Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Egemenlik teorisi ve Problemler / Erhan Koç
Egemenliğin gerçek bir tanımına ulaşılabilmesi için önce bu kavramla ilgili tartışmaların tarihi süreç içindeki seyrini incelemek, daha sonra da egemenlik ile neyin kastedildiğini; bir varsayımın ideolojik telakkilere mesned mi kılındığını, yoksa hiçbir hukuk sisteminin bigâne kalamayacağı bir hukuki olguyu mu gösterdiğini ortaya koymak gerekecektir.
10/07/2011 / 16:06

 

Daha önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi,İslam Siyasî sisteminin başlangıç noktası,İslam Devleti'nin temel kaidesi ve dayanağı/referansı Allah'ın hakimiyeti'dir.Bu temel kaideye göre tüm insanlar fert fert olduğu gibi topluca da insanlara hâkim olmada,kanun yapmada,insanlara emir vermekte tüm yetki ve güçleriyle gerçek hükmedici (el-Hakem) ve kanun koyucu olan Allah'a itaat etmek zorundadırlar.

Uzun yıllardır İslam ümmeti arasında, Yönetimde Egemenlik hakkı kime aittir tartışması devam ediyor.Geçen yazdığımız giriş yazımızda yeryüzünde hakimiyetin Allah’a ait olduğunu işlemiştik.Lakin, İslami Devleti yönetecek ümmetin de bu hakka (temsili) sahip olduğunu da belirtmiştik ve ayetlere dayanarak Hakimiyet kavramının yerini Allah'ın halifeliğinin aldığını görmüştük.

İslam düşüncesinde
de “Allah’ın hakkından sözetmek,”toplum hakkı” anlamındadır.Ayrıca “Mal Allah’ındır” demek de “Mal ümmetin ve toplumundur” anlamına gelir.Buna bağlı olarak “Allah’ın hükmü ve otoriterliği” hakkında konuşmak da siyasi alanda, insanın, yeryüzünün imarı, ayrıca bunun için gerekli olan ve Allah’ın halifesi oalrak yöneteceği bir “devlet” kurması konusunda “ümmetin hükmü ve otoriterliği” manasını taşır.O halde bu noktada hükmün Allah’a ait olmasıyla, siyasi otoritenin ve İslam toplumundaki hükmün müslüman cemaatlere ait bulunması arasında zıtlık sözkonusu değildir.

Tartışmaların merkezinde yer alan asıl konu, hâkimiyetin kaynağı meselesidir. Bu konunun önemine binaen, Egemenlik konusu gibi çetrefilli bir kavram kargaşasının daha iyi anlaşılabilmesi için  şu soruları cevaplandırmamız gerekecek…

-          Egemenlik Olgusu

-          Egemenlik Kavramının tanımlanması

-          Hakimiyetin (Egemenliğin) Kaynağı

-          Allah’ın Hakimiyetinin izdüşümü

-          İnsanın egemenliğinin anlamı

-          İnsanın egemenliğinin alanı ve sınırları

-          Yeryüzünün halifesi : İnsan

-          Halifenin yetkileri ve sınırları

-          Ontolojik Egemenlik

-          Ontolojik egemenliğin işleyişi

-          Siyasette Hakimiyet kime aittir?

-          Siyasette hakimiyet Allah’a mı halka mı aittir?

-          Kurucu ve Kurulu İktidar

-          Egemenlik teorileri

-          Batı Hukuk düşüncesinde Egemenlik teorileri

-          Batı Hukuk düşüncesinde Egemenlik teorileri ve tarihsel süreç

-          İslam Hukukunda Egemenlik tanımı

-          İslam Hukukunda Egemenlik Teorileri

-          Egemenliğin kaynağı ile ilgili teokratik yaklaşımlar

-          Egemenliğin kaynağı ile ilgili demokratik yaklaşımlar

-          İslam Hukukunda Egemenliğin Allah’â ait olduğunu süren görüşler

-          İslam Hukukunda Egemenliğin Şeriat’a ait olduğunu süren görüşler

-          İslam Hukukunda Egemenliğin Ümmete ait olduğunu süren görüşler

-          İslam Hukukunda Millet Egemenliğinin Özellikleri

 

 

Egemenlik Kavramının tanımlanması

Egemenlik kelimesinin ifade ettiği kavramın mahiyetinin anlaşılmasında ve tanımlanmasında, inceleme konusu yapıldığı ilk zamanlardan bu tarafa ortak bir fikre ulaşıldığını söylemek mümkün görünmemektedir.Terimin, kamu hukukunun muhtelif alanları ile siyaset biliminde muhtelif anlamlarda kullanılması bir yana, aynı bilimsel disiplin içinde bile gösterdiği kavramsal çerçevenin sınırları ve içeriği hususunda görüş birliği mevcut değildir.Nitekim egemenlik meselesi ile ilgilenen yazarların hemen tümü bu gerçeği itiraf etmek durumunda kalmışlardır.Bu itibarla burada egemenlik kavramının yazarlarca ortaya konulan, birbirinden az ya da çok farklı bir kısım tanımlarını sıralamak yerine, müşterek eğilimleri dikkate alarak gruplandırmayı kavramın anlaşılması bakımından daha uygun buluyoruz.

Tüm tanımlarda egemenliğin, devletin dışında ve ondan müstakil bir tarzda değil; bütünüyle onun kişiliği ile bir biçimde bağlantılı olarak ele alındığı görülmektedir.Buna göre egemenliğin mahiyetini kavramaya yönelik fikirleri üç grup altında toplamak  mümkündür.Bu eğilimlerden biri egemenliği devlet iktidarı ya da kudretinin bir vasfı olarak görürken, bir diğeri egemenlik ve devlet kudretini bir ve aynı kabul etmektedir.Nihayet üçüncü bir görüş de, egemenliğin devletteki en yüksek organ anlamına geldiğini ileri sürmektedir.

 

Egemenliği, devlet kudretinin bir vasfı olarak kabul eden yaklaşıma göre, egemenlik tamamen olumsuz bir kavramsal içeriğe sahiptir.Egemen olan devlet kudreti ülkesi içinde mutlak bir üstünlüğe sahip olup, kendisinden üstün ya da eşit düzeyde başka herhangi bir iktidar mevcut değildir.Devletin hakim olduğu çevre içindeki bütün iktidarlar devlet kudretine/otoritesine bağlıdır.Devlet, ülkesi dışında da egemenlik karakteri gereği diğer devletlere karşı mutlak bir bağımsızlık sahibidir.Şu halde devlet kudretinin egemenlik niteliği, onun herhangi bir otoriteye tabi olmadığını; ülke içinde en üstün, ülke dışında bağımsız olduğunu ifade etmektedir.Nitekim ileride de değinileceği üzere, egemenlik kavramının tarihi evrim süreci içinde bu görüş, yani egemenlikten maksadın devlet kudretinin bir karakteri olduğunu ileri süren yaklaşım, ideolojik olarak, Fransız Kralının içeride bir kısım imtiyazlarla hükümranlık haklarını kısıtlayan feodal beylere, dışarıda da papa ve Roma imparatoruna karşı kullanılmıştır.Bu anlayış, egemenliğin ilk ve asıl anlamını oluşturmaktadır.

Egemenlik kavramının tanımlanmasında takip edilen bir başka yaklaşıma göre ise, egemenlik, devlet iktidarı (kudreti) anlamına gelmekte; devlet kudretinin kendisini,içeriğini, kapsamını; kısaca devletin içte ve dışta kullandığı yetkilerin tamamını göstermektedir.Nitekim egemenlik kelimesine bu anlamı ilk defa Bodin (1530-1596) yüklemiş, egemenliği devletin/kralın kudretiyle bir ve aynı kabul etmiştir.Böylece üstün emretme kudreti anlamıyla egemenlik olumlu bir kavramsal içeriğe kavuşmuştur.

Tarihi süreç içerisinde egemenli kelimesinin kullanılageldiği farklı anlamlar şunlardır;

a-      Hukuki Hükümran : Ülkenin tabi olduğu hukuka göre yasama ya da hükümetin idaresi görevini üstlenen kişi ya da kişiler.

b-      Siyasî ya da anayasal hükümran : Herhangi bir anda gerçek otoritenin nihai olarak kendilerinde kaldığı kişiler topluluğu.

Bazen siyasi hükümranlık “kolektif egemenlik” olarak da belirtilir.Egemenlik tanımları arasından şöyle bir alıntı yapılabilir:

“Antlaşma yaparak ya da feshederek savaş ve barış problemlerinde kanunlar, ölüm cezası, sürgün, para cezası hususlarında, görev sürelerinin sonunda kişilerin hesaplarının ve idarelerinin kontrol edilmesi konularında karar vermek”

Kısaca egemenlik, kanun yapımında, yönetme, yürütme ve yargı alanında mutlak güce sahip olmaktır. Mesela, İngiliz Parlamentosunun egemenliği bunun bir örneği olarak gösterilebilir. Ancak hukukçular ve siyaset bilimi uzmanları insanlar ya da kurumlarla ilgili olarak bu gücün tam anlamıyla nerede bulunduğu, bu mutlak güce gerçekte kimin sahip olduğunu bulmakta ayrılığa düşmüşlerdir.Toplumda egemenliğin tüm niteliklerini üstünde toplamış bir şahsı henüz bulamamışlardır.Aristo’ya göre, vatandaşların toplam olarak tanımladığı devlette en üst güç bir, birkaç ya da bir çok kişiye teslim edilebilir.Onun görüşünde devletin asıl ayırt edici yönü kendi kendine yeterliliktir, egemenlik değil. Orta çağlarda Roma kanunlarının etkisiyle mutlak egemenlik teorisi hukukçuların yazıların da da gelişti ve imparator hükümran olarak görüldü. Ancak imparatorluğun gücü zayıfladığında yeni bir hükümranlık ölçüsü kabul edildi; dışa karşı bağımsızlık. Mücadele üç güç arasında idi; Kilise, Roma İmparatorluğu (Devlet) ve büyük toprak sahipleri (tüzel kişilikler ile birlikte). Bodin’in devlet kuramı, o yıllarda Fransa’da ki mevcut devlete uygun düşen, bir çeşit hukuki egemenlik teorisi de sayılabilecek despotizm teorisiydi.

Egemenliğin toplumsal sözleşmeden kaynaklandığı şeklindeki gözde teori ise Hobbes, Rousseau ve Locke’nin görüşleridir.Sosyoloji uzmanları arasındaki yaygın eğilim egemenlik hususuna çok az ehemmiyet vermeleri ve egemenliğe yükse organize toplumların önemsiz bir olaymış gibi bakmalarıdır.Bazen egemenlik toplumun organize olmuş şekli ya da genel isteği olarak tanımlanmakta, kralların ya da parlamentoların onun direksiyonu gibi davranıldığı düşünülmektedir.

“Egemenlik toplumda mukimdir” (Woodrow Wilson) Ayrıca Platon ve Aristo kanunun egemenliğinden bahsederler. Platon der ki : “Kanunun yöneticilerinden üstün, yöneticilerin kanundan aşağı olduğu ülkenin kurtulduğunu düşünürüm” Aynı görüş bir çok Alman Hukukçu tarafından da ifade edilmiştir.”Sadece kanunda varlığını bulan,kanun içinde var olan; özel ve halka ilişkileri yalnızca hukuki nizam tarafından düzenlenen devlet fikri”

 

Mevdudi’ye göre; “Siyaset terminolojisinde egemenlik, bir kişi, kişiler ya da bir kurum tarafından insanların kontrol altında tutulması ve insanlara mutlak üstünlük anlamı taşır.Egemen olanların sözleri kanundur; hukuken her şart altında onlara itaat etmek zorunda olan insanlar üzerinde emir ve kanunlarını zorla kabul ettirme hususunda karşı gelinemez haklara sahiptirler.Bu emirleri ihlal etmek ya da karşı çıkmak hususunda hiç kimse yasal bir güce sahip değildir.Tüm haklar egemenlerin arzularına bağlı olarak verilir ya da alınır.Diğer bir ifadeyle, kanun koyucunun verdiği haklardan başka hak yoktur.Kanunlar egemen olanların isteğiyle yapılır veya iptal edilir; tüm vatandaşlar bu kanunlara itaat etmek zorundadırlar; ancak egemenlik hiçbir kanuna bağlı değildir.Bu yüzden o kesin güç ve otoriteye sahiptir; Onun kararlarını sorgulayabilecek hiç kimse yoktur.Hatta onun davranışları iyi ve kötü, doğru ve yanlış olmanın kriteridir.O ne yaparsa ya da emrederse doğrudur, iyidir; ve neyi yasaklarsa yanlıştır, kötüdür.Hukukçuların görüş açısından egemenlik kavramının anlamı ve mahiyeti budur.”

Egemenlik, başlangıçtan itibaren devlet yetkilerini kullanan devletin en yüksek organına da izafe edilmiştir. Aslında Egemenliğin devletin en yüksek organına izafe edilmesi ya da –hatta- onunla aynı kabul edilmesi yukarıda izah edilen diğer iki kullanımdan daha önceki bir döneme aittir.Zira devlet ile onun bütün yetkilerini elinde tutan hükümdarın farklı iki varlık olduğu anlayışı tarihî bakımdan uzun bir süreç içinde gelişmiştir.(1)

Dolayısıyla hükümdara egemenliği izafe edilmesi tabiidir.Daha sonraları demokratik anlayışın toplumların düşüncesinde kaydettiği gelişme neticesinde hükümdar veya kralın egemenliği fikri terk edilip, yerine milletin egemenliği (milli egemenlik) ya da halkın egemenliği (halk egemenliği) ikame olunmuştur.

Görüleceği üzere egemenlik tanımlarının ortak noktalarını veren bu yaklaşımlar kavramın özü ve içeriğini yansıtmaktan daha çok, egemenlik kelimesi devlete ya da onun organlarına izafe edildiğinde neyin kastedildiğini göstermeye yönelik bulunmaktadır.Üç grup altında toplanan bu eğilimler, aynı zamanda egemenlik kelimesinin tarihi karakteri ve kullanımı ile de yakından ilgili görünmektedir.Dolayısıyla egemenlik kavramının özü itibariyle ne olduğunun ortaya konulması, tarihilik karakterinden kurtarılarak, siyasallaşmış insan toplumlarından mevcut bir olgu olarak ele alınmasıyla mümkün olabilir.Egemenliğin insan toplumlarında siyasi etkiler doğuran bir hukuki olgu olarak mevcut olması halinde ancak hukuk sistemlerinin ona bakışlarından, onunla ilgili meşruiyet anlayışı biçimlerinden söz edilebilir.(2)

Öyleyse egemenliğin gerçek bir tanımına ulaşılabilmesi için önce bu kavramla ilgili tartışmaların tarihi süreç içindeki seyrini incelemek, daha sonra da egemenlik ile neyin kastedildiğini; bir varsayımın ideolojik telakkilere mesned mi kılındığını, yoksa hiçbir hukuk sisteminin bigâne kalamayacağı bir hukuki olguyu mu gösterdiğini ortaya koymak gerekecektir.

Devam edecek.

 

Yazarın bir önceki makalesini okumak için tıklayın

 "Hakimiyet Allah'ındır" Kavramının Anlamı ve Mahiyeti

 

Dipnot :

1-      İslam Hukukunda Devlet ile Halife/İmam arasındaki farka her zaman işaret edilmemiş olmakla birlikte, hiçbir zaman devlet en üst yönetici halifenin şahsından ibaret görülmediği gibi, ülke de onun malı sayılmamıştır.

2-      Talip Türcan, Devletin Egemenlik Unsuru ve Egemenlikten Kaynaklanan Yetkileri, Ankara Okulu, syf.79-80

31 Yorum

Diğer Haberler

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

İslami Kimlik ve Şahitlik Görevi / Erhan Koç

Ümit Aktaş:'İslamcılıkta Yeni Paradigmaya doğru'

İslam Hukukunda Egemenliğin Sahibi ve Kaynağı Sorunu / Erhan Koç

Mevdûdi'nin 3.yol önerisi ne?

İslam Devlet Felsefesi / Mehmet Niyazi

Batı Hukuk Düşüncesinde Egemenlik Teorisi (2) / Erhan Koç

İktidarın Teolojisi Üzerine Deneme: "Onlara Eğer Yeryüzünde İktidar Verirsek" / Mustafa Yılmaz

Demokrasinin Krizi-Demokrasiye Eleştirel Bir Bakış / Hamdi Tayfur

Gelecek Tasavvuruna Dair Fıkıh Üretme Tembelliği / Dr.Serdar Demirel

Batı Hukuk Düşüncesinde Egemenlik Teorisi (1)

Dini Demokrasi / Ayetullah Hamenei

’Kemalist-laik-türkçü ideoloji’nin bütünüyle çöktüğü anlaşılmalı..

Egemenlik teorisi ve Problemler / Erhan Koç

Yürütmeyi daha iyi kontrol etmek, işte modernlerin özgürlüğü!

"Hakimiyet Allah'ındır" Kavramının Anlamı ve Mahiyeti / Erhan Koç

İhvan: Devlet yönetiminde İslami referansları reddetmek ahlaksızlık

Velayet-i Fakihi Nasıl Anlamalı? / Muhammed Can

İslam'da Siyaset Anlayışı / Ebu'l Ala El-Mevdudi

İslam'da Yönetim / Haluk Özdoğan

Raşid Hilafet, Raşid Toplum / Muhammed Muhtar eş-Şankiti
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz