Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Adalet / İbn Arabi
Bu hazine Allah´ı bilmek hakkında fail, fiil, yapılan iş, fiilin vasıtası ve fiilin durumunun ve halinin bilgisini verir. Böylelikle kişi Hakkın yaratmasıyla âlemdeki yaratmaları öğrenir. Aynı zamanda kul fiilin kendisine nispet edilişi bakımından her failin bir tarzı olduğunu öğre­nir.
28/06/2010 / 11:11

Bu hazine itidal ve her hak sahibine hakkını verme hazinesidir. Öyleyse o ihsan hazinesi değil adalet hazinesidir ve Allah kulları ara­sındaki adaleti ondan yerleştirir. Bu hazine hükmü biten ve kapısı ka­panan bir hazinedir, çünkü ihsan hazinesi ona karşı lütufkâr davranır. ´Allah adaleti emreder.´ (16/90) Bu hakkı alınana yönelik bir ihsandır. ´İhsanı da emreder.´ Burada ihsan emredilmesi itibarıyla adalete atfedilmiştir. Yani adaletin otoritesinin ortaya çıkıp suçu nedeniyle cezalandırılan kimseye ihsanla merhamet edilir ve cezalandırma işi sona erer, nimet verme ve ihsan sona ermez. Bazen ihsan kendiliğinden gerçekleşirken bazen yaratılmışın iyiliğine karşılık gerçekleşebilir. Ayette şöyle denilir: ´iyiliğin karşılığı iyilik değil midir?/ (55/60). Başka bir ayette şöyle denilir: ´İyilik yapanlar için iyilik ve fazlalık vardır’(10/26) ´Fazlalık´ derken adaletten sonra gelen ihsan ve cezalandırmadan olan ihsan kastedilir. ´Kötülüğün karşılı­ğı kendisi gibi kötülüktür. Kim bağışlar ve iyilik yaparsa...’(42/40) Yani kötülü­ğe kötülükle karşılık vermemek daha iyidir. ´Onun ecri Allah´a kalmış­tır.´ Yani başkasının hakkı değil de, kendisine ait bir hakkı affetmek, Allah´ın niteliğidir. Öyleyse adil davranmak başkasının haklarıyla ilgili­dir, yoksa ilahi mertebeyle ilgili değildir. Allah ilahi mertebe kendisiyle nitelenmemiş olduğu halde güzel ahlakı emredecek değildir. Bu neden­le insanlardan haklarını almayan ariflerin ecri Allah´a kalmıştır.

Bu hazine insanların gözlerine sır perdelerini çeken hazinedir. Bunlar Hakkın sakladığı ayıplardır ve onları kendisinin bildiği ´gaybı bilendir’ (6/73). ayetinde belirtilir. Dolayısıyla razı olduğu peygamber gibi kullarının dışında kimse O´nun gaybını öğrenemez. Peygamber ise Al­lah´ın dilediğini öğrenebilir. O zaman perdeler kaldırılır, nurlar ortaya çıkar, gözler nurlar sayesinde bütün makulleri idrak eder. Akıl ise nur­lar sayesinde akıl tarafından idrak edilmesi mümkün her şeyi idrak eder. Göz nurlar sayesinde duyuyla idrak edilmesi mümkün her şeyi idrak eder. Bu durum Allah´ın özel ve seçilmiş hayırlı kullarına tahsis edilmiştir. Kullarının dışında kimse O´nun gaybını öğrenemez. Peygamber ise Al­lah´ın dilediğini öğrenebilir. O zaman perdeler kaldırılır, nurlar ortaya çıkar, gözler nurlar sayesinde bütün makulleri idrak eder. Akıl ise nur­lar sayesinde akıl tarafından idrak edilmesi mümkün her şeyi idrak eder. Göz nurlar sayesinde duyuyla idrak edilmesi mümkün her şeyi idrak eder. Bu durum Allah´ın özel ve seçilmiş hayırlı kullarına tahsis edilmiştir. Bu kullar sürekli yeniden yaratmayı keşfederler. Binaenaleyh âlemde yeniden yaratma sona ermediği gibi onların keşifleri de bitmez.

Bu hazine Allah´ı bilmek hakkında fail, fiil, yapılan iş, fiilin vasıtası ve fiilin durumunun ve halinin bilgisini verir. Böylelikle kişi Hakkın yaratmasıyla âlemdeki yaratmaları öğrenir. Aynı zamanda kul fiilin kendisine nispet edilişi bakımından her failin bir tarzı olduğunu öğre­nir.

Başkalarına karşı cömertlik yapan kerem ehline gelirsek, Allah öyle birine iyilik sebeplerini ihsan eder, güçlükleri kolaylaştırır ona, zorluk­ları yolundan kaldırır, karanlıklardan nura, darlıktan genişliğe, yanlış­lıktan doğruya çıkartır. Haklara bakarken kendisini daha hak sahibi görenler vardır. Onların başkasına bakışı kendi hakkını görmek amacı taşır. Böyle bir insan başka her şeyden habersiz kalmış, kendisiyle meş­gul olmuş, himmetini kendine yöneltmiş, Hakkın hakkını verdiği her şeyi kendine vermiştir. O insan Rabbiyle müstağni kalır ve zatı kendi­sine keşfolunur. Sonra âlemin onun mertebesinde toplandığını ve ken ken­disiyle âlemdeki her parça arasındaki ince bağlar görür, o ince bağlar üzerinden âleme iyilik yapmaya başlar. Bu iyilik âlemde o şeye müna­sip kimseye uzamış bir bağdır. Hak sebepleri kendisine ulaştırdığı gibi o insan da himmetiyle âlemde bulunan herkese gaybten ihsan ulaştırır. Âlem ise onu tanımaz. Çünkü âlem onu ihsan ederken görmemiştir. Nitekim âlem sebepler nedeniyle Hakkı tanımaz. Öyle olmasaydı böyle olmazdı. Âlemdekiler Hakkı sebeplerden dolayı unuttuğuna göre kâmil kulu unutmaları da zorunludur.

Allah´ın öyle kulları vardır ki, onlar sebeplerin farkında olsalar bile ´Bu ihsan Allah´tandır, sebebin onda etkisi yoktur´ derler. Allah´ın bazı kulları daha vardır ki, onlar da ´bu iyilik falanın bereketiyle ve himmetiyledir´ derler. Onun himmeti olmasaydı, bu nimet olmaz ve Allah kö­tülüğü bizden uzaklaştırmazdı. Bir kısmı bunu inanarak ve bağlanarak söylerken, bir kısmı zannı galibiyle söyler. Böyle biri Hakkın kendisini iki halde kulların kalplerine kendi makamında yerleştirdiği kuldur. İn­sanlar da bunu söylerler fakat kaynağını bilmezler.

Sahih bir hadiste aktarıldığına göre, Hz. Peygamber Huneyn sa­vaşında Mekke´nin fethinde gerçekleşen bir hadise nedeniyle Ensar´a şöyle demişti: ´Siz dalaletteydiniz, Allah benim vasıtamla size hidayet etmemiş miydi?´ Hz. Peygamber kendisini zikretmiş. ´Sizi ateşe düşe­cek bir tehlikede bulmuş ve benim vasıtamla sizi kurtarmış değil mi­dir?´ Hadiste belirtilen şey insanların ´falanın bereketiyledir´ sözlerinin ta kendisidir. Bazen de ´beni hatırında tut, beni himmetinde tut, beni unutma´ derler. Her kim bu müşahededen yüz çevirir ve müşahede edilen ile müşahede edeni ayırt etmezse, hayrete düşmüş ve hüsrana uğramıştır. Buna mukabil öteki insan yaptığı ticaretinde kazançlı ve alışverişinde adildir.

Kazananlar iki kısma ayrılır: Karşılık için çalışanlar ve vefa için ça­lışanlardır. Karşılık için çalışanlar, kendilerine özgü niteliklere sahip iken vefa için çalışanlar iki kısma ayrılır: Birinci kısım çalışan olmayan çalışanlar iken ikinci kısım ´çalışan´ çalışanlardır. Bu kısım da iki kısma ayrılır: Hak vasıtasıyla çalışanlar ve kendileriyle çalışan ve amil olanlar­dır. Her ikisi de karşılığı dile getirenlerdir. ´Çalışan olmayan´ çalışanlar ise karşılığı amele ait görür, çalışana ait görmezler! Amel karşılık nime­tini kabul etmez ve bu nedenle amelin karşılığı kendilerine döner. Amel edenin karşılığına gelirsek, onlar amel edenin Allah olduğunu görür. Allah ise karşılığı kabul edecek bir mahal değildir, çünkü karşı­lık amel edenin ölçüsündedir. Böylelikle onlar ilahi karşılığı da elde ederler. Bu, amel sahibinin hak ettiği şeyi yerine getirmedeki eksikliği­dir. Başka bir ifadeyle bu eksiklik, Allah´ı bilenlerde tezahür eden ´O´nun hamdini ve övgüsünü yerine getirme´ karşılığıdır. Hz. Peygamber´in şu hadisinde bu husus belirtilir: ´Ben Seni hakkıyla övemem. Sen kendini nasıl övmüşsen öylesin. Fakat ya senin nezdinde olanın nefsinde veya yaratıklarından birinin nefsinde övdüğün şekilde!´

Dikkatini çektiğim hususa iyi bakmalısın! Çünkü benim sözlerimi kabul eder ve nasihatime kulak verirsen, kazançlı çıkarsın.

Bu bölüm hakkında konuşmak sözü çok uzatır, çünkü o nurları, karışımları, sırları, birbirine girmeyi, ayrışmayı ve temyizi içerir. Kurtuluşu sağlayan şeyler bu bölümden öğrenilir. Bu bölümle ilgili bu kadar açıklama yeterlidir.

‘Allah hakkı söyler ve doğru yola ulaştırır.’

 

 

Fütûhat-ı Mekkiye 13. cilt, s. 284-287

20 Yorum

Diğer Haberler

Ahlak-Din İlişkisi / Ayetullah M.T.Misbah

Proudhon mu Behlül Dânâ mı? & Kölesin Sen Erkek!

İlim ile Bilim arasında / Bilim,İslam'ın nesi olur?

M. Foucault ve düzenin reddi / Arsen Ceyhan

İzmirli İsmail Hakkı'nın "Angilikan Kilisesine Cevap" Adlı Eserinde Aklın değeri

Batı Düşüncesini Modernliğe Taşıyan St.Augustin

Frantz Fanon ve kara talihimiz

İslamî Devlet'ten Medenî Devlete / Ali Rıza Akgün

Fıtrat : İnsanın Ontolojik Altyapısı / Haydar Öztürk

Kürşad Atalar ile "Batının Kaynakları" üzerine

Doğu ve Batı sorusuna binaen / Ali KAYA

Guenon neden Hint'e yoğunlaştı? / Guenon'u keşfetmeliyiz!

Hayatta İki İrade mi var? / Ali Kaya

Adalet / İbn Arabi

Deginiler.../ Ali Kaya

Varoluşçuluk

İdealizm

Ali Şeriati'nin Mirası-2 / Ali Kaya

Ali Şeriati'nin Mirası / Ali Kaya

Düşünce Terzisi : Muhammed Abid El Cabiri

Psikoloji ve Tasavvuf Açısından Rüyalar
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz