Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Yürütmeyi daha iyi kontrol etmek, işte modernlerin özgürlüğü!
Evvela Locke ( 1632-1704 ), sonra da Montesquieu ( 1689-1755 ) tarafından geliştirilen kuvvetler ayrılığı teorisinin, gelişmiş modern demokrasilerde soluklanmaya başladığını görüyoruz. Yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin ayrılığı veya dengesi de diyebilecegimiz bu model, bundan böyle modern demokrasilerin işleyişine zor ayak uydurmaktadır. fransız Sosyalist Partisine yakın, Pierre Rosanvallon, Le Monde ( 18-6-2011 ) gazetesinde modern demokrasilerin bu uyumsuzluğu aşması gerektiğini tartışıyor...
04/07/2011 / 17:44

Kuvvetler ayrılığı, eskimiş bir fikir ?

Yürütmeyi daha iyi kontrol etmek, işte modernlerin özgürlügü !

Kuvvetler ayrılığı: daha meşhur mevhum yoktur. Fakat aynı zamanda da muallak. 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi, 16. maddesinde, kuvvetler ayrılığı güvence altında olmayan bir toplumun ''Anayasası olduğu söylenemez'' diyor.

İki yüzyıl sonra, tüm eski sovyet blok'u ülkelerinin Anayasaları kelimesi kelimesine aynı tanımlamayı almaktadır. Fakat somut olarak, kimsenin bu yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin gerçekten otonom bir biçimde işleyebilmesini göz önüne bile getirmediğini gözlemliyoruz. Aslında kuvvetler ayrılığı terimi ile daha çok bir kuvvetler dengesi ve terazisi fikri göz önünde bulundurulmuştur.

Locke ( 1632-1704 )                    Montesquieu ( 1689-1755 )


İlginç paradoks: XIX. yüzyılda, en az demokratik olan rejimler ''kuvvetler ayrılığı'' mevhumunu öne çıkarmışlar, ve yürütme kuvvetinin bağımsızlığını kutsallaştırarak her türlü parlamenter kontrolden muaf tutmaya çalışmışlardır. Bu durum Fransa'da II. Imparatorluk döneminde gözlemlenir.

Fakat şimdilik günümüzle ilgilenelim.

İki soru var: bir ayrılığa mı yoksa dengeye mi ihtiyacımız var ?

Cevap evet ise, hangi şartlarda ?

Evvela eski üçlü kuvvetler paylaşımının bir anlamının kalmadığının altını çizelim. Tüm modern toplumlarda, bundan böyle sadece yürütme kuvvetinin yegane iktidar olduğunu söylemek zorundayız. Temel girişim ve kararlar sadece bir kuvvete ait; Yasama kuvveti, çeşitli variyantlarla, sadece, yürütmeyi kontrol, zorlama ve sansür kapasitesine sahiptir. Yargı kuvvetine gelince, çoktandır iktidar olarak bir varlığı yok.
Kuvvetler ayrılığı mevhumunun, yargı sisiteminin siyasi irade sürecine, yasama ve yürütme işlevlerine katkısı oranında önemi vardı; bu önem idari bir Devletin gelişmesiyle son buldu. Yargı kuvvetinin işlevi bundan böyle davalarla ilgili hale geldiginden, yargı yetkisi ( makamı ) demek daha doğru oldu. Bu yüzden, üçlü kuvvetler ayrılığının bir anlamı kalmadı.

Bununla beraber, yürütme kuvvetinin mütemadiyen hiçbir karşı güç tanımadan, sanki tek meşru iktidarmış gibi davranmasına karşı durmanın da gerekliliğini de vurgulamalıyız.

Bu ikili iddiaya karşı, yeni bir iktidarlar mimarisinin terimlerinin belirtilmesi gerekmektedir. Fakat ayrılık veya dengeden çok, işlev ve demokratik biçimler karmaşası, çoğalma ve ayrımlaşması kapsamlarında düşünmeliyiz.

Evvela genel iradenin ifade imkan ve biçimlerini çoğaltmalıyız. Siyasi iktidar meşruluğunu seçimlerden alıyor. Fakat seçim kurumunun iki ayrı boyutu var: kendini doğrulama prensibi ve ciddiye almama tekniği. Sorun, her iki boyutun ayni niteliği taşımaması. Teknik olarak, çoğunluğun aldığı karar kendini kabul ettirse de, daha geniş bir sosyal anlaşmaya dayanan meşruluğa da açık olmalıdır.

Netice itibariyle, çoğunluğun kararından farklı düşünen demokratik kurumların gerekliliği giderek güç kazanmaktadır. Bu kurumlar arasında tarafsızlık prensibiyle uyum halinde olan bağımsız sivil toplum örgütlerini, adalet'i , ve düşünen ve halk iradesi prensibini ifade eden anayasa mahkemelerini sayabiliriz.

Hem rekabet halindeki, hem de birbirlerini tamamlayan bu yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerini eşit bir biçimde birbirleriyle harmanlayan sistemlerin giderek daha çok demokratik oldukları kabul edilmelidir.

İkinci bir safhada ise, eylem ve kontrol işlevlerinin, yani hükümet ve muhalefetin birbirlerinden ayrılması gerekmektedir. Modern dünyanın güçlü ve tepkili iktidarlara ihtiyacı vardır. Fakat bunlar devamlı kontrol edilmelidirler, proje ve kararları tartışmaya açık olmalı, eylemleri değerlendirilip, eleştirilmelidir. Burada, sadece iktidarları ayırmak değil, pozisyonları belirlemek de söz konusudur.

Esas olan, muhalefete, uyarma ve reddetme rolünü tamamıyla oynayabilme imkanlarını vermektir. Amerikan demokrasi anlayışına uygun olarak, muhalefetin, yürütme kuvvetini itham edebilen bir savcı rolü oynayabilmesini söyleyebiliriz. Değişik bir biçimde olmasına rağmen, parlamentonun da buna benzer gözetici bir rolü vardir; sivil toplum örgütleri veya basın da bu rolü oynamalıdır.

Genel iradenin ifade biçimlerini çoğaltmak, ve hükümet ve muhalefet işlevlerinin birbirlerinden ayrı olmasına ihtimam göstermek. Bu değişik güçlerin yeniden yapılanmasına paralel olarak yurttaşların ifade imkanlarının geliştirilmesine ve temsili sistemin daha da genişletilmesine de dikkat edilmelidir. Merkezi olsa dahi, seçim'le elde edilen temsil sistemi ile yetinilemez. Kamu oyunun değişen fikirlerinin sosyal hislerin, uzun vadeli bir sese sahip olmaları sağlanmalıdır. Hedef, giderek genelleşen bir temsil sistemi olmalıdır.

Ayni zamanda , rejimlerin karar alma mekanizmaları da tekrar gözden geçirilmelidir. Eğer alınan karar, bir egemenliğin belirtisi ise, bunun giderek daha geniş bir kamusal tartışma süreci içerisinde yer alması gerekmektedir. Bugün, artık söz konusu olan, kuvvetlerin ayrılığı değil, demokrasinin gerçekleşebilmesi için giderek karmaşıklaşmasıdır.

Karmaşıklaşma, zayıflamak veya güçsüzlüğe mahkum olmak değildir, fakat daimi açıklama, hesap verme, değerlendirme ve kontrole zorlamaktır.

Karmaşıklaşma  aynı zamanda basit ve kısa vade demokrasisi fikrini de rafa kaldırmaktır. İktidarın ve toplumun menfaatları bu şekilde birleşiyorlar: bir iktidar, daha güçlü olabilmek için, giderek daha demokratik olmalıdır.

Bu beklenti bilhassa, tarih boyunca, liberal olmayan demokrasi ile liberal anti-demokrasi arasında gidip gelen Fransa gibi bir ülke için geçerlidir.


Pierre Rosanvallon
Collège de France'da öğretim üyesidir.
aynı zamanda ''République des Idées'' aydın atölyesinin başkanıdır.

 


18-6-2011 tarihli Le Monde dan çeviren Arsen Ceyhan/İkinciGrup

16 Yorum

Diğer Haberler

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

İslami Kimlik ve Şahitlik Görevi / Erhan Koç

Ümit Aktaş:'İslamcılıkta Yeni Paradigmaya doğru'

İslam Hukukunda Egemenliğin Sahibi ve Kaynağı Sorunu / Erhan Koç

Mevdûdi'nin 3.yol önerisi ne?

İslam Devlet Felsefesi / Mehmet Niyazi

Batı Hukuk Düşüncesinde Egemenlik Teorisi (2) / Erhan Koç

İktidarın Teolojisi Üzerine Deneme: "Onlara Eğer Yeryüzünde İktidar Verirsek" / Mustafa Yılmaz

Demokrasinin Krizi-Demokrasiye Eleştirel Bir Bakış / Hamdi Tayfur

Gelecek Tasavvuruna Dair Fıkıh Üretme Tembelliği / Dr.Serdar Demirel

Batı Hukuk Düşüncesinde Egemenlik Teorisi (1)

Dini Demokrasi / Ayetullah Hamenei

’Kemalist-laik-türkçü ideoloji’nin bütünüyle çöktüğü anlaşılmalı..

Egemenlik teorisi ve Problemler / Erhan Koç

Yürütmeyi daha iyi kontrol etmek, işte modernlerin özgürlüğü!

"Hakimiyet Allah'ındır" Kavramının Anlamı ve Mahiyeti / Erhan Koç

İhvan: Devlet yönetiminde İslami referansları reddetmek ahlaksızlık

Velayet-i Fakihi Nasıl Anlamalı? / Muhammed Can

İslam'da Siyaset Anlayışı / Ebu'l Ala El-Mevdudi

İslam'da Yönetim / Haluk Özdoğan

Raşid Hilafet, Raşid Toplum / Muhammed Muhtar eş-Şankiti
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz