Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Şehid Mervan Hadid
Şehid Dr.Abdullah Azzam'ın kaleminden Şehid Mervan Hadid'in hayatı ve mücadelesi...
22/02/2011 / 10:48

Hayran olduğum diğer bir şahsiyet de merhum Şeyh Mervan Hadid'dir.Bu zat Mısır istihbaratını hayli yormuştur. Bir kişi gece gündüz bunu takip etmekle görevlendirilmiştir. Öyle ki her gittiği yere gidiyor, her bindiği vesaite biniyormuş.Mısır'da toplu taşıma araçları oldukça kalabalıktır. Bir insan otobüse binmek istediğinde kapının ağzındaki demirleri yakalayabilmesi için mutlaka yerden yukarı atlaması gerekir. Çünkü bizzat kapının ağzında en az dört-beş kişi bulunmaktadır. Otobüs uzaktan gelince herkes otobüsün içine nasıl atlayacağına dair hazırlığa geçer. Şeyh Mervan'da kendisini takip eden istihbarat memuru arkadaşı (!) ile birlikte otobüse zıplama hazırlığına geçerler. Bazen Şeyh Mervan önce biner, onu takip edenin elinden yakalayıp otobüse bindirirdi. Bazen de istihbarat memuru önce biner, Şeyh Mervan'ın elinden tutar, onu otobüse çekerdi. Çünkü bunlar birbirlerinden ayrılmayan ikizler gibiydi. Şeyh Mervan her gittiği yerde arkasında bunu görüyordu. Ondan kurtuluş yoktu. Bu nedenle Mısır otobüslerine binme gibi zor durumlarda birbirlerine yardımcı oluyorlardı. Hatta bazen Şeyh Mervan daha önce binip istihbarat memuru binemeyince onun elinden tutup aşağıya indiriyordu ve ona "ikinci araba ile gideriz" diyordu.

          Bazen de Şeyh Mervan otobüse ücret öderken "al, bu bir kuruş benden, bir kuruş da şu istihbarat memurundan" diyordu. Milletin huzurunda bunun kim olduğunu söylemekten çekinmiyordu. Aslında bu durum o memur için de bir zilletti.

          Şeyh Mervan Suriye'ye döndü. Mısır lideri Abdunnasır da o sırada Suriye'yi ziyaret ediyordu. Suriye, Nasır'ı "memleketler fatihi" olarak karşıladı. Bu, Mısır ile Suriye'nin birleştiği tarihe denk gelmişti. Şeyh Mervan Hadid caddenin kaldırımında bulunuyordu. Abdunnasır'ın bindiği araba çok yavaş bir şekilde halkı yararak gidiyordu. Şeyh Mervan'ın yanına yaklaşınca o Nasır'a: "Haydi defol, Allah sana lanet etsin" dedi ve Nasır'a sert bakışları ile baktı. Hemen ertesi gün Abdunnasır sosyalistleri eleştirir mahiyette konuştu. Abdunnasır Şeyh Mervan'ı sosyalist biri zannetmişti. Çünkü Abdunnasır sosyalizm hayranlarının mallarına el koyunca bu defa sosyalistler Nasır'in aleyhine dönmüşlerdi.

          Sene 1964'tü. Bu tarihte Baas Partisi mensupları ve Nusayriler Suriye'de iktidarı ellerine geçirdiler ve müslümanlara karşı savaşa girdiler. Öyle ki Şam Radyosu'ndan şunları söylüyorlardı: "Ben Baas Partisinin ortağı olmayan bir Rab olduğuna iman ettim.' Araplığın da bir benzeri olmayan tek din olduğuna inandım." Şeyh Mervan tüm bu manzaraları görüyordu. Hama kentinde Baas Partisi'nden veya Nusayriler'den olan bir öğretmen sınıfın tahtasına İslâm'a saldırır mahiyette yazılar yazdı. Öğrencilerden biri kalkıp hocayı dövdü. Bütün talebeler o öğrenciyi destekleyip hocayı linç ettiler. Bunun üzerine jandarma komutanı geldi, hocayı öldüren öğrenciyi orada öldürdü. Şeyh Mervan da Hama'daki Sultan Camii'ne gitti. Orada: "Öğrenciyi öldüren subay buraya mutlaka getirilsin, ona kısas uygulayacağız" dedi. Bunun üzerine Suriye tankları camiyi sardılar. Mervan'ın çatışmada kararlı olduğunu görünce ona: "Öğrenciyi öldüren subayı sana vereceğiz, ona kısas uygula" dediler. Mervan ise: "Hayır bu yeterli değil. İslâm ile hükmedeceksiniz" diye diretti. Bunun üzerine toplar camiyi dövmeye başladı. Camideki gençler de tabanca ve bombalarla Şeyh Mervan ile birlikte onlara karşılık verdiler. Nihayet toplar camiyi onların üzerine yıktı.

          Kamalıların bize anlattığına göre caminin altından cesetleri çıkarırken tekbir sesleri işitmişlerdir. Şeyh Mervan da bu enkazlar altında kalıp ölmeyenlerden biridir. Nihayet bunu Şam'da yargılamak üzere mahkemeye götürürler. Mahkeme reisi Nusayri mezhebinden olan Salah Cedid idi. Aslında bu zat Hafız Esad'ın iktidara gelmesi için zemin hazırlayan biridir. Orduda Nusayrîlik mezhebine mensup olan insanların önderliğini bu yapıyordu. Mahkemenin ikinci hakimi ise ordu komutanı Mustafa Talaş'di. Mustafa Talaş sözde Sünni idi. Mervan Hadid'e:

          "Niçin devlete karşı silahlı isyana kalktın?" diye soruldu. Mervan Hadid:

          "Salah Cedid isminde Nusayri bir it var. Bir de Mustafa Talaş isminde sözde Sünni olan bir köpek var. Bunlar memleketten İslâm'ı silmek istiyorlar. Bizim bunu kabullenmemiz mümkün değildir. Biz buna boyun eğemeyiz" cevabını verdi. Bunun üzerine devrim polisleri onu öldürmek için hücuma geçtiler. Fakat mahkemede yabancı basın mensupları bulunuyordu. Onlar devrim polislerine engel oldular. Ta ki memlekette yargı ve hukuk özgürlüğü bulunduğu söylensin (!) Mahkeme reisi Mervan'a: "Sen uşaksın" dedi. Mervan da:

          "Evet, ben âlemlerin Rabbi olan Allah'a uşağım. Fakat senin partinin lideri başkalarına uşak. Partinin lideri hristiyan Michel Aflek'tir. Bu adam, Mısır tağutu Abdunnasır'dan 79 bin cüneyh almıştır" cevabını verdi. Mahkeme reisi Şeyh Mervan'a:

          "Siz Muhammed Hamid bizimle beraber diyorsunuz. Halbuki Muhammed Hamid size ateş püskürüyor, sizi sevmiyor" dedi. Mervan da ona şu âyeti okudu:

          "Eğer senden yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter, O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim. O, yüce arşın Rabbidir." (Tevbe, 129) Mervan bu sözleri ile kendisini yargılayanlara adeta kaleşnikof kurşunları sıkıyor, havan topları ile bombalıyordu. Mahkeme Mervan'a bir kısım gençlerle birlikte idam kararı verdi. Onlar gülümseyerek birbirlerini tebrik ettiler. Diğer bir kısım gençlere de beraat kararı verdi. Bunlar ise ağlamaya başladılar. Yabancı basın mensupları:

          "Niçin şunlar gülüyor ve şunlar da ağlıyorlar?" diye sordular. Mahkeme yetkilileri onlara:

          "İdam edilenler cennete gireceklerinden dolayı seviniyorlar, beraat kararı alanlar ise cennetten mahrum edildiklerinden dolayı ağlıyorlar" cevabını verdiler.

          Vallahi bizzat Şeyh Mervan bana şunu dedi: "Allah'a yemin olsun ki benim hayatımın en mutlu günleri o idam kararının infaz edilmesini beklediğim günlerdi. Çünkü bizler artık kendimizi ahirete gitmiş, cennette bulunan insanlar olarak hissediyorduk. Mervan Hadid konu ile ilgili basit de olsa bir şiir yazmıştır. Bu şiiri devamlı gençler okurlar. Şiirin başında şu ifadeler geçmektedir:

          Yarın ruh bedenden ayrılıp güneş gibi doğacaktır
          Ve Allah'la vaad ettiği şekli ile karşılaşacaktır.

          Mervan Hadid bunları söylemiştir. Daha sonra mahkemede adı geçen Şeyh Muhammed el-Hamid o zaman devlet başkanı olan Emin el-Hafız'a gider ve ona:

          "Sen ne yapıyorsun? Mervan Hadid'i idam mı etmek istiyorsun? Bunu yaptığın takdirde Hama şehrinin susacağını mı zannediyorsun? Hama ayaklanır, bir daha da susmaz" der. Bunun üzerine Emin el-Hafız:

          "Peki görüşün nedir?" diye sorar. Şeyh Muhammed el-Hamid:

          "Sen onu serbest bırak" der. Emin el-Hafız:

          "Git, sen onu kendi elinle hapishaneden çıkar" der. Muhammed el-Hamid hapishaneye gider ve onlara: "Haydi yavrularım çıkın dışarıya der" Çünkü bu çocuklar Hama'da Şeyh Muhammed el-Hamid tarafından yetiştirilmiş insanlardır. O bunları Hama'daki Sultan Mescidi'nde eğitmiştir. Aslında Şeyh Muhammed el-Hamid, zamanının seçkin âlimlerindendi. Hem takva sahibi idi, hem bilgili idi, hem mücahid, hem de âbiddi. Dini uğrunda her türlü tedbire başvurur, hakkı söylemekten de geri durmazdı. İşte bu zat gidip onları hapishaneden çıkardı. Biliyor musunuz onların ilk cevapları ne olmuştu: "Allah seni affetsin, bizi cennetten mahrum eyledin."

          Şeyh Mervan çıktıktan sonra Suriye'deki İslâm aleyhtarı haller gitgide arttı. Nihayet 1973 yılında Suriye Cumhurbaşkanı Hafız Esed "Suriye'nin resmî dini İslâm'dır" şeklindeki maddeyi vb. maddeleri Suriye Anayasası'ndan çıkardığını ilan etti. Bunun üzerine Suriyeli müslümanlar ayaklandı. Şeyh Mervan tekrar alevlendi. Mescitte bir hutbe irad etti ve insanlara şöyle seslendi: "Öleceğine dair kim benimle biatleşiyor?" Mervan konuşmaya başlayınca insanlar yavaş yavaş camiden sıvışmaya başladı. Birinin arkasından diğeri çıktı. Özellikle meşhur hocaefendiler bunu başlattı.

          Hama halkı dinlerine karşı çok gayretli ve çok titiz olduklarından dolayı bu manzaraya katlanamadılar. İçlerinden biri tabancayı çekip caminin içinde ateş etti. Aslında ben kimin ateş ettiğini biliyorum. Hâlâ ateş seslerini ve ateş edeni kaydeden bant bizde mevcut. İşte bu hutbeden sonra Şeyh Mervan Şam'a gidip yeraltına çekildi, devletle savaşmak üzere cihad hazırlığı yapmaya girişti. Bu maksatla silah ve bomba biriktirmeye çalıştı. Fakat daha önce kendisi ile beraber olan bütün insanlar onu yalnız bıraktılar. O da: "Ben tek başıma bu devlete karşı savaşacağım" dedi ve ısrar etti. Vallahi bu adam çok garip birisiydi. O kadar garip ki, bir devlete karşı savaş açmaktan gözünü kırpmıyordu. Ben onu son gördüğüm zaman da yüzüne baktım. Onu dünyada yaşayan bir insan olarak görmedim. Onun yüzünde şehadet nuru parlıyordu. Bana söylediği ilk söz şu idi: (O beni iyi tanıyordu. 1969–1970 yılları arasında bize gelmişti). "Ey Ebu Muhammed! Sen cenneti özlemedin mi?" Kafamı kaldırıp ona baktım. Ne acayip bir adam. Eh... O nerede, biz neredeyiz?

          Hülasa istihbarat mensupları Şeyh Mervan'ın yerini tespit ettiler. Kaldığı dairenin etrafını kuşattılar. Hoparlörlerle binada kalanlara: "Sayın vatandaşlar, içinizde Irak'lı bir istihbarat ajanı bulunuyor. Onu kovun, biz onu tutuklamak istiyoruz" şeklinde ilan etmeye başladılar. Bu sırada Suriye ile Irak'ın arası açılmıştı. Hâlbuki daha önce Suriye yönetimi Irak istihbaratına toz mu kondururdu? Şeyh Mervan da kendi hoparlörü ile onlara şu cevabı verdi: "Ey insanlar! Bizler müslümanız. Irak istihbaratı mensubu değiliz. Ey polisler, ey askerler, ben size 15 dakika mühlet tanıyorum. Derhal buradan çekilin. Aksi takdirde sizinle savaşacağım." O sırada Şeyh Mervan'ın Hama'dan gelen talebelerinden biri kendilerine mütevazı yiyecekler almak için apartmandan dışarı çıktı. Bu gencin arka cebinde bağ bıçağı bulunuyordu. Hamaklar arka ceplerinde bu tür bıçaklar taşırlar. Bıçak hem hafiftir, hem de bir hamlede bir koyunu kesebilecek güçtedir.

          Hülasa bu genci yakaladılar, polis arabalarından birinin yanına götürdüler. Çocuğu altı kişi çember arasına aldı. Çocuk elini bıçağına attı, altısının da karnını yarıp kaçtı. Bunun üzerine uyarı sirenleri çaldı. Çocuğu kovaladılar, çocuk kendisini bir duvardan aşağı attı, kaçıp kurtuldu. Sonra çocuk Ürdün'de bize geldi. Allah onu o tağutlardan sağ salim kurtardı. Vallahi bunlar çok acayip gençlerdi. Sanki bakışlarından cennet istekleri dökülüyordu. Gerçekten söylediklerinin eri çıktılar. Bu gencin olayından on beş dakika sonra bombalar Mervan Hadid'in evine yağmaya başladı. Mervan Hadid düğün yapmasına rağmen hanımı ile zifafa girmemişti ve ona şöyle demişti: "Ben hayatımın sona ereceğini hissediyorum. Seni dul hanım olarak bırakmak istemiyorum." Hanımı birkaç gün yanında bekledi. Mervan ona: "Bekle bakalım, sonunda ne olur?" diyordu.

          Artık toplar evin üzerine yağmaya başlamıştı. Apartmanın içinde Mervan ve iki arkadaşı bulunuyordu. Tabii ki çevrede binlerce polis ve asker vardı. Helikopterler, apartmanın üzerine komando askerleri indirdiler. Fakat Mervan Hadid'in bulunduğu yere girmeye hangi kahraman cesaret edebilirdi ki? Merdiven'den yukarı tırmanmak istediler, Mervan Hadid merdiveni havaya uçurdu. Çarpışmalar sürekli devam etti. Öğlen vakti cephaneleri bitmişti. Öğlenden ikindiye kadar tam bir sükunet devam etti. Fakat hiç kimse içeri girmeye cesaret edemiyordu. Hatta dama indirilen komandolar bile... İkindiden sonra mücahidlerin elinde bir merminin dahi kalmadığını anlayınca daireye girdiler, Şeyh Mervan kolundan yaralanmıştı. Onu tulup hanımı ile birlikte tekrar hapishaneye götürdüler. Mahkemeye getirildiğinde rejimin uşakları olan subaylar mahkeme salonunu doldurmuştu. Bunların arasında hava kuvvetleri komutanı Naci Cemil ve savunma bakanı Mustafa Talaş da vardı. Mervan Hadid bunları görünce:

          "Be köpek Naci! Sen hâlâ yaşıyorsun öyle mi? Mustafa Talaş da yanında. Ben gençlere ilk savaşa başladıklarında sizi öldürmelerini tavsiye ettim. Çünkü sizler ırzlarımızı lekeleyen, mallarımızı yağmalayan, adamlarımızı, çocuklarımızı kesen bu Nusayriler'in köpekliğini yapıyorsunuz. Ey Nusayriler! Ben gençlere sizden en az 5000 subayı öldürmelerini tavsiye ettim" diye bağırdı. Bunu duyan ordu komutanı Naci Temil görenlerin şahadeti ile korkusundan titremeye başladı ve gayr-i ihtiyarî şöyle dedi: "Bırakın bunu, bu mecnun."

          Bu hadiseyi bana bizzat gençler anlattılar. Bir defasında Hafız Esed onunla bizzat ben görüşmek istiyorum diyerek hapishaneye gider ve ona:
          "Mervan, olan oldu. Allah geçmiştekilerini affetsin. Seninle biz yeni bir sahife açalım. Fakat tek bir şartla. Sen üzerinde bulunduğun bu çizgiyi terk et." Mervan da ona:

          "Hangi çizgiyi?" diye sorar. Hafız Esed ona: "Silahlı mücadele çizgisini" der. Mervan da ona: "Ben bunu kabul ederim, fakat bir şartla. İslâm devletinin kurulması için bize yardım et" der. Bunun üzerine Hafız Esed elini eteğini toplayıp oradan çıkar. İşte bu ziyaretten sonra Suriye rejimi Şeyh Mervan'ı yavaş yavaş öldürmeye girişti. İlk önce hanımını getirip Mervan'ın yanındaki odaya koydular. Ona her sarkıntılık yaptıklarında kadın çığlık atıyordu. Bunları duyan Mervan her defasında adeta ölüyordu. Şair Mütenebbi'nin de dediği gibi: İşkencelere katlanmak, eza ve cefayı görmek Kilo verdiren haplardır.

          Fiilen Şeyh Mervan devamlı kilo vermeye başladı. Aslında o babayiğit bir insandı. Yüz kilonun üstünde idi. Heybetli bir görüntüsü vardı. Fakat zamanla bir deri bir kemik kaldı. Son zamanlarında 48 kiloya inmişti. Daha sonra ilaçlarla tedavi edilmek istendi ise de Mervan'a ilaçlar fayda vermedi. Bize anlatıldığına göre yöneticiler ona yavaş yavaş öldüren iğneler vuruyorlardı. İşkenceler böylece devam elti. Mervan hapishanede öldü ve Rabbine kavuştu. Fakat hayatta iken emr-i bi'l-maruf nehy-i ani'l-münkeri yerine getirdi.

          
(Abdullah Azzam /Cihad Dersleri)

17 Yorum

Diğer Haberler

"Kul Sadi Yüksel" bir güzel insan...

Şehadetinin 24.Yıldönümünde Bilal Yaldızcı

Ateş altında bir müfessir / "Kur'an Mesajı"nı günümüze taşıdı

Vefatının Sekizinci Yılında Aliya...

Burhaneddin Rabbani Şehid Edildi

Bağdat'tan bir müderris geçti!

Faruk Beşer'in Dört Tavsiyesi & Öğrencisi Anlattı..

Abdurrahman Kevâkibi (1854-1902)

İslam aleminin muzdarip çocuğu : Muhammed İkbal

Hidayet öncüsü,doğru yolun yılmaz savunucusu; İmam Ali en-Nâki

İmam İbn-i Teymiyye

Sedat Yenigün’ün Şehadetinin 31. Yılı...

Kürdistan'dan Yükselen İslami Çığlık : Şeyh Said Kıyamı

Özgün Bir İlim Adamı : Prof.Dr.Sadık Kılıç

Carlos'un Hayat Hikayesi

Takiyyûddîn en-Nebhânî ve Hizbu't-Tahriri'l-İslami / David Commins

Ruhi Özcan'ı tanır mıyız?

Mao'ya karşı savaşan Müslüman Hui Lider

Şehid Mervan Hadid

Mevlana Emin Ahsen İslahi (1904-1997) / Salem Kiyani

Sahur vaktinde Şehid edilen Alim...

Brodbeck'teki heyecan kimde var? - SAHNEDEN SECCADEYE...

Tahrifin sidre-i müntehası : Nasr Hamid Ebu Zeyd

Fadlallah'ın entellektüel mirası

Ayetullah Fadlallah'ın ardından

Açe Özgürlük lideri Hasan Di Tiro vefat etti

Prof.Dr.Macit Gökberk (1908-1993)

Hasan el-Benna neden önemli?

Bir Mücahid Derviş : Bahattin Yıldız

Siyonist İsrail'in İşlevini Kavramak / Bahaddin Yıldız

Erdemli bir şahsiyet : Babanzade Ahmet Naim

El-Biruni (973-1051)

Kimyanın Kurucusu : Cabir Bin Hayyan

Bediüzzaman Ebû'l İz İbn-i İsmail İbn-i Rezzaz El-Cezeri

Şehid Murtaza Mutahhari'yi Unutmadık

Faslı düşünür Cabiri vefat etti

Kıymetli bir alim : Zâhid el-Kevseri

Şehadetinin 6.Yılında Dr.Rantisi'nin Mücadelesini Selamlıyoruz

Vatan Müdafaacıları ve Şehadet Aşıklarının Lideri : Şeyh Yasin

İrlandalı Bir Vicdan Savaşçısı...
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz