Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Dini Demokrasi / Ayetullah Hamenei
Dini demokrasi, batılı demokrasiden temelden farklıdır. İnsanın hakkı ve ilahi görevinden yükselen ve bizim seçmiş olduğumuz dini demokrasi, salt bir mukaveleden ibaret değildir. Tüm insanlar seçme ve alınyazısını belirleme hakkına sahiptir. Gerçek demokrasi, dini inanç ve sorumluluğa dayanan dini demokrasidir.
22/07/2011 / 15:14

İslam nizamındaki İslamcılık, halkçılıktan kopuk bir kavram değildir. İslam nizamındaki halkçılığın İslami kökleri bulunmaktadır. Biz, ‘İslam nizamı'ndan söz ettiğimizde halkın görmezlikten gelinmesi mümkün değildir. Halkın seçme hakkının temelinde işbu İslam yatmaktadır. Bu yüzden bizim demokrasimiz, dini bir demokrasi olup belirli bir felsefi temele dayanmaktadır.

Dini demokrasi, batılı demokrasiden temelden farklıdır. İnsanın hakkı ve ilahi görevinden yükselen ve bizim seçmiş olduğumuz dini demokrasi, salt bir mukaveleden ibaret değildir. Tüm insanlar seçme ve alınyazısını belirleme hakkına sahiptir. Gerçek demokrasi, dini inanç ve sorumluluğa dayanan dini demokrasidir.


Bu şartlar altında sizler İslam ve İslam Cumhuriyeti nizamının siyasi teorisini, yani dini demokrasiyi dünyaya tanıtmak istiyorsunuz. Cumhuriyet, yani demokrasi; İslamiyet, yani din... Bazıları, bizim dini demokrasiyi vurgulamamız karşısında yeni bir kavramı ortaya sürdüğümüzü sanıyorlar. Hayır... İslam Cumhuriyeti, dini bir demokrasi sistemidir. Dini bir demokrasi, şu hakikate dayanmaktadır ki, bir nizam ilahi hidayet ve halk iradesine dayanılarak idare edilmelidir. Dünyadaki diğer siyasal sistemlerin sorunu şudur: Ya onlar ilahi hidayetten yoksundurlar, tıpkı Batı'daki sözde demokrasilerde olduğu gibi zahirde halk iradesi bulunmaktadır, ancak ilahi hidayet söz konusu değildir. Ya, ilahi hidayete sahip olan ya da olduklarını iddia eden ve fakat halk iradesine dayanmayan sistemler... Ya da bunların hiç birinin söz konusu olmadığı düzenler. Ülkelerin ekserisi şu anda böyledir. Ne halk memleket meselelerinde söz sahibidir ve ne de ilahi hidayet söz konusudur.


İslam kültüründe en iyi insanlar, halka yararı olan insanlar olarak tanımlanmıştır. Dini demokrasi, riyakar ve popülist demokrasilerin aksine hiç bir minnete yer verilmeyen, görev aşkı ve pak bir yaşama biçimiyle sürdürülen arı duru bir hizmet sistemidir.


İslam nizamındaki demokrasi, dini demokrasidir. Yani dini demokrasi, İslam düşüncesine dayanır ve yalnızca örfe dayalı bir mukaveleden ibaret değildir. Halkın istek, irade ve reyine başvurmak. Bu başvuru gereksinimi, İslam'ın görüşüdür ve bu yüzden İslami bir sorumluluk gerektirir. Batı'lı demokrasilerdeki örfe dayalı mukavele rahatlıkla çiğnenmektedir. Oysa, İslam Cumhuriyeti nizamındaki dini demokrasi, dini bir yükümlülüktür. Yetkililer, bu özelliklerin korunması için dini sorumluluk altında olup, Allah karşısında cevap vermek zorundadırlar. Bu, İmam'ımızın getirdiği büyük ilkelerden biridir.


Batı'lı demokrasiler, toplumun kaderine egemen olan servet ve sermaye sahiplerinin arzuları ve çıkarları üzerinde yükselmiştir. Yalnızca bu çerçevede halkın reyinin itibar kazandığını görürsünüz. Eğer halk, sermaye sahipleri ile siyasal, ekonomik ve mali güç sahiplerinin çıkarları aleyhinde bir adım atacak olsa, bu sözde demokratik rejimlerin, halkın isteklerine teslim olmaları bağlamında herhangi bir garanti söz konusu değildir.
Kendilerini demokratik sayan eski sosyalist ülkelerde de bu çerçeve egemen parti idi.


Bugün ülkedeki yetkililerin ahlak ve davranış biçimlerini düzeltebileceğimiz en iyi araç ve kriter dini demokrasidir. Bu alandaki en önemli yapıtaşı halkın reyi ve halkın sistemi belirlemesidir; halkın direkt ya da dolaylı olarak toplumu idare eden yöneticileri seçmesidir. Konunun ikinci can alıcı noktası da halkın bu seçimi gerçekleştirmesinden sonra sorumluların halk karşısında hakiki ve ciddi görevler yüklenmesidir.


Demokrasi, yalnızca insanın propaganda ve sansasyonlarla kitleleri kendi lehine sandık başına sürüklemesi ve daha sonra da halkla ilgilenmemesi demek değildir. İlk yarı olan seçimlerden sonra daha da önemli olan ikinci yarı, yani cevap verme aşaması gelip dayanır.
Demokrasinin bir başka özelliği de ifrat ve tefritten kaçınılması ve adaletin halka hizmet için geniş bir düzeyde hakim kılınmasıdır. Yani seçilenler halkla temas halinde olmalı, onların çıkarlarını gözetmeli, kamu güvenini kazanmalı, halk kitlelerini hoşnut etmelidir.


Din ve tevhid bayrağı altındaki İslami bir düzenin demokrasiyi açık ve net bir söylemle dünya halklarının gözleri önüne sermesi, liberal demokrasi dünyasının emperyalist propagandalarına tamamen ters düşmektedir. Onlar, demokrasinin kendi tekellerinde olduğunu demek istiyorlar. Dini ve İslami bir düzenin yüce inanç değerleriyle kendi demokrasisini inşa edebilmesini kabullenemiyorlar. Bizim modelimiz ne doğu ve ne de batı rejimleridir. Biz İslam'ı kendimize örnek aldık ve halkımız İslam'la tanışıklığı nedeniyle İslami bir sistemi seçti.

27 Yorum

Kara Murat 25-07-2011, 16:00:51
Tercüme yanlış
İran 'da İslam İnkılabı lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei Dini demokrasi şeklinde bir kavramı asla ve kata kullanmamaktadır. Rehber 'in kullandığı merdumi salari sözü Türkçe 'ye yanlış bir şekilde dini demokrasi olarak tercüme edilmektedir. Bu konudaki bir tartışmayı http://www.yakindoguhaber.com/haber_detay.php?haber_id=8872
adresinde bulabilirsiniz
atilla morçol 23-07-2011, 16:29:36
İslam/Din/Demokrasi
Hüküm Allah'ındır. Müslüman bir toplumda Allah'ın hükümlerine aykırı tüm toplumun uyması gereken dayatılan bir yasa yönetmelik tüzük olması düşünülemez. Aksi durum despotizm olur. Demokrasiyle yönetilen Müslüman bir toplumda; toplumun hassas olduğu din ve inanç gibi değerlere karşı bu değerlerle çatışan tekzib eden yasa tüzük yönetmelik olamayacağı aşikardır. Zira demokrasi tam da bunun için vardır. Batı demokrasilerinde batılı olmayan yurttaşların dini inançlarıyla bağdaşmayan yasa gereği uygulamaların yargı yoluyla kaldırılarak o inanç sahiplerinin istemesi halinde istisna getirildiğine yönelik çokça uygulamalara şahit olmaktayız. Hele de 2001 Saldırısına kadar Batıda dini özgürlüklere ve toplumsal çeşitliliğe büyük değer verilmekteydi. Bu hoşgörü tolerans ve özgürlükler elbettteki 100 yıl önce bu oranda değildi. 200 Yıl önce ise daha kötüydü. Yarın ise bu günden daha iyi olacağı görülmektedir. İnsanlık aleminin; insan onurunu ve insan haklarını son elli yılda hızla tanımaya ve korumaya başladığı ve bu konuda özellikle Batıda bir hassasiyet oluştuğu da bilinen bir durumdur.



İslam başka bir şeydir demokrasi ise daha başka bir şey! Elbetteki böyledir. İslam bir dindir demokrasi ise yönetim şeklidir. Batıda ortaya çıktığından da batı dünya görüşüne ve hayat tarzına göre şekilleneceği de doğaldır. Yani Batı yaşam felsefesi ve dünya görüşüne göre şeklillenmesinde bir gariblik yoktur. Burada bizim için önemli olan; demokrasi nin halk iradesine verdiği değerdir. Hemen belirtelim ki Rabbimiz bizzat halkın iradesine önem vererek dinde dahi zorlamayı değil halkın özgür iradesiyle Davete icabeti dilemektedir. Yine bizim için önemli olan Yönetimin halk tarafından seçilmesi ve halkın hizmetinde olmasıdır. Seçme seçilme yönetme yönetilme v.d. tüm düzenleme ve ilişkilerin anayasal çerçevede parlemento ve yargı denetiminde yapılmasıdır. Her toplumun dini kültürel tarihi coğrafi özel şartları ve dinamikleri vardır. Ve bu çerçevede demokrasiden yapılacak istifadeler alıntılar bu bağlamda toplumsal dinamiklerle uyum içinde yapılacaktır. Batılı demokrasilerde bile ülkeden ülkeye uygulama farklılıkları söz konusudur. Hatta Amerikada bir eyalette kürtaj serbestken bir başka eyalette yasak olabilmektedir. Yine bu ülkede idam cezası uygulanmakta iken avrupa demokrasilerinde yaşam hakkı denilerek kaldırılmıştır. Elbetteki batıdaki seküler laik uygulamaların müslüman toplumlarda bire bir uygulanması söz konusu olamaz. Bu bizatihi demokratik ilkelere de aykırı olur.



Gelelim teşri (Kanun yapma) meselesine.Yani Hüküm /Yasa koymak/çıkartmak hususuna. Vahiy bir toplumsal yaşamın tüm ayrıntılarını kayıt altına alacak hüküm ve ilkeler vazetmişmidir? Evet Kadir Duran Kardeşimizin yaptığı alıntılardan ve yorumlarından anlaılan budur. Oysa İslamdaki teşri yani yasa yapma konusu bahsedildiği gibi değildir. İslam toplumsal yaşamın tüm ayrıntılarını tanzim tanımlayan hükme bağlayan kural koyan bir yönetim şekli yada bir sosyal proje değil genel hükümler ve ilkeler vazeden bir dindir. Hüküm olmayan alan marufla doldurulmuştur. Vahyin dışında Teşri/yasa koyma yetkisini ümmete bırakmıştır. Bu yetki ilk dört Halife tarafından kullanılmış daha sonrada sultanların kralların ve padişahların yetkisine terk edilmiştir. Hatta öyleki Hazreti Ömer Vahiyle belirlenmiş Allah'ın hükmü olan zekat verilecekler içinde sayılan müellefetül Gulübü teşri de bulunarak müslümanların buna ihtiyacı kalmadığı gerekçesiyle zekat verilecekler listesinden çıkartmıştır. Ki Hz. Ömer; İslamın Yönetim şekli Hilafettir diyenlerin tamamı tarafından haklı ve isabetli olarak raşid halife görülmektedir. Daha sonraki halifeler ve sultan yöneticiler tarafından da çeşitli konularda sözlü yazılı fermanlar kanunnameler çıkartılmıştır. Zaten toplumsal hayat; dirlik ve düzenlik açısından her ekonomik ticari sosyal kültüren toplumsal ilişkiyi uygulamayı düzenlemeleri bir yasayla çerçevelemeyi zorunlu kılmaktadır. Bunun ayrıntısına girmek gereksiz olmakla birlikte biriki örnekle belirtelim ki; günümüzde gsm lerin kullanımı dağıtımı alınıp satılması kara hava deniz ulaşımının düzenlenmesi basın yayın tv gibi medya kuruluş ve faaliyetleri Vahiy dışı teşrii zorunlu kılmaktadır ve bunda dini açıdan bir beiste yoktur.



Egemenlik/Hakimiyyet mutlak olarak Allah'a aittir. Mülkün mutlak olarak Allah'a ait olması gibi. Allah ne mülkün belli ellerde dolaşan bir metaa dönüşmesini ister nede egemenliğin bir zorbanın yada zümrenin eline geçmesine. Mülkün belli ellerde temerküzünü infakla zorbalığı ise hakimiyyeti ümmete vererek önlemeyi ortadan kaldırmayı murat etmektedir. Mülkte egemenlik/hakimiyyet de Allahın Halifesi olan insanlara/Nasa/ Ümmete aittir. Resulullah'ı halka sadece Davet etmeyi emretmesi hidayetin kendi elinde olmasını buyurması Resulullahtan sonra Halkın beyatına başvurulması Hz. Ebu Bekr'in Ridde Savaşlarından sonra üç gün üst üste mimbere çıkarak beni azledin diye ümmete seslenmesi bunu göstermektedir. Bu olay Halifeyi seçmeyide azletme yetkisinin de ümmete/Nasa ait olduğunu göstermektedir. Ayrıca bundan da önemlisi Rasulullah'ın Daveti ve insanların özgür iradeleri ile hiçbir baskı ve tehdit altında olmadan bu davete icabet etmesi ne anlama geliyor. Bunun üzerinde siyasi açıdan durulması gerekir. Kısaca belirtelimki Resulullah'ın Davetini dinleyen insanlar Onun haklılığına doğruluğuna inanmışlar kabul etmişler takdir etmişler tercih etmişler rehber edinmişler ve peşinden gitmişlerdir. Eğer halka karşı kaba katı yürekli hikmetsiz aşağılayıcı despotça davransaydı etrafında kimse kalmaz olduğunu Rabbimiz buyurmaktadır.(Bkz. Ali İmran 159) Burada halkı isteyerek yada istemeyerek itaate zorlama dayatma icbar yok. İkna gönüllü iştirak var. Halkla iştişare var. Halkın onayı tercihi özgür iradesiyle kabulü esastır. Halkın yönetimi halka ait bir haktır. Allah nası bir zümre için teba olarak yaratmadı. Bir halkın yönetimi konusu; elbetteki halka/Nasa ait olan bir konudur ve burada insiyatif halkın elinde olmalıdır. Halk kendine hizmet edecek yöneticileri kendisi seçecek belirleyecek belli bir süreliğine iktidara getirecek seçimle denetleyecek yine seçimle azledecek yada devam diyecek.



Netice itibariyle İslam Ümmeti bu güne kadar; Tevhidi Dünya görüşünden neşet etmiş İslami yaşam tarzına uygun bir yönetim modeli ortaya koyabilmiş değildir. Müslüman düşünürler ve ilim adamları bu konu üzerinde Fadlallah'ın da belirttiği gibi düşünüyor tartışıyorlar. Özgün bir yönetim modeli oluşturulduğunda İslam Ümmeti Rasulullah'ın ınqılabından sonra ikinci ınqılabı gerçekleştirmiş dünyada; gariblerin mazlumların mahrumların sığınağı olacak Darusselamlar oluşturarak ikinci sıçramayı gerçekleştirmiş olacaktır.

http://www.fikribeyan.net/yazar_3577_607_Islam-Din-Demokrasi---Tesr-i-Egemenlik.html



Kadir Duran 22-07-2011, 18:22:02
İslam dünyasının tanınmış simalarından Seyyid M. Hüseyin Fadlallah ise demokrasi ve İslam konusunda kesin bir ayırım yaparak şöyle diyor; İslam 'da yasa koyan Allah 'tır insan değil. 'Bütün dini düşünceler gibi İslam düşüncesinde de yasa koyan Allah olup peygamber vahyi alan ve aktaran kişidir. Hüküm koyma yetkisi Allah 'a ait olduğuna göre başka bir hüküm kaynağına ihtiyaç yoktur. Allah (c) Kitab 'ında şöyle buyuruyor: Hayır Rabbin hakkı için onlar aralarında çekiştikleri işlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olamazlar. (4/65)

Fadlallah devamla; İslam 'da hüküm kaynağının Allah olduğunu ve bir takım bütünlük arz eden kurallarla insanların yönetimine iştirak edebileceğini bu kuralların da Yüce Allah 'ın hükümleri ekseninde belirleneceğini ifade etmiştir.

İslam ibadet ve şeriatı ihtiva eden bir bütündür Dolayısıyla halk İslam 'a bu bü*tünün dışında birşey katma hakkına sahip değildir. İslam ve demokrasi arasında ikin*ci önemli fark budur.

Fadlallah sonuç olarak şöyle demekte: Mesele demokrasi ve diktatörlük meselesi olunca diktatörlük elbette ki daha kötüdür. Mesele demokrasi ve İslam meselesi olunca tabii yegane alternatif İslam 'dır. (Dünya ve İslam Yaz 1991. s. 147 156.)
İslam dünyasının seçkin alimlerinden merhum Mevdudi İslam 'ın kendine özgü bir demokrasi öne sürüyordu; Batı biçimi demokrasi ile İslam arasındaki kritik farkın ilahi egemenlik ile halkın egemenliği arasındaki fark olduğunu söylüyordu. Batının halk egemenliği kavramının karşısına o halkın tanrı adına temsili egemenliğini koyuyordu. Egemen olan Allah 'tı; müminler topluluğu Allah 'ın yasaları gereğince hükmedeceklerdi. Böylece iktidarı elinde tutanlar ya da yönetenler bunu. Allah 'ı temsilen iktidarı kullanan bireyler ya da topluluklar olarak yapacaklardı.

Esposito 'nun tespitiyle Mevdudi 'ye göre eğer demokrasi gemlenmemiş bireysellik demekse Allah 'ın yasalarıyla çelişen yasaları yapmakta çoğunluğun ya da halkın gücü demekse işte o zaman Mevdudi 'ye göre İslam laik Batı demokrasisinin tam antitezi idi.

Mevdudi bir eserinde demokrasi için şunları söylüyor: Siyasi felsefe nokta i nazarında konuşursak önceki münakaşa İslam 'ın Batı laik demokrasisinin tüm bir antitezi olduğunu tamamen açıklar. Batı demokrasisinin felsefi temeli halkın hakimiyetidir. Kanun yapma onların imtiyazıdır. Eğer hususi bir kanun kalabalıklar tarafından istenirse dini ve manevi noktai nazarından ne kadar kötü görünürse görünsün onun kanun kitabına konulması için gerekli teşebbüslerin yapılması gerekir. Eğer halk herhangi bir kanunu sevmez ve onun kaldırılmışını isterse o ne kadar mükemmel ve doğru olursa olsun hemen silinmelidir. İslam 'da keyfiyet böyle değildir. İslam 'da Batı demokrasisinin hiçbir işi yoktur. Daha önce de izah edildiği gibi İslam halk hakimiyetini tamamen reddeder ve siyasetini Allah 'ın hakimiyeti ile insanın vekilliği/halifeliği temelleri üzerine kurar.(Mevdudi. İslam 'da Siyaset Nizamı. Hilal Yay. s. 32.)
Yusuf el Kardavi de demokrasi konusunda; özellikle parlementoların Allah 'ın egemenliğine doğrudan meydan okumanın ötesinde bir şey olmadığını ifade eder.

Rasim Özdenören İslam 'la demokrasinin örtüşmeyeceğinin altını çizdikten sonra: Yani İslam 'ın kendi mantığı kendi söylemi kendi kapsamı içinde bulunduğunu ve buna rağmen demokrasiyle İslam 'ın farklı şeyler olduğunu söylüyorum. diyor. '(Bilgi ve Hikmet. 1993 s. 82 95.)

İmam Humeyni halkın egemenliğini esas alan demokrasiyi reddederek şöyle diyor: Yöneticiler icra ve idare işlerinde Kur 'an ı Kerim 'de ve Rasûlü Ekrem 'in (s.a) sünnetinde beyan edilen şartlarla kayıtlıdır. İslam 'da yasama gücü Yüce Allah 'a mahsustur. Mukaddes İslam Şari 'i (yasa koyucusu) yegane yasama gücüdür. Hiç kimsede kanun koyuculuk gücü yoktur ve Şari 'in hükmünden başka hiçbir kanun icra mevkiine konulamaz... (İmam Humeyni İslam Fıkhında Devlet. Düşünce Yay. 1979. s. 52.)
Hamid İnayet 'in şu aktarımları da önemlidir: İslam 'la demokrasiyi birleştirmeye (sentez etmeye) yönelik bütün çabalar diğer dinin özünü oluşturan ebedi ve değiştirilemez doktrinler bütününe çarparak yok olmak zorundadır. Bu sorunla karşı karşıya gelen müslüman düşünürler; cesaretle ve inançlarını kısa ömürlü siyasi modalarla aynı seviyede tutma zorunluluğu hissetmeyerek İslam 'la demokrasinin uzlaşmaz olduğunu savunmuşlardır. El Mizan tefsirinin çağdaş İranlı Şii düşünür Seyyid Muhammed Hüseyin Tabatabai başka hiçbir dinin ve hatta dünyevi ideolojinin sosyal sorunlarla ilgilenme konusunda İslam ile rekabet edemeyeceğini söyledikten sonra İslam 'ın sosyal normlarının sosyal hukuk ve İlişkilerin mahiyetinin çoğunlukların iradesi tarafından belirlenmesinin beklendiği modern dünyanın şartlarında artık uygulanabilir olmadığını savunan Müslüman aydınlara itiraz eder. Ve insanların çoğu kere doğru ve iyi olandan hoşlanmadığını ifade ile: 'Yoksa onda bir delilik mi var diyorlar! Hayır o hakkı getirdi fakat çoktan haktan hoşlanmıyorlar. Eğer hak onların arzusuna uysaydı gökler ve yer ve bunların içinde bulunanlar bozulur giderdi... (23/70 71) Tabatabai bu nedenle çoğunluğun isteklerinin her zaman haklı ve müeyyed olarak görülmesinin yanlış olduğunu söylemektedir.

Tabatabai. 'dinde zorlama ' olmadığını beyan eden ayetlerden (2/256) İslam 'da fikirlerin serbest olduğunu çıkarmak saçmadır. Allah 'ın birliğine Muhammed 'in (s.a.) peygamberliğine ahiretin gerçekliğine inanmak İslam 'ın zorunlu şartları iken İslam fikir özgürlüğünü nasıl anlayabilir?

Tabatabi 'nin İslam 'da fikir özgürlüğü sorununu ele alırkenki yaklaşımı demokrasiyi suni olarak İslam 'a uydurmaya çalışan bütün teorisyenlerinkinden daha tutarlı ve cesurdur.(İnayet Hamil. Çağdaş İslami Düşünce. Yöneliş Yay. İst.. 1988 s. 277 278)
Kutub; Fatiha süresindeki: "Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz" ayetini tefsir ederken, bugünkü demokrasinin fazlaca övündüğü hürriyetler ve hürriyetçiliği, evhamın hürriyeti olarak vasıflandırıyor ve: "Böylece yalnız Allah'ın varlığına inanmak ve yardımı da yalnız O'ndan istemek suretiyle örf ve adetlerin esaretinden, şahısların ve köhne nizamların köleliğinden beşer vicdanı kurtulmuş olur. Aynı zamanda insan, efsanelerin, evham ve hurafelerin esaretinden halas bulur" diyor.
"infazla görevli bulunan kimse, hiçbir zaman hüküm koyma kudretine malik değildir. Çünkü hüküm koymak sadece Allah'a mahsustur. Beşer hayatında uluhiyet makamının tezahürü hüküm va'zetmekle ortaya çıkar. Hiçbir kimsenin o makama özenmesi, kullardan bir kulun kendi kendine uluhiyet makamını istemesi asla caiz değildir."
Bu kesin ayrılığı diğer semavi din erbabıyla yakınlaşma ve müsamaha adı altında bozmaya çalışan insanlar, hem dinlerin hem de müsamahanın gerçek manasını anlamamışlar veya yanlış anlamışlardır. Allah nezdinde de din sadece bu son dindir. Müsamaha ancak şahsi muamelelerde olur. İtikaddaki tasavvurda ve içtimai nizamda müsamaha olmaz... Bu insanlar Allah'ın dini olarak İslam'dan başkasını kabul etmeyeceğini, asla şahsiyetini sadece İslam'da bulan Allah'ın nizamını gerçekleştirmek için gayret göstermek mecburiyetinde olduğu, bu nizamın tebdil ve ta'dilinin asla mümkün olmadığı hususunda müslümanın ruhuna yerleşen kafi ve kesin inancı bulandırmak ve değiştirmek gayretindedirler... Halbuki bu dinden başkasının kabul edilmeyeceği Kur'an-ı Kerim'de sarahatla belirtilmiştir." (3/19)
(Kutub Seyyid, Fizilalil-Kur'an, c. XVI, s. 410-411. Hikmet Yay. 1971)

Yorumların tamamı için tıklayınız.

Diğer Haberler

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

İslami Kimlik ve Şahitlik Görevi / Erhan Koç

Ümit Aktaş:'İslamcılıkta Yeni Paradigmaya doğru'

İslam Hukukunda Egemenliğin Sahibi ve Kaynağı Sorunu / Erhan Koç

Mevdûdi'nin 3.yol önerisi ne?

İslam Devlet Felsefesi / Mehmet Niyazi

Batı Hukuk Düşüncesinde Egemenlik Teorisi (2) / Erhan Koç

İktidarın Teolojisi Üzerine Deneme: "Onlara Eğer Yeryüzünde İktidar Verirsek" / Mustafa Yılmaz

Demokrasinin Krizi-Demokrasiye Eleştirel Bir Bakış / Hamdi Tayfur

Gelecek Tasavvuruna Dair Fıkıh Üretme Tembelliği / Dr.Serdar Demirel

Batı Hukuk Düşüncesinde Egemenlik Teorisi (1)

Dini Demokrasi / Ayetullah Hamenei

’Kemalist-laik-türkçü ideoloji’nin bütünüyle çöktüğü anlaşılmalı..

Egemenlik teorisi ve Problemler / Erhan Koç

Yürütmeyi daha iyi kontrol etmek, işte modernlerin özgürlüğü!

"Hakimiyet Allah'ındır" Kavramının Anlamı ve Mahiyeti / Erhan Koç

İhvan: Devlet yönetiminde İslami referansları reddetmek ahlaksızlık

Velayet-i Fakihi Nasıl Anlamalı? / Muhammed Can

İslam'da Siyaset Anlayışı / Ebu'l Ala El-Mevdudi

İslam'da Yönetim / Haluk Özdoğan

Raşid Hilafet, Raşid Toplum / Muhammed Muhtar eş-Şankiti
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz