Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


İktisadi Düşüncelerin Bozuklukları ve Sahih Çözüm / Hakkı Eren
Günümüz dünyasında en önemli sorun olarak görünen fakat esasen en önemli sorun olmayan iktisadi problemler, kapitalist sistemlerde her zaman ilk sorun olarak görülmüştür.
28/05/2010 / 10:38

Günümüz dünyasında en önemli sorun olarak görünen fakat esasen en önemli sorun olmayan iktisadi problemler, kapitalist sistemlerde her zaman ilk sorun olarak görülmüştür. Hâlbuki iktisad; insana dair sorunlardan sadece bir tanesidir. Ve bu sorun çözüldüğü zaman diğer sorunların çözüme kavuşacağı da yoktur. İnsanın huzurlu ve refah içerisinde yaşaması için bütün insani ihtiyaçlarının doğru şekilde karşılanması gerekir. İktisadi ihtiyaçların tek başına karşılanması mutluluğun anahtarı olmayacaktır.

Bugün insanlığın bütün sorunlarına çözüm olabilecek yegâne çözüm fikir ve onun cinsinden olan hayat nizamları ile alakalıdır. Bu konuda hemen hemen alanındaki tek eser olan İslam’da İktisad Nizamı kitabında Takıyyuddin En-Nebhani şöyle demektedir:

“Fikirler; gelişme sürecinde bulunan bir toplum için hayatında elde edebileceği en büyük değerlerdir. Fikirler; köklü geçmişi olan bir toplum için, yaşayan bireylerin atalarından teslim aldığı en büyük mirastır. Maddi servetler, bilimsel buluşlar, teknolojik yenilikler ve benzerlerinin yeri, bu fikirlerden çok daha aşağı seviyededir. Zaten bunlara ulaşmak sahip olunan fikirlere bağlı olduğu gibi bunların korunmaları da yine bu fikirlere bağlıdır.

Fikri kıymetlerini koruyabilen bir ümmetin maddi servetleri tahrip edilse dahi, böylesi bir ümmet onu hemen yeniden üretebilir. Fakat fikri kıymetleri çökmüş ümmetlerde maddi servet mevcut olsa dahi bunların azalması ve fakirleşmesi çok çabuk olur. “

Hem bu meselenin izahını hem de sorun olarak görünen problemlerin nasıl çözülmesi gerektiği konuları üzerinde detaylı bir araştırma yapma gereğini hissettim. Bugün üniversitelerde okutulan ve cari ekonomiye yön veren birçok iktisadi düşüncenin aslında vakıalardan şekillenen ve devamlı değişmeye mahkûm olan teorilerle dolu olduğunu gördüm. Böylece tüm bu beşeri teorilere karşılık en güzel çözümü, insana dair en verimli nizamlar koyan ve en iyi teorileri eksiksiz üreten Allah Azze ve Celle olduğuna bir kez daha kanaat getirdim.

İnşaAllah bir yazı dizisi şeklinde yayınlanacak olan bu makalelerde önce iktisadı, sonra iktisadi düşünce tarihi içerisinde yer bulan analitik sentezleri ve bu sentezleri ortaya atan düşünürlerin bu sentezlere nasıl ulaştıklarını, onların iktisada ilişkin belli kuramlarını inceleyecek ve daha sonra ise gerçek çözümü günümüz sorunlarına indirgeyerek aktarmaya çalışacağım. İnşaAllah Rabbim gayemize ulaşmayı ve muvaffak olmayı nasip eder.

 

İKTİSADA GİRİŞ:

İktisad; Mal varlığını yönetme sanatı olarak tanımlanabilir. Konusu ise, insanın gereksinim duyduğu ihtiyaçlardan mal ve hizmetlerin üretimi, bunların tüketimini ve doğru olarak nasıl yapılacağı ile ilgilidir. Başka bir ifadeyle; Gelir, gider denkleminin doğru olarak nasıl yönlendirilmesi ile alakalıdır.

İnsan ile ilişkisi; İnsanı akletme yeteneği ve dinamik enerjisi olan varlık diye tanımlarsak en doğru tanıma ulaşmış oluruz. Ve bu tanımdan da anlaşılacağı üzere dinamik enerjiyi doyurma işini, onu yönlendirme yetkisine sahip akıl yapmalıdır. Ama bu gerçek aklın hüküm koyacağı veya hâkim olacağı anlamında düşünülmemelidir. Burada kast ettiğim insanı hareket ettiren ve onu amel yapmaya sevk eden yüce merciin akıl oluşudur. Yani insanı hareket ettiren fikirleridir.

İnsanın aklının sınırlı, aciz ve muhtaç oluşu kaçınılmaz bir gerçektir. Ve insan aklının ortaya koyduğu düşüncelerin değişik, çelişkili, ihtilaflı ve çevreden etkilenerek mekâna göre farklılık arz etmesi de yine başka bir gerçektir. Bu gerçekleri dikkate alarak iktisad gibi önemli bir konuda, bizim malvarlığımızı doğru olarak yönetmemizi sağlayacak olan fikirlerin insan aklından çıkan aciz fikirler olmaması gerekir. İnsanı bu bağlamda doğru ile buluşturacak olan yegâne fikirler yüce yaratıcı ve tek ilahımız olan Allah Azze ve Celle'nin şer’i hükümleridir.

İnsanın dünya ve ahirette huzurlu yaşayabilmesi için yaratıcı tarafından konulan bu hükümler, şüphesiz ki en dahi olan insanın aklından çıkan fikirler ile kıyaslanamayacak kadar mukaddes ve doğrudur. İşte şari'nin insana ve hayata ilişkin koyduğu hükümlere baktığımızda iktisad ile alakalı olan hükümlerin de olduğunu ve bu alanı düzenlemek üzere açıklandığını görüyoruz. İşte bunlardan bazı örnekler:

إِلا أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلا تَكْتُبُوهَا

 “Ancak aranızda çevirdiğiniz bir ticaret olursa, bu hal farklıdır. İşte o zaman yapmakta olduğunuz alışverişinizi yazıp şahit göstermenizde bir mahsur yoktur.” (Bakara 282)

وَأَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَفِينَ فِيهِ

 “Size harcama yetkisi verdiği şeylerde infak ediniz.” (Hadid 7)

الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلاثٍ الْمَاءِ وَالْكَلا وَالنَّارِ

 “Müslümanlar şu 3 şeyde ortaktırlar; Su, mera, ateş” (Ahmed b. Hanbel)

إذا استأجر أحدكم أجراً فليعلمه أجره

 “Sizden biriniz bir kimseyi ücretle tuttuğu zaman alacağı ücreti ona mutlaka bildirsin.” (Buhari)

وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا

 “Allah alışverişi helal, ribayı haram kıldı.” (Bakara 275)

 

İKTİSADİ TEORİLER:

İktisad tarihi ile ilgili konulara geçmeden önce şu izahatı da yapmayı elzem görüyorum. İktisadı bilimsel bir konu ile eş görüp onu bilimsel bir metotla irdelemek sorunun kaynağını oluşturmaktadır. Makro ve mikro alanlarının hepside esasen akli metodun alanları içerisine girmektedir. Bu şekilde iktisad çok karmaşık, avamın anlayamayacağı, üzerinde konuşabilmek için akademik kariyere ihtiyacın olduğu bir bilim dalı olarak görülmüş veya gösterilmek istenmiştir. Bu yanlış bir değerlendirmedir. Bugün dünyada geçerli olan ve dünya iktisadına yön veren teoriler mutlak bir suretle bir ideolojinin teorileridir. Takip edilen ve uygulanan bu iktisadi teorileri ortaya çıkaran iktisatçı teorisyenler de kesinlikle bir ideolojinin bakış açısı ile vakaya eğilmişlerdir.

Özellikle Kapitalizm ve Sosyalizm ideolojileri; iktisadi açıdan bunalmış, temel ihtiyaçların bile karşılanılmasının zor olduğu, gelir dağılımında büyük adaletsizliklerin yapıldığı, fakirliğin kol gezdiği bir zaman ve coğrafyada neşet etmiştir. Yani mutlu olmayan insanlar mutluluğa ulaşabilmek için uç noktalarda düşünmeye başlamışlardır. O yüzden iktisad ile siyaset birbiri ile alakalı olan, ilişkileri çok girift olan iki husustur.

“Gözlemekte olduğumuz dünyanın kavranabilir olması, ancak düzenleyici bir çerçeve sayesinde gerçekleşe bilir.”

Halkın içinden biri olan, onlarla aynı sorunları yaşayan iktisatçılar sahip oldukları ideolojik bakış açısına göre çeşitli analitik sistemler üretmişler ve kendilerince iktisadi sorunlara çözümler getirmişlerdir. Bu çözümler iktisadçılar tarafından şu şekilde sıralanmıştır.

İktisadi Düşünce Tarihinde 4 analitik sistem vardır.

1-) Klasik İktisadi Sistem

2-) Marksist İktisadi Sistem

3-) Neo-Klasik İktisadi Sistem

4-) Keynesyen İktisadi (Liberal) Sistem

 

1-) Klasik İktisada Dair Sistem:

Bu analitik kuram Adam Smith ile anılan ve onun temelini oluşturduğu bir sistemdir. Adam Smith’in hayati ve fikirleri incelendiğinde anlaşılması daha kolay olacaktır.

a-) Adam Smith: (1723-1790)

Ortaçağ Avrupa’sında feodal yapı gereğince her şey toprağa endekslenmiş ve yaşam toprak ile bağdaştırılmıştır. Daha sonra ise meydana gelen ve yeni doğan fikirlerden neşet eden sanayi gelişimi ile birlikte yeni bir sektör doğmuştur. Doğan bu yeni sektör iktisad için yeni bir artı değer olarak kabul edilen imalat sektörüdür.

Yani bu dönemde toprağa dayalı zirai üretimin yanında, imalata dayalı sanayi üretimde kendine yeni yeni yer bulmaya başlamıştır. İşte böylesi bir fikri ve sanayi gelişim sürecinin başında dünyaya gelen Smith, doğal olarak bu sürecin etkisinde kalmıştır. O yüzden Smith, bu dönemin sorunlarına ilişkin teoriler üretmeye çalışmıştır.

Smith'i klasik kuramın esas adamı olarak görmek gerekir. Belli kavram ve yasaları koyan, yani tabir yerinde olursa usulü ortaya çıkaran düşünür odur. Daha sonra gelen iktisadçılar her ne kadar onu eleştirmiş olsalar da, aslında onun tezlerini kuvvetlendirmeye çalışmışlardır diyebiliriz.

Smith'i anlayabilmek için yaşadığı döneme vakıf olmak gerekir. Smith; 1723 yılında orta halli bir İskoç ailenin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Bu süreçte ortaya çıkan dini ve siyasi özgürlük çağrılarını görmüş ve bu düşünce tarzından etkilenmiştir. Dinsel otoriteye ve teolojik doktrinlere karşı durmuştur. Glosgow Üniversitesi ile başlayan eğitim sürecine Oxford Kolejinde devam etmiştir. Smith; dönemin siyasi özgürlükçüleri olan David Hume ve Hudcheson’dan etkilenmiştir.

1759 yılında “Ahlaki Duygular Teorisini” yayınlayarak kendisinin tanınmasına neden olan ilk eserini ortaya çıkarmıştır. Fakat Smith'i meşhur kılan eseri ''Milletlerin Zenginliği'' kuramıdır. Bu kurama değinmeden önce Smith'in bazı iktisadi düşüncelerini onu tanımak adına belirtmek gerekli diye düşünüyorum.

Smith'e göre; “Ortaya konan işin karşılığı olan maddi karşılık verilmediğinde görevlerin aksatılması sürpriz bir sonuç değildir.” Yani eğer çalışan sınıfa emeğinin karşılığı olan ücret ödenmez ise, bu sınıf yaptığı işi savsaklayacak ve aksatacaktır diye düşünmektedir. Ve çalışmanın tek unsurunu maddi karşılığa endekslemiştir. Ahlaki ve ruhi kıymeti bu alanda dikkate almak ona göre kıymetsiz görünmüş gözüküyor. Çünkü ona göre bu tür kıymetler, toplumun zengin olmasını sağlamaz. Zenginlik sadece maddi kıymetle ve maddi çalışmalarla ortaya çıkacaktır diye düşünüyor.

Smith' e göre; “Doğal temayüller birbirlerini etkileyerek bir denge oluşturmakta ve kendi çıkarları peşinde koşmaya bırakıldıklarında, her insan farkında olmadan kamu yararına hizmet etmiş bir doğal ahenktir ve böylece sosyal düzenini de desteklemektir.” Yani Smith diyor ki; fertler ne kadar özgür bırakılır ve şahsi çıkarları peşinde koştursa bile bu çıkarları sağlarken tükettiği ve tüketerek üretimine katkıda bulunduğu hususlar açısından kamu yararına fayda sağlayabilir. İşte fertlerdeki bu çıkarlar toplumda başka bir ferdin çıkarı ile eşleşecek ve kamu yararına olan hususlar oluşacaktır demek istiyor. Bir başka değişle, ferdin özgür bırakılmasının toplumun zararına olmayacağını hatta yararına olacağını söylüyor.

 

(2. BÖLÜM)

 

·      MİLLETLERİN ZENGİNLİĞİ KURAMI NEDİR?

Bu kuramın bu isimle adlandırılması Smith’in 1776 yılında yayınlanan kitabın ismi ile alakalıdır. Kitabın ismi, “Milletlerin Zenginliğinin Tabiatı ve Nedenleri Üzerine Bir Araştırma”dır.

Smith'in bu kuramına göre İş Bölümü; İktisadi büyümenin temel açıklaması ile ilişkilidir. İş bölümü derken ise, şu iki ifadeyi ayrı ayrı kullanmış ve birbirinden ayırma düşüncesini gütmüştür.

1-)   İş gücünün uzmanlaştırılması

2-)   Yararlı işlerde çalışanlar ile böyle bir işte istihdam edilmeyenler

Smith'e göre iktisadi büyüme bu ayırımla alakalıdır. Bundan dolayı iktisadi büyüme için gerçekleştirilen bütün istihdamların üretimi artırıcı sektörlerde oluşması gerekir. Üretime yani dolayısıyla da ekonomiye artı yönde katkı sağlamayan işgücünün yararsız olacağını ve cari hesaplamalara dâhil edilmesinin faydasız olduğunu savunmuştur. Günümüzde verimli ve verimsiz diye ayrılan işgücü tanımlaması işte bu düşünceye dayanmaktadır. Bu ayrımdan sonra işgücünün verimli sayılabilmesini de aşağıdaki şartlara endekslemiştir.

Smith'e Göre İstihdamın Verimli Olması; için şu iki sonucun ortaya çıkması gerekir.

1-) İktisadi büyüme için ön şart; elle tutulur nesneler üretebilmek

2-) Ekonomiye artı değer ortaya koymak

Smith; Gereksiz memuriyet işlerini yani üretim ile direkt ilişkisi olmayan ve temel ihtiyaçların dışında kalan memuriyet işlerini ve sadece feodal yapıda olduğu gibi geleneksel tarımla uğraşma işini, gizli işsizlik olarak görmüştür. Zira ona göre bu işler, iktisadi sürece artı bir değer katmazlar. İnsanlara bir istihdam olanağı sağlamasına karşılık, esasen bu tür sektörler ona göre çalışanların işsiz sayılabileceği sektörlerdir.

Smith'e Göre Milli Gelir Hesaplamasına; sadece yukarıda da belirttiğim gibi emeğin verimli olan istihdam türleri katılabilir. Reel bir milli gelir hesaplaması için verimsiz diye adlandırılan iş kollarından gelen verilerin hesaba katılmaması gerektiğini savunur. O zaman hesaplamanın reel sonuçlar çıkarmayacağını söyler.

Milletlerin Zenginliği Kuramı'nın Amacı; mevcut fakirlik durumundan ve yoksulluktan nasıl kurtulabilirizdir. Ve bu zenginliğin getirecek olan doğal nedenleri ortaya koymaktır.

·      DEĞER ANALİZİ:

Smith; kullanım değeri ile mübadele değerini birbirinden ayırmış ve iktisadi açıdan mübadele değerini daha önemli görmüştür. Örnek verecek olursak; hava ve su kullanımı olarak çok değerli olmasına karşın iktisadi açıdan çok kıymetli değillerdir. Ama elmas ise, kullanımda çok gerekli olmamasına karşılık mübadele olarak oldukça değerlidir. Ve bunun iktisadi değeri daha yüksektir. Bundan dolayı “değeri” belirlerken mübadele ile kıymetlendirilmesini daha uygun görmüştür.

Smith; değerinin ölçüsünün emek olduğuna inanmış bir iktisatçıdır. Yani üretim için harcanan emek fazla ise değeri yüksek olur. Harcanan emek az ise değeri düşük olacaktır. Daha iyi anlaşılması için şu örneği verebiliriz; Avcılık ile uğraşan bir toplum, eğer bir tavşanı vurmak için 10 birim emek harcıyor ve bir geyiği vurmak için ise 5 birim emek harcanıyor ise, şu sonuç ortaya çıkacaktır. Mübadele bir tavşanın değeri 2 geyik olacaktır.

Yine Smith'e göre; bir malın fiyatını şu 3 faktör belirleyecektir. Çünkü emek bu 3 faktörden oluşmaktadır.

1-)   Toprak sahibinin rantı

2-)   Çalışanın ücreti

3-)   Malı üreten ve pazarlayan sermaye'nin karı

Gelir Dağıtımı Analizi:

Dediğimiz gibi üretimde etkili olan bu 3 faktör emeği oluşturmaktadır. Emeğin karşılığında ortaya çıkan değer yani mübadele değeri ise ortak bir mübadele aracı olan fiyat ile belirlenmiştir. O zaman fiyat, emeği oluşturan faktörler arasındaki dağılımı belirleyecektir.

Smith; değeri emeğe eş tuttuğu için emeğin oluşmasında etkili olan faktörlerin geliri doğal olarak paylaşacağını söylemiştir. Bunu daha iyi anlaşılması için şöyle karşılaştırabiliriz.

1-)   Toprak Sahibi - Rant

2-)   Çalışan - Ücret

3-)   Müteşebbis - Kar

Gelir üretimden elde edildiği için, üretime katkısı az ya da çok, önemli ve önemsiz olan bu üç sınıf arasında harcanan emeğe göre dağılacaktır. Smith'in gelir dağılım analizi budur.

Sermaye Birikim Analizi:

Bu analizin temelinde bilmemiz gereken en önemli husus, brüt ve net gelirin birbirinden ayrılmasıdır. Smith'e göre;

- Brüt gelir: Vatandaşlarının topraklarının ve emeklerinin yıllık üretiminin tamamıdır.

- Net gelir: Elde edilen brüt gelirden, hayata sürdürmek için gerekli masrafları, önce sabit ikinci olarak da döner sermayeleri çıkardıktan sonra kalan kısımdır.

Smith'e göre; net gelire çalışanların ulaşması zordur. Zira ücret toprak sahibi ve müteşebbisler tarafından tırpanlanacaktır. Sabit ve döner sermaye derken ise; seneye üretimi gerçekleştirecek olan yatırımın ayrılması kast edilmiştir.

İktisadi Siyaseti:

O'na göre iktisadi büyüme tartışılmaz bir arzudur. Ve herkes bu arzuya sahiptir. İşte arzu edilen başarıyı sağlayan bütün siyasetler ona göre başarılıdır. Smith'in karşı çıktığı iktisadi siyasetlerin başında fakirleri korumaya yönelik çıkarılan yasalar vardır. Smith; iyi niyetlide olsa çıkarılan bu yasaların iktisadi süreç için zararlı olduğuna inanmaktadır. Zira bu yasaların sayesinde emeğin etkinliğinin düşeceğini ve bir miskinler sınıfının oluşmasına katkı sağlayacağını söylüyor. Doğal olarak böyle bir sınıfın oluşması, üretimi artırmak için çalışan emekçileri etkileyecektir düşüncesindedir.

Smith’in Başarıları Nelerdir:

Smith ve milletlerin zenginliği kuramı, kendilerinden sonra gelen klasik iktisadçılar tarafından oldukça eleştirip sorgulansa da, esas yani ilk kuram oluşturması açısından saygıda görmüştür. Kendinden sonra şekillenen iktisadi kuramlara artı veya eksi yönleriyle örneklik sağlanmışlardır.

Klasik iktisadın usulleri Smith ve eserleri ile şekillenmiştir. Arkadan gelen diğer klasikçiler için bu kavramlar müphem ve tutarsız görünmüştür. Onlarda enerjilerinin büyük çoğunluğunu, bu kavramlara çeki düzen vermekle harcamışlardır.

Malthus, Ricardo ve Stuart Mill bu klasik geleneği devam ettiren ve Smith'den farklı sonuçlara da ulaşan iktisadçılardır. Bu mesele'nin daha iyi anlaşılması için Smith'i İmam Ebu Hanife'ye benzetebiliriz. Ondan sonra gelen iktisadçıları da İmam Yusuf ve İmam Muhammede. Yani aynı usulden, klasik sistemden giderler ama farklı sonuçlara ve hükümlere de ulaşabilirler.

B- THOMAS ROBERT MALTHUS: (1766 - 1834)

Klasik iktisadi sistemin Smith'den sonraki ikinci evresinde oldukça önemli rol alan iktisadçılardan biridir. Malthus 1766 yılında aristokrat sayılabilecek ve kendisini aristokrat zanneden orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya Britanya’da gelmiştir.

1784' de Cambridge Kolejine girmiş ve matematik tahsil ederek bu alanda akademik bir kariyer yapmıştır. Daha sonra çok kısa sürelide olsa Rahip'lik de yapmıştır. Bu kısa süreli din adamlığı onun Papaz olarak anılmasını sağlamıştır. 1789 yılında kaleme aldığı ilk edisyonunu kendi ismiyle yayınlamaya çekinmiştir. Zira bir Papaz'ın böyle hassas konularda düşünceler taşımasının yadırganmasından endişe hissetmiştir.

- Malthus; Smith'den yaklaşık olarak 40 yıl kadar sonraki bir konjonktürde yaşamıştır. Ve vakıa'dan delil olan kapitalistler için bu süre hiç de küçümsenmemesini gereken bir zaman olarak algılanmalıdır.

- Akademik kariyeri sayesinde Doğu India Company'in memurlarını eğitmek için bir kolejde siyasi iktisad ve modern tarih Profesörü olarak dersler vermiş ve bu çalışmaları onu “Dünyanın ilk profesyonel iktisadçısı” unvanını kazanmasına neden olmuştur.

- “Nüfus İlkeleri Üzerine Bir Deneme” kitabı ile ün yapmış ve teorilerini nüfus üzerine endekslemeye çalışmıştır.

 

(Devam Edecek…)

 Köklü değişim dergisi

29 Yorum

Diğer Haberler

Fıkıhdan İslâm Hukukuna / Prof.Dr.Talip Türcan

Asr-ı Saadet İktisadı & Peygamber Nasıl Bir Ekonomi Uyguladı? / Cengiz Kallek

Nurullah Erkoç : Unutulan Sünnet  "İtikaf"

El-Ezher'in hazırladığı alternatif İslami anayasa taslağı

Tarihte Ekonomik Dönemler,Sistemler ve İslamiyet / Prof.Dr.Osman Eskicioğlu

İslam Hukukuna göre Kadının Boşanma Hakkı (1) / Yunus Vehbi Yavuz

İslam ekonomiye ne der? / Günümüz Meselelerine Cevaplar..

İslam Hukukunun Genel Gayesi / Tahir bin Aşur

İslam Ekonomisi ve Marxçı Sosyalizm Açısından İhtiyaç / M.Bakır es-Sadr

İslam Devlet Teorisinde Yönetim İlkeleri / Yrd.Doç.Dr.Ali Duman

Hz.Ali'nin torunundan "Haklar Risalesi"

Beş İslam'ın Şartı (İbadetler) + Altı da İnancın Şartı (Amentü) - Ahlâk-sız Türk Müslümanlığı / Prof.Dr.İlhami Güler

İslami finansı anlamak / Frank Vogel

Zekatın terbiye edici etkisi ve Friedman / Aliya İzzetbegoviç

Din ve İktisat / Prof.Dr.Musa Kâzım Yılmaz

İktisadi Düşüncelerin Bozuklukları ve Sahih Çözüm / Hakkı Eren

İslam Ekonomisi ve Marksist-Kapitalist Ekonomi / Musavi Lari

Günümüz Çarpık Ekonomi Anlayışı ve İslam Ekonomisi / Prof.Dr.Osman Eskicioğlu

İslam Ekonomisinin Mülkiyet Anlayışı / Prof.Dr.Osman Eskicioğlu

İslam'da İktisat Nizamı / Takiyyuddin en-Nebhani

Osmanlı Hukuk Sistemi

İslam Ekonomisinin Genel Yapısı / Muhammed Bakır es-Sadr

İslam İktisat Doktrini Üzerine Mülahazalar / Yahya Arslan

Ebu Hanife'nin İctihatlarında Dinde Kolaylık ve Fakirin Korunması / Yrd.Doç.Dr.A.Vehbi Ecer

İslam Hukukunun Kaynağı Olarak Kur'an / Yrd.Doç.Dr.Ali Duman

İslam Hukukunun Gayesi / Dr.Ali PEKCAN

İslam'ın Getirdiği Hukuki Düzenlemeler

Seküler Dünyada Fıkh'ı Konuşmak / Dr.Ebubekir SİFİL

İslam'ın Hükümleri Zamana Göre Değişir mi?

Temel Çizgileriyle Doktriner Kapitalizm / M. Bakır Sadr

İslami Ekonominin İncelikleri / Dr.Mustafa Özel

İslam'ın Sağladığı Sosyal Güvenlik / Prof.Dr.Faruk Beşer

Ceza Hükümleri Açısından Tevrat ve Kur'an / Prof.Dr.Suat Yıldırım

İşçi ve İşverenin Hukuki ve Ahlaki Sorumlulukları / Dç.Dr.Selim Arık

İslam'da Adalet İlkesi / Prof.Dr.Muhit Mert

İslam Hukukunda İctihat Kavramı
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz