Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Peygamberlik ve İlahlık Sorunu / Seyyid Kutub
Sadece Hristiyanlar düşmediler bu inanç buhranına. Değişik putperest inanç sistemleri de bu bataklığa daldılar. Peygamberler için belirsiz özellikler tasavvur ettiler. Kimileri peygamberlikle sihiri birbirine benzetirken, kimileri de peygamberlikle gaipten haber veren kahinliği birbirine benzetti. Bazısı da peygamberlikle cinler ve gizli ruhlar arasında bir ilgi kuruyordu.
25/05/2011 / 15:55

İnsanlara gerçek Rabblerini tanıtmak ve her türlü şirk kuşkusunu ortadan kaldırmak için Kur'an'ın ifade metodu peygamberliğin ve peygamberin tabiatını açıklamaya özen gösteriyor. Çünkü ehli kitapta başgösteren itikadi düşünce sapması, ilahlığın tabiatı ile peygamberliğin tabiatını karıştırmaya yeltenmelerinden sonra başlamıştı. Bu sapma özellikle Hz. İsa'ya İlahlık ve Rabblık özelliklerini yakıştırmaları suretiyle Hristiyanlarda yaygındır. İşte bu gerçek dışı karıştırmà nedeniyle itikadi, ve mezhebi farklılıklardan hareketle değişik kiliselerin mensupları birbirlerinin boğazına sarılmışlardı.

Sadece Hristiyanlar düşmediler bu inanç buhranına. Değişik putperest inanç sistemleri de bu bataklığa daldılar. Peygamberler için belirsiz özellikler tasavvur ettiler. Kimileri peygamberlikle sihiri birbirine benzetirken, kimileri de peygamberlikle gaipten haber veren kahinliği birbirine benzetti. Bazısı da peygamberlikle cinler ve gizli ruhlar arasında bir ilgi kuruyordu.

Bu düşüncelerin çoğu Arap putçuluğuna da karışmıştı. İşte bu yüzden bazıları Hz. Peygamberden gaipten haber vermesini istiyordu. Bazıları da gözle görülür maddi bir mucize gerçekleştirmesini öneriyordu. Nitekim O'na, -salât ve selâm üzerine olsun- sihirbaz ve "mecnun" yani "cinlerle ilişki halindedir" de diyorlardı. Kimileri de beraberinde bir melek bulundurmasını istiyordu. Peygamber ve peygamberliğin tabiatına ilişkin olarak putperest düşüncelerde yereden daha nice öneriler, meydan okumalar ve ithamlar!..

Kuşkusuz bu Kur'an, peygamber ve peygamberliğin, resul ve risaletin yüce Allah'a özgü tek ve ortaksız ilahlığın, ayrıca yaratılmış olan herkes ve her şeyi kapsayan kulluğun tabiatına ilişkin gerçeği eksiksiz olarak ortaya koymak, iyice belirginleştirmek, bu konuda karanlık bir nokta bırakmamak ïçin gelmiştir. Kulluğun kapsamına giren kimseler arasında Allah'ın görevlendirdiği nebi ve resuller de vardır: Onlar salih birer kuldurlar. İnsanlardan farklı yaratıklar değildirler. İlahlığa özgü hiçbir özellik taşımazlar. Cinler alemi ile ya da sihirli gizlilikler dünyası ile bir ilişkileri sözkonusu değildir. Yalnızca Allah'dan vahiy alıyorlar ve bunun ötesinde -Allah, dilediği zaman için vermedikçe- bir mucize gösterme gücüne sahip değildirler. Onlar da birer insandırlar. Peygamber olarak seçilmişler ama, Allah'ın yarattığı diğer varlıklar gibi Allah'a kul oluşları kalıcıdır.

Bu sırada nübüvvet ve risaletin tabiatını, nebi ve resulün hareket alanlarını belirginleştiren, akıl ve fikirleri putçuluğun tüm birikintilerinden arındıran, daha önce ehli kitabın inançlarını bozan ve onları hurafeleriyle, efsaneleriyle putçuluğa geri götüren örnekler de mevcuttur.

Saydığımız bu gerçekleri belirginleştiren örnekler, müşriklerden kaynaklanan pratik meydan okumaları karşılama amacına yönelikti. Hiçbir zaman zihinsel bir tartışma içïn inmemişti ayetler. Metafizik Fizik ötesi felsefi bir araştırma sözkonusu değildi. Bu gerçekleri belirginleştirme, iyice vurgulama eylemi realiteyi karşılayan bir hareketti. Bu, realiteyle girişilmiş fiili bir cihattı.milletinin akıbetine ilişkin olarak yönelttiği tehditlerin bir kısmını gerçekleştirsin, ister bunları gerçekleştirmeden önce O'nun canını alsın farketmez... Hangisi olursa olsun, hiçbiri O'nun görevinin mahiyetini değiştiremez. Evet O'nun görevi duyurmaktır. Bundan sonra onları hesaba çekmek de Allah'a aittir. Bunun dışında davetçinin tabiatına ilişkin bir soyutlama ve görevine ilişkin bir sınırlandırma sözkonusu değildir. O'nun görevi belirlenmiştir. Bu davaya ilişkin her meselede ve diğer tüm konularda karar yetkisi yüce Allah'a aittir.

 -"Kâfirler "Muhammed'e, Rabbi tarafından somut bir mucize indirilseydi ya" derler. Onlara de ki; Allah dilediğini saptırır ve kendisine yöneleni doğru yola iletir." (Ra'd Suresi 27)

-"Ey Muhammed, sana vahyettiğimiz mesajı kendilerine okuyasın diye seni öyle bir ümmete gönderdik ki, onlardan önce bir çok ümmetler gelip geçmiştir. Onlar rahmeti bol olan Allah'ı tanımıyorlar. Onlara de ki; "Benim Rabbim O dur. O'ndan başka ilah yoktur, ben yalnız O'na dayandım, dönüş O'nadır." (Ra'd Suresi 30)

-"Biz senden önce de nice peygamberler gönderdik, onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadıkça hiçbir peygamber mucize göstermeye yetkili değildir. Her belirli sürenin, her dönemin ayrı bir kitabı vardır." (Ra'd Suresi 38)

 

 

Böylece risaletin tabiatı ve resulün yetki alanı belirginleşmiş oluyor. Peygamber sadece bir uyarıcıdır. Açıklamaktan, kendisine vahyedilen gerçekleri insanlara okumaktan başka bir görevi yoktur. Allah izin vermedikçe bir mucize gerçekleştirmesi mümkün değildir. O bir kuldur. Allah da O'nun Rabbidir. O'na dönecektir, O'na sığınacaktır. O, her insan gibi evlenir, çoluk çocuk sahibi olur. İnsanlık neyi gerektiriyorsa, hepsini yapabilen bir insandır. Yüce Allah`a yönelik kulluğunu bütün gerekleri ile birlikte sürdürür her zaman.

İslâm inancındaki bu yalınlık, sadelik sayesinde, peygamber ve peygamberliğin tabiatı etrafında tasavvur edilen düşünsel boşluk ve karanlık ortamdan beslenen bu hurafe ve efsaneler sona erdi. Tevhid inancı bu tür şaşkın düşüncelerden kurtarıldı. O zamanlar kiliselerin benimsediği inanç sistemi ve çeşitli putperest inanç sistemleri, bu tür karışık düşüncelerle dolup taşmıştı. Bu karışık düşünceler, Hz. İsa (a.s.)'nın getirdiği semavi inanç sistemi olan Hristiyanlığı, otaya çıkışının birinci yüzyılından itibaren tabiatı ve gerçek mahiyeti bakımından putperest bir inanç sistemine dönüştürdüler. Gerçek Hristiyanlığa göre Hz. İsa, Allah'ın bir kuluydu ve Allah izin vermedikçe bir mucize gösteremezdi!

Yüce Allah'ın şu sözünde yeralan apaçık gerçeği de ele almadan bu konuyu bitirmek istemiyoruz:

 

 Bununla Allah'ın dinine davet edenler, Allah'ın yetkisinde olan bir şeye karşı saygılı olmayı öğreniyorlar. Elde edilecek sonuçlar ve gelecekte varılacak noktalar konusunda acele etmemelidirler. İnsanların doğru yola gelmesi için acele etmek onlara düşmez. Yüce Allah'ın doğru yolu bulanlara ve onu yalanlayanlara ilişkin vaadinin çabucak gerçekleşmesini istememelidirler. Şöyle dememelidirler: "Çok davet ettik, ama az kişi bizim davetimizi kabul etti." Ya da "uzun süre sabrettik, ama yüce Allah biz hayatta iken zalimleri zulümlerinden dolayı cezalandırmadı"... Onların görevleri sadece açıklamaktır... İnsanların dünya ya da ahiretteki hesabı ise kulların yetkisinde değildir. İnsanların hesabını görmek yüce Allah'ın yetkisindedir. O halde -yüce Allah'ın yetki alanına saygılı olmanın gereği ve O'na kul olduklarını itiraf etmenin ifadesi olarak- bu sahayı yüce Allah'a bırakmalıdırlar: O dilediğini ve seçtiğini yapar...

 

 

"Kâfirlere yönelttiğimiz bazı tehditleri sana göstersek de ya da daha önce canını alsak da senin görevin mesajımızı duyurmaktır, insanları hesaba çekmek bize düşer." (Ra'd Suresi 40)

Bu söz kendisine Rabbi tarafından vahiy gelen ve insanlara bu inanç sistemini duyurmakla sorumlu tutulan Hz. Peygambere -salât ve selâm üzerine olsun söyleniyor. Özetle şu denmek isteniyor: Bu dinin durumu O'nu ilgilendirmez. Bu davanın sonunu tayin etmek O'nun yetkisinde değildir. Onun görevi açıklamaktır, insanları doğru yola iletmek değil. İnsanlara hidayet etme yetkisi tek başına Allah'a aittir. İster yüce Allah, onun

 

"-Kâfirlere yönelttiğimiz bazı tehditleri sana göstersek de ya da daha önce canını alsak da senin görevin, mesajımızı duyurmaktır, insanları hesaba çekmek bize düşer." (Ra'd Suresi 40)

 

"Kâfirler "Muhammed'e, Rabbinden bir mucize indirilseydi ya" derler. Oysa sen sadece bir uyarıcısın ve her toplumun bir doğru yol göstericisi vardır. "(Ra'd Suresi 7)

 

Ayrıca bu sure Mekke'de inmiştir... Bu yüzden Hz. Peygamberin -salât ve selâm üzerine olsun- Mekke'deki görevini "duyurma" ile sınırlandırmaktadır. Çünkü "cihad" henüz farz kılınmamıştı. Bundan sonra da duyurunun ardından cihad etmesi emredildi. Bunu da bu dinin hareket metodunun tabiatı ile birlikte değerlendirmek gerekir. Bu surede yeralan hükümler hareketliliği öngören ve davet hareketi ile realitesi içiçe olan hükümlerdir. Ayrıca davetin ihtiyacını ve pratik durumu karşılayan hükümlerdir. İşte bu nokta günümüzde, bu din hakkında "araştırma" yapanların çoğunun habersiz olduğu bir noktadır. Onlar sürekli "araştırma" yapıp hiç "hareket" etmediklerinden dolayı Kur'an hükümlerinin konumlarını ve bu dinin pratik realitesiyle olan ilgisini kavrayamıyorlar.

Birçoğu "senin görevin mesajımızı duyurmaktır, insanları hesaba çekmek bize düşer" gibi ayetleri okuyup davetçilerin görevlerinin duyurma ile sınırlı olduğu sonucunu çıkarıyorlar. Mesajı duyurdular mı üzerlerine düşeni yapmışlar demektir. Cihada gelince, vallahi bu adamların düşüncelerinde yeri var mı yok mu? bilmiyorum!

Nitekim bu ayeti ve benzeri ayetleri okuyanların bir kısmı da cihadı tamamen geçersiz saymıyorlar ama, sınırlandırma getiriyorlar ve bu ayetin Mekke'de cihadın farz kılınmasından önce indiğini anlamıyorlar. Kur'an ayetlerinin İslâma davet hareketi ile olan ilişkilerini kavrayamıyorlar. Bunun nedeni onların bu dinle birlikte hareket etmemeleri, sadece onu yerlerinde oturup sayfalar arasında okuyup incelemeleridir. Oysa bu dini yerlerinde oturanlar kavrayamaz. Oturanların dini değildir İslâm.

Bununla beraber, `açıklama' Hz. Peygamberin -salât ve selâm üzerine olsun- uygulamasının temelidir. Ondan sonra bu dine davet edenlerin her zaman uyguladıkları bir ilkedir. Ayrıca tebliğ, cihadın ilk aşamasıdır ve bu ilke sağlıklı bir şekilde uygulandığı, yani ayrıntı sayılan gerçeklerden önce bu dinin temel gerçeklerinin açıklanması hedeflendiği zaman... Diğer bir ifade ile daha ilk adımdan itibaren yüce Allah'ın tek ve ortaksız ilahlığının, Rabblığının ve egemenliğinin ilanı hedeflendiği zaman... İnsanların sadece yüce Allah'a kulluk yapması, ona boyun eğip ondan başkasına boyun eğmemelerini sağlamayı amaçladığı zaman... Evet bunları hedeflediği zaman "duyurma" hareketi sağlıklıdır demektir. Hiç kuşkusuz cahiliye, Allah'ın dinine davet edenleri, duyurma görevini yerine getirenleri karşı çıkma, meydan okuma, sonra eziyet etme ve savaş açma gibi reaksiyonlarla karşılayacaktır. İşte o zaman cihad aşaması gündeme gelir. Bu durum sağlıklı bir tebliğin doğal ve kaçınılmaz sonucudur:

 

 

 

"Böylece her peygamberin karşısına ayı günahkârlardan bir düşman çıkardık." (Furkan Suresi 31)

İşte yol budur... Bunun dışında izlenecek başka bir yol yoktur.

 

 

Fizilal'il Kuran

30 Yorum

Diğer Haberler

İlahi Motivasyon ; Duha Sûresi

Kur'an-ı Kerim Açısından İman-Amel İlişkisi / Doç.Dr.Murat Sülün

Müftüoğlu : Kur'an'a Yeni Bir Okuma Gerek

Kur'an'ı anlama faaliyetinin kavramsal araçları / Erhan Koç

İhsan Eliaçık : Kur'ân yoksulun yanındadır!

“Sâdıku’l-Va’di’l-Emin” ya da “Yaşayan Kur’an” Olmak / Cevdet SAİD

"Bir İman/İnfak;Nifak/Cimrilik Analizi: Sure-i Hadid"

‘Arap Kuranı’ndan ‘Türk İslamı’na; İlahî Kelama Reva Görülenler / Doç. Dr. Fethi Ahmet Polat

Alak Süresi Tefsiri (1) / Âişe Abdurrahman

Kur'an Nedir? / Ferhat Özbadem

Nasıl Bir Tefsir? / Ömer Faruk Karataş

Ashab-ı Cennet ;İki Tercih:Mülkiyyetmi, Nasiplenmekmi? / Ali Uzun

Kur'an'ı Nasıl Anlamalı-Yorumlamalı'ya dair / Ömer Faruk Karataş

Kur'an'ı Anlama ve Tefsir etmede Usûl / Muhammed Reşid Rıza

Kur'an Kıssaları Araştırmaları

Kur’an Tefsirlerindeki Hz. Davud’a Yönelik Zina ve Adam Öldürttürme İftiraları Üzerine / Cengiz Duman

Esmâ-i Hüsnâ'ya Ayinelik Nasıl Olur?

İyilik ve Kötülüklerin Allah'tan Olması Ne Anlam İfade Eder? / Allâme Tabatabai

Said Nursi'ye göre Kur'an'ın Bütün İlahi Sözler ve Semavi Kitaplardan Üstünlüğü / Doç.Dr.Mehmet Refii Kileci

Kur'an'ı Anlamanın Şartları / Ayetullah Cevadi Amuli

Peygamberlik ve İlahlık Sorunu / Seyyid Kutub

Selefin Tefsirdeki İhtilaflarının Mahiyet ve Sebepleri / İbn Teymiyye

Yakup Peygamber Kıssası ve Anakronizm / Cengiz Duman

Kur'an'da Müminlerin Vasıfları / Ömer Faruk Karataş

Kur'an'a Çağdaş Yaklaşımlar / Doç.Dr.Mustafa Öztürk

Kur’an perspektifinden kıssa/olay bütünlüğü unsuruna bakış / Cengiz Duman

Bir Eylem olarak "Akletmek" / Erhan Koç

Küfr Kavramının İç Yapısı / Prof.Dr.Toshihiko İzutsu

Kur'an'ın sosyolojik prensipleri ve Batı medeniyeti ile mukayesesi / Prof.Dr.Suat Yıldırım

Kur'an Tefsirinde Yanılgı Sebepleri ve Korunma Yolları (PDF) / M.Vehbi Dereli

Fizilali'l-Kur'an'da İman / Murat Kayacan

Hayatı ve Kitabı Sünnetullah'a Uygun Bir Zihin ve Kimlik İnşası İçin Okumalıyız / Bahadır Kurbanoğlu

Toplumsal Değişim ve Ulûl'elbab / Murat Aydoğdu

Kur'an Kıssalarında Tarihsellik Unsurları 2- Kronoloji / Cengiz Duman

Kur'ân'a En Yakın Dönemi Öncelemek-4 / Bülent Şahin Erdeğer

İslahi'nin Ana Çalışmalarına Kısa Giriş / Abdurrauf

Tarihte Kur'an'ın Önüne Geçen Yöntem Arayışları / Fevzi Zülaloğlu

Kur'an'ı Kerim'in Atomcu ve Bütünsel Tefsiri / Muhammed Bâkır es-SADR

Kur'ân'ı Nûzul/Davet Sürecinde Anlamak-3 / Bülent Şahin Erdeğer 

Kur'an'a Dönüşte Vahyin Oturduğu Zemini Tanımak-2 / Bülent Şahin Erdeğer 
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz