Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Gündem Kavramı ve Müslümanın Gündemi
Günümüzde özellikle internetin yaygınlık kazanmasıyla birlikte Müslümanlar, bir grup egemen gücün kendi çıkarları doğrultusunda manipüle ettiği gündemin barındırdığı yalan haber ve bilgi kirliliği bombardımanı altındadır.
15/03/2010 / 09:58

 

Metin Yılmaz - Murat Özbay

Gündem Kavramı

“Gündem” kavramı, zamanın belirli bir noktasında önemlilik sırasına göre dizilmiş konu ya da olayların listesi biçiminde tanımlanır.1 Kavramın sözlük anlamı da “toplantılarda görüşülecek konuların bütünü” şeklindedir.2 Kavram, dinamik bir etkileşim içindeki konular bütününü ifade eder. İçinde bir önem ve öncelik sıralaması barındırır. Ve akışkan-değişken bir özellik gösterir. Önde olan kimi konular zamanla önemini yitirirken kimi konularda öne geçer.
Gündem çoğunlukla bir ortamı, bir toplumu, bir aileyi, bir kişiyi yahut bütün bir dünyayı kendisiyle meşgul eden bir olay, fikir, durum ve gelişmedir. Muhataplarını kendisiyle ilgilenmek zorunda bırakır, kendisini konuşmak zorunluluğuna iter. Bir anda her şeyin önüne geçer, kendisiyle meşgul eder, yönlendirir, yapılacaklara etki eder.
Bir konu ya da olayın gündem olmasını sağlayan unsur, insanın ilgisini çekmesi ve zihnini meşgul etmesidir. Her sabah uyandığımızda “bugün” yapacağımız işlere ilişkin zihnimizde bir sıralama yaparız. Kimi işleri erteler, kimilerine öncelik veririz. Zihnimiz bazı konularla daha fazla meşgul olur, bazı konularda ise hiç kendini yormaz. Bazen bir konuyu düşünmekten kendimizi alamayız, bazen de ne olursa olsun kafa yormaya değer bulmayız, görmeyiz bile.
Bazen ansızın gerçekleşen bir olay ya da ortaya çıkan-fark edilen fikir insanı öyle etkiler ki; derinden sarsar, allak bullak eder, hayalleri, umutları yıkar ya da yeni ümitler yeşertir ve yeni ufuklar açar. Ona karşı ilgisiz ve kayıtsız kalamazsınız, sizi kendine çeker, etkisi altına alır ve peşinden sürükler. Bazen anlık bir ilgi ile yetinirken, bazen de onunla yatar, onunla kalkar ve günlerimizi onunla doldururuz.
Söz konusu bireyler olduğunda insan önceliklerini, hangi konuda zihnini ne kadar yoracağını ve hangi olayla ne kadar ilgileneceğini kendisi belirler. Gündemini kendisi oluşturur. Önünde birçok olay olur, birçok gelişme yaşanır. Fikirler havada uçuşur. Ancak bunlardan bir kısmı ilgimizi çeker, zihnimizi meşgul eder. Burada belirleyici olan etken, kişinin benimsediği yaşam biçimi, önüne koyduğu hedef ve bunlara göre şekillenen öncelikleridir. Farklı hayatlar yaşayan ve farklı hedefler peşinde koşanların gündemlerinin de farklı olması ya da var olan gündemi farklı okumaları doğaldır. Öte yandan oluşan gündem de kişinin aynasıdır. İnsanın gündeminde ne varsa hayatında da o vardır.
Günlük hayatta yapılacak işlere yönelik öncelik sıralamasını bireyler kendileri oluştururken, acaba toplumsal sorunların çözümü için oluşturulacak öncelik sıralamasını kim, nasıl yapmaktadır? Bu sorunun cevabı, “gündem belirleme” kavramında gizlidir.
Gündem belirleme” kavramı ile ilgili tanımlardan bir kısmı şöyledir:
Medyanın önemlilik ya da öncelik verdiği konuların kamunun zihninde de önemli ya da öncelikli konular haline gelmesidir.3
Kitle iletişim araçlarının izleyici ya da okuyucuların ne hakkında düşüneceklerini, neyi önemli olarak algılayacaklarını zamanla etkilemesidir.
“Bir ya da daha çok insan bir duruma ya da algılanan bir soruna önem atfettiğinde bir gündem yaratılmış olur.” (Halkla İlişkiler kuramcıları, Grable ve Vibbert)4
Allah insanı irade sahibi olarak yaratır, ona hakkı ve batılı göstererek tercihlerinde onu serbest bırakır. Gerçekleri açıkça ortaya koyar, öğüt verir. Karar-tercih ise insana aittir. “Dinde zorlama yoktur”. Ancak haddini aşan insan sınır tanımaz, hak ve hukuk bilmez, kul olduğuna bakmaksızın ilahlık davasına girişir, hakim olmaya, hükmetmeye çalışır. Ve had bilmezlikte o kadar ileri gider ki, eline geçirdiği güçle hemcinslerine bile efendilik yapmaya kalkışır. Allah’ın kullarına tanıdığı hakları ellerinden almanın yollarını araştırır. İster ki, insanlar kendisinin istediği gibi düşünsün ve yaşasın. Kendisine boyun eğsin. Kul köle olsun. Ve çizdiği sınırların dışına çıkmasın.
Ancak yanlış bir fikrin, sahte bir iddianın ve temelsiz bir düşüncenin arkasından gitmek kolay değildir. Çünkü zulüm ve yalan insana her zaman itici gelir. Ama bir yandan da bu iddialar kabul görmelidir ki, tağutların saltanatı gerçek olsun ve kölelik düzeni kurulabilsin. Peki, bu nasıl olacaktır? Ne olacaktır da yalan yanlış iddialar gerçek kabul edilecek ve ilahlık davasına kalkışan kullara kul olmaya rıza gösterilecektir.
Bunun için güç sahipleri, Hak’tan ve halktan utanmadan, çekinmeden her yol ve yönteme başvururlar. Bazen güce başvurur, zor ve baskı ile insanları ikna etmeye çalışırlar. Ama çoğunlukla da, yalan ve kandırma yolunu seçerler. Zira zor ve baskı karşısında bir direnç ortaya çıkarırken, insanların kandırılması tam anlamı ile esareti ortaya çıkarır ve bu kanma devam ettiği sürece esaret de devam eder.
İnsan esir alınabilir, tutsak edilebilir, elinden güç ve imkanları alınarak zayıf bırakılabilir ama zihin esareti kabul etmedikçe esaretten kurtulma imkan ve ihtimali her zaman vardır. Ancak zihin esareti kabul edince elde bir güç ve imkan varsa bile bir anlamı kalmaz. Kulluk her şeyden önce zihinde başlar. Ve zihnin işleyişi değişmediği sürece de bu durum devam eder. Düşünme yönlendirilebilir bir faaliyettir. Nelerin düşünülüp nelerin düşünülmeyeceğine ve nasıl düşünüleceğine etki etmek mümkündür. Güç sahipleri asla insanları kendi hür iradeleri ile baş başa bırakmazlar. Onu belirlemeye, yönlendirmeye, sınırlandırmaya çalışırlar.
Bu maksatla, gerçeklerin ortaya çıkmaması için çalışırlar. Gerçekleri haykıran sesi baskı ile ya da daha güçlü sesler çıkararak gürültü ile bastırırlar. Buna rağmen önünü alamazlarsa gerçekleri çarpıtırlar, ses sahibini karalarlar ya da eğip bükerek sesin yanlış algılanmasını sağlarlar. Yalanlarını ve temelsiz fikirlerini ise sureti haktan görünerek (gerçekmiş gibi) sunarlar. Ve bunu da öyle yoğun bir şekilde yaparlar ki, başka sesi duymaya, anlamaya fırsat bırakmazlar.
Her dönemde güç sahiplerinin insanları yönlendirmek için kullandığı araçlar olagelmiştir. Ama modern çağda, gelişen kitle iletişim araçlarının güç sahiplerine sunduğu imkanlar bir başkadır. En ücra köşelere, en uzaktaki insana bile yedi gün yirmi dört saat ulaşmak mümkün hale gelmiştir. Bu gün TV, radyo, gazete, dergi, sinema, tiyatro ve en sonunda interneti ile medya, insanları ve toplumları yönlendirmede en güçlü silahtır. Öyle ki siyasi, askeri, ekonomik gücün yanında dördüncü güç olarak kabul edilmektedir. Bazı zamanlarda hepsinin de önüne geçmektedir.
Medya Nasıl Gündem Belirliyor?
“Medyanın yayın politikası, medya üzerinde egemen ve söz sahibi olanların gücünü meşrulaştırır ve pekiştirir.” (Pierre Bourdieu)        
Medya, sahibinin-güç sahiplerinin sesidir. Efendisine hizmet eder. Hayata ve hadiselere onun gözünden bakar, onun gözü ile okur. Okuyucunun-halkın da, hayatı ve hadiseleri güç sahiplerinin menfaati doğrultusunda okumalarını sağlamaya çalışır. Bilgilendirme yerine kanaat oluşturur. Haberleri objektif olarak vermek yerine yönlendirmek amacı ile mutlaka kendi yorumunu katarak ulaştırır, kanaat güçlendirir. Görülmesini istediğini gösterirken, su yüzüne çıkmaması gerekenleri büyük bir maharetle saklar. Hem hakim, hem savcı gibi davranır. Gerçekleri çarpıtmakta mahirdir; çamur atmaktan, karalamaktan imtina etmez; yalan yanlış bilgilendirmelerden kaçınmaz; hırsızı, sahtekarı namuslu, namusluyu ise arsız ve iffetsiz olarak göstermede üstüne yoktur. İmaj oluşturur. Dilediğini vezir eder, dilediğini rezil. Konuşulması gerekeni belirler, öncelikleri oluşturur, dilediğini öne çıkarır. Hayati bir konuyu basitleştirmek, ceviz kabuğunu bile doldurmayacak kadar basit bir konunun günlerce ve hatta aylarca zihinleri meşgul etmesini sağlamak da onun işidir.            
Gazetelerde bir haberin verildiği yer, kullanılan fotoğraf, haberde kullanılan dil, haberin uzunluğu, kullanılan başlıklar gibi unsurlar aslında farkında olmadan bir kanaate zorlandığımızın ipuçlarıdır. Kitle iletişim araçları “istedikleri” haberleri önemseyip büyütmekte, yine “kendi istedikleri” haberleri de küçülterek önemsizleştirmektedirler. Medya bir konuya dikkat çektiğinde kitleler o konunun önemli olduğuna inanma eğilimi içine girerler. Dikkat çekilen konu farklı yayın organlarında da yer alarak mesajın tekrarlanarak pekiştirilmesi sağlanır. Eğer siyasi konjonktürün değiştirilmesi isteniyorsa taraflar maniple edilerek “güvensizlik” ortamı oluşturulur. Daha sonra bu güvensizlik ve istikrarsızlığın sorumlusu olarak yıpratılmak istenilen hedef suçlanır. (28 Şubatta olduğu gibi)
Medya o kadar mahir ve etkindir ki, insanlar onun dikte ettiği hayatları yaşarlar. Onun kavramları ile hayat ve hadiseleri okurlar. O bir şeye kötü diyorsa kötüdür, iyi diyorsa iyidir. Onun ortaya koyduğu şekilde-çeşitlilikte düşünürler. Onun öncelediği, önem verdiği konuya dikkat kesilir, başka şeyleri görmez, görseler bile önemsemezler. Medya onlar yerine düşünür, araştırır ve hatta gerekirse muhalefet bile eder. Ya da nasıl muhalefet edileceğini bile öğretir. İnsanlar ve toplumlar her neye ihtiyaç hissedecekse medya onu ortaya koyar, ihtiyacın nasıl giderileceğini de söyler. Ne yiyeceğinden, ne içeceğine, ne giyeceğine, ne seyredeceğine, ne dinleyeceğine, ne düşüneceğine, kime inanacağına, kime ve neye muhalefet edeceğine kadar belirlemeye kalkar. Modern çağa medya damgasını vurmaktadır. Ve kölelik, bugünkü modern şeklini medya ile kazanmaktadır. Üstelik bu, öyle sinsice gerçekleşmektedir ki; medyanın önlerine koyduğu hayatları yaşayan insanlar bu modern köleliğin farkına bile varmaz, doğal bir şeymiş gibi yaklaşırlar. O kadar bilgi ve haber bombardımanı ile karşı karşıyadırlar ki, her şeyi bildiklerini, her bilgiye kolayca ulaştıklarını sanırlar. Ama sadece gösterileni gördüklerinin farkına bile varmazlar. Bir konu-olayla ilgili o kadar çok yorum yapılır ki, düşünce özgürlüğü var diye düşünülür, ama büyük bir maharetle aynı-benzer yorumların farklı imiş gibi ortaya konulduğu fark edilmez bile.
Gündem belirleme ile ilgili en çarpıcı örneklerden birisi olarak; 28 Şubat darbesi sürecinde, medyanın kamuoyunu nasıl belli koşullara taşıyıp korku ve güvensizlik aşıladığını hatırlamak lazım. Türkiye’de siyasetin kimyasını bozan, kamuoyunun algılarıyla sürekli oynayan bir mekanizma var. Bu mekanizma Türkiye’nin siyasal ve sosyal değişim çabalarını engelleyen en güçlü engeldir. Özellikle köşe yazarları, bir fikri (bir düşünceyi) kamuoyuna benimsetmek için ısrarlı ve hedef odaklı yazılar yazmaktadır.
Gerçek tartışmaların sümen altı edilmesinin nedeni de doğru gündemlerin oluşmamasından kaynaklanmaktadır. Gerçek sorunların-konuların tartışılamaması o sorunlarla baş etme yeteneğimizi de yok ediyor. Medyanın dayattığı gündem kamuoyunda suskunluk sarmalına dönüşüyor. Ve böylece neyin öncelikli olduğunu kavrama, gerçek sorunları görme ve çözme melekelerini zamanla kaybediyoruz. Hayatın ve dünyanın gerçekliğinden uzaklaşıp sanal alemde, sanal sorunlarla uğraşarak yaşamaya başlıyoruz.
Yeni dünya düzeni, küreselleşme (medya gücü) ile gerçekleştirilmektedir. Egemen güçler, baskı ve dayatmacı politikalarını sahip oldukları medya gücü ile sürdürmekte, buna karşı çıkanları yine ellerindeki medya gücü ile susturmaktadırlar. Uluslararası haber ajansları, gündem belirleme gücüne sahip önemli televizyon, gazete ve internet portalları bugün küresel hegemonya peşinde koşan ülkelerin ellerinde bulunmakta, onların belirlediği gündemler tüm dünyaya dayatılmaktadır. Medya gücüne sahip olan egemenler aynı zamanda sahip oldukları sömürü ve işgal zihniyetini de medya aracılığıyla tüm dünyaya yaymaya çalışmaktadırlar. Öyle ki, bugün Irak’ın haksız bir şekilde işgal edilmesi, on binlerce sivil masum insanın öldürülmesi karşısında “uygar dünyanın” derin bir sessizlik içinde sadece seyretmekle yetinmesi, işte bu tehlikeli gördüğümüz işgal ve sömürü zihniyetinin medya aracılığıyla tüm dünyaya empoze edilmesinin bir sonucudur.
Müslüman’ın Gündemi
Günümüzde özellikle internetin yaygınlık kazanmasıyla birlikte Müslümanlar, bir grup egemen gücün kendi çıkarları doğrultusunda manipüle ettiği gündemin barındırdığı yalan haber ve bilgi kirliliği bombardımanı altındadır. Ve birçoğu da bunun arka planını göremeyerek olumsuz etkilenmekte, mevcut gündemi kendi gerçek gündemi olarak takip etmekte ve kendilerine dayatılan gündemlerce esir alınmış bulunmaktadır. Kendi gözleri yokmuş gibi başkalarının gözleri ile görmeyi, akılları yokmuş gibi başkalarının aklı ile düşünmeyi, kavramları yokmuş gibi başkalarının kavramlarını kullanmayı tercih ediyorlar. Allah’ın kendilerine verdiği iradeden birileri lehine vazgeçmiş durumdalar. Ne düşünüyor, ne üretiyor, ne de bir direnç ortaya koyuyorlar. Önlerine konulanı tekrar edip duruyorlar.
Irak ve Afganistan, Amerika tarafından işgal edildiğinde ne düşündük? Milyonlar, yaşasın demokrasi oraya da gidiyor diye sevinmedi mi? Iraklı çocukların Amerikan uçaklarını gördüğünde “kaçın demokrasi geliyor” diye korkudan kaçışlarını, saklanacak yer aramalarını kaçımız duydu ve kaçımızın dikkatini çekti? Ebu Gureyb’de yaşananlardan hicap duyduğu için “ne olur burayı bizimle beraber yıkın” diyen kadın ve kızların feryatlarını kaçımız yürekleri yanarak işitebildi? Guantanamo’da yaşananlar ne kadar ilgimizi çekti? Bunları görmezden gelip yapanları alkışlamadık mı, ülkemize gelmelerinden kendimize pay çıkarmaya kalkmadık mı? Dünyanın birçok coğrafyasında askerlerince masum canlara kıyılırken verdiği bir iki barış mesajı ve özellikle Ayasofya’da bir kediye gösterilen şefkat gösterisi hepimizi mest etmedi mi? Başka bir ülkede konuşmasına “selamünaleyküm” ile başlaması ile bir anda her şeyi unutuvermedik mi?
Dünyanın birçok coğrafyası fesat ve kana boğulurken, insanlık acımasız sömürü çarklarına kurban edilirken, koskoca bir kıta açlık ve sefalet içinde bırakılarak adeta ölüme terk edilirken, kadın ve kızlarımız pazar metaına dönüştürülürken… İnsanlar neye kafa yoruyor, hangi dertle geceleyip hangi dertle sabahlıyor. Bir araya geldiklerinde hangi sorunu konuşuyor, hangi derdi paylaşıyor ve neyin peşinden koşuyor? Bir derbi maçı kimin kazanacağı kadar, ligde kimin şampiyon olacağı kadar bir ülkenin işgali, bir kıtanın sefaleti, toplumların birbirlerine düşürülmesi konuşulmuyor, tartışılmıyor. Bir dizide gelecek hafta ne olacağı kadar dünyada yarın neler olacağı merak edilmiyor. Hakemin bir maçta tuttuğumuz takım aleyhine verdiği yanlış karar kadar bile masumlara yapılan haksızlıklar öfkemizi kabartmıyor. Yapılan zulümlere dur demesi, zulmü adaletle önlemesi gereken insanlar egemen güçler karşısında o kadar yenilgi içindeler ki; haksızlık var, zulüm var demeye bile mecalleri yok.
Aklınızı kullanmazsanız akıl veren çok olur. İrade ortaya koymazsanız yönlendirmeye ve kullanıma açık hale gelirsiniz. Ve bir gündeminiz yoksa başkalarının gündemine mahkumsunuz demektir. Özne iken nesne durumuna düşer, hızla değişen dünyada bir piyon olmaktan öte yer işgal etmezsiniz. Sayıları bir milyarı aşmasına, eşsiz ve bütün insanlığı hem dünyada hem de ahirette huzur ve barışa kavuşturacak bir dünya görüşüne sahip olmalarına ve Allah’ın yer altında ve yer üstünde birçok imkan ve zenginliği önlerine koymuş olmasına rağmen Müslümanların içinde bulunduğu durum söze hacet bırakmayacak kadar açıktır.
Müslümanlar bugün içinde bulundukları şu konumda neyi konuşmalı, yazmalı, tartışmalı, neyin üzerinde düşünmeli ve kafa yormalı, neler için çözüm yolları keşfetmeli ve neleri gerçekleştirmeye çalışmalıdır? Gündemlerini neler oluşturmalı, gündem olarak neleri önermelidir? Belirlenen ve dayatılan gündeme nasıl karşı koymalıdır? Belki de işe buradan başlamak gerekir. Çünkü Müslümanlar bu soruların doğru cevaplarını tespit edip yürürlüğe koymadıkça, daima içinde bulundukları şartlardan etkilenerek düşünmeye ve davranmaya devam edeceklerdir.
Öncelikle söylenmesi gereken Müslüman’ın, kendisine dayatılan suni ve batıl gündemin yönlendirdiği bir insan haline gelemeyeceğidir. Zira onu Müslüman yapan şey, gündemlerin yönlendirdiği bir insan olmaktan çıkıp vahyin yönlendiriciliğine geçmesidir. O, yeryüzünün halifesi olarak yaratılmıştır (2/Bakara, 30). Yeryüzündeki fitneyi (2/Bakara, 193; 8/Enfâl, 39) ve fesadı kaldırmakla görevli, (11/Hûd, 116-117) yeryüzünü ıslah etmekle sorumludur. Zalim ve fasitlerin dümen suyunda giderek bunların hiç biri başarılamaz. Müslüman elbette bu sorumlulukları doğrultusunda kendi gündemini de oluşturacaktır. Doğru yoldan alıkoymaya veya çıkarmaya çalışanlara rağmen hedefine emin adımlarla ilerleyecektir. Sözü-mesajı olan, önerisi-çözümü olan biri gibi davranacaktır.
Elbette Müslümanlar; insanları, toplumları derinden etkileyen ve kıskacına alan bu mevcut gündeme gözünü kapatıp yokmuş gibi davranamazlar. İçinde yaşadığı dünyaya-topluma ve sorunlarına karşı ilgisiz kalamazlar. Vahyin ona kazandırdığı feraset ve basiretle gündemi gözden geçirmeleri, vahyin penceresinden olan biteni okumaları gerekir. Ancak hayata ve hadiselere vahyin penceresinden bakan Müslümanlar, mevcut gündemi değerlendirmekle yetinemezler. “Gündem öneren” bir noktaya ulaşmayı da hedeflemelidirler. Üstelik bu, insanlık açısından da bir ihtiyaca ve öze dönüştür. Zira hak ve gerçek olan İslam’dır. Bu noktadaki çabalar arttıkça da yapay-boş gündemler artık ilgi görmeyecek ve yerini gerçeklere bırakacaktır. Hak ve gerçeklerin ortaya çıkma istidadı sanılandan daha güçlüdür. “Hakkı batılın tepesine atarız da onu paramparça ettiğini görürsün.”
Gündeme tabi olmaktan gündem belirleyen-öneren noktaya gelmek… Şüphesiz kolay değildir. Egemenlerin karakteri değişmeyeceğine, güçleri ile daha fazla ses çıkarıp bütün sesleri bastırmaya çalışacaklarına göre değişmesi gereken Müslümanlardır. Bu işin başlangıcı da, Müslümanların kendi gündemlerini doğru belirlemeleridir. Bu konuda Mehmet Göktaş hocanın aşağıdaki tespitleri üzerinde durmak ve anlamak gerekir.
“Hülagu Bağdat’ı kılıçtan geçirdiği esnada Müslüman alimlerin hünsa-i müşkil meselesini tartışmakta oldukları rivayet edilir. Yani, ana rahmindeki bir çocuğun dişiliği ve erkekliği belli olmayan hünsa olarak dünyaya gelmesi durumunda -ki bu milyonda bir ihtimaldir- böyle bir çocuğun miras durumunun ne olacağının tartışıldığı rivayet edilir.”5
“Caddede aniden bir gürültü, acı bir fren sesi duydunuz ve o tarafa doğru koştunuz, orada büyük bir kalabalık oluştu. Vardığınızda şöyle bir manzarayla karşılaştığınızı farz edelim: Orta yerde tamponu ezilmiş bir otomobil, beş on metre ötede yere uzanmış, ağzından burnundan kan gelen  bir  kişi. Olayın bundan sonrasının da şöyle geliştiğini var sayalım: Kalabalıktan bir bayan, çantasından çıkardığı iğne iplikle adamın ceketinin kopmuş düğmesini dikmeye, bir başkası da cebinden çıkardığı tarakla adamın dağılmış saçlarını taramaya başlasa; bir başka kişi kaza esnasında adamın cebinden düşen cüzdanını yerden alsa, içinden düşen kartlarını itina ile yerine yerleştiriyor olsa, bir başkası da adamın fırlayan ayakkabısını bulup bağlarını çözerek giydirmeye çalışsa… Siz de bu adamlara “ne yapıyorsunuz böyle?” diye çıkıştığınızda, bu insanların size verecekleri cevapta hiç birinin yanlış bir şey yapmadıklarını, bir aksaklığı giderdiklerini, bozulan bir şeyi düzelttiklerini söyleyecekler. Gerçekten de bu insanların  yaptıklarının hiçbirisi de yanlış değildir. Fakat hepsi de sıralama hatası yaparak yaralının kan kaybına ve dolayısıyla hayatını kaybetmesine sebep olmaktadırlar.  Çünkü ilk önce yapılması gerekeni yapmamaktadırlar.”6
Belki güç zamanla oluşur. Ama doğru sonuçlara ulaşmanın, doğru gündemler oluşturmakla gerçekleşeceğini bilir ve gerçekleri hemen dillendirmeye başlarsak… Hele bir de kendi kabuklarımızı kırar, duyduğumuz hak sese kulak verir ve seslerimizi yan yana getirebilirsek… Hangi hayırların ortaya çıkacağı hayallerimizi bile aşar. Rahmeti bol Rabbimiz dilerse çabaları öyle bir bereketlendirir ki.
Amacımız kimseye gündem dayatmak değil, aklımız yettiğince ve dilimiz döndüğünce Rabbimizin bereketine mazhar olacak çabalar ortaya koymaktır. Bazen mevcut gündemi okuyarak, bazen gündem önererek, bazen önerilen gündeme omuz vererek hayırların çoğalmasına katkı yapmaktır.
Çaba bizden, takdir ve yardım Allah’tandır.
KAYNAKÇA
Doç. Dr. Erkan Yüksel, “Kamuoyu Oluşturma ve Gündem Belirleme Kavramları” Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 7 (1), ss. 571-586, 1997)
Doç. Dr. Erkan Yüksel, “Asıl Gündem”, “Yapay Gündem” Tartışması 29.12.2005
Faruk Yazar, “Medya Nasıl Gündem Oluşturuyor?” 27 Mayıs 2008
Dr. Abdullah Özkan, “Düzenin Bekçi Köpeği: Medya…” 29.07.2005 Milli Gazete
Ahmed Kalkan, Gündemi Takip mi, Gündemi Belirlemek mi? Vuslat Dergisi 19.05.2008
Doç. Dr. Erkan Yüksel, Medyanın Gündem Belirleme Gücü, 2001
   

1 Dearing, J.W. ve Rogers, E.M.(1996). Communication Concepts 6 
2 http://www.tdk.gov.tr
3 Erkan Yüksel, Medyanın Gündem Belirleme Gücü, 2001:27-30
4 Halkla İlişkiler ve İletişim Yönetiminde Mükemmelik, James Grunig sh.163
5 Kudüs yolu dergisi, Mehmet GÖKTAŞ
6 Kudüs yolu dergisi, Mehmet GÖKTAŞ

32 Yorum

Diğer Haberler

Abdurrahman Arslan Hesaplaşmya Çağırıyor! / İnsanı Yeniden Tanımla

Millet,Kavim,Kabile,dil,vatan,devlet,bayrak gibi terimleri nasıl kavrayacağız? / Selahaddin Eş Çakırgil

İslami Sol olamaz; Çünkü,... / Görkem Evci

Adalet, Allah'ın indirdiğiyle hükmetmektir! / Ahmed Kalkan

Bilginin İslamileştirilmesi / Prof.Dr.İsmail Raci Faruki

Adalet Devleti üzerine / Faruk Karataş

Yalan; İman ve Güven Kaybının En Önemli Göstergesi / Ahmed Kalkan

Gündem Kavramı ve Müslümanın Gündemi

Kavramların Esareti ve Toplumsal Dönüşüm / Faruk Karaaslan

Kavram Dünyamız... / Ramazan Kayan

Epistemoloji'nin tanımı ve işlevi / Prof.Dr.Ahmet Yüksel Özemre

Şehadet Kavramı Üzerine / Hikmet Zeyveli

Bitkiler Kuraklığa Nasıl Dayanır?

Jeolojik ve Arkeolojik Bilgiler Işığında Tufan

Modern İlim ve Kainattaki İntizam

Bilim Dünyasını Hayrete Düşüren Olay!

Kök hücreden insan spermi ürettiler

İklim Değişikliği ve Küçülen Koyunların Sırrı

500 yılda 800 türü yok ettik

Neden ağlarız?

Beynimizin % kaçını kullanıyoruz?

Vicdandan kaçış olmadığı ispatlandı.
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz