Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


"Hakimiyet Allah'ındır" Kavramının Anlamı ve Mahiyeti / Erhan Koç
Hakimiyetin Allah'a aidiyetinin anlamı,insanın Hiçbir irade göstermeden cansız bir varlık gibi donup kalması değildir.Hakimiyet Allah'ındır ifadesi, insan hayatının ayrıntılarını oluşturan pratik temeller bağlamından hareket etmeksizin, genel çerçeveyi belirlemek için kullanılır.
25/06/2011 / 21:42

 

İslam'da Hakimiyet

İslam Düşünce sistemine göre Tek yaratıcı ve Tek kanun koyucu , Rabb olarak Allah’tır.Ondan başka bir yaratıcı ve kanun koyucu irade yoktur..O’nun hayat için çizdiği Tevhidi hayat nizamı,müminler için esas kabul edilir.Hakimiyet ve Egemenlik hakkı sınırlandırılamaz ve bu hak ondan başka birine layık görülemez.Aksi takdirde bu hükmünde şirk koşmak anlamına gelir.

Kur'an'a göre,Allah'ın kendisine ortak kabul etmediği alanlardan birisi de,”varlığın yönetimi”dir.Bütün varlık alemini yöneten,mutlak ilim,kudret ve hikmet sahibi Allah'tır.Kur'an'da genellikle mulk/malik ve hukm/hâkim kelimeleriyle ifade edilen Allah'ın kainat üzerindeki egemenliği,Kur'an'da bir “kral” benzetmesiyle anlatılır:

O kraldır (melik),

tahtı vardır (arş,kursî),

yönetiminde (mulk) ortağı yoktur,

kendisine mutlak itaat gösteren,emrine amade görevlileri vardır (melâ'ike)

ve evreni bu görevlileri aracılılığıyla ve buyruklarıyla (emr) yönetmektedir.

Canlı,cansız bütün varlık üzerinde Allah'ın mutlak egemenliği fikrini çok yoğun olarak işleyen Kur'an, biyolojik yönüyle Allah'ın egemenliği dışına çıkamayan insanoğlunu,iradî boyutuyla da Allah'a teslim olmaya çağırmaktadır.İnsanın bu çağrı karşısında direnmesi,onun kendi öz varlığına yabancılaşması ve beşeri bütünlüğünü parçalamasıyla sonuçlanmaktadır.(1)

Kur'an'daki şu ayetlere bkz.

(Leyl-13 , Kadir-3, Kaf-43, Kamer-50, Sad-66, A'raf-158, A'raf-54, Cin-12, Yasin-83, Furkan-1-2, Furkan-59, Fatır-1, Fatır-10, Fatır-15, Fatır-41, Meryem-93, Taha-5, İsra-44, Yunus-3, Yunus-31, Yunus-55, En'am-3, En'am-59, En'am-95, Saffat-5, Lokman-26, Lokman-29, Sebe-1, Zümer-63, Mümin-68, Şura-12, Şura-4, Kehf-26, Enbiya-19, Mu'minun-17, Secde-5, Tur-37, Mülk-1, Mülk-19, Rum-26, Al'i İmran-109, Al'i İmran-189, Al'i İmran-83)


İslam akîdesi, iki temel kavramdan hareket eder: Birisi akide ile ilişkili kavramlar sistemi, diğeri ise şeriat alanında etkin olan kavramlar sistemi.Akide ile ilişkili kavramlar sisteminin temeli şu ilkedir : Mülkiyet tamamen Allah'a aittir; bundan dolayı,yegâne yaratıcı konumunda olması nedeniyle hüküm (yönetim yetkisi) de tümden Allah'a aittir.Zira biz, kendimizin bile sahibi olmadığımız halde, O bizim sahibimizdir.O, varlığımızla ilgili her hususa egemendir.Benliğimizle ilgili her şeyi en iyi şekilde yalnız O bilir.Bizim için neyin yararlı,neyin zararlı olduğunu, O,bizim bildiğimizden çok daha iyi bilir.

“Hiç yaratan bilmez mi! O Latif (bilgisi her şeyin içine geçen), her şeyi haber alandır.(2)

Bu temele göre hüküm,her alanda,hükmedilenin işini kolaylaştırmak olduğuna göre,yüce Allah'ın bunların tümüne hakim olması tabiîdir.Çünkü O bizim İlâh'ımız, Rabb'imizdir; biz O'nun kullarıyız.Kul,gerçek kulluk kavramının sözkonusu olduğu yerde,efendisinin önünde Hiçbir güce sahip değildir.Bu efendi Allah olduğu zaman kulun durumu nasıl olur?

 

Bunun için varlığımızın Allah'ın iradesi önünde boyun eğmesi anlamına gelen tekvinî manada,bizim istediğimiz konuda şanı yüce Allah'ın iradesi doğrultusunda hareket etmemizi gerekli kılan dinamik anlamda,bütün bunlar, akide bağlamında hakimiyet kavramının tümden Allah'a özgü olduğuna işaret eder.Bu olgu, şirkin olumsuzlanması (reddedilmesi) ve tevhidin manasıyla doğrudan bağlantılıdır.Öyle ise Allah'tan başka hiç kimse bizim varlığımız üzerinde hiçbir tasarrufta bulunma hakkına sahip değildir; bundan dolayı diğer yapıp etmelerimizde de Allah'tan başka hiç kimsenin tasarruf yetkisi yoktur.

 Şeriat planında etkin olan diğer kavramlar sistemine gelince,bu gerçek şu ayetlerden kaynaklanmıştır:

 Allah ve Rasûl'ü,bir işte hüküm verdiği zaman,artık inanmış bir erkek ve kadına,o işle ilgili kendi istekleri doğrultusunda tercihte bulunma hakkı yoktur.(3)

 Hayır,Rabb'in hakkı için,onlar aralarında çıkan tartışmalı konularda seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükme,içlerinde bir burukluk duymadan tam teslim olmadıkça gerçekte inanmış olmazlar.(4)

 Daha sonra seni,iş ve yönetimde bir şeriat üzerine koyduk.Sen yalnızca ona uy.Bilmeyenlerin isteklerine uyma.(5)

 Bunlar ve buna benzer ayetler hükmün (yönetim yetkisinin) yalnızca Allah'a ait olduğundan,Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyen kimsenin olumsuz yönünde etken olan küfür,fâsıklık ve zulüm gibi niteliklerden söz eder.

 Bunlarla anlatılmak istenen şudur: kuşkusuz yüce Allah, kendisine itaat edilmesi ve önündeki hayatta kulluğun anlamını somutlaştırma konumunda,bizim, O'nun şeriatının çizgisinde hareket etmemizi istiyor.Çünkü yüce Allah,yaratılış konusunda,bu hayat O'nun iradesiyle, O'nun koyduğu şeriat çizgisinde hareket etmesi; ayrıca burada emirlerinde ve yasaklarında Allah'a itaat eden insan ile,insanın içerisinde yaşadığı evren arasında bir tekamül gerçekleşmesi,tekvini varoluşunda O'nun yasalarına boyun eğmesi ve evrensel sünnetlerin (uygulamaların) hareketlerindeAllah'a itaat etmesi için insani hayatın,evrensel hayatla uyum içerisinde olmasını,hatta bütünleşmesini istiyor.Buna göre hiç kimsenin,Allah'ın şeriatine karşılık,kendince bir şeriat koyma yetkisi yoktur;yöneten meselesinde ve Allah katından gelen vahiy olduğu kesinlik kazanan yasaların ayrıntıları konusunda, şanı yüce Allah'ın koyduğu sınırları kimsenin aşma hakkı yoktur.

 

Hakimiyet Allah'ındır” Kavramının Anlamı ve Mahiyeti

 Hakimiyet tamamen Allah'a aittir ilkesi, insanın hiçbir hüküm yetkisi ya da Allah insan için belirlediği bağlayıcı prensipler çerçevesinde insana emrettiği, insanı vekil kıldığı, ya da Allah'ın,insanın içerisinde hareket etmesinin mübah (sakıncasız) kıldığı ve ayrıntılı konularını belirlediği geniş alan içerisinde hareket edemeyeceği anlamına gelmez."Hakimiyetin Allah'a aidiyetinin anlamı,insanın Hiçbir irade göstermeden cansız bir varlık gibi donup kalması değildir.Hakimiyet Allah'ındır ifadesi, insan hayatının ayrıntılarını oluşturan pratik temeller bağlamından hareket etmeksizin,uzak erimde genel çerçeveyi belirlemek için kullanılır.

 Kuşkusuz yüce Allah insana insan aracılığıyla hükmeder; nitekim Allah peygamberleriyle evliyalarıyla,geniş planda İslam'ın uyum içerisinde olan bütün insanlar aracılığıyla yönetim erkini yürütür.Bunun için,insanların insanlara hükmetmesi gereklidir.Ne var ki burada sorun yöneten ve yönetilen insanların kendi benliklerinde ve kendi alanlarında,yaşamın ve insanların sorumluluğunu taşıyan insanlar olarak eksikliklerden uzak yüce Allah'ın hoşnut olduğu sıfatlarla sıfatlanmaları gerekir."(6)

 Buradan hareketle İslam'daki yönetim teorisini; imâmet ve hilâfet koşullarının belirlediği en geniş çerçevede etkin olan,hilâfet,şûra kuramını,fıkıhçılar veya müslüman düşünürlerin elde ettikleri düşünce verileri doğrultusunda incelememiz gerekir.

 Bu meseleyi bu şekilde incelediğimizde,”Allah'ın Hakimiyeti” meselesiyle,yöneticinin hiçbir sınır ve hiçbir bağlayıcı unsur olmaksızın,yeryüzünde Allah'ın gölgesi olması anlamında dünya hayatında yönetim biçiminin tanrısal olduğunun kastedilmediğini görürüz.Burada asıl mesele,yöneticinin bulunduğu konumdaki kişiliğidir,Allah'ın,hareketinde kendisi için belirlediği çizginin durumu değildir.

 Yüce Allah'ın yalnızca sıradan insana değil Hz.Peygamber'e bile sınır koyduğunu görüyoruz.Zira Cenâb-ı Peygamber'i, Allah insanlık için en yüce örnek ve insanlara halife olarak belirlemiştir.Onun için birtakım sınırlar ve yasalar koymuştur.Bundan dolayı,O'nun karakterinin,Allah'ın O'nun benliğine emanet ettiği kutsallık,masûmiyet,her alanda O'nun rızasına yönelme konularında Allah'ın iradesinden ayrılmayacağını varsaysak bile,Peygamber kendi karakteri uyarınca hükmedemez;yani Allah'a rağmen yasama yetkisini kullanamaz.Ne var ki Allah'ın Peygamber'e verdiği özellikler O'nun kişiliğinden değil,belirli bir plandan kaynaklanan bir durumdur.Bundan ötürü Allah'ın,Peygamber'le sıradan bir müslümanlarla hitab eder gibi, konuşur gibi,diğer peygamberlerle de herhangi bir insanla da hitab eder konuşur gibi diyaloğa girdiğini konuştuğunu görüyoruz.Sözgelişi bir âyette yüce Allah,Rasûlü'ne karşı şöyle buyurmaktadır:konuşmaktadır:

 'Sana ve senden öncekilere şöyle vahyedildi: “Andolsun eğer Allah'a ortak koşarsan yapıp ettiklerin boşa çıkar ve ziyana uğrayanlardan olursun'.(7)

 Diğer ayetlerde ise şöyle buyurulmuştur:

 "Eğer O (Muhammed) bazı laflar uydurup bize iftira etseydi; elbette O'nun sağ elini koparırdık,gücünü alırdık;sonra O'nun can damarını keserdik."(8)

 Yine İslam Düşüncesine göre, Hiçbir beşer veya beşer grubu, mutlak,daimi,devredilmez ve bölünmez hakimiyet iddiasında bulunamaz.Çünkü,kainatın bütünü üzerindeki hakimiyetin ve mutlak kudret sıfatlarının tek sahibi Allah'tır.Bu, İslami bir toplumda siyasi otoritenin ilahi kanunlara (Şeriat) tabi olduğuna delalet etmektedir.İslami devlet dış ilişkilerini yürütürken bağımsız olmadığı gibi,dahili siyasetlerinde de müstakil değildir;çünkü otoritesi Şeriat tarafından sınırlanmaktadır.

 Bu itibarla,İslamî Hakimiyet kavramı Şeriat'ta tezahür eder.

 Bu nedenledir ki, insan toplumdaki hakimiyetin bu ideolojik anlamıyla yüklü olan siyaset bilimi uzmanları istediklerine ulaşamadılar.Çünkü, insanlar arasından bu konuma uygun birisini bulamadılar.

 Kur'an-ı Kerim “Lehu'l-hûkmü ve ileyhi turceun” demektedir: yani “Hüküm O'na aittir ve hepiniz O'na döndürüleceksiniz”(9)

 Bu ayetler, İslam'ın nazarında hukukî hakimiyetin de kesinlikle Allah'a ait olduğunu, çünkü Allah'ın hakimiyetinin bütün kainatın işleyişinde kendisini bilfiil gösterdiğini ve dolayısıyla bütün yaratıklar üzerindeki hakimiyet ayrıcalığına sadece ve sadece Allah'ın sahip olduğunu teyit etmektedir.Ancak, Şeriat,gerektiğinde kullanılmak üzere İslam milletine (Ümmet) ve onun önderine (halife ya da başkan) özel bir hakimiyet yetkisi vermiştir.Çünkü, Allah'ın hakimiyetinin insan toplumunda kendisini fiili olarak gösterebilmesi için bir yöneticiye ihtiyaç vardır.Devletin temelini teşkil eden Allah değil,Allah'ın kanunu (Şeriat) dır.Gerçekte,İslami bir devlete uygulanabilecek olan terim “kanuna dayalı bir sistem ya da yönetim; cemaatte hukuk yönetimi”olabilir.(10)

 Kur'an Allah'ın hakimiyetini vurgularken, insanın da Allah'ın halifesi olduğunu sık sık tekrarlaması kayda değer bir husustur.Bir kaç Kur'an ayetini zikredersek:

Inni ca'ilun fi'l-ardi halifeten” yani “Yeryüzünde bir halife yaratacağım”(11)

Vezkuru iz ca'alekum hulafa” yani “Ve O'nun sizi nasıl mirasçı (hakim) kıldığını hatırlayın (12)

Veyestahlifukum fi'l-ard” yani “Ve sizi yeryüzünde mirasçı (hakim) kılar” (13)

 Bu Kur'an ayetleri, Hakimiyet kavramının yerini Allah'ın halifeliğinin aldığını,buna göre devletin Allah'ın iradesine tabi kılındığını izah etmekte ve bu husus gerek Kur'an'da ve gerekse hadis-i şeriflerde ifade edilmektedir.

 Alusi şöyle der: “Hz.Peygamber'in yönetimi,aslında Allah'ın yönetimidir.Peygamber'den sonra, yönetime onun Ümmet'i geçer”

 Ayrıca,Kur'an'da otoritenin halka (Ümmet'e) verildiğini belirten ayetler vardır.Mesela,Nisa süresinin 54.ayeti şöyle der: “Ve ataniehum mülken adimen” yani “ Allah İbrahim'in soyunu büyük bir saltanata mazhar kıldı” (14)

 Bununla birlikte, Ümmet gerek ferdi gerekse kollektif olarak Allah'ın manevi hakimiyeti altında olduğunu ilan ederek kendisini öz-sınırlamaya tabi tutar.Yani,İslami teoriye göre,hakim güç Allah tarafından Ümmet'e bir emanet olarak verilmektedir.Dolayısıyla,Ümmet bu temsili otoriteyi (egemenliği) sadece Şeriat'a uygun olarak icra edebilir.

Devam edecek...

 

1- Ömer Özsoy-İlhami Güler, Konularına göre Kur'an, 5

2- Bkz. Mülk-14

3- Bkz. Ahzab-36

4- Bkz. Nisa-65

5- Bkz. Casiye-18

6- M.Hüseyin Fadlallah, İslami Söylem ve Gelecek, Pınar yay., syf.123-125

7- Bkz. Zümer-65

8- Bkz. Hâkka-44,45,46

9- Bkz. Kasas-88

10- Lokman Tayyib, Modern Çağda İslam'ın Politik Sistemi, İlke yay., syf.64-65

11- Bkz. Bakara-30

12- Bkz. A'raf-74

13- Bkz. A'raf-129

14- Bkz. Nisa-54

17 Yorum

Diğer Haberler

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

İslami Kimlik ve Şahitlik Görevi / Erhan Koç

Ümit Aktaş:'İslamcılıkta Yeni Paradigmaya doğru'

İslam Hukukunda Egemenliğin Sahibi ve Kaynağı Sorunu / Erhan Koç

Mevdûdi'nin 3.yol önerisi ne?

İslam Devlet Felsefesi / Mehmet Niyazi

Batı Hukuk Düşüncesinde Egemenlik Teorisi (2) / Erhan Koç

İktidarın Teolojisi Üzerine Deneme: "Onlara Eğer Yeryüzünde İktidar Verirsek" / Mustafa Yılmaz

Demokrasinin Krizi-Demokrasiye Eleştirel Bir Bakış / Hamdi Tayfur

Gelecek Tasavvuruna Dair Fıkıh Üretme Tembelliği / Dr.Serdar Demirel

Batı Hukuk Düşüncesinde Egemenlik Teorisi (1)

Dini Demokrasi / Ayetullah Hamenei

’Kemalist-laik-türkçü ideoloji’nin bütünüyle çöktüğü anlaşılmalı..

Egemenlik teorisi ve Problemler / Erhan Koç

Yürütmeyi daha iyi kontrol etmek, işte modernlerin özgürlüğü!

"Hakimiyet Allah'ındır" Kavramının Anlamı ve Mahiyeti / Erhan Koç

İhvan: Devlet yönetiminde İslami referansları reddetmek ahlaksızlık

Velayet-i Fakihi Nasıl Anlamalı? / Muhammed Can

İslam'da Siyaset Anlayışı / Ebu'l Ala El-Mevdudi

İslam'da Yönetim / Haluk Özdoğan

Raşid Hilafet, Raşid Toplum / Muhammed Muhtar eş-Şankiti
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz