bağlı” bir ruhsal reaksiyon olması kuvvetle muhtemeldir.

Bu olaydan sonra Saul Hristiyanlara -Nasrani cemaati’ne- katılır. Nasrani cemaati onu başlangıçta hoş karşılamaz ve ciddi bir eğitim faaliyeti içinde de bulunmaz. Kudüs’teki Nasranilerle az bir süre kalır, ama hiç kimse sabıkasından dolayı ona fazla güvenmez. Bu nedenle onun İsa a ve Hıristiyanlık hakkındaki bilgileri kişisel halüsinasyonlardan öteye gitmez.

Onun karakterini asıl belirleyen ise; Yahudi kültüründen aldığı “antropomorfist/insan görünümlü” tanrı anlayışı ve Roma’nın hakim tasavvuru olan çok tanrılı şirk anlayışıdır. Saul Galatyalılar’a mektuplarında ciddi bir irşaddan geçmediğini, bilgisinin ve tasavvurlarının mistik tecrübelere dayandığını zaten kendisi de itiraf etmektedir. (Galatyalılara Mektuplar,1/11-19.)

Pavlus’un yıldızı Akdeniz havzasına yaptığı misyonerlik yolculuğu esnasında parlamıştır. Kudüsteki Nasrani cemaatinin lideri, İsa a’ın kardeşi Yakub pratik faydalar umarak onu memleketi olan Tarsus’a tebliğ için gönderir. Bundan sonra artık o Saul ismini kullanmaz; bunun Yunanca karşılığı olan Pavlus’u kullanmaya başlar. Çünkü tebliğe başladığı topraklar, Greko Romen kültürünün yüzyıllardır işgali altındadır. Pavlus Tarsus’a vardıktan sonra 14 yıl boyunca tüm Doğu Akdeniz’i gezer ve mistik tecrübelerinin propagandasını yaparak yorumları ile yepyeni bir Hıristiyanlık dini
inşa eder. (kaynak.....)

Pavlus’un misyonerlik faaliyetleri Kudüs’te takdirle değil rahatsızlıkla karşılanır. Hz. İsa’nın kardeşi Yakup onun anlattıklarına çok sayıda tekzip gönderir. Pavlus ile muvahhid Nasraniler arasındaki bu sürtüşme Hıristiyan kutsal metinlerinde -Resullerin İşlerinde, Pavlus’un Mektuplarında- uzun uzadıya anlatılır. Fakat bu bölümleri Pavlus’un doktoru ve yakın dostu Luka tarafından yazıldıkları için nesnel bir sonuç çıkarmak mümkün değildir. Luka Pavlus’u haklı çıkaracak şekilde yorumlu olarak kaleme almıştır.

Pavlus 14 yıllık misyonerlik faaliyetleri sırasında muvahhid Nasranilerden farklı olarak önceki şeriat olan Musa a’ın kanunlarını terk etmeyi tavsiye etmiştir. Oysa bütün peygamberler önceki şeriatları tasdik ederek, doğruyla yanlışı ayırdedebilecek ölçüler va’z etmişlerdir. Hz. İsa Matta’nın kaydettiklerine göre “Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim” demiştir. (Matta, 5/17.)

İsa peygamber kendisinden önceki vahiy kaynağı olan Tevrat’ın şeriatına bağlı olunmasını emretmiştir. Hatta bu bağlılığın tutucu Yahudi mezhebinin mensuplarından Ferisiler’den daha fazla olması gerektiğini söylemiştir: “Ben peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim...” (Matta,5/17-20.)

Matta’nın kaydettiklerine göre Hz. İsa Yahudileri söylediklerini yapmamakla, gösterişe düşkünlükle, adalet, sadakat ve merhameti ihmal etmekle, türbecilik yapmakla” suçlamıştır. Ferisiler bu pasajdaki ifadelere göre atalarının peygamberleri öldürdüklerini itiraf ettikleri de yer almaktadır. (Matta, 23/1-32.)

Hz. İsa’nın tüm peygamberler gibi gerçeklerin üstünü örten boş inançlardan ve yanlış gelenekten Din’i kurtarıp saflığına geri döndürmek istediğini İnciller’den takip etmek mümkündür. Markos’un kaydettiklerine göre İsa a Ferisilerle konuşurken “Allah’ın buyruklarını bir kenara bırakıp, insan geleneklerine uymakla” suçladığını görmekteyiz. (Markos,7/6-13.)

Pavlus, Ferisilerden farklı olarak zıt uçta bulunan, manastırlarda toplu halde yaşayan Yahudi mezhebi olan Esseniler’i eleştirmemiştir. Aslında Ferisilere yaptığı eleştirilerde Pavlus tamamıyla haksız da değildir. Çünkü Ferisiler Tevrat’ın sözlü yorumu olan Talmut’a çok fazla önem verirler. Din’in asli amaçlarının ayrıntılar ve ilahi kökenli olmayan katı hukuk kuralları arasında kaybolmasına yol açarlar.

Tamamıyla özden yoksun bir şekil üzerinde ısrar eden Ferisiler’e karşılık Pavlus tüm hukuk kurallarını reddederek dinin kabuksuz kalmasına yol açabilecek bir tebliğ şekli benimsemiştir. Böylece Din özünü koruyacak kabuğunu kaybetmiş, geriye sadece soyut ve anlamsız bir sevgi edebiyatı kalmıştır. Yüzyıllardır bu edebiyat gerçek dinin yerine kiliselerin oyalanma vesilesi kullanıla gelmiştir.

İncillerden de takbettiğimiz gibi İsa peygamber ilahi vahyin önceki kaynaklarını temizleyip arındırarak, onlara Allah’ın izni ve rehberliğinde yeni katkılar sağlamak için gönderilmiştir. Ancak onun bu saf çağrısı, Din’i uydurdukları beşeri adetlerle bozdukları için en çok tenkit ettiği, çarmıh olayının baş aktörleri olan Yahudiler tarafından değiştirilmiştir. Özellikle İsa a’ın öğrencilerinin arasına sonradan katılan bir kişi her şeyi mahvetmiştir: PAVLUS.

Resuller’in İşleri bölümünün yazarı olan Luka’nın kaydettiklerine göre, İsa a’ın vefatından sonra öğrencileri büyük baskılar, ölümlü işkenceler görmeye başladılar. Romalılar Hz. İsa’nın memleketi Nasıra’dan dolayı bu küçük cemaati “Nasraniler” diye isimlendirmiştir. Cemaatin liderliğini Hz. İsa’dan sonra kardeşi Yakup (James) üstlenmiştir. Meryem a Hz. İsa’nın doğumundan sonra Yusuf adlı biri ile evlenmiş, başka çocukları da olmuştur. Yakup da bu çocuklardan biridir.
Nasranilere Rom imparatorluğu ile işbirliği halinde bulunan Yahudiler de zulmediyorlardı. Yahudi mezhebi Sadukilerin bir üyesi olan Saul da bunlardan biri idi. Saul bir haham olarak yetiştirilmişti. “ilk Hıristiyan şehid” olarak bilinen İstefan’ın taşlanarak öldürülmesine Saul’un nefreti sebep olmuştu. (Resullerin İşleri,8/1-3.)

Resullerin işleri’nde anlatıldığına göre Saul (Yunanca karşılığı Pavlus) Başhahamdan aldığı özel bir izinle Nasraniler’le mücadele etmek için Şam’a gider. Yolda Saul’un gökten “ben senin zulmettiğin isa’yım” diyen bir ses duyduğu kaydedilir. Oysa o İsa a’ı hayatı boyunca hiç görmemiştir; yine de gökten gelen bu sesi O’ndan gelen bir mesaj olarak yorumlamıştır.

Bunun “suçluluk duygusuna bağlı psikolojik bir reaksiyon olduğu” yorumu yapılmıştır. (44.dipnot)
O Galatyalılar’a yazdığı mektupta “sünnetsizlerle yemek yiyip yememek, müşriklerden hicret edip etmemek” konsusunda Barnaba ve Petrus (Kefas) ile tartışmıştır. Petrus putperestlerle mesafeli ilişki kurmayı, onlarla hemhal olmamayı savunduğu halde Pavlus’un müşriklerle hiçbir sıkıntısı olmadığını bu mektubun muhtevasından anlıyoruz. (Galatyalılar’a Mektuplar, 2/11-15.)

Yahudi Şeriatı Greko-Roma topraklarında sorun oluşturuyor Din’in kabulünü zorlaştırıyordu. Bu yüzden Pavlus dinin içinden bu hukuk kurallarını ve Tevhidi özü atmak gerektiğini savunmuştur. Ancak bu şekilde putperest Greko-Romen kültürünün mensuplarının Hıristiyan olacağını hesab ediyor, pragmatik bir tebliğ faaliyeti yürütüyordu. Pavlus Yunan putperestliğinin egemen olduğu bu topraklarda bütünlüğünden koparılmış bir dini anlayışı, afaki bir tasavvuru “isa sevgisi”ni propaganda etmekle yetinmiştir.

O misyon yolculukları esnasında Hz. İsa’nın mesajının Yahudi Şeriatını terk etmeyi gerektirdiğini işlemiş, hatta Hıristiyanlığı yeni bir din olarak görüp takdim etmiştir. Önceki hayatını “Yahudi dinine bağlı olduğum zaman” (Galatyalılara Mektuplar, 1/13.) olarak anan Pavlus Yahudilikle tüm ilişkisini kesmiştir.

O Yahudi iken de içinde bulunduğu durumdan başka hakikat kabul etmeye yanaşmamış, en sert bir şekilde başka düşüncelere karşı savaşmıştı. İlk Hıristiyanlardan aktarılan hatıralarda onun kendilerine yaptığı işkenceleri, verdiği sıkıntıları uzun uzadıya okumak mümkündür.

Şeriat’ın atılmasıyla birlikte İsa peygamberin mesajından geriye kalan sadece soyut bir “sevgi” den başka bir şey değildir. Önceleri Pavlus havari Petrus’u (Kefas’ı) çeşitli kelami mülahazalar ileri sürerek bu konuda ikna etmiştir. Fakat Kudüs’ten gelen elçilerle konuştuktan sonra Petrus yeniden Din’in bütünlüğüne geri dönmüştür.

Pavlu 14 yıl boyunca Akdeniz havzasını gezerek misyonerlik yapmış, bu sırada Roma mekteplerinde a aldığın eğitimin etkisi altında kalarak Yunan paganizmiyle karışık bir teoloji inşa etmiştir. Kudüs’ten Nasrani cemaatinin gönderdiği elçilerin hakikati hatırlatmalarına sinirlenerek onları “sahte elçiler” olmakla suçlamıştır. (Korintoslulara Mektuplar, 11/4,13.)

Pavlus’un ahlak anlayışı tamamıyla mistik tasavvurlar üzerinde kuruludur. O, Galatyalılar’a mektuplarında arınmanın ilahi yasalara uygun yaşamakla değil, sadece iman etmekle gerçekleşebileceğini iddia etmiştir. Ayrıca İsa Mesih’in kendisinde enkarne olduğunu (Onun ruhunun kendisinde ete kemiğe büründüğünü) iddi etmiştir. Bu vehim içinde bir peygamberle kendisini özdeşleştiren Pavlus’un, çarmıha gerilmeye Mesih’in kendisi için katlandığını iddia edecek kadar aklı karışıktır.

Gördüğü halüsinasyonların etkisiyle “ben yaşamıyorum, Mesih bende yaşıyor” diyerek, Eski Mısır,
Yunan ve Çin-Hint kadim şirk kültürlerinin en meşhur tasavvurlarından tenasüh inancını savunmuştur. (Galatyalılara Mektuplar, 2/16-21.) Artık İsa a Pavlus için, tıpkı Zeus gibi yarı tanrı-yarı insandır: Tanrının oğludur. Maalesef Pavlus’un ürettiği bu din yorumu hakimiyet alanı bulmuş, bu yorum gelenek haline gelmiştir.

Pavlus 14 yıl misyonerlik faaliyetleri yaptıktan sonra Kudüs’e geri dönmüştür. Kudüs’teki Hıristiyan cemaatinin liderleri ona soğuk davrandılar ve şu sözlerle suçladılar: “sen diğer toplumlar arasında yaşayan Yahudilere çocuklarını sünnet ettirmemelerini, törenlerimize uymamalarını söylüyor, Musa’nın şeriatına sırt çevirmeleri gerektiğini öğretiyormuşsun” (Resullerin İşleri, 21/22.)
Bu suçlamalara Pavlus inşa ettiği teolojinin felsefi verileriyle demogoji yaparak cevaplar vermiş, ancak Din’in aslında yapmaya çalıştığı değişiklikleri Kudüs Hıritiyan cemaati kabul edilebilir bulunmamıştır. Diğer yandan Hz. İsa’nın Risaletinden önce oluşmuş bulunan Yahudi mezheplerinden Ferisiler ve Sadukiler -ki çarmıh olayında baş rol üstlenen gruplardır- onu yargılamak istemişlerdir. Pavlus tutuklandığı esnada Yahudiler tarafından yargılanmaktan kurtulmak için Roma vatandaşı olduğunu ileri sürerek Roma’nın yargıçlarına teslim edilmesini talep etmiştir. Bunun üzerine Roma’lı askerler onu Yahudilerin elinden kurtarıp gemiyle kaçırmışlardır; böylece Roma’nın koruyucu kanatları altında yaşamaya başlayan Pavlus hem hayatını hem de inşa ettiği teolojisini kurtarmıştır. Pavlus’un pagan kültürü ile çelişmeyen “yarı tanrı-yarı insan” tasavvuru Zeus’un yerini İsa a’ın almasıyla geniş kitlelerce benisenmeye başlamış, nihayet M.S. 325’de resmen Roma İmparatorluğu Hıristiyanlığı kabul etmiştir. Yaygın görüşe göre Pavlus M.S. 60’lı yıllarda Roma’da ölmüştür.

Hıristiyan kutsal metinleri bu süreç içinde oluşmuştur. Yoksa İsa a’ın hayatında yazılıp günümüze intikal etmiş resmi bir incil yoktur.

Hayat İçinde Sahnelenen Kesintisiz Tevhid-Şirk Mücadelesi
Roma’nın siyasi-askeri desteğini alan Pavlus’un Hıristiyanlık üzerindeki yıkıcı etkilerine rağmen yine de her dönemde Din’in gerçek karakterini anlayıp yaşayanlar buluna gelmiştir. Kimi zaman fakir anlamına gelen “Ebionitler” olarak da anılan gerçek Hıristiyanlığın temsilcileri Nasraniler, ikinci yüzyıldan itibaren Pavlusçular tarafından “Heretic/sapkın” olarak ilan edildiler.

Nasraniler (Ebionitler) Musa şeriatına uygun olarak yaşıyor, sünnet oluyor, domuz eti yemiyor ve cumartesi yasağına uyuyorlardı. Pavlusçu Hıristiyanlar siyasi desteğini aldıkları Roma Yönetimi’ne sığınarak onlara karşı baskı kuruyorlardı.

Ebionitler -yani Nasraniler- Pavlus’u sahtekar olarak görüyor, Hz. İsa’nın tanrı değil, normal bir insan olduğunu söylüyorlardı. Ms. 325 yılında toplanan İznik Konsili’ne kadar muvahhid Hıristiyanlar varlığını tüm baskılara rağmen korumaya devam etmiştir. Ancak Roma İmparatoru Konstantin’in gölgesinde toplanan bu konsil Pavlus’un tasavvurunu resmileştirmiştir. Bu konsilde Tevhid geleneğine bağlı Ariusçular ise heretik/sapkın ilan edildiler.

Hritiyanların Kutsal Kitap Kolleksiyonu ve Tahrif Süreci
İlahi kökenli olmakla birlikte Hristiyanlık asli özelliklerinden çok şey yitirmiştir. En başta kaynakları olmak üzere Batı kültürünün Yunan ve Roma etkisi altında, Yahudi bakış açısıyla şekillenmiştir. Resmi İncillerin dördü de Ms.65-100 yılları arasında yazılmıştır.

Tahrif sürecini anlayabilmek için, bu tarihlerden özellikle Roma yönetimine Yahudilerin isyan ettikleri 66-71 yılları daha önemlidir. Yahudi isyanlarıyla geçmiştir. İsa peygamberin Ms. 30’lu yıllarda öldüğü kabul edildiğine göre en erken incil, onun ölümünden 30-35 yıl sonra kaleme alınmıştır. Bu kadar geç bir dönemde başlayan tedvine rağmen bırakalım Allah’ın sözü olmasını İncillerin Hz. İsa’nın sözlerini ve eylemlerini tam olarak temsil etmesi mümkün değildir.

Markos İnciliYeni Ahit’te ikinci sıraya konulmasına rağmen aslında ilk yazılan incildir. Fakat o da diğerleri gibi Pavlus’un öğretisinin kabul gördüğü Roma topraklarında ve Roma’nın dili olan Yunan dilinde kaleme alınmıştır. Pavlus’un yorumları pagan kültünün hakimiyet alanında yaygınlaştıkça yazılan incillerdeki teolojik yorumlar da “Allah’ın kulu İsa”’yı “Tanrının oğlu İsa” haline getirmişlerdir.

Hristiyan kutsal kitap kolleksiyonunu resmileştirme bakımından ikiye ayırmak mümkündür: 1. Canonical Gospels: Kabul edilmiş resmi inciller. Bunlar Matta, Markos, Luka, Yuhanna’dır. Bulardan Matta, Markos, Luka “snoptik/aynı gözden, uyumlu, paralel” olarak nitelenmiştir. Yuhanna’ya göre aralarında daha fazla benzerlik vardır.

2. Apokrif inciller : Thomas, Hermas, Petrus, Ebionitler incili
Resmi İncillerden olmadığı halde, Hıristiyanlar tarafından doğru kabul edilen en meşhur inciller vardır: Gospel of Thomas/Thomas İncili ve Gospel of the Hermas/Hermas İncili. Bazı apokrif metinler de halen bu gün elde bulunmaktadır. Barnabas çok geç dönemlerde ortaya çıktığından Hıristiyanlar onu müslümanların uydurduğunu iddia ederek itibar etmemişlerdir.

Petrus’un İncili “Gospel of Peter.” İsa a’ı peygamber olarak kabul etmekle birlikte Yahudi Şeriatı’na bağlılıklarını sürdüren İbranilerin/Ebionitlerin incili “Gospel of the Hebrews”. Ebionitler, İsa peygamberin “tanrının oğlu” sıfatını doğuştan değil, mecazi olarak Yahya peygamber tarafından vaftiz edildikten sonra verildiğine inanırlar.

Kanonikler/resmi olanlar arasında en çok teslis vurgusu, Yuhanna’da yer almaktadır. Yuhanna incili ilk cümlelerinden ve bir çok bölümünden de anlaşılacağı gibi, İsa peygamberi Allah’ın kulu ve elçisi olmaktan çok O’nun zatı ile özdeşleşmiş, tanrının enkarnasyonu olarak görür.

Diğerlerindeki teslis ise batıni yorumlara bağlı olarak çıkarılabilecek bir sonuçtur. Yuhanna’da yer alan bazı olaylar snoptiklerde hiç yer almaz.

Bu gün Kitabı Mukaddes olarak elimizde buluna kitapta Yeni Ahit bölümünde yer alan Hristiyan kutsal kitap kolleksiyonu 27 küçük kitapçık ve mektuptan oluşmaktadır.
Dört incilin yazarlarından Markos, luka ve Yuhanna İsa peygamberin hiç görmemiş kimselerdir. Yuhanna’nın havari olduğu iddia edilse de onun kaleme aldığı kitapta kullandığı dil, çok iyi Yunanca bildiğini göstermektedir. O havari olsaydı Aramice yada İbranice yazardı. O halde üç incil de İsa peygamberin havarilerinin rivayetlerinden devşirilmiştir.

Günümüzde asıl İncil muamelesi gören Matta, Markos, Luka, Yuhanna ilk defa Psikopos Iraneus tarafından resmi kabul edilmiştir. Hıristiyanlık tarihinde önemli bir etki yapan bu tercihle Psikopos Iraneus diğer İncilleri zararlı saymış ve heretic/sapkın ilan etmiştir. İlk üç yüzyıl nisbeten saflığını koruyan Hıristiyanlık daha sonra Roma kültürünün putperest kültürüne teslim olmuştur.

M.S.325 yılında toplanan İznik Konseyi Iraneus’un kararını onaylamış diğer tüm incillerin imha edilmesini istemiştir. Bu konsey tamamıyla Roma İmparatoru Konstantin’in siyasi tercihi ile toplanmıştır. Sonuç, İskenderiyeli Rahip Arius’un “Hz. İsa’nın tam anlamıyla bir insan olduğu” tezine rağmen İmparator’un istediği gibi çıkmıştır: Hz. İsa Yunan tanrısı Zeus gibi yarı tanrı-yarı insan olarak tasavvur edilmiştir. Maaslesef vahyin kültür tarafından tahrifi süreci varlığını günümüze kadar sürdürmüştür.

Teslis bu şekilde Roma impartorunun desteği ile kabul edilmiş, daha sonra da sıra kutsal kitabı bu yeni şirk doktirinine göre yorumlamaya gelmiştir. İncillerin tedvin dönemi yetmişli yıllarda tamamlandığı halde daha sonra bazı eklemeler yapılmıştır. Mesela Matta incilindeki şu pasajda “baba, oğul ve kutsal ruh adıyla vaftiz emri” araştırmalara göre sonradan eklenmiştir. Söz konusu pasaj şöyledir: “Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin. Siz buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim. (Matta,28/19-20.)

Burada bir ilavenin varlığına dair iki delil ileri sürülmektedir. Birincisi, Hıristiyanlığın ilk döneminde vaftiz işlemi sadece İsa a adı ile yapıldığı halde burada üçlemeden söz edilmektedir. Mesela pavlus’un mektuplarını incelediğimizde, vaftiz’in sadece İsa a adına yapıldığını görmekteyiz. İkincisi ise, Matta’dan önce yazılmış olan Markos incilinde aynı vaftiz emri yer aldığı halde teslisten söz edilmemiştir. Hatta Markos’un aktarımında İsa a kendi anını bile öne çıkarmamıştır:
“Dünyanın her yanına gidin, incili bütün yaratılışa duyurun. İman edip vaftiz olan kurtulacak, iman etmeyen ise hüküm giyecek” (Markos,16/15-16.)

Yeni Ahit’i/İncil’i oluşturan kitaplardaki çelişki ve tutarsızlıklar
1) İncilin kaynağı Sorunu: Markos'da incil Allah'a; Pavlus'un Romalılara mektubunda İsa'ya nisbet edilir.

2) İsa (a)'ın nesebi Sorunu: Meryem'in kocası yusuf, Luka'!ya göre Heli'nin; Matta'ya göre Yakub'un oğludur.
Hz. İsa'nın babası Sorunu: İncillere göre İsa'nın dört babası vardır: Allah, Davut, Yusuf, Adem.

3) Mesih’in/Kurtarıcının kimliği Sorunu: Luka incilinde bir yerde "kurtarıcı" payesi Allah'a ; diğer bir yerde İsa'ya nisbet edilmektedir.

4)Hz. İsa'nın doğum yeri: Üç incile göre Galile, Yuhanna'ya göre yahudiye'dir.

5) Sorgucuların kimlilği: Mattta'ya göre oruçlu olup İsa'ya soru soranlar,Yuhanna'nın talebeleri; Markos'a göre "yazıcılar" ve "ferisiler" dir.

6)Körlerin şifa talebi: İsa a Eriha memleketinden çıktığında Mattta'ya göre iki, Markos'a göre bir kör gözlerinin açılması için başvurmuştur.

7) Son Yemek: İsa peygamberin öğrencileri Havarilerine ekmek ve şarap ikram ettiği kabul edilen son yemek figürünün, İncillerde ve bütün Hıristiyan mezheplerde önemli bir yeri vardır. Snoptiklerin hepsi bu olaya yer verirken (Luka,22/20.) Yuhanna bu olaya yer vermez. Onun yerine “İsa peygamberin beline bir havlu dolayıp tüm havarilerin ayaklarını yıkayıp kuruladığı” (Yuhanna,13/1-20.) anlatılır.
Bu ayin vatikanda her yıl tekrarlanır; Papa psikoposların ayaklarını yıkar, kurular.

8) Gestemani bahçesi : Dört İncil de İsa peygamberin Yahudilerin gammazlamasıyla Romalılar tarafından, Kudüs’ün dışındaki Gestemani bahçesinde tutuklandığını anlatır. Ancak İncillerdeki anlatımlar arasında ciddi farklar vardır: Birincisi, ispiyoncu ele vermiştir. İkincisi; kendi kendini ele vermiştir. Mesela Matta’ya göre İsa’yı Yahuda İskaryot adlı havari “kimi öpersem İsa o’dur, onu tutuklayın” demek suretiyle ele vermiştir. (Matta,26/47-50.) Yuhanna’daki anlatıma göre ise, “Yahudi başkahinlerin ve ferisilerin gönderdiği görevliler İsa a’ı Gestemani bahçesinde öğrencileriyle birlikte sıkıştırmıştır. İsa a da bu bahçede kendisinin Nasıralı İsa olduğunu itiraf etmiştir.” (Yuhanna,18/2-12.)

İsa peygamberin bir gammazcısının bulunduğu görüşü Kur’an’la mutabıktır. Ancak Kur’an, çarmıha gerilenin Hz. İsa değil, ona benzeyen birinin olduğunu beyan etmekte, Allah’ın elçisisni kurtardığını beyan etmektedir. (Maide Suresi,5/117.)

9) Haç’ın Taşınması Sorunu: Hz. İsa’nın Golgota (Aramicede kafatası demektir) denilen yerde idam edilmesi esnasında gerildiği haçın taşınması sorununa snoptikler farklı, Yuhanna farklı cevaplar vermiştir. Snoptikler haçı Romalı askerlerin değil, kireneli Simun adlı bir adamın taşıdığını iddia etmişlerdir. (Matta,27/27-32.)
Yuhanna ise haçı İsa’nın kendisinin taşıdığını ileri sürmüştür. (Yuhanna,19/17.)

10) Çarmıhtaki Haydutlar Sorunu : İncillerin Hz. İsa’yla birlikte can verdiklerini iddia ettikleri iki haydutla ilgili snoptiklerin anlatımlarında bile büyük farklar vardır. Markos’a göre “hayduların ikisi de Hz. İsa’ya “İsrail’in Kralı Mesih!” diyerek, kurtarıcı olsa kendilerini kurtarabileceğini söyleyerek hakaretler etmişlerdir.” Luka’ya göre ise “haydutlardan biri hakaret etmiş, diğeri küfredeni azarlamıştır; bu nedenle azarlayan hayduta İsa cennet va’d etmiştir!” (Luka,........)

11) İsa a’ın Son Sözleri Tartışması: Çarmıhta ölmeden İsa kabul edilen kişinin son sözleri tanrıya isyan anlamı taşımaktadır. Gogota’da çarmıhta asılı duran kişinin son sözleri Luka’ya göre “baba ruhumu senin ellerine teslim ediyorum” olmuştur. (Luka,23/46.) Matta ve Markos’a göre çarmıha gerilen şahıs “Tanrım, Tanrım beni niçin terk ettin”demiştir. (Matta,27/46; Markos, 15/34.)
Yuhanna ise diğerlerinden farklı olarak “susadım” der; kendisine sirkeye batırılmış bir sünger koklatılınca “tamamlandı” diyerek ölmüştür. (Yuhanna,19/30.)

12) Yahuda İskaryot’un Ölüm Şekli Sorunu: Matta’ya göre Yahuda yaptığına pişman olmuş, aldığı rüşvet olan otuz gümüşü baş kahinlere geri vermiştir. Baş kahinler almayınca da mabedin içine fırlatıp oradan ayrılarak kendini asmak suretiyle intihar etmiştir. Baş kahinler kan bedeli olan bu parayla bir çömlekçinin tarlasını satın alarak orayı yabancılar için mezarlık yapmışlardır. Bunun için bu tarlaya “kan tarlası” denilmiştir. (Matta, 27/3-11.)

Luka’nın yazdığı bölüm olan Resullerin İşleri’nde geçen havari Simon Petrus’un anlatımına göre ise, kan tarlasını bizzat Y.İskaryot almıştır. Ölüm şekli de kan tarlasında kazara düşerek olmuştur, kendisni asmasıyla değil. (Resuller’in İşleri,1/15-19.)

13) Hz. İsa’nın Soy Ağacı: Luka İnciline göre 35.sırada Davut, 77.sırada İsa a vardır; ikisi arasında 42 isim yer alır. ( bkz. )
Matta’nın verdiği bilgiye göre Davud 14., İsa 41. sıradadır; yani arada 27 isim yer alır. ( bkz. ) İki anlatıma göre İsa a’ın atalarının sayısı farklıdır.

Konsillerde alınan kararların incil’in Bozulmasındaki Rolü
a)İznik konsili : İsa'nın mahluk olduğunu savunan Aryüsçülere karşı İsa'nın tanrılığını "BABA" nın oğlu olarak aynı cevherden geldiğini savunan PAVLUS'çuların varsayımı kabul edildi. ( ms. 325)

b)İstanbul konsili : Kutsal Ruh'un da baba ve oğul ile aynı cevherden geldiği, dolayısıyla ilah sayılması gerektiği kararlaştırıldı. ( ms. 381)

c)Efes konsili : Meryem'in tanrı’nın annesi olduğu ve mesih isa'nın iki tabiatlı (hem tanrı hem de insan- yarı tanrı yarı insan: Tıpkı Yunan tanrılarının tanrısı, ZEUS gibi) gerçek bir 'insan 'olduğu kabul edildi. ( Ms. 431 )

d)Kadıköy konsili : önceki konular tekrar tartışıldı. Monofizitler ( tek tabiatçılar, iki tabiatı reddedenler ) , bu konsilin kararlarını reddederek " İsa'nın şahsında insani ve ilahi tabiatı birleştirdiği" gerekçesi ile ayrıldılar: Hristiyanlık tarihindeki ilk ciddi bölünme.
sonra gelişen ve İki Dünya Emperyalist Bölüşüm Savaşı’nın meydana getirdiği etkiler ile katmerleşen Ahlaki Çöküntü neticesinde günlük hayatta İncil’de geçen tesettür ölçülerini tamamen terk ettiler. Böylece Modern Batı’nın oluşumuna tezleri ile güçlü bir payanda oluşturan Dekart’ın Kartezyen Felsefesi “ki alan ideolojisi” zihinsel parçalanma ile kalmayıp, günlük hayatı da kuşatan bir boyut kazanarak, kadınların “başörtü” de dahil bir çok örtünme ile ilgili İncil hükümlerini terk etmelerine yol açmıştır.

Mezhepler Arasındaki İncil’i Yorumlama Farkları
Hristiyanlık tarihinde Roma imparatorlarına kendini kabul ettiren ilk kurum olan “katolik mezhebi” ile Doğu Bizans’ın (Konstantin’in-İstanbul’un) yani Fener Rum Patrikhanesi’nin resmi mezhebi olan Ortodoks mezhebinin özelliklerini karşılaştırınız. Daha sonra da Luter (1489-1546) in 16. yüzyılın başında yaptığı öncülükle bu günkü Kapitalizm’in doğuşuna zemin hazırlayan Reformist Protestanlık Mezhebi’nin özelliklerini ötekilerle kıyaslayınız

1- Kiliselerin Yöntecileri Hakkındaki Kıyaslama:
K: Ruhani bşk; papa (Şu anda II. Jan paul)’dır.
O: Ruhai bşk, Patrik (şu anda Bartelemos)’tur.
P: Kişi kültüne dayalı bir temsil anlayışına karşı oldukları için, belli bir merkezleri ve başkanları yoktur.
2- Kutsal Kitabı Kim Yorumlar?
K:Kutsal kitabı yorum yetkisi, Papanın; *O:Patrik masum değildir. *P:Her hristiyan yorum yetkisine sahiptir.

3-Ayin Dili Ne Olmalıdır?
*K:Ayin dili, latince’dir. *O:Her ülkenin dili ile olabilir. *P:Her hristiyanın ana dili iledir; Mesela, kiliselerdeki ayinler/ ibadetler Türkçe de olabilir.

4- Kimler Şefaat Edebilir?
*K:Azizler ve meryem'in şefaat yetkisi vardır.; *O: katolikler gibi, Şefaat’e evet. *P:Azizler ve meryem'e önem vermezler/şefaat yetkileri yoktur.

5-İkonlar/Kiliselerdeki tasvirler hakkındaki görüşlerini Kıyaslayınız.
*K:Mabedlerde tasvirlere önem verirler. *O: Katolikler gibi ikonlara önem verirler. *P: ikonlara/tasvirlere önem vermezler; Haç’a sadece Protestanlar’dan İngiliz Kilisesi Anglikanlar önem verirler.

6- Konsil Kararları Hakkındaki Ayrılıklar?
*K: Yirmi konsilin kararlarını kabul ederler. *O: ilk yedisini kabul ederler. *P:ilk ikisini kabul ederler

7- Sakramentler Hakkındaki Görüş Ayrılıkları Nelerdir?
*K:Sakramentlerden yedisini kabul ederler. *O:Evharistiya'da ekmeğe maya şaraba su katarlar. * P: sakramentlerden sadece ilk ikisini ( vaftiz, evharistiya ) kabul ederler.

8- Evlilik Hakkındaki Düşüncelerini Kıyaslayınız.
*K:Ruhban sınıfı evlenemez. *O: keşiş ve patrikler evlenemez, papazlar evlenebilir. *P: Herkesin evlenme hakkı vardır.

9- Boşanma Hakkındaki Fikirleri Nelerdir?
*K:Boşanmayasaktır.*O:Boşanma bazı şartlara bağldır.*P:Boşanma serbesttir.

Diğer özellikleri:
*Hiçbir Hristiyan mezh. iki veya daha fazla eşliliği kabul etmez.
*Protestanlar Araf'a ve ebedi cezaya inanmazlar.
*Protestanların kilise isimleri: luteryan, Anglikan, metodist, kongregasyonalist.
*Adventistler ve mormonlar gibi fundamantalist dini hareketler de potestanlık içinde değerlendirilir.
*Bir hristiayan cemaati olan Mormonlar'da çok eşlilik vardır.
*İbadet dilinini evrensel -yani latince- oluşu, 1789 Fransız Devrimi’nden çok önce, ortodoks kilisesi’nin kuruluşu bitmiş bir gelenektir. Öyleyse ana dili/ kutsal metnin müminlerin ana dillerine çevrilmesi anlamına gelen “Mealcilik” akımı Modernizm’den çok önce DOĞU ROMA imparatorları ve patrik tarafından kaldırılmış bir uygulamadır.
* protestanlaşma Gerçek Hristiyanlığı ihya etme ve mevcut uygulamaları ıslah etme çabasında başarılı olamamıştır. Sonuçta Teslis’i kabul etmekle başa dönmüş; katolik kilisesi’nin anlaşyışlarını modernize ederek yeniden üretmiştir. Eğer süreç devam etseydi Kur’an’dan kaynaklanan İslam ile Protestan kilisesi’nin akidesi arasında çok az fark kalmış olması gerekirdi. Protestanların bu kararsızlığından Gün’ün hakim paradigması “sınırsız üretim ve sınırsız tüketim” anlayışına dayalı Kapitalizm’in talancı ideolojisi yararlanmış ve maalesef onları kendine payanda olarak kullanmıştır.

İncil’in Önceki Vahiy Kaynakları İle İlişkisi
İsa peygamber kendisinden önceki vahiy kaynağı olan Tevrat’ın şeriatına bağlı olunmasını emretmiştir. Hatta bu bağlılığın tutucu Yahudi mezhebinin mensuplarından Ferisiler’den daha fazla olması gerektiğini söylemiştir: “Ben peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim...” (Matta,5/17-20.)

Matta’nın kaydettiklerine göre Hz. İsa Yahudileri söylediklerini yapmamakla, gösterişe düşkünlükle, adalet, sadakat ve merhameti ihmal etmekle, türbecilik yapmakla” suçlamıştır. Ferisiler bu pasajdaki ifadelere göre atalarının peygamberleri öldürdüklerini itiraf ettikleri de yer almaktadır. (Matta, 23/1-32.)

Hz. İsa’nın tüm peygamberler gibi gerçeklerin üstünü örten boş inançlardan ve yanlış gelenekten Din’i kurtarıp saflığına geri döndürmek istediğini İnciller’den takip etmek mümkündür. Markos’un kaydettiklerine göre İsa a Ferisilerle konuşurken “Allah’ın buyruklarını bir kenara bırakıp, insan geleneklerine uymakla” suçladığını görmekteyiz. (Markos,7/6-13.)

İncillerden de takbettiğimiz gibi İsa peygamber ilahi vahyin önceki kaynaklarını temizleyip arındırarak, onlara Allah’ın izni ve rehberliğinde yeni katkılar sağlamak için gönderilmiştir. Ancak onun bu saf çağrısı, Din’i uydurdukları beşeri adetlerle bozdukları için en çok tenkit ettiği, çarmıh olayının baş aktörleri olan Yahudiler tarafından değiştirilmiştir. Özellikle İsa a’ın öğrencilerinin arasına sonradan katılan bir kişi her şeyi mahvetmiştir: PAVLUS.

Resuller’in İşleri bölümünün yazarı olan Luka’nın kaydettiklerine göre, İsa a’ın vefatından sonra öğrencileri büyük baskılar, ölümlü işkenceler görmeye başladılar. Romalılar Hz. İsa’nın memleketi Nasıra’dan dolayı bu küçük cemaati “Nasraniler” diye isimlendirmiştir. Cemaatin liderliğini Hz. İsa’dan sonra kardeşi Yakup (James) üstlenmiştir. Meryem a Hz. İsa’nın doğumundan sonra Yusuf adlı biri ile evlenmiş, başka çocukları da olmuştur. Yakup da bu çocuklardan biridir.
Nasranilere Rom imparatorluğu ile işbirliği halinde bulunan Yahudiler de zulmediyorlardı. Yahudi mezhebi Sadukilerin bir üyesi olan Saul da bunlardan biri idi. Saul bir haham olarak yetiştirilmişti. “ilk Hıristiyan şehid” olarak bilinen İstefan’ın taşlanarak öldürülmesine Saul’un nefreti sebep olmuştu. (Resullerin İşleri,8/1-3.)

Resullerin işleri’nde anlatıldığına göre Saul (Yunanca karşılığı Pavlus) Başhahamdan aldığı özel bir izinle Nasraniler’le mücadele etmek için Şam’a gider. Yolda Saul’un gökten “ben senin zulmettiğin isa’yım” diyen bir ses duyduğu kaydedilir. Oysa o İsa a’ı hayatı boyunca hiç görmemiştir; yine de gökten gelen bu sesi O’ndan gelen bir mesaj olarak yorumlamıştır.
Bunun “suçluluk duygusuna bağlı psikolojik bir reaksiyon olduğu” yorumu yapılmıştır. (44.dipnot)

Kur’an’ın Hıristiyanlara Yönelik Çağrısı
İsa a Allah’ın elçisi ve Ol! Kelimesidir. Allah’ın “ol” kelimesi ile varlık sahnesine çıkmak bakımından, İsa a ile bizim aramızda bir fark yoktur. (4/171-172)

“Meryem oğlu İsa” vurgusu (Maide, 5/17, 72-75.) Kur’an’da sürekli tekrarlanmıştır. Bunun anlamı İsa a’ın Allah’ın oğlu olmadığı, bir insan çocuğu olmak bakımından bağımlı ve aciz bir varlık olduğunu, dolayısıyla tanrı yada tanrının oğlu olamayacağı vurgulanmak istenmiştir.

Bütün peygamberler gibi İsa a da aynı ortak mesaj olan Tevhid’e çağırmıştır. Kur’an tüm insanları müşterek kelime’ye (Tevhid’e) çağırmaktadır: “......” (Ali İmran,3/64.)

Kur’an’ın Diğer Kitaplar içindeki Yeri
Kur’an her devirde Yüce Allah’ın elçilerle ilahi yasalar, yargılar vahyettiğini çok sayıda ayette vurgulamaktadır.

Kur’an’da İbrahim peygambere verilen sahifelerden, Musa peygambere verilen sahifelerden, Davud peygambere verilen mezamir/Zebur’dan, İsa a’a verilen İncil’den söz edilumektedir.
Eskilerin Kitapları/vahiyleri ifadesi ile de bilinen ve kalıntıları bize ulaşan kitaplar, sahifeler dışında da mesajların olduğuna işaret edilmektedir.

Kitabı Mukaddes iki bölümden oluşmaktadır: Eski Ahit:Tevrat ve mezmurlar; Yeni Ahit; İncil.
Gerçekte Kitabı mukaddes değişik dönemlerde yaşamış farklı üsluplara sahip din adamlarınca yazılmıştır. İçerisinde tarihsel malumatlar, dini ve siyasi söylemler, dualar, felsefi diyaloglar ve çeşitli kanun metinleri bulunmaktadır. Eski Ahit’te peygamberlere indirilen vahiy kalıntılarının dışında onlara ait hadisler, hahamlara ait sözler bulunmaktadır. Yeni Ahit’te/İncil’de ise bizzat kitaplara ismini veren yazarlarıdır: Matta, Markos, Luka, Yuhanna.

Hahamlar üretip yazdıklarına Musa imzasını kullanmakta veya hiç kaynak belirtilmemektedir.
“Bilge bir kimse Süleyman imzasını kullanmakta, kehanet sahibi biri eğer kendi ilham damarında Büyük İşaya’yı hissediyorsa, gönüllü olarak “İşaya” imzasını kullanabilmektedir. Çok eski devirlerde yaşamış kendi kitaplarını çok önemli sayan ve ayrıntılı bir rapor bırakmış birkaç yazar (Esdras, Nehemie, Zorobel) bir yana bırakılacak olursa, Kitab-ı Mukaddes yazarları, genellikle söyledikleri şeyin arkasına çekilerek kendilerini gölgede bırakmışlardır.” (Hamidullah Muhammed, Aziz Kur’an, )

kurannesli.info

29 Yorum

Atilla Morçol 24-07-2011, 12:59:02
Sayın Rachael, Nasturilik ve Doğu Hristiyanlığı'nın Roma Hristiyanlığından ayrılan yönlerini içeren bir çalışmanız olursa Fikribeyan 'da bunu yayınlayalım. Gerçeğin ortaya çıkması İslamın gayelerindendir.
rachael 24-07-2011, 12:41:45
nasturiler
Sayın konnu yazarı.Hristiyanlığı roma ve pavlustan ibaret sayarak ve teslis inancını bu köklerden yola çıkıp incelerseniz mutlaka akla ve mantığa uygun sonuçlar çıkarmayacaksınızdır.Bunun için size bir nasturi hristiyan olarak hristiyanlığın en eski mezhebi romanın hristiyanlığı yozlaştırmasına karşu çıkan nasturilik mezhebini araştırmanızı tavsiye ediyorum.Hristiyanlıkta bir çok şey yanlış gelebilir kabulumuzdur.Ama sorun bu yanlışların sorumlusu hristiyanlıkla alakası olmayan roma hristiyanlığıdır.Doğu hristiyanlığını araştırarak buy yanlışlara zaten gerçek hristiyanların taa ilk zamanlarda karşı çıktığını ve roma tarafından hristiyan kabul edilmediğini görebilirsiniz.Saygılar.

Yorumların tamamı için tıklayınız.

Diğer Haberler

Siyonizmin Baz Aldığı En Etkin Kaynak: Talmud! FİLİSTİN TALMUD’U

İslam'ın Tevrat ve İncil'e Bakışı / Prof.Dr.Lütfullah Cebeci

Din de Merkez Kim? Pavlus mu İsa mı? / Prof.Dr.Şinasi Gündüz

Tahrif edilen Kitab-ı Mukaddes'in tasnifi : "Eski Ahid,Yeni Ahid" / N.Mehmet Solmaz

Dinler Tarihi ve Din Felsefesinde Kurtarıcı ve Kurtuluş / Joachim Wach

İncil ve Havarilerin Öyküsü / Murat Hafızoğlu

"Yahudi" tarihi üzerine tartışma notları

Teslis'in Hristiyanlıktaki Konumu

Babil Mitolojisi

Mircea Eliade'de Tarihsel Bilinç Sorunu

Pavlus'un Hıristiyan Geleneğindeki Merkeziliği / Prof.Dr.Şinasi Gündüz

Bir "mit" yazarı olarak Pavlus / Pavlus ve Mitoloji

   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz