Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Mevlana Emin Ahsen İslahi (1904-1997) / Salem Kiyani
İslahi'nin metodolojisi Kur’an’a doğrudan yaklaşıma dayanmaktadır. Hem Farahi hem de İslahi Kur’an’ın kendisine odaklanarak Kur'an mesajını açıklamaya çalışmaktadır. Onlar Kur’an’ı kendi dili bağlamında anlamanın önemine vurgu yapmaktadır. Arapça deyimler (klasik Arapça dili) vahyedildiği zamanki kullanımdaki ve anlaşılmasındaki gibi mevcuttur ve Kitapta iç delil olarak muhafaza edilmektedir. Ve Kur’an kendi manasını gerek farklı formlar, gerekse bağlam üzerinden açıklar ve aydınlatır
05/12/2010 / 17:28

15 Aralık 1997 tarihinde 93 yaşındayken Pakistan Lahor’da vefat eden Mevlana Emin Ahsen İslâhi, özellikle ilahi kitabın içeriğindeki düzen ve ahenk kavramı çevresinde geliştirdiği temelli yaklaşımıyla Kur’an çalışmalarına yaptığı kalıcı katkıları sebebiyle uzun yıllar hatırlanacak olan değerli bir İslam alimidir. Kur’an'daki ahenk fikri tarihteki gerek yeni gerek eski farklı alimlerin yazılarında daima yer almaktaydı. Ancak özellikle modern zamanlarda, İslahi'nin hocası ünlü alim Farahi bu konuyu ilk defa gündeme getirdi ve aynı zamanda İslahi’nin ilmi çalışmalarını bu konuya odaklamasını ve sistematik olarak yazılar yazmasını sağladı.
Farahi’nin en gözde öğrencisi olan Emin Ahsen İslâhi, daha sonraları müdürü olacağı, Şibli Numani ve Farahi ile özdeşleşmiş eğitim enstitüsü Islah Medresesi’nde Farahi’nin Kur’an’daki iç düzen ve ahenk kavramını öğrendi, bu konuda uzmanlaştı ve bu ekolün en önemli savunucusu oldu. Hoca ardında çoğu Arapça ve sıradan okuyucuların erişemeyeceği bir kaç münferit yazı bırakmışken, meşhur talebesi dokuz ciltlik Urduca Tafthir, Tedebbur-i Kur'an (Kur’an’daki yansıtma) ile konuyu geliştirdi, aydınlattı ve açıkladı.
Mevlana İslahi Hindistan, Azamgarh’daki bir köy olan Bhamhur'da 1904’te doğdu ve temel İslami eğitimini Kur’an, Hadis, Arapça dili ve edebiyatını kapsayan program altında tamamladı. Çağdaşı pek çok bilim adamı gibi, kendisi de Hindistan'ın bağımsızlık hareketinden etkilenmiş ve bir süreliğine yerel Kongre partisinin başkanlığını yapmıştır.
Hindistan'ın İngiliz emperyalizminden bağımsızlığı, diğer ulemanın nazarında gerçekten ne ifade ediyorsa, onun için de aynı şeyi ifade ediyordu. 1930'ların başında, Mevlana Mevdudi Kongre ve Müslüman konfederasyon tarafından temsil edilen 'ulusalcı' politikalara karşı eleştiri geliştirdi ve İslam'ı bütüncül bir hayat tarzı olarak sunmaya ve projelendirmeye adanmış İslami partinin oluşumu için çağrıda bulundu. Bu, 1941'de Cemaat-i İslami’nin oluşumunu getirdi ve İslahi kurucu üyelerden biriydi. Bazıları Cemaat’i küçük farklılıklar sebebiyle terk ettiğinde, İslahi şöyle dedi: 'Ben İslam'ın geleceğini Mevdudi'nin sakal boyu sebebiyle riske atmayı göze alacak kadar fanatik değilim.'
İslahi Cemaat’te Mevdudi'den sonra ikinci adam pozisyonuna sahipti ve genel olarak Mevdudi'nin halefi olarak görülüyordu. Etkili bir davetçi olarak, İslahi Cemaat’in seçim kampanyalarında aktif olarak çalıştı, fakat kalbi asla politikada değildi. En aktif günlerinde bile, asla politikadan hoşlanmadı. 1958'de bazı politik farklar sebebiyle Cemaat’ten ayrıldı.
Seçim politikalarını İslami değişimi getirme amacı açısından faydasız bir pratik olarak kabul etti. Ona göre politikacılar İslam'ı tesis edemezler: onların yegane amacı mümkün olan her yolla gücü kazanmaktır. Ve bir takım insanlar İslam adını kullanıyorlarsa, bunu kendi politik amaçlarına ulaşmak için yapmaktadırlar.
İslahi, politik partilerin ana yöntemlerinin kendi amaçlarına ulaşmak için propaganda yapmak olmasına rağmen İslam davasının, tebliğ ve şehadete dayandığını yazılarında dile getirmiştir.
Propaganda ve tebliğ kelimesi arasındaki fark sadece semantik değildir, aynı zamanda bu kelimeler ruhları itibariyle ayrı ayrı dünyaların olgularıdır. Propaganda doğru veya yanlış bütün muhtemel yolları kullanarak hedefine ulaşmayı, amaçlarken tebliğin amacı Allah'ın mesajını kendi doğru formunda tam ve bütün olarak yaymaktır. Propaganda, modern politik hareketler tarafından geliştirilmiş bir sanattır ve en belirgin özelliği; Allah Resulü’nün buyruklarında hayatın İslam’a göre tesis edilmesinde gerekli koşul olarak daima ön planda tuttuğu tüm ahlaki yükümlülüklere karşı duyarsız kalmasıdır.
Tarihte Goebbels[1]’in adı, propaganda yöntemlerinin dürüst ve adil olmaması açısından kötüye çıkmıştır, ama politik arenada hemen hemen herkesi onun adımlarını izlerken bulmaktayız. Birisinin politik arenaya girerken, propagandayı politik sloganlar altında, dinin adını kullanarak veya İslam kelimesini tekrar ederek yapmasının arasında fazla bir fark yoktur.
Bu yüzden İslahi, İslam ve İslam’ın canlanması amacıyla çalışmak isteyen kimselerin güç ve oy kazanma arzusu duymaksızın veya politik manevraya müsamaha göstermeksizin cansiperane şekilde çalışması gerektiğini ileri sürmüştür. İnsanlara sadece kendilerine hizmet etmek, onları eğitmek ve hayatlarını ahlaki ve İslami olarak yeniden şekillendirmelerine yardım etmek için yaklaşmalıdır.
Onun bakış açısında, Pakistan toplumu kırılmış ve parçalara ayrılmış bir toplumdur ve olabilecek en tehlikeli rahatsızlıktan muzdariptir: Riyakarlık… Bu yüzden o eğer serbest ve adil seçimler yapılabilmiş olsa çoğunluğun İslam’a ve İslami partilere oy vereceği görüşüne katılmaz.
Pakistan'ın kuruluşundan hemen sonra, liderlerinin Pakistan'ı İslam devleti modeli yapma sözlerinden döndüğünü gördüklerinde, İslahi şöyle yazdı: “Riyakarlık ölümcül bir hastalıktır ve her yaş ve toplumda bundan muzdarip insanlar mevcuttur, fakat tarihte bunu bütün problemlerin çözümünde anahtar olarak kullanan ve bunu ulusal politika olarak seçen tek bir lider dahi bulmayız. Tarihte böyle yalnız bir ulus vardır ve o da kesinlikle bizim ulusumuzdur (Pakistan).”
Kitabı “Yol Ayrımındaki Pakistan Kadını”nda (Pakistani Awrat do Rahay Par), bir manifesto niteliğinde, Pakistan liderliğinin ikiyüzlü sosyal politikaları nedeniyle kadınlar ve Müslüman aile kurumuna yönelik tutumlarının ortaya çıkardığı yapısal tehlikeleri açıklar. -Bu tutum belki de Pakistan politikalarındaki riyakarlığın en iyi örneğidir.- “Bizim bakış açımıza göre, sağlıklı bir sosyal yaşam için liderlerin halklarını kararlı ve azimli bir şekilde takip edip sürdürmek istedikleri doğru politikalara davet etmeleri gerekirken, pratikte ters bir yolu takip edip tamamıyla zıt bir yolun güzelliklerini (!) resmetmeye çalışmaları, hiçbir şeyle değil sadece zararla sonuçlanan çoğunlukla aptalca politikalardır.”
Sosyal analizinin ışığı altında İslahi, reform hususundaki hiç bir yüzeysel çabanın mevcut Pakistan toplumunu coşkun dinamik ilerlemeci İslami politikaya dönüştürmede başarılı olmayacağına hararetle inanmaktadır. Kendisinden önceki Mevdudi gibi, Kur’ani öğretimin ışığı ve kılavuzluğunda İslami entelektüel dönüşümün, değişim yapmak için ön temel şart olduğunu savundu.
İslahi, Mevdudi'nin Cemaat’inin -onların herhangi bir orijinal İslami değişim için gerekli bir koşul olarak bilginin tüm disiplinleri ve dallarına uzanan toplam entelektüel dönüşüm için öncü ve net uzun dönemli planının varlığına rağmen- nasıl Pakistan politikasının içine çekildiğine şahit oldu.
Kendisi bu tehlikeden sakındı ve Cemaat’ten ayrıldıktan kısa bir süre sonra Mevdudi ve Cemaat’ini terk ettiği yerden, kendini vakfettiği son entelektüel yolculuğuna azimli bir şekilde başladı. Zamanının ve enerjisinin tamamını öğrenci grupları üzerinde çalışmaya, onları eğitmeye ve İslami konularda gelecekte yapılacak çalışmalara referans çalışma olarak esas kabul ettiği Kur'an tefsiri olan kendi başyapıtı Tedebbur-i Kur'an'ı tamamlamaya odakladı.
16-17 yılını geçirdikten sonra Cemaat’ten ayrılmak acı dolu bir tecrübeydi. Fakat kendisinin başlangıçta Cemaat’e girmesine neden olan İslami ideallerine bağlılığı çok güçlüydü. Şimdi hayatındaki en önemli görev olarak kabul ettiği şeyler üzerine odaklanarak kendi konumunu ve yeteneklerini ve toplumun ihtiyaçlarını yeniden değerlendirmek için yeni bir fırsata kavuşmuştu: Dünya çapında gerçek İslami canlanma için yol hazırlamak amacıyla Kur’an’ın mesajını tutarlı bir şekilde açıklamak ve aydınlatmak… Kendi ülkesinde ve Batı dahil ülke dışındaki eğitimli sınıfların, yaklaşım ve düşünceleri konusunda dikkat ve ilgisini çekme hususundaki son yıllardaki başarısı, çıkış noktasının yanlış olmadığını göstermektedir.
Bu yazar 1963 yılında İslahi'nin Lahor'daki çalışma halkasına katıldığında, kendisi (İslahi) işe ne kadar zaman ayırdığına önem vermez bir telaşın içinde ve kendi büyük hocasından taşıdığı entelektüel emanet sonsuza kadar kaybolmasın diye endişeli bir haldeydi. Sıklıkla derdi ki: “Dikkatle dinle, düşünmek ve kafa yormak için çok vaktin olacak.”
Mevlana İslahi Kur'an çalışmasını tümüyle kaleme aldı. Öğrencileri itinalı çabalarından yararlandılar. Tavsiyesi: “Zihin gözünüzde baştan aşağı başlangıçtan sona bütün görkemiyle net bir şekilde görebilene kadar bir sûre üzerinde tekrar tekrar çalışın.”
Onun gözetimi altında çalıştığım yedi yıl boyunca, Mevlana İslahi'yi makul, yeterince sıcak ve sevgi dolu, çok hassas, kibar, dikkatli, açık yürekli buldum. Her kim onu ziyarete gelirse onun bölünmez ilgisinin odağı olarak verilen önemi hissederdi. Kimseyi korkutmaz ve kendisini önemsiz hissettirmezdi. Edebiyat, şiir, sosyal bilimler ve insan psikolojisi bilgisi üzerindeki kavrayışı ve bilgisi, karşılaşılan veya hatta görünüşte anlamsız görülen bir soruyu bile olaydan çok sonra bile tadı damakta kalacak büyük bir öğrenme tecrübesine dönüştürürdü.
1925 yılında, İslahi hayatının yönünü değiştiren ünlü Kur'an alimi Hamiduddin Farahi’nin eğitimine girdi. Sonraki beş yıl boyunca, Kur'an'daki iç düzen hususundaki temayı hocasından öğrendi ve tekniğinde, Kur'an anlama metodolojisinde ve Farahi'den öğrendiği Kur’an’daki benzersiz uyum ve ahenk meselesinde ustalaştı ve içinde saklı bulunan bilgelikte ustalaştı.
Kur'an'daki ve onun surelerindeki düzenliliğin varlığı yeni bir şey değildi. Gelenek bu görüşü, her Ramazan Cebrail tarafından ziyaret edilen ve kendisine tüm Kur'an okunan Resulullah'a kadar geri götürmektedir. Benzer şekilde, herhangi bir ayet geldiğinde, Resulullah ashabına onu nereye yerleştireceklerini gösteriyordu. Böylece, Kur’an’ın iyice düzenlenmiş ve belirli bir iç düzene sahip kitap olduğu fikri açıkça biliniyor ve kabul ediliyordu.
Bununla birlikte, her dönem için bunu açıklamak ve aydınlatmak çetin ve zorlu bir görevdir. Ve hem Farahi hem de İslahi erken dönem insanlarının kendi anlayışlarına göre Kur'an’da içkin bu en önemli gerçek hikmet ve mesaj olan bu yönüne yeterince dikkat etmediklerine inanmaktadırlar. Kendileri bunu fark ettiklerinde, Farahi ve İslahi kendi hayatlarını Kur’an’ın mucizeleri üzerinde çalışmaya ve bunları açıklamaya adadılar.
Hamiduddin Farahi bu belirgin özellikle ilk olarak Aligarh Muslim University'deki öğrencilik günlerinde ilgilenmeye başladı. Bu konuda Arapça yazı yazdı ve bu ilkelerin ışığı altında bazı kısa surelerin tefsirini de yazdı. Bunların bazıları daha sonra İslahi tarafından Urducaya tercüme edilmiş ve “Farahi’nin Tefsir Mecmuası” adıyla yayınlanmışlardı.
Bununla birlikte Farahi'nin yazıları İslam alimlerine yönelikti ve genel okuyucuların çoğunun anlayamayacağı ilmi dil ile yazıldı. Metodolojik ilkeleri temelinde tüm Kur’an’ın tefsirini yazarak büyük hocasının yarım kalan işini tamamlayan İslahi'ydi. Urduca tefsiri Tedebbur-i-Kur'an'a 1958 yılında başladı ve 1980'de tamamladı. 23 yıllık çalışması altı bin küsur sayfayı bulmuştur.
Tefsirinde, İslahi tüm takdirlerin Farahi'ye gideceğini ve kitabının tamamen hocasından öğrendikleri temeline dayandığını söyleyerek tefsir için hocasına tekrar tekrar övgüler düzer. Bununla birlikte İslahi'nin kendine miras kalana çok büyük katkılarının olduğu da büyük bir gerçektir. Farahi bazı basit fikirler ve ilkeler vermiş fakat felsefesini somut terimlerle açıklama fırsatına sahip olamamıştır.
İslahi'nin büyük başarısının altında hem ilimi hem de eğitimli okuyucular için kolay erişimli dili ve formu yatmaktadır. Bu işin karmaşıklığını hesaba katarsak bu küçük bir başarı değildir. Hocasına yaptığı sık referanslar sadece büyük sevgisini ve ona karşı duyduğu büyük saygıyı göstermez, fakat onun içten samimiyetini ve alçak gönüllülüğünü gösterir.
İslahi'nin tefsiri, çalışmaları içinde, Kur’an üzerine kendisi ve hocasının bir yüzyıla yayılan düşünce ve çalışmalarını kapsar. Farahi Aligarh'tan başlayıp ölümüne kadar süren 30-35 yıl boyunca eleştirel çalışmasına devam etmiştir.   Benzer şekilde, İslahi bize Kur’an’ın son 55 yıl boyunca kendisinin düşünce ve çalışmasının merkezinde yer aldığını ifade etmektedir. Bu nedenle, kitap her ikisi tarafından yapılan yüz yıllık zorlu bir çalışmayı kapsar.
İslahi'nin metodolojisi Kur’an’a doğrudan yaklaşıma dayanmaktadır. Hem Farahi hem de İslahi Kur’an’ın kendisine odaklanarak Kur'an mesajını açıklamaya çalışmaktadır. Onlar Kur’an’ı kendi dili bağlamında anlamanın önemine vurgu yapmaktadır. Arapça deyimler (klasik Arapça dili) vahyedildiği zamanki kullanımdaki ve anlaşılmasındaki gibi mevcuttur ve Kitapta iç delil olarak muhafaza edilmektedir. Ve Kur’an kendi manasını gerek farklı formlar, gerekse bağlam üzerinden açıklar ve aydınlatır:
“Elif, Lam, Ra Bu, her işinde hikmet bulunan ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri pekiştirilmiş, sonra da detaylı bir şekilde açıklanmış bir kitaptır.” (Hud, 11/1)
Hepsinden önce, bu metodoloji Kur’an’ın iç düzeni etrafından döner ve tüm tefsirin ana fikri bunu (yani Kur’an’daki iç düzen fikrini E.N) açıklamaktır.
İslahi'nin Kur’an’ın uyumu kavramına göre, bütün sureler hayatta her şeyin çiftler halinde olması gibi çiftler halinde bulunur. Her sure iyi örülmüş bir birimdir, kesin bir ana temaya, bir girişe, onun mesaj ve argümanlarını açıklamaya dönük yönlendirmeye ve uygun sonsöze sahiptir. Sure içinde uyum olması ve ayetlerinin iç bağlantılarının olması ve birbirleriyle belirgin ilişkiler taşımaları gibi Kur’an’ın sureleri arasında da belirgin bir uyum vardır. İslahi Kur’an’daki surelerin yedi belirgin grubuna işaret eder. Yedi grubun her birinin kendine ait konusu o konuya uygun çok etkili açıklamaları ile birlikte sahip oldukları ayrı ayrı tatları (üslupları E.N) vardır.
İslahi Kur’an’ın yedi belirgin gruptan oluşması savının Kur’an’ın net bir delili üzerine temellendiğini ifade eder. Meşhur Kur’an ayetini (Hicr 15:87) bu yedi belirgin Kur’ani grubun varlığını ispatlamak için delil olarak sunar. Ona göre, bu ayet 'tekrar edilen yediyi verdik' derken ayetlerin sık sık tekrar edilmesinden (veya genel olarak anlaşıldığı üzere Fatiha Suresinden) ziyade bu yedi sure grubundan bahseder. Bu nedenle Kur'an çalışması metodolojisinin en önemli elemanı olarak İslahi ustalıklı çalışması boyunca Kur’an’daki uyumun aydınlatılmasına çok önem verir. Her sureye özel konusunun açıklanmasıyla ve bağlamının analiziyle başlar.
İslahi tefsirinde kendisi tarafından detaylandırılan ilkelerin bilimsel, rasyonel ve kendisi olmaksızın Kur’an’ın gerçek mesajı ve güzelliğinin anlaşılamadığı veya takdir edilemediği ortak algı temelinde olduğuna inanmaktadır. Dokuzuncu cildin önsözünde, kendisinin bu tefsiri bir kitap yazma arzusuyla değil fakat bütünüyle ve sadece görev çağrısına cevap olarak yazdığını söylemiştir.
“Kur’an bizim elimizde olduğu halde, onun doğru bilgisi mevcut değildir. Kur’an daha ziyade sevap kazanma veya diğerleri için niyazlar yoluna indirgenmiştir; ticari bir objeye dönüşmüştür. Onun hakkında en gürültülü konuşanlar onun bilgisine karşı en duyarsız olanlar ve ondan en uzak olanlardır... Fakat bu Ümmet yaşayan bir toplum olarak yaşayacak ve mevcut olacaksa yalnız birlik ihtiyacı için tekrar etme yeterli olmayacak veya Kur’an’ın adının tekrarı herhangi bir işe yaramayacaktır. Bunun yerine, bu amaca ulaşmak için en önemli şey Kur’an’ın doğru anlayışı ve bilgisinin açıklamak ve yaymaktır. Doğru bilgiye sahip kimseler doğru bir şekilde hareket edecek ve sadece onların çabasıyla bu Ümmet bütün hastalıkları için çare bulacaktır.”
Bu satırların yazarı dahil Kur'an üzerine çalışmada kendi metodolojisini düzenli olarak takip eden kimselerin varlığının ışığında, çekinmeden İslahi'nin Kur’an’ın ahengi ve içkin düzeninin açıklanmasıyla bitip tükenmez hazinelerini açmada temel bir anahtar verdiği tereddütsüz söylenebilir. İslahi bunu yaparak bize Allah'ın kitabı üzerinde çalışmak ve onu anlamamız ve bilgeliğini açıklamak ve özümsememiz için kurallar ve ilkeler takımı sundu. İslahi üretken bir yazardı; 16'dan fazla başlıkta eserler verdi.
1951 yılında Pencap'daki Kadiyanilik karşıtı hareket sırasında, Mevlana Mevdudi ve Mian Tufail Muhammed ile birlikte Mevlana İslahi, Rawalpindi ve Multan hapishanelerinde hapsedildi. 1956'da Pakistan hükümeti İslami Kanun Komisyonunu düzenlediğinde, Mevlana İslahi saygın bir İslam Hukuku uzmanı olarak, komisyon General Ayub Han'ın sıkıyönetim rejimi tarafından 1958'de lağvedilene kadar burada üye olarak hizmet verdi.
Mevlana Emin Ahsen İslâhi iki oğlu ve iki kızı vardır. Yine ardında asil misyonunu taşımak için belirlenmiş adanmış öğrencilerden oluşan bir grup da bırakmıştır.
 
 


[1] Goebbels, Hitler’in propaganda bakanıdır. (E.N.)

 

Tercüme : İslami Yorum

15 Yorum

Diğer Haberler

"Kul Sadi Yüksel" bir güzel insan...

Şehadetinin 24.Yıldönümünde Bilal Yaldızcı

Ateş altında bir müfessir / "Kur'an Mesajı"nı günümüze taşıdı

Vefatının Sekizinci Yılında Aliya...

Burhaneddin Rabbani Şehid Edildi

Bağdat'tan bir müderris geçti!

Faruk Beşer'in Dört Tavsiyesi & Öğrencisi Anlattı..

Abdurrahman Kevâkibi (1854-1902)

İslam aleminin muzdarip çocuğu : Muhammed İkbal

Hidayet öncüsü,doğru yolun yılmaz savunucusu; İmam Ali en-Nâki

İmam İbn-i Teymiyye

Sedat Yenigün’ün Şehadetinin 31. Yılı...

Kürdistan'dan Yükselen İslami Çığlık : Şeyh Said Kıyamı

Özgün Bir İlim Adamı : Prof.Dr.Sadık Kılıç

Carlos'un Hayat Hikayesi

Takiyyûddîn en-Nebhânî ve Hizbu't-Tahriri'l-İslami / David Commins

Ruhi Özcan'ı tanır mıyız?

Mao'ya karşı savaşan Müslüman Hui Lider

Şehid Mervan Hadid

Mevlana Emin Ahsen İslahi (1904-1997) / Salem Kiyani

Sahur vaktinde Şehid edilen Alim...

Brodbeck'teki heyecan kimde var? - SAHNEDEN SECCADEYE...

Tahrifin sidre-i müntehası : Nasr Hamid Ebu Zeyd

Fadlallah'ın entellektüel mirası

Ayetullah Fadlallah'ın ardından

Açe Özgürlük lideri Hasan Di Tiro vefat etti

Prof.Dr.Macit Gökberk (1908-1993)

Hasan el-Benna neden önemli?

Bir Mücahid Derviş : Bahattin Yıldız

Siyonist İsrail'in İşlevini Kavramak / Bahaddin Yıldız

Erdemli bir şahsiyet : Babanzade Ahmet Naim

El-Biruni (973-1051)

Kimyanın Kurucusu : Cabir Bin Hayyan

Bediüzzaman Ebû'l İz İbn-i İsmail İbn-i Rezzaz El-Cezeri

Şehid Murtaza Mutahhari'yi Unutmadık

Faslı düşünür Cabiri vefat etti

Kıymetli bir alim : Zâhid el-Kevseri

Şehadetinin 6.Yılında Dr.Rantisi'nin Mücadelesini Selamlıyoruz

Vatan Müdafaacıları ve Şehadet Aşıklarının Lideri : Şeyh Yasin

İrlandalı Bir Vicdan Savaşçısı...
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz