Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Tanıkları, mağdurlarıyla bir zihniyet kodlaması: 12 Eylül
Ergenekon Gizli Örgütü, ülkeyi demir pençe altında yönetmek için kurulmuş ve ağ tipi örgütlenmiş bir yapıdır.
27/06/2011 / 22:19

Nerede başlayıp nerede bittiği belli değildir. Bu ağ, Silahlı Kuvvetler içindeki askeri yuvalanmalar ile; sivil bürokratik yönetim, yargı erki, üniversiteler, medya ve büyük iş çevreleri içindeki “sivil yuvalanmaları” içermektedir

 

 

12 Eylül: Şiddet, terör, karşılıklı ajitasyonlar, grupların içine yerleştirilmiş ajanlar, Maraş, Çorum, Malatya, Elazığ, Sivas olayları ve ülkeyi derinden sarsan suikastlar… Hepsi aynı elin ürünüydü. Aynı Danıştay, Dörtyol gibi...

 

Genç bir sendikacı iken cuntanın gerçek yüzüyle tanışan Müslüm Üzülmez, dönemin gençlik liderlerinden eski SHP lideri Hüseyin Ergün,  Edirne eski Ülkü Ocağı Başkanı Sıddık Demir, olaylara objektif bakışları ile tanınan Yazar Celal Sancar, İnsan Hakları Savunucusu Mehmet Alkış, Prof. Dr. Tahir Hatipoğlu ve 12 Eylül döneminde sıkıyönetim savcılığı yapan Faik Tarımcıoğlu, hazırladığımız ortak sorulara cevap verdiler…

 

Katliamlar, işkenceler ve hukuksuzlukların içinden ‘mağdur’ ve ‘tanık’ olarak çıkan biri olarak, bugünün gençliğine de çok önemli mesajlar verdiler. Darbenin ağır tahribatını Hak-İş/Hizmet-İş Sendikası Genel Başkanı Mahmut Arslan anlatırken, ÖZGÜRDER Genel Başkanı Rıdvan Kaya 12 Eylül’de yaşanan hak ihlallerine mercek tuttu.

 

 

I. BÖLÜM: 12 Eylül’e soldan bakış

 

Eski Gençlik liderlerinden SHP eski Genel Başkanı Hüseyin Ergün

 

12 Eylül neyi amaçladı?

 

12 Eylül 1980 darbesi bir soğuk savaş operasyonu idi. Amacı, gelişen işçi hareketinin, sol siyasi hareketin ve Kürt hareketinin demokratik gelişmesinin önünü kesmek ve özgürlükçü bir ortamın oluşmasını önlemekti. Hazırlığı, derin devlet tarafından, 12 Mart 1971 darbesi öncesi başlatılmıştı. Bunun için üçlü bir yol izlendi:

 

Bir: 1965 seçimlerinde TİP etrafında kitleselleşen solu ideolojik kavgayla parçalamak ve dağıtmak; TİP doğrultusunda gelişen ve üniversitelerde ağırlığı ele geçirmiş olan sosyalist gençlik hareketini silaha bulaştırmak ve darbecilerle buluşturmak. FKF’nin DevGenç’e dönüşmesi bunun ilk adımı oldu. 

 

İki: Ayrıca, gençlik içinde çatışma yaratmak ve bu çatışmayı ülkeyi istikrarsızlaştırma yönünde yönetmek için, komando kamplarında ülkücü gençler eğitildi ve bir silahlı sağ gençlik hareketi oluşturuldu. MHP etrafında ve desteğindeki bu kadrolar,  Ülkü Ocakları’nda örgütlendi.

 

Üç: Dernek, parti ve dergiler etrafında gelişmekte olan demokratik Kürt hareketini, silahlı harekete zorlayarak etkisizleştirmek.

 

Demokratik solun likidasyonu, 1967-68’de başlatıldı. Bunun hemen arkasından demokratik Kürt hareketi boğuldu ve silaha yönlendirildi. Sonuçta 12 Eylül 1980’e kadar, yaratılan silahlı çatışma ortamında sağcı-solcu 5.000’i aşkın gencimizi kaybettik. 

 

Peki 12 Eylül 1980 darbesi amacına ulaştı mı?

 

Bir ölçüde evet… 1968-1980 arası oluşturulan çatışma ortamı ile darbeye bahane yaratıldı.  Darbe ile rejimin öz partileri bile kapatıldı. Yetişmiş politik kadrolar siyaset dışına itildi. Sol, Kürt hareketi ve örgütlenen ülkücü hareket ağır baskı altına alındı. 50 idam ve insanlık tarihinin en ağır işkenceleri bu dönemde ve bu topraklarda yaşandı.

 

Sendikalar ve demokratik kitle örgütleri ağır baskılar altına alındı. DİSK’in 1467 yöneticisi, 78’i idam istemiyle olmak üzere, tutuklanıp yargılandı. Sendikal haklar kısıtlandı.

 

Bu ağır baskı ortamında, meşhur 1982 Anayasası hazırlandı ve yürürlüğe kondu. Bu anayasa ile ağır devletçi, militer ve sivil bürokratik, yargısal bir vesayet rejimi kurgulandı ve uygulandı.       

 

Tarihin cilvesine bakın ki, 10 yıl sonra, soğuk savaş bitti. 12 Eylül türü darbelerin dönemi kapandı. Bu tür rejimlerin ayağının altındaki toprak kaydı. Ama 12 Eylül rejiminin tasfiyesi bir günde tamamlanmıyor. 20 yıldır bununla uğraşıyoruz. Daha da sonuna gelemedik.

   

Karanlığın sembolü 12 Eylül’ün Ergenekon ile olan ilişkisi hakkında neler söylemek istersiniz?

 

Ergenekon Gizli Örgütü, ülkeyi demir pençe altında yönetmek için kurulmuş ve ağ tipi örgütlenmiş bir yapıdır. Nerede başlayıp nerede bittiği belli değildir. Bu ağ, Silahlı Kuvvetler içindeki askeri yuvalanmalar ile; sivil bürokratik yönetim, yargı erki, üniversiteler, medya ve büyük iş çevreleri içindeki “sivil yuvalanmaları” içermektedir. Ayrıca, halen görevde olmayan asker ve sivil bürokratlar ile bazı mafyalar ve silahlı gruplar da Ergenekon’un resmi olmayan uzantılarıdır. Sonuç olarak, 12 Eylül darbesi, Ergenekon tarafından örgütlenmiş ve uygulanmıştır. Ergenekon’un has bir ürünüdür. 

 

Türkiye`yi 1980 darbesine götüren süreçte sahnelenen Maraş, Çorum, Malatya, Sivas olayları ve ülkeyi derinden sarsan suikastları nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Bütün bunlar, ülkeyi askeri-sivil vesayet altında yönetmek ve gerekirse darbe yapmak için, Ergenekon tarafından örgütlenmiş kıyam (ayaklanma) ve kıyımlardır.

 

1990 sonrası sahnelenen Gazi ve Sivas olayları da aynı mantığın ürünü mü?

 

Olayları yakından izleyenler, bu iki olayda da, derin devlet parmağını ve/veya tutumunu görmektedirler. Gazi Mahallesi olaylarının, örgüt uzantısı görevlilerin kahve taramasıyla başladığı ve sözde görevlilerin her müdahalesi ile kayıpların 28 ölüye dayandığı sabittir.  Sivas olayında ise; emniyet, valinin emrini dinlememiş, olaylar Genel Kurmay’a kadar yansıdığı halde, Valinin emrine asker verilmemiştir. Olayı yaşayanlar, “bir manga asker”in bile saldırıyı önleyebileceği kanaatinde olduklarını belirtmişlerdir.     

 

Darbenin yapılmasının hemen ardından ABD Başkanı Jimmy Carter’a, CIA Ankara Bürosu Şefi Paul Henze’a telefon açıyor ve “Bizim çocuklar başardı” diyor. Bu ne anlama geliyor?

 

Paul Henze böyle dediyse -ki bence demiştir- ABD’nin de bu işin arkasında olduğu anlaşılır. Soğuk Savaş şartlarında, Sovyetler Birliği’nin sınırdaşı olan Türkiye’de, demokratikleşme ve solun kitleselleşmesi, Amerikanın ve NATO’nun tolerans gösterebileceği bir durum değildi. “Çocuklara el verdiler onlar da başardılar”.

 

Ülkenin 12 Eylül`e hazırlanmasında medyanın rolü nedir?

 

Ana akım medya, ortamın hazırlanmasında başat bir rol oynamıştır. Ortamı gerginleştirmek, ülkenin tehlike altında olduğu izlenimini beslemek ve de asıl çatışan gençleri kahramanlaştırarak çatışmayı özendirmek, bu bağlamda aklıma gelen hususlardır.

 

IMF’nin dayattığı ‘24 Ocak Kararları’nın 12 Eylül Darbesiyle birlikte yürürlüğe girmesi tesadüf müdür?

 

24 Ocak Kararları, adı üstünde 24 Ocak’ta alınmıştır. 12 Eylül Darbesi bundan sekiz buçuk ay sonra yapılmıştır. Eylül’e gelindiğinde, 24 Ocak Kararları etkisini göstermiş, ekonomi toparlanmaya başlamıştı. Ancak darbe olmasaydı o günkü koşullarda, bu kararlar sürdürülemezdi denebilir. Ben böyle düşünenlerden değilim. Bu kararların uygulanması için darbe şarttı diyenlere hak veremiyorum. Nitekim, 2001 bunalımı daha ağır olmasına rağmen, hem de üçlü bir koalisyon altında projelendirildi ve uygulandı.

 

12 Eylül’ün çalışma hayatına en önemli yansıması ne olmuştur?

 

12 Eylül Cuntası, çalışma hayatında, TÜSİAD’ın politikalarını uygulamıştır, Türk-İş’i daha da uysallaştırarak tamamen devlet güdümlü hale getirmiştir. Hatta Türk-İş Genel Başkanı’nı Çalışma Bakanı yapmış; çalışma hayatındaki kısıtlamaları onun eliyle uygulamıştır. Buna karşılık,  yöneticilerini tutuklayarak,  uzun yıllar yargılanma baskısı altında tutarak DİSK’i darmadağın etmiştir. Bu da gelişmekte olan sivil ve demokrat sendikacılığın belini kırmış, Türkiye’nin çalışma hayatına çok büyük zarar vermiştir.

 

Tabii, bunun yanı sıra, Anayasayla ve yasa değişiklileri ile çalışanlar zararına yapılmış olan düzenlemeler de cabası. Kendi insanına düşmanlık düzeyinde yürütülmüş bu politikalar sonucu oluşan hak kayıpları ve demokrasi zaafının toparlanması hâlâ mümkün olamamıştır. 

 

12 Eylül sendromu bugün aşılabildi mi?

 

Tabii ki aşılamadı. Çünkü bu bir zihniyet meselesidir. Sivil yönetimin üstünlüğüne inanmak ve bunu hayata geçirmek meselesidir. Bugün, 12 Eylül’e karşı mangalda kül bırakmayanların çoğu, sivil yönetimin üstünlüğünden nefret ederler. Sıradan seçmen, 12 Eylül darbesini bir kaçınılmazlık olarak görmeye devam etmektedir.  

 

Darbenin hukuksal ve sosyal kalıntılarının temizlendiğini söylemek mümkün mü?

 

Tabii ki, darbenin hukuksal ve sosyal düzenlemeleri temizlenebilmiş değildir. 12 Eylül Anayasası ve bu bağlamda çıkarılmış yasalar ve kurumlaşmalar önümüzde kapı gibi durmaktadır. Bunun yapılabilmesi, demokrat, güçlü ve yürekli bir iktidar gereklidir. 

 

Darbecilerin siyasi duruşu, ideolojisi nedir?

 

Darbecilerin siyasi ideolojisi, bir cümleyle, anti-demokrasidir. Sivil Yönetimin Üstünlüğüne düşman olmaktır. Devleti milletin üstünde tutmaktır. Siyaseten ve ekonomik bakımdan devletçi olmaktır. Millet içindeki, düşünsel, inançsal ve etnik farklılıkları tehlike olarak görmektir… Milleti ve diğer milletleri Türkiye’ye düşman kabul etmektir… Daha ne diyeyim?

 

Darbe öncesi Kürt derneklerinin şiddetle ilgisinin olmadığını görüyoruz. Ancak 12 Eylül sonrası PKK ile bu sürecin değişmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Yukarıda da söylediğim gibi, 1970’in ortalarına kadar, yerüstünde veya yeraltında, dergiler etrafında, dernekler veya siyasi partiler şeklinde ya da gruplar ve oluşumlar halinde çalışan sivil-demokratik Kürt hareketleri vardı. Bu hareketlerin, 1970’lerin ortalarına doğru,  kurulan Kürt silahlı hareketi tarafından tasfiye edilmesi bir basiretsizlik ve sonuç itibariyle bir talihsizlik olmuştur.

 

12 Eylül darbesinde aktif siyasette bulunan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in tutumunu nasıl okumak gerekiyor?

 

Tek kelimeyle reelpolitik; güce boyun eğme. Zaten 7 kere gelip 6 kere gitmek böyle mümkün olabilmiştir.

 

“1 Mayıs 1977 sorgulanıp, aydınlatılsaydı 12 Eylül olmazdı” tezine katılıyor musunuz?

 

Şimdi daha iyi anlıyoruz ki, 1 Mayıs 1977 katliamı sorgulanıp aydınlatılamazdı. Türkiye’deki güç dengeleri ve demokrasi bilinci buna müsait değildi. Soğuk Savaş atmosferi egemendi.

 

Başbakan Demirel’di. O günün akşamı,  Bakanlar Kurulu Toplantısı’na girerken, yavuz hırsız gibi, mağdurları suçluyordu: “Kemal Türkler mitingi bir türlü sonuçlandıramadı, uzattı. Kemal Türkler’in, bu caninin, meydana getirdiği bu olaylar, 15-16 Haziran 1976 olaylarının devamıdır. Maoist grup tarafından yaratılmıştır. DİSK Mitinginde CHP’nin Belediye Başkanı Ahmet İsvan da vardı. TİP’ten de elemanlar vardı. İşte komünizmi tehlike olarak görmezlerse, olaylar buraya kadar varır.”

 

Şüphesiz, Demirel olan biteni biliyor; ama demokratik hakları kısma politikası uyarınca, saldırıya uğrayanları, öldürülenleri suçluyordu. Nitekim bu konuda açılan davanın sanıkları da DİSK’lilerdi. 

 

Bugün 12 Eylül mağdurlarının Ergenekon ile imtihanını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

İyi bir sınav verildiğini söylemek zor. Birçoğu “devlet tapıncı” dolayısıyla Ergenekoncu olmuş gözüküyor. Öyle olmayıp sağlam bir temizlikten yana olanlar da var.

 

Katliamlar, işkenceler ve hukuksuzlukların içinden ‘mağdur’ olarak çıkan biri olarak bugünün gençliğine vereceğiniz en önemli mesaj nedir?

 

Bertrand Russel’ın olduğunu sanıyorum bir söz var: Her sorunun kestirme bir çözümü vardır. Ama o çözüm de kesinlikle yanlıştır. 1968’den itibaren gençlik hareketi, kestirme yola yönlendirilmiş ve çoğunluğu o yola akmıştır. O zaman bunun bir tuzak olabileceği düşünülseydi, provokasyonlara gelinmeseydi; kısaca, Fikir Kulüpleri Federasyonu DevGenç’e dönüşmeseydi, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri, hele 12 Eylül 1980 darbesi o kadar kolay bahane bulamazdı.

 

ASLAN DEĞİRMENCİ – ÖZGÜN DURUŞ

34 Yorum

Diğer Haberler

Lozan'ın Gerçek Kahramanı Kimdi?

Meğer Asıl "Camiler Kışlamız" Diyen İnönü'ymüş!

Fedakâr Milli Burjuva : Mehmet Nuri Demirağ

Tanıkları, mağdurlarıyla bir zihniyet kodlaması: 12 Eylül

Cumhuriyet Halk Partisi

İngiliz Raporlarıda Resmi Tarihi Yalanlıyor

İsrail'in Katliamları ve "Nakba"

Gadre Uğramışların Tarihi / Bahadır Kurbanoğlu

Askerin Siyaseti İkinci Tanzim Projesi : 12 MART

Bir Devrin Hikayesi : Milli Görüş

Senusilik, Libya ve İnkilap Tarihi / Dr.Mehmet Doğan

Coğrafi Keşiflerin Amacı Neydi?

Bir TC Sembolü Menemen'in Yalan Tarihi

Balfour 93 Yaşında / Dr.Yusuf Rezka

Bir Rüyanın Ardından Gerçekleşen Sessiz Devrimcilik (1)

"Dersim'i vurun" emri M.Kemal'den / M.Armağan

Filistin Tarihinde Kaynak Sorunu

Vaad edilmiş topraklar : FİLİSTİN

İsrail'in Katliamlarla Dolu Tarihi

Bilinmeyen Yönleriyle 27 Mayıs Darbesi

27 Mayıs : Halkı Darbelerle Terbiye Etmenin Başlangıcı

Kemalist/ laik dikta rejimindeki demokrasi oyununun 60.yılında

İnönü'yü Hitler'e ilk benzeten kimdi? / Mustafa Armağan

Haşimoğullarının İslam tarihindeki yeri ve önemi

Harf Devriminin Okur-Yazar Oranına Etkisi Oldu mu?

27 Mayıs Gölgesi : Siyasetsiz Siyaset

"Mamak'ta zorla andımızı okuttular"

Birinci Meclis'in başına neler geldi?

3 Mart Sebebiyle Halifelik Meselesi Yeniden.. / Yrd.Doç.Dr.Ali Duman

Hz.Peygamber 900 Yahudi'nin öldürülmesi emrini vermiş miydi?

Cemal Paşa ve Suriye Olayları

İçimize Sinen İttihatçı Gelenek / Yrd.Doç.Dr.Caner Arabacı

Türkiye'nin 150 yıllık derin iktidarı

Hizipleşmenin Ümmete Maliyeti

Menemen'de resmi tarihin itirafı!

Cemal Paşa'nın Hayatı ve İcraatları

İngiltere, dostu "Şah"ı neden istememişti?

Maraş olaylarının perde arkası!

Türk Hava Kuvvetlerinin Staj Alanı : Kürt İsyanları

"Atatürk tek partiye inanmıştı" Taha Akyol
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz