Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


İslam Dünyasında Tarihselciliğin Öncü İsmi : Fazlurrahman
“İslam Modernizmi”nin çağımızdaki belki de en önemli siması olan Fazlur Rahman kendi tabiriyle “bir modernist olarak” üzerinde konuşulup tartışılması gereken bir düşünürdür. Özellikle Türkiye, Endonozya, Malezya gibi arap olmayan ülkelerde daha bir popüler olan Fazlur Rahman, ülkemizde özellikle ilahiyat çevrelerinde –bilhassa Ankara ilahiyat- görüşleriyle revaçtadır.
13/03/2011 / 23:23

İSLÂM dünyasında modernleşme 19. yüzyılda düşüncede başlamış, yavaş yavaş diğer alanlara da yayılmıştır. Bu sırada İslam coğrafyasına dağılan ve Hıristiyanlığı yaymayı amaçlayan misyonerlik faaliyetleri ile daha sonra ortaya çıkan oryantalist çalışmalar en önemli gelişmelerdendir. Zira Batılıların İslam dünyasını modernleştirme planlarının bir parçası, misyonerler tarafından devreye sokulmuştur. Bu amaçla, zeki çocukları kendi ülkelerine götürerek eğitmiş, daha sonra sömürgeleştirilen ülkelerinde yönetici veya önemli makamların başına getirmişlerdir. Batıda ortaya çıkan gelişme ve değişme, sömürgecilik ve misyonerlik yoluyla İslam dünyasını etkisi altına alınca, sayı itibarıyla az fakat etki itibarıyla güçlü olan bir takım müslümanlar daha önce hiç şüphe etmedikleri dini ve manevi değerlerinden şüphe etmeye, dini, ilerleme ve gelişmenin önünde engel olarak görmeye başlamışlardır. Yönetici kadroların da basiretsizliği ile etki daha da derinleşmiştir. Bu sürecin ürünü olan ‘İslâm Modernizmi’nin ilk temsilcileri Seyyid Ahmed Han, Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh’tur. İsmi anılan kişiler İslam dünyasında başta ilim adamları olmak üzere birçok kişiyi etkilemiştir. Artık insanlar din alanında çok derinliğine bir eğitim almadan da bir şeyler söyler olmuş, sözlerinin ses getirmesi için bazı Batılı düşünceleri kendi söylemlerinin arasına serpiştirmişlerdir. Seyyid Ahmed Han’la başlayan bu süreçteki ortak nokta; Batı’ya ve Onun değerlerine karşı, Batının anlayış usûllerini kabullenen bir gündeme sahip olmadır. (1)

Kur’an ve Sünnetin kendi dinamiklerinden neşet eden Tefsir Usûlü’ne ve o usûl çerçevesinde istinbat edilen anlamlara bir başkaldırı tarzında gerçekleşen yeni yaklaşımların Kur’an’ı anlayış usûlünde önerdikleri köklü değişiklikler içinde; Muhammed Abduh’un ‘İctimai’, Seyyid Ahmed Han’ın ‘Modernist’ ve öncülüğünü Fazlur Rahman’ın yaptığı ‘Tarihselci’ tefsir anlayışları önemli bir yer tutmaktadır.

Kuran’ın, Hz. Rasulullah’ın (sav) yaşadığı miladi yedinci asra yönelik ilahi bir müdahale olduğunu ve mevcut hükümleri ile bu günün insanına hitap etmediğini iddia eden tarihselciler içerisinde Fazlur Rahman, Mısırlı felsefe hocası Hasan Hanefi, Nasr Hamid Ebu Zeyd, Cezayirli Muhammed Arkoun, Fransız Roger Garaudy ve Muhammed Abid el Cabiri önemli bir yer tutmaktadır. Bu modernistler arasında Fazlur Rahman’ın oldukça kritik ve etkili bir pozisyonu bulunduğu dikkati çekmememiz gerekir. Özellikle metodoloji (usûl) çalışmalarıyla dikkat çeken ve akademik camia arasında etkili olduğu gözlenen Fazlur Rahman, Tasavvuf’tan Hadis’e, Fıkıh’tan Kelam’a kadar İslamî disiplinlerin tamamı hakkında yenilikçi/modernist bir yaklaşım sergilemiştir. Kendisinden sonraki modernist tutuma ilham kaynağı olmaya devam ettiğini söyleyebiliriz. İslam dünyası ve özellikle de Türkiye’de tarihselciliğin öncü ismi(2) olarak kabul edilen Fazlur Rahman, 1919’da Hindistan’ın Hazara şehrinde, dindar bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Diyobendî ekole mensup bir alimdi. Fazlur Rahman, ilk eğitimini babasından aldıktan sonra medrese eğitimine başladı. Ailesi 1933 yılında Lahor kentine taşınınca üniversiteye gitti. 1940’ta Pencap Üniversitesi’nden mezun oldu. Aynı üniversitede yaptığı yüksek lisansını 1942 yılında tamamladı ve aynı yıl bu üniversiteye asistan olarak atandı. 1946-1949 yılları arasında Oxford Üniversitesi’nde doktora çalışması yaparken bir taraftan da İslam felsefesi ile ilgilendi. Bu dönem, Fazlur Rahman’ın geçirdiği zihniyet dönüşümü bakımından bir dönüm noktası olmuştur. Bunu kendisi şöyle ifade eder: “İngiltere’de Oxford Üniversitesi’nde doktora öğrenimi yaptıktan ve Durham Üniversitesi’nde ders vermeye başladıktan sonra, daha önce almış olduğum modern eğitim ile geleneksel eğitimim arasında bir çelişki hissettim. 1940’lı yılların sonu ile 1950’li yılların başlarında felsefe çalışmaktan doğan ciddi bir şüphe dönemi geçirdim. Bu, geleneksel inançlarımı darmadağın etti.”(3)

Doktorasını tamamladıktan sonra Oxford’da Fars Medeniyeti ve İslam Felsefesi hocası olarak ders vermeye başladı; arkasından Durham Üniversitesi’ne, 1958 yılında da Kanada McGill Üniversitesi’ne geçti. Burada üç yıl çalıştıktan sonra Pakistan’da askeri bir darbeyle yönetimi ele geçiren Eyüp Han’ın daveti üzerine Pakistan’a gitti. Eyüp Han’a danışmanlık, İslamî Araştırmalar Enstitüsü’nde idarecilik ve müdürlük yaptı (1961-1968); İngilizce Islamic Studies ve Urduca Fikr-o-Nazar dergilerini çıkardı. Bu enstitü bünyesinde çok sayıda talebeye dersler verdi ve yurtdışına gitme imkânı sağladı.

Burada kaleme aldığı kitap ve makalelerde ortaya attığı görüşler dolayısıyla Pakistan ulemasının büyük tepkisini çekti. Gittikçe artan tepkiler onu 1968 yılında Pakistan’ı terk etmeye zorladı. Amerika’ya gitti; 1969 yılında Chicago Üniversitesi’ne hoca olarak intisap etti ve 26 Temmuz 1988 yılında vefat edene kadar burada İslam Düşüncesi Profesörü olarak çalıştı. (4)
Fazlur Rahman’ın görüşleriyle ilgili 2 cilt kitap(5) yazmış olan Dr. Ebubekir Sifil, Fazlur Rahman’ın tarihselcilik görüşünü şöyle değerlendiriyor: Fazlur Rahman’a göre Kur’an, temelde ahlakî ilkeler içeren bir kitaptır ve onun çağrısının esası ahlakîdir. Bu da Kur’an’ın ihtiva ettiği hukukî hükümlerin bile ahlakî çerçevede anlaşılması gerektiğini ifade eder. Bir diğer deyişle Kur’an’ın ahkâm ayetleri bizler için bugün somut hükümler değil, bu hükümlerin gerisinde bulunan ahlakî ilkelerin esas olduğunu anlatır.

Kur’an’ın tarihselliği (içerdiği hükümlerin Hz. Peygamber (sav dönemine mahsus olup bugün aynen uygulanamayacağı) tezinin alt yapısını teşkil eden bu anlayışı Fazlur Rahman şöyle ifade etmektedir: “İslamî çağdaşçılığın bir anlamı varsa, o da kesinlikle şeriatın muhtevasının değişime, büyük ölçüde ve çok yönlü bir değişime tabi tutulması gerektiğidir. Bu makalede belirtildiği şekilde değişim ilkesi kabul edilirse bu faaliyet hiçbir şeyle sınırlandırılamaz; hatta Kur’an’ın kanun koyan ayetleri dahi bu yeni yorumun kapsamı dışına itilemez. Bu ilkenin tek sınırı ve gerekli çerçevesi, Kur’an’ın sosyal gayeleri, temel ve ahlakî ilkeleridir.”(6)

Çünkü özel olarak Fazlur Rahman’a, genel olarak İslam modernistlerine göre Kur’an VII. Yüzyıl Arabistanı’nda nazil olduğu için, içerdiği somut hükümler de o topluma yönelik olmalıdır. Günümüz modern insanı ve toplumuyla o dönemin insan ve toplumu arasında, insanî özellikler bakımından büyük farklılıklar vardır. O dönemin insanı hayli “ilkel” ve “geri” olduğu için Kur’an’ın hukuki hükümleri onları “yola getirecek” tarzda gelmiştir. Fazlur Rahman bu durumu şöyle ifade eder: “Kur’an, Allah’ın ezelî kelamı olmakla beraber yine de öncelikle belli bir sosyal yapıya sahip olan muayyen bir topluma hitap etmektedir. Hukukî açıdan ifade edecek olursak, bu toplum ancak o kadar ileri götürülebilirdi, daha fazla değil.”(7)

Ona göre “Kur’an’da az sayıdaki “yasama ile ilgili” ayetler de Arap toplumunun örfü ve tatbikata ilişkin kuralları ile bağlantısı içinde doğmuştu.”(8) Dolayısıyla Kur’an’ın somut yasama ihtiva eden ayetleri tarihseldir ve bugün aynen tekrarlanamaz.

Herhangi bir meselenin Kur’anî çözümünü elde etmek için yapmamız gereken iki yönlü bir hareket bulunduğunu söyleyen Fazlur Rahman, bu iki yönlü hareketi şöyle ifade eder: “Birincisi, nazil olduğu zamanın konu ile ilgili mevcut toplumsal şartlarını göz önünde tutarak, Kur’an’ın somut olayları işleyişinden, bir bütün olarak Kur’an’ın hedeflediği genel ilkelere doğru hareket etmektir. İkincisi, bu genelleme düzeyinden günümüzde geçerli olan konu ile ilgili mevcut toplum şartlarını göz önünde tutarak şu anda uygulanmak istenen özel yasamaya doğru hareket etmektir.”(9)

Bunun anlamı ve açılımı şudur: Kur’an’ın herhangi bir olaya hüküm getirirken hangi esasları göz önünde bulundurduğunu tesbit etmek için, ilgili Kur’an ayetinin nazil olduğu özel olayı ve toplumsal şartları inceleyerek buradan bir genel ilke çıkarmak şeklindeki birinci hareketin ardından günümüze gelerek, somut hüküm vermek istediğimiz olayı, toplumsal şartlar ve diğer hususları dikkate alarak incelemeli ve daha önce elde ettiğimiz genel ilkeyi bu somut olaya nasıl uygulayabileceğimizi araştırmalıyız.

Tabii olarak bu durumda varacağımız sonuç, ilgili ayetin öngördüğü somut hüküm ile bağdaşmayabilecektir. Ama Fazlur Rahman’a göre bunun bir önemi yoktur. Önemli olan o hükmün arkasındaki genel ilkeyi hayata geçirmektir. Buna bir müşahhas örnek vermek gerekirse Fazlur Rahman’ın kadınlara mirasla ilgili görüşüdür. Fazlur Rahman’ın bu konudaki görüşünü bizzat kendisinden dinleyen Prof. Dr. Mehmed Said Hatiboğlu bir söyleşisinde şunları naklediyor:”Amerika’da yaşayan ve orada vefat eden Fazlur Rahman adlı Pakistanlı bir âlim var. Pakistan’da İslamileştirme Kurumu’nun başına getirilmiş ve orada barınamamıştı da Amerika’ya gitmişti. Ankara’da bir konferans sebebi ile bulunduğu dönemde, ben bu meseleyi ona sorduydum. Ne diyeceğini tahmin ettiğim için –hocanın kitablarını okumuşuz– kendisine soruyu uzun boylu sordum ki kendisi sadece evet veya hayır desin: “Hocam, Peygamber (as.) döneminde miras ayetiyle, geçim mesuliyetleri olmadığı için kadınlara yarım pay verilmiş. Ama bugün kadınlar geçim mesuliyetlerini alıyorlar, idari sorumluluklara geliyorlar. Bugün bu miras eşitlenebilir. Siz böylemi düşünüyorsunuz?” dedim. Hoca ayağa kalktı.”Evet” dedi.”Hatta günümüzde kadınlara erkeklerden daha fazla pay vermek Kur’an hukukuna ve ahlakına daha uygundur.”(10)

Fazlur Rahman’a göre, Müslümanların çağdaş dünyada var olabilmeleri için iki yol vardır. Ya bütünü ile laik Batı’ya entegre olmak yahut da İslam’ı yeni bir içtihat metodu (tarihselci yorum usûlü) ile yorumlayarak yeniden hayatın bütün alanlarına sokmak, böylece çağdaş dünyaya, laik olmayan, fakat İslami geleneğe değil, Kur’an’ın ahlaki ve sosyal amaçlarına uygun yeni kurum ve kurallara dayanan bir alternatif model sunmak. Ona göre, tutulması gereken yol bu ikincisidir. Gelenekçi ve muhafazakar yaklaşım ve tutumlar ile bazı Müslüman modernistlerin ‘süküt, ikiyüzlü idarecilik, geleneği kullanmak ve tedrici-seçmecilik’ tavır ve yaklaşımlarının varacağı sonuç, İslam dünyasında ve Müslümanların hayatında giderek laisizmin ve sekülarizmin hakimiyet kurması olacaktır. (11)

Müslümanları Kuran’ın indiği devre dönmeye çağıran Fazlur Rahman önerdiği “Etkin Tarih” teziyle Allah’ın (cc) ezeli kelamı Kuran’ı, tarihi ve kültürel değerlerin karşı konulamaz yönlendiriciliği altında şekillenmekle izah ederken şunları söyler: “Kuran’ın anlaşılması için onun nesnel ortamı şüphesiz ki olmazsa olmaz bir usûldür; çünkü özellikle Müslümanlar için mutlak kuralsal olması açısından Kuran, Allah’ın (cc) tarih içerisinde cereyan eden durumlara Peygamberin (sav) zihni vasıtasıyla verdiği cevaplar olduğu için bu zorunluluk daha da güçlenmektedir.”(12)

İhsan Şenocak, yukarıda serdetmeye çalıştığımız Fazlur Rahman’ın tarihselcilik görüşünü şöyle eleştirir:”Fazlur Rahman’ın, İslam ümmeti için yegane kurtuluş yolu olarak gösterdiği tarihselcilik gerçekte kilisenin skolastik müktesebatını insanileştirmek için doğan bir anlayış tarzıdır. Aydınlanma devrinde öz adıyla tedavüle çıkan tarihselcilik, Hıristiyanlık kültürü içinde oluşum sürecini tamamlayınca, oryantalistler tarafından İslam dünyasına taşındı ve Kur’an’a tatbik edildi. Kur’an’ın vahiy olduğunu kabul etmeyen Oryantalizm, tarihselci anlayış çerçevesinde ayetlerin evrensel duruşlarını reddetti. Onlara göre, Kuran-ı Kerim belli bir tarihliliğe sahipti ve yalnız o bağlamda ele alınmalıydı.

Oryantalizmin, vahiy gerçeğini inkar edebilmek için Kur’an’ı Kerim’e uyguladığı tarihselciliği Fazlur Rahman’ın İslam ümmetinin sekülarizme esir olmaktan kurtulmasının tek çaresi olarak göstermesi sadece İslam düşmanlarını inandırabilir. Zira böyle bir anlayış zehiri ilaç kabının içine koyup şifa niyetine hastaya içirmekten başka bir şey değildir.

Gerçekten Müslüman modernistler İslam dünyasını kuşatan sosyo-kültürel krizi aşmak istiyorlarsa, öncelikle işe, modern değerlerin ve de Batı’da olduğu hali ile iktibas ettikleri tarihselciliğin tarihselliğini ilan ederek başlamalıdırlar. Çünkü İslam coğrafyasının fikri rekaketi içi doldurulmadan ithal edilen modern değerlerin tahribatıyla oluşmuştur. Bu yüzden tedavinin gerçekleşmesi, teşhisin doğruluğuna bağlıdır.

Tarihselciliğin İslam coğrafyasındaki versiyonunun öncelikle müstemleke muamelesi gören insanların ülkelerinde neşvü nema bulması, onu kabul eden Müslüman modernistlerin zihnen tükendiklerinin, terkib ve tahlil ameliyelerini yitirdiklerinin ve bu yüzden de kendileri olabilmeyi düşünemediklerinin izharıdır. Bu nedenle tarihselcilik, zihnen mağlubiyetin getirdiği reaksiyoner bir anlayış sistemidir. Bu anlayış, İslami ilimlere kısmen vakıf olan modernistleri bütünü ile İslam geleneğinden koparmıştır. Ortaya, İslam’a göre şekillenen bir hayat yerine, hayata göre şekillenen bir İslam çıkmıştır. Çünkü yaşanan krizi, cemiyete müdahale eden müceddit akılla aşan geleneksel ulemanın yerini her türlü müdahaleye açık tarihselci müteceddit akıl almıştır.”(13)

Ziyaüddin Serdar da, Fazlur Rahman’ın görüşlerini şöyle değerlendirmekte: “Fazlur Rahman’ın ‘İslâm’ı İslam’ı oryantalistlerin tarzında yeniden kurmaya yönelik modernist bir teşebbüstür. Böylece onun, sünnet kritiği Joseph Schact’a dayandı, İslam tarihi analizi H. A. R. Gibb’inkinin esasına dayalı olarak hazırlandı ve seçtiği konuya olan tüm yaklaşımları ise, öğretmeni ve ruhsal öğütçüsü W. C. Smith’in düşünceleri ile köklendi. Bizim Fazlur Rahman ve diğer öğrenci–oryantalistlerin çalışmalarını ciddiye almamız için esaslı bir neden yoktur. Onlar, daha çok kendi gruplarının diğer üyeleri ve oryantalistler için yazılmışlardır. Gerek oryantalistler gerekse öğrenci Müslümanlar oksidental medeniyetin ve onun ruhsal hamisi Hıristiyanlığın üstünlüğünü göstermeye uğraşıyorlar.”(14)

“İslam Modernizmi”nin çağımızdaki belki de en önemli siması olan Fazlur Rahman kendi tabiriyle “bir modernist olarak” üzerinde konuşulup tartışılması gereken bir düşünürdür. Özellikle Türkiye, Endonozya, Malezya gibi arap olmayan ülkelerde daha bir popüler olan Fazlur Rahman, ülkemizde özellikle ilahiyat çevrelerinde –bilhassa Ankara ilahiyat- görüşleriyle revaçtadır. Buna birtakım yöneticilerin de katkıda bulunması manidardır. Nitekim İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, 22-23 Şubat 1997 tarihlerinde Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre Merkezi’nde “İslam ve Modernizm: Fazlur Rahman Tecrübesi” adı altında uluslararası bir sempozyum düzenlemiş, yerli ve yabancı çok çeşitli simaların katıldığı sempozyumda Fazlur Rahman’ın düşünceleri üzerinde durulmuş ve Fazlur Rahman’ın İslam dünyası için çok büyük bir değer(!) olduğu lanse edilmiştir. (15)

İlahiyat çevrelerinin bunca çabası ve bazı yöneticilerin desteklerine rağmen şunu açıkça söyleyebiliriz ki, Fazlur Rahman’ın fikirleri Türkiye’deki İslami kitlelerde pek bir etki yapmamıştır.

DİPNOTLAR

1) Modernistlerin Batıya karşı olan ezik ve mağlub halleri tek başına bir makale konusudur. Mesela Fazlur Rahman, Pakistan’ın darbeci Generali Ziyau’l-Hak’ı düzeltmesi için dönemin ABD başkanı Ranold Reagen’i göreve davet edebilecek kadar siyasi basiretten yoksundur. O İran, Pakistan ve Sudan’da meydana gelen İslami gelişmeleri “tutucu İslam” diye tahkir etmiştir, İslami Araştırmalar Dergisi, Fazlur Rahman Özel Sayısı, Ekim-1990, cilt: IV; sayı: 4, s. 231
(2) Ömer Özsoy, Kur’an ve Tarihsellik Yazıları, Kitabiyat, Ankara, 2004, s. 81
(3) Fazlur Rahman , İslam, 142-5, Ankara Okulu Yayınları, Ankara, 2002
(4) Hayatı hakkında bakınız: TDV İslam Ansiklopedisi “Fazlur Rahman” maddesi, Hazırlayan: Alparslan Açıkgenç, ,c. 12, s. 280-286
(5) Ebubekir Sifil, Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi, II ve III. Ciltler, Kayıhan Yayınevi,
(6) İslamî Çağdaşlaşma, İslamî Araştırmalar dergisi, IV/4 (Ekim-1990), 319. http://www. ebubekirsifil. com/index.hp?sayfa=detay&tur=makale&no=4
(7) İslam, 323.
(8) İslam, 99
(9) İslam ve Çağdaşlık, 95-6.
(10)
http://www. akhaberler. com/Haber/Soylesi/11062009/Hatipoglu-Islam-Kulturunu-Kritik-Etmeliyiz. php
(11) ‘İslami Çağdaşlaşma’, İslami Araştırmalar, s. 314-320; Hayrettin Karaman , ‘Tefsirde Eski-Yeni Tartışması’, Kur’an’ı Kerim, Tarihselcilik ve Hermenötik, Yeni Ümit Kitaplığı, İzmir, 2003, s. 30
(12) Fazlur Rahman, İslam ve Çağdaşlık, (çev. Hayri Kırbaşoğlu), Ankara, 1990, s. 67
(13)
http://inkisaf. net/sayi-01/omrunu-yanlisa-adayan-adam-fazlurrahman. aspx
(14) Ziyaüddin Serdar, İslam Medeniyetinin Geleceği, İst. 1996, s. 290 vd. , dipnot 5
(15) Sempozyum daha sonra kitaplaştırılmış ve o zamanki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan bir sunuş yazısı yazmıştır. Sunuş şu cümlelerle başlıyor: “Kardeş Pakistan’ın yetiştirdiği büyük bilim adamı ve düşünür Fazlur Rahman, İslâm dünyasında olduğu kadar Batı’da da önemsenen, düşünce ve tezleri üzerinde geniş tartışmalar açılan bir şahsiyettir. Düşünce hayatıyla yakından ilgilenenler merhum Fazlur Rahman’ın Türkiye’de ne büyük bir etkiye sahip olduğunu bilirler.”
http://www. arastiralim. net/fazlur-rahman-toplantisi. html

27 Yorum

Diğer Haberler

Tasavvuf Terminolojisi ve İbn Teymiyye / Murat Kayacan

Çağdaş Dünyada Fakih Sorunu / Dr.Serdar Demirel

Usûl kitaplarında İctihad ve (Makâsıdu'ş-Şerîa) Bahisleri / Taha Câbir el-Alvâni

Dinin kaynağı ben miyim? / Prof.Dr.Ahmet Yaman

Tearuz ve Tercih & İlletlerin Tercihi / İmam Gazali - El-Mustasfa

Tasavvuf'un, İslâm ve İslâm Dışı Kaynaklarına Bakış / Erhan Koç

Nass ve Dogma Üzerine / Prof.Dr.Osman Eskicioğlu

Fadlallah'la Mezhebi İhtilafları Aşmak / Bülent Şahin Erdeğer

Hadisleri Alma Usûllerinden Sema ve Kıraat

Ehl-i Hadis - Ehl-i Re'y Ayrışması Fıkhî mi İtikâdî mi? / Yrd.Doç.Abdurrahman Haçkalı

İslam Hukuk Düşüncesinde Taabbudi Hükümler ve Taabbudiyyâtın Sahası Üzerine / Doç.Dr.Abdullah Kahraman

İslam  Hukukunun Ana Gayeleri / Prof.Dr.Zekiyyuddin Şaban

Bir Yöntem Sorunu Olarak Maslahat / Ramazan Yazçiçek

Fıkıh'ta Gelenek ve Yenileşme / Prof.Dr.Hayrettin Karaman

İbn Hazm ve Fıkıh Usûlûndekî yolu

İslam Dünyasında Tarihselciliğin Öncü İsmi : Fazlurrahman

İslam'ı yeniden yorumlama misyonu / Serdar Demirel

Gayb Konusu ve Gaybi Alanda Ölçü Üzerine / Prof.Dr.İlyas Çelebi

Hadis'ler İtikadi Tercihlerimizi Belirleyebilir mi? / Muhammed İmamoğlu

İslam Vahyi (Kur'an-Sünnet İlişkisi) / Prof.Dr.Mehmet Erdoğan

Fıkıh Toplumu ve Hareket Fıkhı-I / Murat AYDOĞDU

Mezhepçiliğe Karşı Akademik Tavır / Kelim SIDDIKİ

İslam Teolojisinde Tasavvur Sorunu / Haydar Ubeyd

Islahat Hareketi / Malik bin NEBİ

Yeni Nesil Müslümanlık / Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

İlmin Muhafızı : İsnad

İslam'ı Anlamada Kaynak(sızlık) Sorunu / Ramazan Altıntaş

Hz.Muhammed'in (sav) Sünneti Doğru Anlaşılıyor mu? / Hamza Türkmen

Durdurulmuş İlkeler ve Bağlamından Kopan Pratikler / Murat Aydoğdu

Klasik Hadis Usûlünün Problemleri / Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Klasik ve Çağdaş Tefsir - İctihad Usulleri (Tesbit-Tenkit) / Prof.Dr.Hayrettin Karaman

Tefsirde İsrailiyat / Doç.Dr.Abdullah Aydemir

Kur'an'ı Açıklamada Usûl

"İslam Akaidine Sızan Yanlışlar ve Ölçü" / İbrahim Sarmış

Modernite ve İctihat / Mehmet Çelen

Akıl-Nakil Çatışmasında Öncelik Problemi / Dr.Maşallah Turan

Tarihsel Muhammed ve Menkabevi Muhammed'i ayırmanın gerekliliği / Prof.Dr.Sönmez Kutlu
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz