Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Siyer Yazıcılığında Malzemeyi Kullanma Problemi / Doç.Dr.Mehmet Azimli
Hz. Peygamber'in hayat hikâyesi yazılırken, ilk kaynaklardan itibaren övgü niyetli olsun veya olmasın onun hayatında, olmamış bazı şeylerin olmuş gibi gösterildiği ve bir kısım ilavelerin yapıldığı bilinmektedir. Onun hayat hikâyesine yapılan bu tür idraçlar, onu olduğunun ötesinde göstermektedir.
24/11/2010 / 09:35

Siyer Yazıcılığında Malzemeyi Kullanma Problemi

 Doç.Dr.Mehmet AZİMLİ

 Dünya Tarihinde, arkasında en çok etki bırakmış insanın Hz. Peygamber olduğu konusunda şüphe yoktur. Onun sunduğu dinin dünya tarihinde meydana getirdiği kırılma, belki de tarihin en büyük kırılması sayılabilir. Bu inanılması güç oluşumu ortaya çıkaran Hz. Peygamber için "tarihte hakkında en fazla söz söylenen şahıstır" dersek abartmış olmayız. Onun harekete geçirdiği oluşum, tarihin hiçbir devrinde gerçekleşememiş bir şekilde kısa sürede Çin sınırından Atlas Okyanusu'na, Orta Asya'dan Afrika içlerine kadarki bölgeyi geçici değil, kalıcı bir şekilde ele geçirmiştir.1

O günden bu güne tarihin dominant belirleyicisi olan din, İslam olmuştur. Bu dinin peygamberinin hayat hikâyesi, bu anlamda çok önem arz etmektedir. Gerek halk dilinde gerek akademik seviyede onun hayat hikâyesi konusunda binlerce eserin yazılması da normaldir. Bu eserlerin yazımına, onun vefatını müteakip daha ilk asır içinde başlanmış ve günümüze kadar da genişleyerek devam etmektedir.

Hz. Peygamber'in hayat hikâyesi yazılırken, ilk kaynaklardan itibaren övgü niyetli olsun veya olmasın onun hayatında, olmamış bazı şeylerin olmuş gibi gösterildiği ve bir kısım ilavelerin yapıldığı bilinmektedir. Onun hayat hikâyesine yapılan bu tür idraçlar, onu olduğunun ötesinde göstermektedir.

Hz. Peygamber'in hayatını anlatan siyer malzemesinde bu manada epeyce problem bulunmaktadır. İlk siyer yazarlarının bin bir sıkıntı içinde edindikleri malzemeyi, kaybolma endişesiyle kitaplarına derc etmelerini normal karşılamak mümkündür. Ancak onlar, bize ulaştırmak için yaptıkları bu çabanın mahsulü olan malzemenin, sonraki yıllarda değişmez kabullere ve Hz. Peygamber'i yanlış tanıtmalara sebep olabileceğini bilemezlerdi. Muahhar kaynaklar, -Taberi'nin de belirttiği gibi2- bu malzemedeki yanlışlıkları ve eksiklikleri tetkik ederek, Hz. Peygamber'in siyerini ortaya koymaları gerekirken, bunun tersine elde ettikleri malzemeyi ilavelerle olabildiğince genişleterek olduğundan farklı bir hayat hikâyesi ortaya çıkarmışlardır.3 Bu da kendisiyle beraber birçok problemi doğurmuştur.

Burada, elimizde bulunan siyer malzemesinin sorunlu yönlerini ortaya koyup öncelikle problemleri tespit etmeye çalışacağız. Bunu yaparken bu sorunlara ilk kaynakları temel alarak, örneklemeler üzerinden konuya yaklaşmayı düşünüyoruz. Çünkü muahhar kaynaklar buradaki malzeme üzerine, ilaveler yapmak suretiyle konuyu anlatmaya çalışmıştır. Bundan dolayı öncelikle ilk kaynaklardaki problemler halledilebilirse, meselenin anlaşılması daha kolaylaşacaktır. Sorunun tespitinden sonra da, bu sorunları aşmanın nasıl olacağına dair bazı çözüm ve teklifler sunmak istiyoruz. Bundan amacımız siyeri doğru okuma ve anlamaya katkı sunmaktır. Kaynaklardaki siyer malzemesinin problemlerini tek bir madde etrafında izah mümkün değildir. Bu sebeple tespit edebildiğimiz problemleri başlıklar halinde aktarmak istiyoruz.

Seçilmiş ve Tercih Edilmiş Malzeme

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi ilk siyer müellifleri, ellerine geçen malzemeyi kaybolma endişesiyle bize olduğu gibi aktarmaya çalışmışlardır. Bazen aynı konuda farklı rivayetlerin gelmesi de mümkün olmuştur. İşte bu noktada bu kaynakları kullanan müellifler, bu rivayetlerden hangisinin Hz. Peygamber'in hayatına uygun olup olmadığı kriterinden çok, Hz. Peygamber'i öven ve onu yücelten rivayetleri seçip tercih etmişlerdir. Bu durumda bazen gerçek olan rivayet değil de, tercih edilen rivayet, popüler olmuş ve yaygınlık kazanmıştır. Bu seçkici siyer anlayışı da Hz. Peygamber'i gereği gibi anlamaya engel olmuştur. Bu duruma bir örnek verirsek; hicretin 4. Yılında gerçekleşen Ben-i Nadirlilerin sürgünü ile sonuçlanan olayın sebebi olarak anlatılan iki rivayet bulunmaktadır. 4İlk rivayet, Nadiroğulları mahallesine diyet talebi için giden Hz. Peygamber'i, suikast ile öldürmeyi düşünen Yahudilerin bu düşüncesi, Hz. Peygamber'e Cebrail tarafından bildirilmiş ve o da derhal oradan ayrılıp Yahudilere savaş açmıştır.5 İkinci rivayette ise; Yahudiler, Hz. Peygamber'den münazara için üç bilgin getirmesini, kendilerinin de üç bilgin çıkarıp tartışacaklarını söylemesi üzerine, Hz. Peygamber onların mahallesine giderken, planı duyan Yahudilerden biriyle evli Medineli bir kadın, durumu kardeşine bildirmiş, o da yolda Hz. Peygamber'e yetişip onu geri çevirmiştir.6 Bu rivayette Cebrail'in bir müdahalesi yoktur. Ancak siyer rkaynakları  ve onlara tabi olan muahhar bilginler, eserlerinde devamlı bir şekilde ilk rivayeti ön plana almayı yeğlemişlerdir. Bu konuya temas eden İbn Hacer el-Askalani, şöyle der: "II. rivayet I. rivayete göre sıhhat yönünden daha sağlam olmasına rağmen (maalesef) siyerciler ve meğazi yazarları, I. rivayeti tercih etmişlerdir."7 Mevlana Şibli de I. rivayetin yaygın olması konusundaki şaşkınlığını şu sözlerle dile getirir: "Siyercilerin II. rivayetten haberdar olmamaları şaşılacak şeydir."8

Seçilmiş malzemeye diğer ilginç bir örnek verirsek: Mute Savaşı'nı Hz. Peygamber'in sahabeye mucizevî bir şekilde naklen aktardığı yaygınken, İbn Sa'd'da geçen bir rivayette ise, bu haberi bir sahabinin Hz. Peygamber'e getirdiği uzunca anlatılmaktadır. Ancak siyercilerimiz bu rivayeti gündemlerine almayı nedense hiç düşünmemişlerdir.9

Konuyla ilgili detaylara girmeksizin şunu belirtelim ki; bu durum, Hz. Peygamber'in hayat hikâyesi etrafında gizemli rivayetlerin şekillenmesine ve bu tür rivayetlerin genişletilerek farklı bir peygamber portresi ortaya çıkarılmasına neden olmuştur.

Aşırılmış ve Adapte Edilmiş Malzeme

Siyer malzemesi içindeki bazı bilgiler, esasen Hz. Peygamber'in hayatında gerçekleşmeyip sonraki dönemlerde farklı kimselerin hayat hikâyesinden alınıp Hz. Peygamber'in hayatında olmuşçasına siyere adapte edilmiştir. Hz. İsa'nın doğumunda yıldızın doğması anlatımının, Zerdüşt ve Ümeyye b. Salt'ın kalbinin yarılması hadiselerinin Hz. Peygamber'e uyarlanması gibi olaylar bunlardandır.10

Biz burada başka bir ilginç örnek vermek istiyoruz. İlk kaynakların bazısında Ben-i Kaynuka Olayı'nın sebebi olarak anlatılan ve sonraki kitaplarda çokça meşhur olan bir olaydan bahsedilmektedir. Buna göre; Ben-i Kaynukalıların çarşısına giden bir Müslüman kadının örtüsü açılmak istenmiş, reddeden kadının eteği, haberi olmadan omzuna iliklenmiş, kadın kalkınca bacakları açılmış ve sonuçta da kadın bağırınca, onu kurtarmak isteyen bir Müslüman, kadına bunu yapan Yahudi'yi, Yahudiler de o Müslüman'ı öldürmüşler ve nihayet Yahudilere savaş açılmıştır.11

Kaynukalılar ile ilgili siyer kaynaklarında anlatılan başka bir savaş sebebi olmasına rağmen, siyer kitapları bu aktardığımız rivayeti öncelemekte, hatta bazen sloganik sonuçlara dahi varılabilmektedir. Örneğin: "Hicri ikinci senenin Şevval ayında yapılan bu savaş, Hz. Peygamber'in resmen ilan ettiği ilk savaştı ve sebebi, Müslüman kadının başörtüsüne karışılmasıydı"12 şeklinde ifadelere rastlanabilmektedir. Bu tür ifadelerin çağdaş söylem ve çalışmalarda sıkça yer almasının, günümüz değer ve popülaritesi bakımından, siyaset-tarih yazımı ilişkisi içerisinde görülmesi gerektiğini de vurgulamak istiyoruz.

Esasen anlatılan olay, kanaatimizce bir bilgi aşırımı ve bunun Hz. Peygamber'in hayatına adaptasyonundan başka bir şey değildir. Nitekim bu olay, olayın geçtiği varsayılan Ben-i Kaynukalılar ile yapılan savaştan yaklaşık 40 yıl önce vuku bulduğu aktarılmaktadır. Bu düşüncemizi İbnü'l-Esir'den nakledeceğimiz Birinci Ficar Harbi'ne sebep olarak anlatılan bir alıntı ile desteklemek istiyoruz:

Bir grup Kureyşli genç, Ben-i Amir kabilesinden, üzerinde peçe bulunan bir kadının yanına oturarak: "Örtünü aç da yüzüne bakalım" derler, kadın aldırış etmez. Bu gençlerden biri kalkıp kadının elbisesinin eteğini sırtına kadar yırtar. Kadın bunun farkına varmaz. Ayağa kalkınca dübürü açılır ve gençler "yüzüne bakmamıza müsaade etmedin, biz de dübürüne baktık" diyerek gülerler. Kadın: "Ey Amiroğulları ayıp yerim açığa çıkanldı" diye bağırır. Bir grup insan gelir, neredeyse savaşa sebep olacak şekilde kavgaya tutuşurlar. İşin büyüyeceğini anlayınca aralarındaki anlaşmazlığa son verirler.13

Sonuç olarak bu tür örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu tür olaylar, alınıp siyerdeki gerekli olduğu düşünülen yerlere adapte edilmek suretiyle, Hz. Peygamber'in hayat hikâyesine yeni anlamlar kazandırılmaya çalışılmış ise de, onu örnek alan insanlara verilen bu tür aşırılmış bilgiler, çok farklı söylemlere gidilmesine sebep olmuştur.14 Siyer malzemesindeki "kopyala yapıştır" şeklinde ifade edebileceğimiz bu probleme dikkat etmek ve olayları buradan hareketle tahlil ederek çözmek zorunludur.

Üretilmiş (İnşaî) Malzeme

Siyer malzemesinin bir kısmı ise tamamen kurgusal bir çabanın ürünüdür. Gerçekte olmayan ve Hz. Peygamber'in hayatında hiç yaşanmamış olayların bezenerek yaşanmış olaylar gibi sunulması çok ilginçtir. Bu tür olayların bir kısmı Ehl-i Kitap ile yapılan peygamber yarıştırması sonucu ortaya çıktığı gibi, bazen de hiç sebep yokken Hz.Peygamber'i övgü amaçlı uydurulmuştur. Söz gelimi boykot anlaşmasını yazan şahsın elinin kuruması15 veya hicret sırasında Hz. Peygamber'e su vermeyen kadının Hz. Peygamber tarafından taşlaştırıldığı ve hâlâ bu halde kaldığı16 gibi, en büyük düşmanlarına bile merhamet gösteren Hz. Peygamber'e yakıştırılmayacak rivayetler bu kabildendir.

Bunlar dışında meşhur bir örnek vermek istiyoruz: Hz. Peygamber'in Mekke Dönemi'ndeki Boykot Yılları'nda bir işaretiyle ayı yardığı ve bu mucizeyi Mekkelilere seyrettirdiği anlatıl- maktadır. Ancak bu olayı anlatması gereken klasik ilk İslam tarihi kaynaklarından hiçbiri, bu konuda bize bilgi vermemektedir. Hz. Peygamber'in en büyük mucizelerinden biri olması gereken bu olay hakkında İbn İshak (v.151), İbn Hişâm (v.213), İbn Sa'd (v.230), Belazurî (v.279), Taberi (v.310)'de tek bir bilgi yoktur. Bu konuyla ilgili olarak bize bilgi veren ilk kaynaklar genelde muahhar kaynaklardır ve "Delâil" "Hasâis" ve "Şemâil" türü eserlerdir.17

Bu durum, esasen bize olayın gerçek bir olay olmadığını gösteren en önemli amildir. Konu biraz daha detaylıca incelendiğinde anlaşılmaktadır ki; Mekke'de o dönemde gerçekleşen bir ay tutulması olayının,18 sonraki yıllardaki kitaplara ay yarılması olarak aktarılması ve rivayetlerin bu şekildeki oluşumu, ayrıca bunun da Kamer Suresi'ndeki ilgili ayetlerle ilintilendirilmesi sonucu, Şakku'l-Kamer mucizesi(!) ortaya konulmuştur. Yani bu olay, anlatıldığı şekilde değil, üretilmiş, Hz. Peygambere yakıştırılmış, kurgulanmış, inşâi bir mucizedir.19 Bu rivayetin, bu şekilde oluşum safhası bile, siyer malzemesinin nasıl genişlediğini ve etrafının nasıl örüldüğünü gösteren en güzel örnektir.

Değiştirilip Kurgulanmış Malzeme

Kaynaklarda, gerçek bir olay bazen ilavelerle farklı bir konuda anlatılarak esasen gerçek bir olay olsa da Hz. Peygamber'in yaşamadığı bir olay haline dönüştürülüvermektedir. Buna şöyle bir örnek verebiliriz:

Kaynaklarda bir vahiy kâtibinin mürtet olduktan sonra Kur'an'ı istediği gibi yazdığını söylediği ve ölümünden sonra da onu toprağın kabul etmediği, defalarca gömdükleri halde yerin onu dışarı attığı anlatılır. Bu kadar bilinen şahsın ismi de rivayetlerin hiç birinde verilmemektedir.20 Tarihte yaşamış nice zalimleri ve Hz. Peygamber Döneminde yaşamış Ebu Cehil, Ebu Leheb gibi zorbaları toprak kabul ederken, bu şahsı kabul etmemesi de çelişkili bir durumdur.

Esasen olay, tetkik edildiğinde; farklı bir durumun ortaya çıktığı hemen anlaşılabilir. Hz. Peygamber Dönemi'nde böyle bir olay mevcuttur. Abdullah b. Sa'd b. Ebi Serh isimli bir vahiy kâtibi, mürtet olduktan sonra bu tür sözler sarf etmiş, bunun karşılığı olarak da Mekke Fethi sırasında öldürülecekler listesine alınmıştır.21

İşte bu rivayet alınıp toprağın onu kabullenmediği şeklinde bir ilave ile yeni bir formatta sunulmuştur. Toprağın bu şahsı her dışarı attığında devamlı bir şekilde kefeninin de kaybolmasından22 anlıyoruz ki; kefen soyucuların bir şahsın kefenini birkaç defa soyması olayı ile yukarıdaki rivayet birleştirilip böyle bir kurgulama meydana getirilmiştir. Bundaki amacın sonraki yıllarda Kur'an'ı lafzen korumaya yönelik bir çabanın olması muhtemeldir.

Mesele bununla da kalmamış, aynı olay başka bir amaçla başka bir rivayet kullanılıp birleştirilerek rakip grup olan Haricilere karşı kullanılmıştır. Buna göre; bir savaş esnasında kelime-i şehadet getirdiği halde, bu şahsı öldüren Müslüman'ı da toprağın kabul etmediği aktarılmaktadır. Hz. Peygamber Döneminde Hz. Üsame b. Zeyd'in başından geçen bu olay, daha sonra siyasi rakipleri susturmak için rivayetin sonuna bu olay eklenerek aktarılmıştır.23

Bu durum bize bir rivayetin iki türlü olay da farklı amaçlar için farklı şekilde kurgulanarak kullanıldığını göstermektedir. Gerçek olaylar kullanılarak bunlara yapılan ilavelerle olmadık sonuçlara ulaşılabilmektedir. Ancak bu olayların ilavelerle farklı bir formata dönüştürülmesi ve siyasi rakipler, muhalifler aleyhinde kullanılması uydurma furyasının nerelere ulaştığını gösteren örneklerdir.24

Telif Edilmiş Malzeme

Siyer müellifleri, ellerindeki malzemede çelişkiye düştüklerinde bazen ilk maddede ifade ettiğimiz gibi rivayetin tarihsel tutarlılığına bakmaksızın seçkide bulunup bir rivayeti ön plana almayı tercih etmişlerdir. Bazen de -malzemeyi boşa götürmemek arzusuyla mı nedir? Bilemiyoruz- aynı konuda gelen iki farklı rivayet arasında bir telif gayreti içinde olmuşlardır. Buna meşhur bir olayı örnek vermek istiyoruz:

Siyer kaynakları, Hz. Ömer'in Müslüman oluşu hakkında bir biriyle telif edilemeyen iki rivayet aktarırlar; bunlardan ilki, Hz. Ömer'in kılıcını alıp güpegündüz Hz. Peygamberi öldürmeye giderken, kardeşinin evine yönelip neticede Müslüman olmasıdır.25 Diğeri ise Hz. Ömer'in bir gece Kâbe'de namaz kılan Hz. Peygamber'i Kur'an okurken, gizli bir şekilde dinleyip etkilenerek Müslüman olmasıdır.26

Rivayetleri bize aktaran siyerciler bile iki rivayetin arasının telifinin mümkün olmadığını görerek: "Hangisinin doğru olduğunu Allah bilir", demek zorunda kalmasına rağmen,27 kimi müellifler, bu iki rivayeti telif etmeye çalışmış ve sonunda "önce gece Kur'an dinlediği, sonra sabah öldürmeye giderken Müslüman olduğu"28 gibi tuhaf bir telif anlayışı ortaya koymuşlardır.

Mekkelilerin Hz. Peygamber'in en zayıf ve korumasız olduğu hicret öncesinde bile onu tek başına öldürmeye cesaretleri yokken ve bunu her kabileden bir kişi seçerek topluca denemeye kalkışıp Haşimoğullarını diyete zorlamaya çalıştıkları açıkken, Hz. Ömer'in tek başına Hz. Peygamber'i öldürmeye kalkışması muhaldir.29 Esasen bu sebeple bile burada rivayetler arası bir telif gayretine gerek yoktur. Ancak olayın bu boyutları düşünülmeksizin Hz. Peygamber adına gelen her bilgi, bir süzgeçten geçirilmediği gibi, bu tür telif çabalarına da girişilmektedir. Bu da siyer yazıcılığının en büyük sorunlarından biridir.

Yüceltme Temelli Abartılmış Malzeme

İlk maddede belirttiğimiz gibi, bazen övgü temelli olarak rivayetler arası seçkiler yapılırken, bazen de Hz. Peygamber'in başından geçmiş bazı olaylar yine övgü temelli olarak abartılarak aktarılmaktadır. Bunlardan biri de Bahira Olayı'dır. Kaynaklarda Hz. Peygamber'in, amcası ile Şam tarafına yaptığı bir seyahatte Rahip Bahira ile görüştüğü, Bahira'nın onun peygamber olacağını söylediği, bu sebeple Ebu Talib'in Hz. Peygamber'i Hz. Ebu Bekir ve Hz. Bilal ile geri gönderdiği anlatılır.30

Bu olaya en esaslı tenkitleri, attığı başlığın yanına -in sahha- (eğer doğruysa) ifadesini koyarak işe başlayan Zehebî yapmıştır ve rivayetin cidden münker bir hadis olduğunu belirttikten sonra tenkitlerini şu şekilde sıralamıştır:

Ebu Talib Peygamber'i Ebûbekir ve Bilal ile nasıl geri gönderebilir? Ebûbekir, Hz.Peygamber'den iki yaş küçüktür, Bilal ise henüz doğmamıştır.31 Sonra bulutların gölgelediği bu şahsa doğru ağaçların gölgeleri nasıl sünebilir, uzanabilir? Bulutun gölgelemesi sebebiyle ağacın gölgesinin olması mümkün değildir. Ayrıca peygamberlik geldikten sonra bu olaydan ne Ebu Talib, ne Kureyşliler ne de Hz. Peygamber bahsetmişlerdir. (Bu olay) gerçek olsaydı muhakkak bahsederlerdi. Yine diğer bir nokta da bu olay gerçekse, bundan Hz. Peygamber'in peygamber olmadan önce peygamber olacağını bildiği anlaşılır. Bu durumda Hz. Peygamber, Hira Mağarasında ilk vahiy geldiğinde niye çok korkmuştur. Hatta ilk vahiy sonrası şaşkınlıktan intihar etmeyi bile düşünmüştür. Bir diğer problem de şayet Rahip Bahira'nın dediği gibi bu çocuğun Şam bölgesindeki Yahudiler tarafından öldürülmesi tehlikesi varsa, onun üzerine çok titreyen ve bu konuda çok hassas olan Ebu Talib, yirmili yaşlarında iken Hz. Peygamber'i Hatice'nin kervanının başında ikinci kere Şam bölgesine neden gönderebilmiştir?"32

Bu tenkide ilave edecek bazı şeyler söylenebilir. Ancak, buna gerek duymuyoruz ve siyer malzemesine, övgü temelli yapılan ilavelerin durumunu gösteren bu güzel örneği ve buna yapılan bu klasik tenkidi sunmakla yetiniyoruz.

Muğlâk ve Karıştırılmış Malzeme

Bazen, Hz. Peygamber'in hayatının farklı bir döneminde gerçekleşen bir olay, farkında olunsun olunmasın, biraz da övgü maksatlı olarak farklı bir dönemdeki bir olaya adapte edilmiştir. Buna ilginç bir örnek vermek istiyoruz.

Bazı kaynaklar, İfk Olayı'na Hz. Aişe ile birlikte adı karışan Hz. Safvan b. Muattal'ın hasur, yani erkekliğinin33 olmadığını belirtirler. Bunun da İfk Olayı'nda, Allah'ın Hz. Peygamber'in zevcesini mucizevî bir şekilde nasıl temizlediğinin gerçek bir kanıtı olduğunu belirtirler. Bu görüşlerine delil olarak da Hz. Safvan b. Muattal'ın İfk Olayı'nı duyması üzerine sarf ettiği "Vallahi haram yere hiçbir dişinin eteğini kaldırmadım." sözünü gösterirler.34

Bu iddia, daha çok tahmine dayalı bir yorum olarak gözükmektedir. Çünkü böyle bir durum olsaydı, Medine'de bulunan ve bu konuyu bilen insanlar tarafından ortaya konur, İfk Olayı tartışmalarının yaşandığı bir ay boyunca bu durum gündeme taşınırdı. Ancak hiçbir zaman böyle bir durum olmamıştır. Ayrıca Hz. Safvan b. Muattal, evli bir sahabedir. Hadis kaynaklarında kendisinden aktarılan bir rivayette, "eşinin çok ibadetten dolayı kendisine karşı kadınlık görevini tam olarak yapmadığından dolayı genç bir erkek olarak sabredemediğini" açıkça bizzat Hz. Peygambere şikâyet eden birisidir. Bu rivayetler onun hasur (iktidarsız) olduğu iddiasını çürütmektedir.35

Esasen, bu olayın o dönemde meydana gelen başka bir olayla karıştırıldığını tahmin ediyoruz. Hz. Peygamber'in Mısırlı cariyesi olup oğlu İbrahim'in annesi olan Mariye'nin yanına, yine Mısırlı zenci bir köle olan birisi gelip gidiyordu. İnsanlar dedikodu yapmaya başlayınca meseleyi öğrenmek için Hz. Ali görevlendirildi. Hz. Ali bu köleyi sıkıştırınca, onun iktidarsız (hadım edilmiş olduğunu) olduğunu gördü ve mesele böylece kapanmış oldu.36

Anlaşılan Mariye konusunda Hz. Peygamber'in ailesinin bu şekilde temizlenmesi olayı, muhtemelen İfk Olayı ile karıştırılmış ve kitaplara sanki bu şekilde olmuş gibi aktarılmıştır.37

Kur'an Kaynaklı Malzeme

Siyer içindeki bir kısım malzeme Kur'an'daki bazı ayetleri delil alarak kurgulanmış malzemelerdir.38 Bunun bir örneğini 3. Madde de Şakku'l-Kamer olayını aktararak vermiştik. Bunun dışında miraç örneğini de verebiliriz. Kur'an'da bu konuda net bir ayet olmamasına rağmen, belki de siyerin en fazla üretilmiş rivayetlerinin Miraç Olayı'nda odaklanması dikkat çekicidir. Bu rivayetlerin bir kısmı Ehl-i Kitab'ın kitaplarından aşırılmış ve ilavelerle nakledilmiştir.39

Siyerdeki bir kısım malzemeye delil olarak kullanılan diğer bir sure de. Şakku's-Sadr olayı ile ilişkilendirilen İnşirah Suresi'dir. Bu surede Şerhu's-Sadr olayı anlatılmasına rağmen, Şakku's-Sadr ile ilişkilendirilebilmiştir. Küçük yaştaki çocuklarda günah olması fikri gibi İslam'ın net olarak reddettiği ve daha çok Hıristiyanlığın kabullendiği bir fikri sembolize eden bu olay, maalesef Hz. Peygamber adına uydurulmuş, onun hayat hikâyesine idraç edilivermiş, üstelik Kur'an'dan da delil alınmıştır(!)

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Aktardığımız 8 başlıktaki örneklerden de anlaşılmaktadır ki; bize ulaşan siyer malzemesi değişik yönleriyle problemlidir. İlk kaynaklardaki küçük problemler, yüz yılların ilave ve yorumlarıyla çok başka bir hale dönüşmüştür. Bu anlamda günümüz siyercisi için önünde halledilmesi gereken devasa bir problem durmaktadır. Önümüzdeki devasa yığının içinde, doğrular yanlışlarla, gerçekler ilavelerle karışmış bir haldedir. Bunu halletmek de kolay değildir. Biz bu problemleri aşabilmek için birkaç öneri sunmak istiyoruz. Bu sunduğumuz öneriler, meseleyi tamamen halleder diye bir iddiamız yoktur. Ancak belki meselenin hal yoluna girmesine yardımcı olabilir diye düşünüyoruz:

Tarihsel Bağlam

Siyerdeki problemleri aşmanın en önemli kriteri, bizce rivayetleri tarihsel bağlamı içinde değerlendirmektir. Tarihsel bağlam ile şunu kastediyoruz: Bir olayı, tarihî ve gerçek bir vakıa olarak kabul edebilmemiz için, o olayın isnat edildiği tarihte var olan sosyal-çevre, kültür ve olayın akliliği/imkânı gibi hususlara göre ortaya çıkabilmesinin mümkün olması gerekmektedir. Bu şartlara uygun olduğu zaman bir olay tarihî bir vakıa olur.

Bize ulaşan siyer malzemesini de bu açıdan dikkatle incelememiz önemlidir. Bu anlamda bir rivayet, tarihsel bağlama oturuyor mu oturmuyor mu? Yani incelenen olayda, aktarılan verilerin, o tarih dilimi içerisinde olması ve gerçekleşmesi mümkün müdür, değil midir? O dönemin insanlarının, aktarılan olaya tepkileri ne olabilir? Acaba anlatıldığı gibi mi davranırlar, yoksa farklı bir tepki mi vermeleri gerekirdi? şeklindeki sorular çok önemlidir.

Elimizdeki siyer malzemesindeki her tarihi olaya, bu sorular sorulmalı ve eğer incelenen olaya sorduğumuz bu sorulara pozitif cevaplar alabiliyorsak o zaman bu olaya tarihi ve gerçek bir olaydır diyebiliriz. Bu sorular meselenin aydınlanması için çok önemlidir. Eğer bir rivayet, tarihsel bağlam yönünden gerçekleşmesi mümkün görülmüyorsa veya mümkün değilse ne kadar sahih olduğu belirtilse de o malzemenin kabulünde ihtiyatlı olunmalıdır.

Esasen, bir olayın tarihsel bağlamda değerlendirilmesi, dönemsel olaylarla kıyaslanması, o dönemin şahitleriyle birlikte değerlendirilmesi meselenin önemli ölçüde halledilmesine sebep olacaktır. Mesela; eğer siyerciler yukarıda ifade ettiğimiz gibi Mekke ortamında hiç kimsenin kılıç çekerek Hz. Peygamber'i öldüremeyeceği gibi bir tarihsel bağlamı, Hz. Ömer'in Müslüman olması olayına tatbik etseydi, o meşhur rivayet, bu kadar şüyu bulmaz ve Hz. Ömer'in Kur'an'ın icazıyla Kâbe’de gizli bir şekilde Müslüman olduğu net olarak ortaya çıkardı. Bu örnek de göstermektedir ki; tarihsel bağlam, siyer malzemesinin sıkıntılarını çözmede en önemli kriterlerin başında gelmektedir.

Bu sebeple Hz. Peygamber'in örnek hayatı aktarılırken, siyer ve hadis kaynaklarından bize ulaşan tüm malzemeler toplanmalı, malzemedeki verilerin arasında kıyaslar yapılıp rivayetler arası açmazlara dikkat edilip dönemsel faktörler çerçevesinde tutarlı tercihler yapılmalıdır.

İnsani Boyut

Siyer malzemesi içinde en fazla sıkıntı çekilen konulardan birisi; Hz. Peygamber'in beşeri yönünün ön plana çıkarılmamasıdır. Dahası tam tersine onun hayatındaki normal insani olaylar, olabildiğince insanüstü anlatımlarla değiştirilmiştir. Bu türdeki anlatımların, onun peygamberliğinden önceki dönemde yoğun olması da dikkat çekicidir ve bu tür rivayetlerin sonradan boşluk doldurmaya yönelik olarak uydurulduğunu göstermektedir.

Esasen Hz. Peygamber'in hayatının doğru olarak aktarılması çabası içinde olanların yapması gereken en önemli şey, bu dinin bize aktarıcısı olan Hz. Peygamber'i doğru aktarma zorunluluğudur. Bu bağlamda Hz. Peygamber, efsanevi anlatımlardan kurtarılıp günümüz insanının önüne sade ve gerçekliği olan bir şekilde sunulması gerekmektedir. Bu da onun hayatını anlatan kitaplarımızın İslam rivayet kültüründen gelen rivayetleri iyi tahlil edip siyer kitaplarında tercih edilen bu rivayetlerden öte, Hz. Peygamber'in insanî boyutta örnekliğini ortaya çıkaracak rivayetler ortaya konmalı ve onu insanüstü gösterip örneklikten yoksun bırakan rivayetler iyi tahlil edilmelidir. Bu işlemler yapılırken, Hz. Peygamber, insani platformlar çerçevesinde bir yere oturtulup bu yönü vurgulanmalı, gelen rivayetler sıkı bir süzgeçten geçirilip olayın olabilirliği değerlendirilmelidir.

Akıl-Mantık Süzgeci

 Siyer malzemesi olarak bize ulaşan haberleri tahlil edebileceğimiz en önemli kriterlerimizden biri de akıl ve mantık süzgeci olmalıdır. Hz. Peygamber'in hayatı olarak bize aktarılan olaylar, insanî hayattan kopuk, akla ve mantığa uygun olmayan türde olmamalıdır. Rivayetlerin kullanımında ravilerin cerh ve tadil edilmeleri yeterli değildir. Rivayet edilen metnin de tenkidi yapılmalıdır. Bu noktada senetleri sağlam bile olsa -klasik dönemde yapılana ilaveten asıl- metin tenkidi ön plana alınmalıdır. Çünkü kimi rivayet aktarıcıları, uydurdukları birçok olaya sağlam senetler ekleyerek olayları nakletmişlerdir. Zaten senet olayı da, kendi zaman diliminde çok önemli işler görse de, şu anda bizim açımızdan sadece: "O rivayet, o tarihte nasıl değerlendiriliyordu" şeklinde bilgi vermekten başka bir anlam ifade etmeyecektir.

Dönemsel Siyasi Olayların Bilgisi

Siyer malzemesini kullanan birisi, İslam tarihi sürecindeki en azından iki asırlık siyasi olaylara hakim olmalıdır. Çünkü bize ulaşan bilgilerin bazısı, siyasi rakipleri susturmaya yönelik Hz. Peygamber ağzından uydurulmuş rivayetlerdir. Örnek olarak verirsek: "Bu din toplam on iki halife gelinceye kadar aziz olacak. Bunların hepsi de Kureyş'ten olacak."40 şeklindeki bir hadis en sahih kaynaklardan gelse bile, Şia'nın 12 İmam anlayışına karşı ve Kureyş'in hilafetteki hakkını övmeye yönelik bir uydurma olduğu kesindir.41

Şunu ifade edelim ki; İslam tarihindeki siyasi olayları iyi bilen bir İslam tarihçisi bir hadisçiye göre bu tür uydurmaları tespit etmede daha yetkin olacaktır. Rivayetin kimleri hedef aldığı, ravinin durumu, hangi bir milleti ve yeri övmeye veya yermeye yönelik olduğu, hangi siyasi olaya dini kisve geçirmek için uyduruduğunu daha iyi tespit edebilecektir. Bu sebeple siyasi uydurmaları tarih kitaplarımızdan çok hadis kitaplarımızda bulmamız önemli bir ipucudur.

Savaş Endeksli Anlatım Tarzı

 Hz. Peygamber'in tanıtılmasındaki yanlış aktarımlardan bir diğer nokta ise, özellikle Medine dönemindeki anlatımların sadece savaşlara endeksli olarak sunulmasıdır. Bunun belki de en önemli sebebi, siyer adına öncelikle kitabu'l-meğazilerin oluşturulmasıdır. Buna göre I. yıl Bedir, II. yıl Uhut, şeklinde devam eden bir öğretim tarzı, karşımıza sanki hep savaşla, kanla uğraşan bir peygamber portresi sunmaktadır ve siyer malzemesi için de onun örnek alınabilecek birçok yönünün arka plana itilmesine sebep olmaktadır.

Hayatının özellikle Medine yılları çok detaylı olarak bilinebilen bu örnek insanın tarihsel olmuş ve kılık-kıyafeti gibi örnek almamızı gerektirmeyen yerine, mazluma yardım etmesi, açları doyurması, fakirleri himaye etmesi, af, hoşgörü ve misafirperverliği, yemek adabı, ticaret ahlakı, adaleti, insani yönü ve tavırları, evliliği, toplumsal ilişkileri, zahitçe bir hayat yaşamayı tercih etmemesi, ahlakı, savaş ve barış ilişkileri bizim için daha önemlidir ve onun hayatına komple bakılmasını gerektiren bu aktarımlar, çağdaş anlatımlarda bile maalesef öncelenmemektedir.42

Sonuç olarak İslam dinini çağa sunmayı amaçlayan bu dinin mensuplarının önüne yaşanabilen, örnek alınabilen, anlatılabilen bir peygamber portresi sunmak için bu tür tahliller gereklidir. Bunlar hem Kur'an'ın hem de Hz. Peygamber'in ortaya koyduğu davetin gayesine en uygun bir peygamber portresi ortaya çıkaracaktır. Bu yapılmazsa klasik peygamber algısı, yeniçağın insanının zihinlerinde efsanevi türde ve ancak masal türü bir algı olarak kalacaktır ve devamlı da sorgulanmaya hazır bir halden kurtulamayacaktır. Çünkü anlatılan portreyi hiçbir insan örnek alamayacağı için bu türde bir hayat hikâyesi, yani siyerin hiç de örnekliği olmayacaktır.

____________________________________________

1    İsmail Fenni, Kitabu İzale-i Şukuk, İstanbul, 1928, 178.
2
    Taberi, tarih kitabının önsözünde; "kitabındaki aktardığı malzemenin hepsinin doğru olmayabileceğini, kendisinin bunu -muhtemelen ilmin kaybolmaması amacıyla- ravilerden olduğu gibi aktardığını" anlatır. Bkz. Taberi, Tarihu'l- Ümem ve'l-Mulük, Beyrut, 1995, I, 13.
3    Mehmet Özdemir, "Siyer Yazıcılığı Üzerine", Milel ve Nihal, c. 4, s. 3, 2007, 134.
4    Konuyla ilgili geniş bilgi için bkz. Mehmet Azimli, "Allah'ın Hz. Peygamber'i Suikastlerden Koruması Çerçevesinde Siyerdeki Bazı Olayların Tahlilleri", İslami Araştırmalar, Ankara, 2007, c. 20 s. 1.
5    Vakıdi, Kitabu'l-Meğazi, Beyrut, 1984, 365; İbn Hişâm, es-Siretu'n-Nebeviyye, Beyrut, 1994, VI, 159.
6    Abdurrezzak, el-Musannef, Beyrut, 1972, V, 359; biraz farklı bir rivayet için bkz. Ebû Davut, Haraç ve'l- İmare ve'l Fey, 22-23.
7
    îbn Hacer, olayın I. Rivayetteki gibi olmadığı konusunda akli delillerle konuyu anlatmaya çalışır. Bkz. İbn Hacer el-Askalani, Fethu'l-Bari, Beyrut, trz., VII, 332.
8    Mevlana Şibli, Asr-ı Saadet, Çev; Ömer Rıza Doğrul, İstanbul, 1977, I, 281.
   İbn Sa'd, et-Tabakatu'l-Kübra, Beyrut, 1985, II, 130.
10    Bkz. Mehmet Azimli, Siyeri Farklı Okumak, Ankara, 2008, 57.
11    Vakıdi, 176; İbn Hişam, V, 277; Belazuri, Ensabu'l-Eşraf, Dımeşk, 1997, I, 363.
12    İhsan Süreyya Sırma, İslamî Tebliğin Medine Dönemi ve Cihat, İstanbul, 1996, 47.
13    Bkz. İbnü'l-Esir, El-Kamil, Beyrut, 1995, I, 589.   
14    Bu konuda yaptığımız çalışma için Bkz. Mehmet Azimli, "Siyer Yazıcılığının Problemlerine Bir Örnek -Ben-i Kaynuka Savaşının Sebebi-" İslami İlimler Dergisi, sayı 7, Çorum, 2009.   
15    Taberi, I, 552.   
16    Suheylî, Er-Ravzu'l-Unf, Beyrut, 2000, IV, 149.
17    Bkz. Azimli, Siyeri Farklı Okumak, 140.
18    İbn Kesîr, el-Bidaye ve'n-Nihaye, Beyrut, 2005, II, 483.
19    Bkz. Azimli, Siyeri Farklı Okumak, 142.
20    İbn Hanbel, Müsned, Beyrut, trz, III, 121-122.
21    Vakıdi, 856.
22    Buhari, Menakıb, 25.
23    İbn Mace, Fiten, 1.
24    Bu konuda bkz. Mehmet Azimli, "Toprağın Kabullenmediği Ceset", İslam Araştırmaları, yıl, 2, sayı, 3, Roterdam, 2009.
25    İbn Hişâm, III, 166; İbn Sad, III, 270.
26    İbn Hanbel, I, 17; İbn Hişâm, III, 166.
27    İbn Hişâm, III, 170.
28    Mevlana Şibli, III, 86; Ahmet Çelebi, Hz. Muhammed'in Hayatı, Çev; Hasan Fehmi Ulus, İstanbul, 1997, 207; Muhammed Gazali, Fıkhu's-Sire, Çev; Resul Tosun, İstanbul, 1987, 117.
29    Bu konudaki detaylı makalemiz için Bkz. Mehmet Azimli, "Hz. Ömer'in Müslüman Oluşu ile İlgili Rivayetin Tarihsel Bağlamda Farklı Bir Şekilde Okunuşu", İslamiyat, Ankara, 2003, c.6 s. 1.
30    Taberi, I, 520; Tirmizi, Menakıb, 5.
31    Bazı araştırmacılar, bu iki sahabenin yaşlarını hesaplayıp bu olay sırasında burada bulunmalarının mümkün olmadığını ortaya koymuşlardır. Enbiya Yıldırım, Hadis Problemleri, İstanbul, 2001, 200.
32    Zehebi, Tarihu'l-İslam, es-Siret'û-Nebeviyye, Beyrut, 1994, I, 57.
33    Buhari, Meğazi, 36.
34    Taberi, II, 115.
35    Ebu Davut, Siyam, 74.
36    Zehebi, II, 550.
37    Daha geniş bilgi için bkz. Mehmet Azimli, Hz. Safvan b. Muattal, İstanbul, 2008, 55.
38    Özdemir, 137.
39    Azimli, Siyeri Farklı Okumak, 155.
40    Buhari, Ahkâm, 52; Müslim, İmâre, 7.
41    Mehmet Azimli, Halifelik Tarihine Giriş, Konya, 2006, 39.
42   Süleyman Nedvi, Hz. Peygamber Hakkında Konferanslar, Çev; Osman Keskioğlu, Ankara, Trz, 51.

 

Doç. Dr. Mehmet Azimli, Siyeri Farklı Okumak-II, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2009.

24 Yorum

Diğer Haberler

Nasıl Bir Râsule ve Nasıl İnanıyoruz? / Erhan Koç

Hadislerin Vürûd Sebepleri / Prof.Dr.İsmail Lütfi Çakan

Bosnalı Bir Alim: Muhammed Tayyib Okiç:Türkiye’de hadis kürsüsünün kurucusu.

Bilgi Kaynağı Olarak Nebevî Sünnet / Dr.Muhammed Ammara

Hadisin Sübutunu Tespitte "Kuran'la Mukayese" meselesi / Doç.Dr.Ayhan Tekineş

Koşulsuz "Merhamet Peygamberi" mi,merhametle yoğrulmuş "Adalet Peygamberi" mi? / İlhami Güler

Muhammed Esed'in Hadis Yorumculuğu

Hadis Araştırmasında Dikkate Alınabilecek Aklîlik İlkeleri Ve Örnek Uygulama / Yavuz Ünal

Kutsi Hadisler Üzerine Bir Değerlendirme / Prof.Dr.Enbiya Yıldırım

Vahiy Karşısında Hz.Peygamberin Konumu ve Yükümlülüğü / Prof.Dr.Mehmet Erdoğan

Siyer Yazıcılığında Malzemeyi Kullanma Problemi / Doç.Dr.Mehmet Azimli

Sünneti Çağa Taşımak / Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Prof.Dr.Bünyamin Erul ile Peygamber Tasavvuru Üzerine

Peygamber Aklı / Ali BULAÇ

İslam Peygamberi'nin Hayatını Niçin İnceliyoruz? / Prof.Dr.Muhammed HAMİDULLAH

Necat Vesilesi Olarak Hz.Peygamber / Cemal Şakar

Hz.Muhammed'in (sav) Büyülendiği İddiası / Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Sünnet, Kur'an'ın pratize edilmiş halidir / Ahmet Kalkan

Nebevi Duruş / Ramazan Kayan

Müslümanlarda Beşeri Zaafların Belirişi ve Tevbe Süresinin Siyasi Çözümlemesi / Prof.Dr.Muhammed Abid Cabiri

Sünnet ve Hadis / Prof.Dr.Fazlur Rahman

Hz.Peygamber : Mitolojik Bir Figür Değil Hayatın İçinden Bir Kahraman / Prof.Dr.Şinasi Gündüz

Hurafeler Karşısında Hz.Muhammed (sav) / Prof.Dr.İbrahim Sarıçam

Hz.Peygamber'in Sünnetini Anlama ve Yaşama / Prof.Dr.Selahattin Polat

Hadis'te Davranış Güdüleri / Hadis ve Psikoloji

Oligarşi için "Pişmanlık Yasası" Çıkarılsın

Ercümend Özkan'ın Öncü Rolü Konuşulacak

Kenan Alpay, Cuma Günü Yargılanıyor!

Mehmet Pamak'tan Diyanet'e tavsiye : YA HAKKI SÖYLEYİN YA SUSUN!

Diyanet'e "Tevhid Dinine Dön" Çağrısı

CAMİLERİMİZ KEMALİST FANATİZMİN ÜSSÜ OLAMAZ!..

Modern Cahiliyye ve Milli Dindarlık -PANEL-

Taksim'de Onbinlerce Kişi İsrail'i Protesto Etti

Genelkurmay'a Çağrı : KIŞLANA DÖN!

Bugünün İhyasından Yarının İnşasına Bir Soluk : "VUSLAT"

Yeni Öğütüm Yılına Karşı Mücadeleye Çağrı

Özgün Duruş Gazetesi Çıktı!

Bağcılar'da Şehid Seyyid Kutub Gecesi

Hakikat-i Muhammedi ve Nur-u Muhammedi : Tasavvufun Peygamber Anlayışının Tenkidi

Tasavvuf Kitaplarındaki Uydurma Hadisler / Arif Çiftçi
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz