Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Tarihte Kur'an'ın Önüne Geçen Yöntem Arayışları / Fevzi Zülaloğlu
Yöntemleri ve taşınan niyetler bakımından Kur'an'a tabi olmak yerine, insanlı­ğın üretilmiş kültürlerinde mündemiç bulunan şirke bulanmışlığın iz­lerini taşıyan tasavvurlardan bahsetmek istiyoruz. Ki bu tasavvurlar hakikati ifade etmede kasvetli ve bulutlu bir görüntü verdikleri için, nice salih amellerin bilinç hazırlığının yapılacağı gönülleri karart­makta, karamsarlık ve kararsızlık aşılamaktadır. Bunlarla uyumlu ol­mamız, dostça geçinmemiz mümkün değildir. Tespit etmemiz, sınır­larını tayin edip üzerlerine çıkarak aşmamız ise elzemdir.
30/11/2010 / 00:17

1. KURANIN ÖNÜNE GEÇEN YÖNTEM ARAYIŞLARI

 

"Siz ey imana ermiş olanlar! Allah'ın ve Elçisi'nin (emrettiği şeyin) önüne kendinizi koymayın, Allah'a karşı sorumluluğunu­zun bilincinde olun. Çünkü Allah kuşkusuz her şeyi işiten, her şeyi biiendirl Ey iman edenler! Sesinizi Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyin, birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi onunla konuşmayın, yoksa bütün işleriniz, siz farkında ol­madan (değer bakımından) sıfırlanır/boşa gitmiş olur. Bakın Al­lah'ın Elçisi'nin huzurunda seslerini kısanlar var ya, işte onlar Allah'ın gönüllerini takva ile (doldurarak) sınadığı kimselerdir. Onlar için bağışlanma ve büyük bir mükafaat vardır." [3]

Şüphesiz müslümanlar tarih boyunca birçok olumlu okuma şekli geliştirmiştir. Bu olumlu okuma şekillerini altı grupta toplamak mümkündür:

Analitik okuma, icmali okuma, karşılaştırmalı okuma, konulu okuma, nüzul sırasına göre okuma, kelime çözümlemesi ya­parak okuma. [4]

Ancak biz bu bölümde müslümanlar olarak tarih boyunca Kur'an'a olan yakınlık düzeyimiz ve yaklaşım biçimimizde rastlanan zaaflardan kısaca söz etmek istiyoruz. Bir başka deyişle, yöntemleri ve taşınan niyetler bakımından Kur'an'a tabi olmak yerine, insanlı­ğın üretilmiş kültürlerinde mündemiç bulunan şirke bulanmışlığın iz­lerini taşıyan tasavvurlardan bahsetmek istiyoruz. Ki bu tasavvurlar hakikati ifade etmede kasvetli ve bulutlu bir görüntü verdikleri için, nice salih amellerin bilinç hazırlığının yapılacağı gönülleri karart­makta, karamsarlık ve kararsızlık aşılamaktadır. Bunlarla uyumlu ol­mamız, dostça geçinmemiz mümkün değildir. Tespit etmemiz, sınır­larını tayin edip üzerlerine çıkarak aşmamız ise elzemdir. [5]

 

I- TARİHTE KUR’AN’IN ÖNÜNE GEÇEN YÖNTEM ARAYIŞLARI

 

Kur'an ilimlerinin oluşum safhasından günümüze kadar devam eden süreçteki yakınlık düzeyimizi bir çırpıda ifade etmek o kadar kolay bir çaba ile olacak şey değildir. Bu nedenle bu bölümde biz, is­lam ümmetinin yaklaşık on beş asırlık İlahi vahiyle ilişkisini bütünüy­le değerlendirmek gibi ağır bir yükü omuzlamak niyetinde değiliz. Kur'an'ı anlamada ve hayata hakim kılmada, yöntemden kaynakla­nan bir iki zaafdan söz ederek sözü günümüze getirmek istiyoruz.

Yaklaşık on beş asırlık dönemde -tıpkı halen içinde yaşadığımız modern dönemde olduğu gibi- iyi niyetli de olsa bir takım çabalar Kur'an'ın yanlış anlaşılmasında yol açmıştır. Bazen beşeri zaaflardan kaynaklanan, bazen de art niyetten ortaya çıkan yanlış aktarımlar, tarihten bize anlam daralması, zihniyet bulanıklığı şeklinde tevarüs etmiştir. Ancak yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için, şunu peşi­nen belirtelim ki; İslam ümmeti kendine yakışan itidalli yaklaşımlara dair, her zaman güzel örnekler ortaya koymuştur. Fakat biz çalışma­mızda daha çok yanılgı anlamına gelebilecek yaklaşımlar üzerinde yoğunlaşmak, vasatı temsil eden yaklaşımları ise, çalışmamızın ta­mamına yayarak göstermek istiyoruz.

Önce modern dönemden -İslam dünyasının Batı karşısında diren­cini kaybettiği son üç yüzyıldan- önceki sapmaları kısaca tahlil etme­ye çalışalım. Bu tahlilimizi iki kısma ayırarak sapmaları izah etmek istiyoruz: Atomik tefsir yönteminin temsil ettiği sapma; kadim şirk kültürlerinin ve İsrailiyatin etkisi ile gerçekleşen sapma [6]

A- Atomik Tefsir Yönteminin Temsil Ettiği Sapma

 

Bize göre iyi niyetli de olsa, Bektaşi mantığı diye de ünlenen ato­mik tefsir yöntemi/teczil usul Kur'an'ın bütüncüllüğünü gözden ka­çırarak parça/cüz'î doğruları, bütün gibi sunarak günümüze kadar gelen kötü izler bırakmıştır. Bu tefsir yönteminde ayetler Kur'an'ın canlı bir organizması gibi bütüncül değil, parça parça ele alınmakta, öylece yorumlanmaktadır. Şüphesiz pek çok faydaları da olan bu usul, bazen Kur'an'ın doğru anlaşılmasının önünde engel olabilmektedir. Atomik tefsirin ilk akla gelen örneği Celaleyn Tefsiridir.

Kur'an'ın konularını birbirinden bağımsız olarak ele almak, in­sanların ilahi mesajın kendi içinde tutarsızlıklar taşıdığı zehabına ka­pılmalarına yol açabilmektedir. Ya da zihinlerde varolan tenakuzlar giderilememektedir. Neye iman ettiği konusunda kendisini dahi ikna edememiş bir kimsenin başkalarına hakikati sahih bir şekilde iletemeyeceği aşikar olduğuna göre, parçalar arasında birleştirici bir bağ kurma sorumluluğu taşımamak, tahkik ehli bir ümmetin oluşmasını engellemektedir. Atomik/parçacı yorumlama tarzının ne gibi handi­kaplara yol açtığını üç örnek üzerinde dile getirmek istiyoruz: Nüşuz, şefaat, ru'yetullah. [7]

 

1) Nüşuz

 

Birincisi nüşuz kelimesidir. Kur'an'da sadece iki ayette geçen nüşuz kelimesine verilen anlamlar arasında her hangi bir ilgi kur­mamak bazı olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Çünkü ayetler ara­sında zorunlu münasebetlerin var olduğu konusunda, her hangi bir kaygı taşınmamaktadır.

Nisa Suresi (4), 34. ayette geçen, kadınların işlemesi mümkün kötü bir fiili olan nüşuza verilen anlam ile, erkeklerin işleme ihtima­li olan nüşuzun [8]. anlamı arasında, doğru bir alaka kur­madan, sözlükten seçilen her hangi bir karşılık vermek hakikate ulaşmayı zorlaştırmaktadır. Oysa ilahi mesajın bütünlüğü ve bağlamı gözönüne alınarak -aslına uygun, tutarlı bir yorumla- ayetlerin tefsi­ri yapılmalıdır.

Kadınların nüşuzunu Celaleyn, "kocalarına itaatsizlik etmek sure­tiyle isyan etmeleri" şeklinde izah ederken; erkeklerin nüşuzunu ise, şöyle izah eder:

"Erkeğin eşi ile birlikte yattığı yeri terk etmesi, eşi­nin nafakasını kısması, gözünü ondan daha güzeline dikmesi." [9]

Erkeğin nüşuzu ile ilgili yoruma bir itirazımız yoktur. Fakat kadın­ların nüşuzu açıklanırken mesajın salt 'erkeğe itaat' bağlamına indir­genmesi ve iki ayet arasında bir irtibat ve bütünlük kaygısı güdülmemesi bize göre çeşitli sorunlara yol açabilmektedir.

Şüphesiz bir kelime iki farklı yerde bağlamından dolayı, birbirin­den farklı anlamlara gelebilir. Fakat bu, Kur'an'da sadece iki ayette kullanılan nüşuz için geçerli değildir. Bize göre iki ayet arasında ku­rulacak ilgi ile -ilahi mesajı erkeği ya da kadını kayıracak şekilde yo­rumlamadan ele alırsak- nüşuz'un terim anlamını şöylece toparlaya­biliriz:

"İster kadın tarafından işlenmiş olsun, isterse erkek tarafın­dan işlenmiş olsun, aile sorumluluklarına halel getiren maddi ve ma­nevi nitelikli -özellikle ahlâki- davranışlardır." [10]

 

2) Şefaat

 

İkinci örneğimiz şefaat kavramıdır. Atomik tefsir yöntemi ile mesajı fehm etme çabasında olan eserler -ki onlarca Kur'an meali ve tefsir bu hataları tekrar etmektedir. Önce düşünce alanında sonra da gündelik amellerine kadar müslümanlar üzerinde olumsuz tesirler ic­ra etmektedir. Teczîl usulü tek geçer akçe kabul eden yorumcular, "Şefaata izin verileceği" anlamında Kur'an'da geçen ayetler ile, "Ahirette şefaat yoktur" şeklindeki ayetler arasında her hangi irtibat kurma gereği hissetmemektedirler. Bu da çeşitli yanlış anlaşılmalara yol açmakta, hakikatin bir yüzü gereğinden fazla ön plana çıkarılır­ken, diğer yüzü görmezden gelinmektedir. [11]

 

Ru'yetullah

 

Diğer bir örnek de, ru'yetullah meselesidir. Atomik tefsir yönte­mi ile hareket eden bir kısım müslümanlara göre Allah, Ahiret Gü­nü mutlaka görülecektir. Bunların dayanak olarak ileri sürdükleri ayetin, ru'yet (görme/idrak) değil de nazar/bakmadan bahsediyor olması, onlar için hiç önemli değildir.

Bir kısım müslümanlar da Bektaşi'nin atomik tefsir yöntemini kendi meşreplerini delilIendirmek için kullanmakta, ötekilerin öne çıkardıkları kanıta itibar etmemektedirler. Biz burada iki karşı cephe­nin delil olarak öne sürdükleri iki ayet ile söylemek istediklerimizi ifa­de etmek istiyoruz. Allah'ın, ahiret günü görülemeyeceğini söyleyen müslümanların öne çıkardıkları ayet şudur:

"Gözler onu idrak edemez, halbuki o gözleri idrak eder, zira yalnız O'dur latîf ne habîr olan." [12]

Ahiret günü Allah'a "nazar" edilebileceğini savunanların da ileri sürdükleri delil şudur:

"Bazı yüzler o gün mutlulukla parlayacak, Rablerine bakarken (lafzen, nâzırah)." [13]

Bize göre bu ayetler ile, mesajı birbirine benzeyen ayet grupları arasında vehmedilen -takdir edilen tezat manalar- "bütünlüğü esas alan bir tefsir yöntemi" ile giderilebilir. Dünyadaki idrak düzeyimiz ile ahirettedeki idrak düzeyimizin aynı olmayacağı vakı­asından öte, bize göre, insanların birbirlerini ve diğer varlıkları idrak ettikleri şekillerde Yüce Allah'ın kavranabileceğini iddia etmek, onu gereğince takdir edememek anlamına gelmektedir.

Aksi takdirde herkes ayetlere -gerçekliği olsun veya olmasın- ken­dince manalar takdir edecek, sanki Kur'an'da iki farklı anlayışa ge­çit veriliyormuş gibi bir sonuç hasıl olacaktır.

Mesajın parçalanmasına yol açan bu teczil yöntem, sayılarını ço­ğaltabileceğimiz birçok konuda, ümmetin zihninde yanlış tasavvurların oluşmasına sebep olmaktadır. Derinlemesine analizlerde yararla­nılabilecek bu usul, Kur'an'ın fehm edilmesi esnasında dikkatli kulla­nılmalıdır. Yoksa "gruplara bölünüp her bir grubun da elinde tutuğu­nu yegane hakikat olarak gördüğü bir bir durum"a düşebiliriz. Bu parçacı-bölücü anlayış ise, bilindiği gibi Ehli Kitab'ın kınanan özellikleri arasında Kur'an'da anılmaktadır. Görüldüğü gibi atomik tefsir yönteminde, anlam takdir edilen anahtar bir keiime veya her hangi bir konu -ayetleri birbiri ile tenakuza düşürme pahasına- Kur'an'ın mesaj bütünlüğü ile ilişkilendirilmeden yorumlanabilmektedir; bu da çeşitli zaafların ortaya çıkmasında etkili olmaktadır.

Kur'an'ın bütünlüğünü, ayetlerin siyak-sibakını, surenin bağlamını, ilk muhatapların öncül bilgisinin temsil ettiği arka planı dikkate al­madan ilahi kelamı anladığını iddia etmek havada "kalan bir iddia ol­ma" nitelemesiyle mahkum olmaktan kurtulamayacaktır. Ato­mik/parçacı tefsir yönteminin halk arasında handikaplarıyla ilgili olarak -çoğu zamanda alay edilerek- Bektaşi hikayeleri dolaşmaktadır. Fakat bu sorun ne avam ile, ne de tarihin bir dönemi ile sınırlıdır.

Akademik bir tezi ispatlamak için Kur'an ayetlerine araç muame­lesi yapan araştırmacılar da, samimi olup olmadıkları bir yana, ilahi vahyi salt bir metin olarak görmekle teczîl tefsir usulünden yararlan­maktadırlar. Yine aşağılık kompleksi bulunan kimi "bilimsel tefsir" sevdalıları da, etimolojinin imkanlarından yararlanıp içine biraz da hayal gücü kattıktan sonra, Kur'an'ın bağlamının, gramerinin üzeri­ne çıkıp surelerin, ayetlerin siyakını hesaba katmaksızın zorla söküp çıkardıkları anlamı elde ederken de atomik bir tefsirin hastalıklarına tutulmuş olmaktadırlar. [14]

 

B) Kadim Kültürlerin ve İsrailiyatın Etkisi ile Gerçekleşen Sapma

 

Tarihte ve günümüzde hayatı, eşya ve olguları Kur'an'ın öğretti­ği İslami bir dünya görüşünün, değerler sisteminin penceresinden değil de, eski alışkanlıkların veya içinde yaşanılan toplulumun kolek­tif hafızasının etkisi ile bakma eğilimine yoğun olarak rastlanmakta­dır. Bunun en başta gelen sebebi, köklü bir irşad sürecinden geçme­den Müslüman ismini almak, daha sonra da bu sıfatın içini hak edil­diği şekilde doldurmaya gayret etmemektir.

İsrailiyat yoluyla gerçekleşen sapma, şirk kültürlerinin etkilerinden kurtulmadan müslümanlık iddiasında bulunan ve ümmet içinde yer alan kimseler eli ile gerçekleşmiştir. Bunlar içerisinde, eski kimliği Ya­hudilik, Hristiyanlık, Budizm, Hinduizm, Manihaizm, Kadim Mısır ve­ya Yunan kültürü olan ya da maddeci felsefelerin etkisinden kurtula­mamış kimseler -Müslüman filozoflar- ön sıralarda yer almaktadır.

Böylesi bir sapmanın çok fazla iyi niyetli olduğunu varsaymayı gerektiren ipuçlarını temsil düzeyindeki eserlerde görmek o kadar kolay değildir. Çünkü bu kesimlerden Kur'an ile oluşmuş bir kimliğe geçiş yapanlar, ya yarım gönüllü, imanda pazarlıkçı insanlardır, ya­hut da konjoktürden/o günkü dünyada var olan hakim paradigma­dan etkilenerek Kur'an'a onda olmayan anlamlar takdir etme gayre­tine düşmüş kimselerdir.

Bu gün İslam dünyasında pek çok müslümanın ortak hafızasında yaşayan hurafelerin kaynağı olarak çoğu kez "İsrailiyat" diye terimleşen olgu ile karşılaşmaktayız. Müslüman kimliğinin kesintisiz tevhid geleneğine mensubiyeti, tarihi süreç içersinde basiretten nasibi ol­mayan kimi insanlarca istismar edilebilmiştir. Bunun sonucunda da bize din olarak tevarüs eden kimi anlayışların, öz benliğini ve çevre­sini arındırmakla, insanlığa şahit olmakla görevlendirilmiş olan İslam ümmetinin yeniden inşa edilmesinin önünde engel olduğu için ısla­ha muhtaç hale gelmiştir.

Tabii ki biz toptan reddetmek gibi kolaycılıklara kaçmadan Rasulullah'ın bize öğrettiği şekilde -ıslah edilebilecek olanı ıslah etmeli, atılması gerekeni acımadan atmalı- "seçici" davranmalıyız. Ne yalan yanlış şeylerin sırf tarihi değer taşıyor diye zihnimizi, kalbimizi, gön­lümüzü kirletmesine izin vermeliyiz; ne de onları tamamıyla reddetmeliyiz. "Pireye kızıp, yorgan yakan; papaza kızıp oruç bozan"lar durumuna düşmemeliyiz.

İsrailiyat sadece Kur'an tefsirlerini etkilememiş, zaten birbiri ile doğal bir etkileşim halinde olan hadis literatürünü de etkilemiştir. Mesela ehl-i kitapta -özellikle Yahudi ve Hristiyanlar'da- görülen antropomorphism/insan görünümlü tanrı anlayışı, bazı hadisler aracılı­ğı ile akidemize taşınmak istenmiştir. [15] Fakat Kur'an'ın korunmuş laf­zı ve Rasulullah'ın apaçık şahitliğinin tevatüren, kesintisiz bir şekilde nesilden nesile aktarılmış olması, müslümanlar arasında bu türden batıl ulûhiyet tasavvurlarının kökleşmesini çok şükür engellemiştir. Ancak vahdet-i vucud etkisinde kalan tasavvuf literatürünü bu genel­lemenin dışında tutmak gerekir. [16]

 

1) Bâtınî Tefsirin Temsil Ettiği Sapma

 

Bilindiği gibi bâtın zahirin zıddıdır. Bir terim olarak Bâtınîlik ise, "iç manaya yönelme iddiasıyla ilahi mesaja fütursuzca anlam takdir etme hakkını kendilerinde görmek"şeklinde tanımlanabilir. Kur'an'ın bilinen -Rasulullah tarafından anlaşılan ve uygulanan ve sahih bir şe­kilde tevarüs eden- anlamıyla yetinmeyen bâtınîler, sözde derinlik adına hevalarınca ürettikleri manaları ilahi kelamın mesajına yükle­yerek tahrifler yapmışlardır. Konuyu fazla uzatmamak için bu tür tef­sir yöntemini kullanan simge bir isimden ve onun yorumlama şeklin­den bahsetmekle yetineceğiz.

Fatır Suresi(35), 15. ayet bağlamında, örnek tahlil:

"Allah İnsanlara muhtaç mıdır?" Önce ayeti okuyalım:

"Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Ama O, hiçbir şe­ye muhtaç değildir; ve hamd/bütün övgüler O'na mahsustur."

Muhyiddin İbn Arabi bu ayeti hevasına göre yorumlayarak, ona şöyle bir anlam takdir etmiştir:

"Varlığımız açısından biz O'na muhtaç, nefsinde zuhuru için o bi­ze muhtaçtır... O bana hamd eder, ben ona hamd ederim; o bana ibadet eder, ben O'na ibadet ederim." [17]

Bu batini tefsir yöntemi, İbn Arabi'nin yaşadığı tarihsel kesitte bazı olumlu yankılar bulabilecek nitelikte idi. O içinde yaşadığı dünyanın kül­türel atmosferine benliğini kaptırmış, Kur'an'ı anlamada ön yargısız ha­reket etmemiştir. İbn Arabi'nin yetiştiği ortamdan kaynaklanan kimlik ve kişiliği, ilahi vahyi algılama şeklini olumsuz yönde etkilemiştir.

Acaba İbn Arabi'yi böyle tefsirler yapmaya sevk eden kültürel un­surlar nelerdir? Bu konuda bir İbn Arabi uzmanlarından Afîfî onun kuşatılmış olduğu kültürü iki başlıkta özetlemektedir:

a) Geniş çapta Stoacılardan, Philio'dan ve Yeni Eflatunculardan alınan ve yine bu doktrinin metafizik ve insani boyutunu geniş çap­ta etkileyen Hellenistik unsur,

 b) Başta İsmaiüler (Batıniler) ve Hallac-ı Mansur'a ait olan ve daha çok tasavvufi yönü etkileyen İslami unsurlar." [18]

"Kalbim vasıta olmaksızın Rabbim'den haber verdi ki" demek su­retiyle Kur'an'ın kaynak değerini sıfırlayan ve vasıtasız vahiy aldığı iddiasıyla da Rasulleri küçümseyen İbn Ârâbî hermetik irfan okulunun hocaları elinde yetişmiştir. [19] Vahdetçi vücutçu filozofların tümün­de varolan şeriat, tarikat, hakikat ayırımı ve ilahi vahiyle indirilmiş olan şeriatın en alt basamağa yerleştirilmiş olması, bize göre İbn Arabi'de varolan seçkinci ve küçümseyici tutumdur. Eğer böyle bir tutumu olmasaydı, Kur'an'ın açık beyanlarına rağmen Firavun'un cennetlik olduğunu söylemez, Kıyamet'in zamanını tayin etmeye kalkmazdı. Arabi'nin bütün fikirlerine etki eden hakikati sulandırıcı bu çoğulcu yaklaşım tarzı, post modernizm tartışmalarından sonra yeniden revaçta olmaya başlayan röiativizmle birleşince, bazı kafası karışık zihinlerde kendisine ifade kolaylığı bulabilmektedir.

Burada dikkatlerin üzerinde yoğunlaştırılması gereken nokta, yüzyıllar öncesinde kendisini tüm hakikatlerin üzerinde gören tasav­vur ile Kur'an'ın anlaşılmasında hermönetiği bir yöntem olarak önerenler arasındaki benzediktir. Her iki yaklaşım sahipleri de Kur'an'dan tek bir hakikat çıkmayacağını savunmak suretiyle ilahi vahyin mesajını rölativizmin/göreceliğin kaçağına itmektedirler. Bir başka deyişle Kur'an ve Sünnet'in temsil ettiği mubîn hakikate ikin­ci üçüncü dereceden bile değer vermeyen mekteplerin Bâtınîlik üzerine kurulu yorumlama yöntemi ile post modernizmin "her şey yanlışlanabilir" öngörüsü arasındaki benzerlik üzerinde durulmaya değerdir.

Vahdet-i vücud felsefesinin temsil ettiği bâtınîlik Allah ile varlıklar arasındaki ilişkiyi manevi planda ele alsa da yatay bir düzlemde değerlendirmiştir. Nasıl Hristiyanlar İsa (a)'la, Yahudiler Üzeyir (a)'la, Mekke müşrikleri meleklerle Allah arasında soy bağı icad ettilerse; vahdet vücutçular da tüm kainatla Allah arasında soy bağı icad et­mişlerdir. [20] Çünkü Kainat'ı Allah'ın bir tecellisi, O'nun manevi şahsi­yetinin bir parçası olarak tasavvur etmişlerdir. Oysa Allah'ı gereğin­ce takdir etmek, O'nunla yatay bir ilişki olan "vahdet ilişkisi" ile mümkün değildir. Allah'a her hangi bir şeyi ortak koşmadan -O'na denk aramadan- münasebet kurmak, dikey bir ilişki olan "tevhid iliş­kisi" ile mümkündür. [21]

 

2) İsrailiyat'tn Etkisi ile Oluşan Sapma

 

Kur'an'ı anlama ve yorumlamada İsrailiyat'ın etkisine dair çok sayıda çalışma yapılmıştır. Biz bu müstakil eserlerin birinden bazı ör­nek alıntılar yaparak, daha geniş bilgi için kaynaklarımıza vurgu yap­makla iktifa edeceğiz.

Sahabe'den Abdullah İbn Abbas, Ebu Hureyre, Amr İbnü'l- As; tabiinden Ka'bü'l-Ahbar, Vehb İbn-i Münebbih İsrailiyatı Kur'an'ı tef­sir etmede kullanan isimlerden bazılarıdır. Şimdi birkaç alıntı ile işin vehametini gözler önüne sermeye çalışalım. [22]

 

a) Güneş, Ay ve Aya Vurulan Şamar Hakkında

 

İsra Suresi 12. ayetinde geçen "gece ayetini silmek" ifadesini İbn-i Abbas, Kurtubi'de geçtiğine göre şöyle yorumlamıştır:

"Allah arşının nurundan iki güneş yarattı. Kendi ilmi ilahisine muvafık olarak güneşi dünya büyüklünde yarattı. Ayı da güneşten küçük olarak halk eyledi. Bu yaratmadan sonra Cebrail'i ayı söndür­mekle vazifelendirdi. O da üç kerre kanadını ay yüzeyinden geçirdi

 (tokat attı) Ay bundan önce bir güneşti. Ayın ışığı alındı, geriye nu­ru kaldı. Bu gün sizin ayın yüzeyinde gördüğünüz siyah lekeler bu mahvın izleridir. Eğer Allah bu ameliyyeyi yapmayıp da, ayı ilk hali ile bıraksaydı gece gündüzden seçilip ayrılamazdı." [23]

 

b) Kudüs mü Mekke mi; ya da Dünya'nın Ortası Neresi?

 

Aslen Yemen Yahudilerinden olan Ka'b el-Ahbar çok sayıda İsrailiyat haberini müslümanlar arasında yaymıştır. O Kaf sûresi (50), 41-42. ayetlerin tefsirinde eski kültürünün etkilerini ve hevasını ko­nuşturarak Mekke ile Kudüs'ü, dolayısıyla Kabe ile Beytü'l-Makdis'i rekabete, birbirleriyle üstünlük yarışına sokmuştur.

Onun yorumuna geçmeden önce ayetlerin mealini okuyalım:

"Ve ölüm çağrısında bulunan Allah'ın (sizi) yakından çağıra­cağı o (Kıyamet) Günü'ne kulak verin. (Ve kendi kendinize düşü­nün) bütün insanlığın nihai çağrıyı gerçekten duyacağı Gün'ü, (ölümden) hayata dönecekleri Gün'ü"

Katade'ye göre Ka'b bu ayeti şöyle yorumlamıştır:

"Ayette bah­sedilen "ünleme günü"nde Cenabı Hakk bir meleğe, "Beytü'l Makdis'in kayası üzerinden şöyle seslenmesini emredecek: Ey çürümüş kemikler! Ey parça parça olmuş eklem ve mafsallar; Allah sizin fasl-ı kaza için toplanmanızı emrediyor!.."

Acaba bu melek veya ünleyici niçin Beytü'l-Makdis'ten (Ku­düs'ten) nida edecekti? Sorusuna dünyanın yarı çapıyla ve Kudüs ile sema arasındaki mesafeyle ilgili mühendislik hesapaları da yapılarak, gerekli cevaplar verilmiştir:

 1- Çünkü Beytü'l-Makdis yeryüzünün (dünyanın) tam ortasıdır.

 2 -Burası Arz'ın semaya en yakın noktasıdır. Ve bu yakınlık 18 mildir.

 3- Ünleyici Beytü'l- Makdisteki kayadan önleyecektir. Burası yer ile göğün birbirine en yakın oldukları noktadır. Aradaki mesafe 12 mildir" [24]

Yaptığımız alıntılar yoruma ihtiyaç duymayacak açıklıkta olup, Kur'an'ın "Gaybı Allah'tan başkasının bilemeyeceği, sorumluluk do­ğuracağından dolayı bilinemeyecek olanın ardına düşmenin de yanlış olduğu" ölçüsüne açıkça muhalefet içerdiğini söylemekle yetin­mek istiyoruz. [25]

İsrailiyat yolu ile birçok yanlış ve hurafe müslümanlara geçmiştir. Sayfalar dolusu listeler sıralamak mümkündür. Fakat biz, bunlardan ikisinden söz ederek konuyu kapatmak istiyoruz. Birincisi, ilk kadı­nın (Havva'nın) erkeğin (Adem'in) kaburga kemiğinden yaratıldığı, bunların çocuklarının evlenerek insanlığın ensest ile çoğaldığı iddi­ası. Kur'an'ın hiçbir ayetinde ima bile edilmeyen bu anlayış bugün milyonlarca müslüman arasında yaygın inanç olarak varlığını sürdür­mektedir. Oysa böyle bir tasavvurun kaynağı Kur'an değil, muharrer Tevrat'ın Tekvin babıdır. [26]

İkinci örneğimiz Yahudiler'den geçen bir ahiret telakkisidir. Müs­lümanların günlük hayatına kadar etkili olmuş bu telakkiye göre; "cehennem geçici bir menzil"dir. Oysa böyle bir itikadın yahudilere ait olduğu ve batıl bir zandan ibaret olduğu beyan edilerek ilahi ke­lamın korunmuş kaynağı olan Kur'an'da reddedilmektedir.

"Ve onlar: 'Ateş sayılı birkaç günden fazla dokunmaz'derler. De ki (onlara): "Allah'tan bir söz mü aldınız -çünkü O hiçbir za­man sözünden caymaz-yoksa asla bilemeyeceğiniz bir şey mi Al­lah'a isnad ediyorsunuz?"  [27]

Günümüzde müslümanlar arasında yaşayan, günlük hayatı ve ah­laki alışkanlıkları dahi etkileyen çok sayıda İsrailiyat izdüşümü vardır. Müslümanlar arasında görülen Yahudileşme eğilimlerine ilişkin, Mustafa İslamoğlu'nun Kur'an'ı temel kaynak alarak hazırladığı yetkin bir eserini anarak konuyu kapatmak istiyoruz: Yahudileşme Temayülü. [28]

 

Genel Değerlendirme

 

Günümüzde modernizmin etkisiyle ortaya çıkan ve Kur'an'ın önüne geçen yöntemlere geçmeden önce genel bir değerlendirme yapmanın lüzumu vardır. Kur'an'ı ikincil kaynak durumuna düşüren geleneksel bazı yanlışlardan kısaca söz etmeye çalıştık. Müminlerin Kur'an'la ilişkilerini asıl ekseninden saptıran bu tür yanlışlara karşı tevhîdî bir duruş almak şarttır. Aksi halde ilahi mesaj belirleyen de­ğil, belirlenen durumuna düşürülmüş olacaktır. Üretilmiş kimi kültü­rel kalıplan Kur'an'a önceleyen geleneksel ön kabullerle sahih bir İslâmî anlayışa ulaşmak mümkün değildir.

Yine bundan sonraki başlıklarda yapacağımız tahlillerde de görü­leceği üzere Batı'yı referans olarak kullanan modern yaklaşım da Kur'an'ı ikincil kaynak durumuna düşürmekte, üretilmiş kültürü bi­rinci dereceden referans olarak göstermektedir. "Bu noktada Kur'an'ın târihî şartların ürünü olduğunu iddia eden oryantalist zih­niyetle, Kur'an'ın anlaşılmasını ve belirleyiciliğini öncelikle İslam ta­rihi içerisinde "üretilmiş" olan kaynaklara bağlayan gelenekçi, mukallid zihniyet arasında, sonuç itibariyle pek fark yoktur." [29]

 

Kaynakça

 

3. Alper Ömer Mahir, Kur'an'ın Korunmuşluğunda Ölçü, Haksöz dergisi, sayı: 41-42.

4. Ammâra Muhammed, Müslimûne Suvvâr, Kahire, 1988.

5. Ahmed Aziz, Hindistan ve Pakistan'da Modernizm Ve İslam, Yöneliş yayınları, İs­tanbul, 1990, s. 41, 55.

6. Ahmed Naim, Sahîh-i Buhârî Muhtasarı, Tecrîd-i Sarih Tercemesi, Ankara, 1984.

7. Ayçan İrfan, İslami Araştırmalar Dergisi, cilt:3, sayi:4, Ankara, 1989.

8. Aydemir Abdullah, Tefsir'de İsrailiyyat, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Anka­ra, 1979.

9. Ateş Süleyman, Çağdaş Kur'an Tefsiri, İstanbul, 1990, c. 2, s. 250.

10. Aktaş Cihan, Kılık Kıyafet İktidar; İstanbul, 1989, s. 35.

11. Akyüz Vecdi, İbadetler İlmihali, İstanbul, 1995.

12. Aktay Yasin, Anlama, Vahiy ve Tarih, Tezkire Dergisi, Ankara, 1997.

13. Aktay Yasin, Modernlik Durumumuza Dair, age, Ankara, 1997.

14. Atalar Kürşat, Ömer Özsoy ile Tarihsellik Üzerine Röportaj, İktibas Dergisi, An­kara, Eylül-1997.

15. Bedîüzzaman Said Nursi, İşaretü'l-İ'caz, mütercim: Abdülmecid Nursi, İstanbul, 1990.

16. Begoviç Ali İzzet, Doğu Batı Arasında İslam, İstanbul, 1987.

17. Berki Ali Himmet, Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye, İstanbul, 1985.

18. Bucaılle Maurıce, Kitab-ı Mukaddes Kur'an ve Bilim, çev. Suat Yıldırım, İzmir, 1985.

19. Buhari, Muhammed b. İsmail Ebu Abdillah (öl. 256/870) el-Camiu's-Sahih

20. Bulaç Ali, Makasıdu'ş-Şeria Bağlamında Kadının Şahitliği Konusu, İslami Araştır­malar Dergisi, Ankara, 1991.

21. Bulaç Ali,  İslam'ı ve Tarihini Okuma Biçimi, Bilgi ve Hikmet Dergisi, İstanbul, 1994.

22. Candan Fatma, Kur'an Çerçevesinde Kadın, Haksöz Dergisi, İstanbul, Kasım-1993.

23. Câbîrî Muhammed Abid, Arap Aklının Oluşumu, çev. İbrahim Akbaba, İstanbul, 1997.

24. Câbîrî Muhammed Abid Arap-İslam Aklının Oluşumu, çev. İbrahim Akbaba, İstanbul, 2000.

25. Celaleddin Muhammed İbn-i Ahmed el-Mahalli, Celaleyn Li Kur'an'il-Azim, İstanbul, tarihsiz.

26. Cerrahoğlu İsmail, Tefsir Tarihi, Ankara, 1988, s. 74.

27. Cerrahoğlu İsmail, Tefsir Usûlü, 5. baskı, Türkiye Diyanet Vakfı yayınları, Ankara.

28. Coşkun Medet, Sünnetin Kur'an'ı Neshi Meselesi, Ankara, 1995.

29. Cündioğlu Dücane, Kur'an'ı Anlamanın Anlamı -Hermönetik Bir Deneyim-, İs­tanbul, 1995.

 

Fevzi Zülaloğlu / Temel Kaynağımız Kur'an - Ekin Yayıncılık

26 Yorum

Diğer Haberler

İlahi Motivasyon ; Duha Sûresi

Kur'an-ı Kerim Açısından İman-Amel İlişkisi / Doç.Dr.Murat Sülün

Müftüoğlu : Kur'an'a Yeni Bir Okuma Gerek

Kur'an'ı anlama faaliyetinin kavramsal araçları / Erhan Koç

İhsan Eliaçık : Kur'ân yoksulun yanındadır!

“Sâdıku’l-Va’di’l-Emin” ya da “Yaşayan Kur’an” Olmak / Cevdet SAİD

"Bir İman/İnfak;Nifak/Cimrilik Analizi: Sure-i Hadid"

‘Arap Kuranı’ndan ‘Türk İslamı’na; İlahî Kelama Reva Görülenler / Doç. Dr. Fethi Ahmet Polat

Alak Süresi Tefsiri (1) / Âişe Abdurrahman

Kur'an Nedir? / Ferhat Özbadem

Nasıl Bir Tefsir? / Ömer Faruk Karataş

Ashab-ı Cennet ;İki Tercih:Mülkiyyetmi, Nasiplenmekmi? / Ali Uzun

Kur'an'ı Nasıl Anlamalı-Yorumlamalı'ya dair / Ömer Faruk Karataş

Kur'an'ı Anlama ve Tefsir etmede Usûl / Muhammed Reşid Rıza

Kur'an Kıssaları Araştırmaları

Kur’an Tefsirlerindeki Hz. Davud’a Yönelik Zina ve Adam Öldürttürme İftiraları Üzerine / Cengiz Duman

Esmâ-i Hüsnâ'ya Ayinelik Nasıl Olur?

İyilik ve Kötülüklerin Allah'tan Olması Ne Anlam İfade Eder? / Allâme Tabatabai

Said Nursi'ye göre Kur'an'ın Bütün İlahi Sözler ve Semavi Kitaplardan Üstünlüğü / Doç.Dr.Mehmet Refii Kileci

Kur'an'ı Anlamanın Şartları / Ayetullah Cevadi Amuli

Peygamberlik ve İlahlık Sorunu / Seyyid Kutub

Selefin Tefsirdeki İhtilaflarının Mahiyet ve Sebepleri / İbn Teymiyye

Yakup Peygamber Kıssası ve Anakronizm / Cengiz Duman

Kur'an'da Müminlerin Vasıfları / Ömer Faruk Karataş

Kur'an'a Çağdaş Yaklaşımlar / Doç.Dr.Mustafa Öztürk

Kur’an perspektifinden kıssa/olay bütünlüğü unsuruna bakış / Cengiz Duman

Bir Eylem olarak "Akletmek" / Erhan Koç

Küfr Kavramının İç Yapısı / Prof.Dr.Toshihiko İzutsu

Kur'an'ın sosyolojik prensipleri ve Batı medeniyeti ile mukayesesi / Prof.Dr.Suat Yıldırım

Kur'an Tefsirinde Yanılgı Sebepleri ve Korunma Yolları (PDF) / M.Vehbi Dereli

Fizilali'l-Kur'an'da İman / Murat Kayacan

Hayatı ve Kitabı Sünnetullah'a Uygun Bir Zihin ve Kimlik İnşası İçin Okumalıyız / Bahadır Kurbanoğlu

Toplumsal Değişim ve Ulûl'elbab / Murat Aydoğdu

Kur'an Kıssalarında Tarihsellik Unsurları 2- Kronoloji / Cengiz Duman

Kur'ân'a En Yakın Dönemi Öncelemek-4 / Bülent Şahin Erdeğer

İslahi'nin Ana Çalışmalarına Kısa Giriş / Abdurrauf

Tarihte Kur'an'ın Önüne Geçen Yöntem Arayışları / Fevzi Zülaloğlu

Kur'an'ı Kerim'in Atomcu ve Bütünsel Tefsiri / Muhammed Bâkır es-SADR

Kur'ân'ı Nûzul/Davet Sürecinde Anlamak-3 / Bülent Şahin Erdeğer 

Kur'an'a Dönüşte Vahyin Oturduğu Zemini Tanımak-2 / Bülent Şahin Erdeğer 
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz