Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap!
Türkiye’de kendini nispet ettiği anlayış dolayısıyla hesaplaşmaya öncülük yapması gereken kurumların 'sağcı,devletçi' refleksler göstermesi bu kutsalların korunmasında öncülük etmesi yaşadığımız travmanın boyutları hakkında ipucu veriyordur sanırım.
11/06/2012 / 00:25

Umut İslam Ayar

Saksonya'da 12. yüzyılda yaşamış olan keşiş St. Victor'lu Hugo şu güzel tespiti yapıyor ; "Memleketini güzel bulan insan daha yolun başındadır; her yeri kendi yurdu gibi gören insan güçlüdür; ama bütün dünyayı yabancı bir ülke gibi gören insan mükemmeldir. Yolun başında olan, ruh sevgisini dünya üzerindeki tek bir noktaya sabitledi; güçlü insan sevgisini her yere yaydı; mükemmel insan ise sevgisini söndürdü."


Modern toplumların oluşumu, neredeyse göç ve sürgünlerin tarihi olarak da okunmayı gerektirir. Modern dönemde, toplumlar ve devletler, içlerinde yabancı olarak gördükleri/algıladıkları nüfus unsurlarından arınma gibi imha/yıkım pratikleri geliştirmişlerdir. Modern toplumda ve modern devlette yabancıların ve yabancılığın kültürel ve/veya fiziksel imhası yaratıcı bir yıkımdır; yıkmak fakat aynı zamanda yeniden inşa etmek; bozmak fakat aynı zamanda da tesviye etmek… Bu süre giden düzen-inşası, ulus-inşası ve devlet inşası çabalarının ayrılmaz bir parçasıdır.

Modernlik, özellikle kendi evlatlarından biri olan ırkçılığı ve milliyetçiliği, insanlığın başına bela eden bir dönemdir. Bu özelliğinden dolayı adına modernite denilen bu dönem, daha baştan itibaren büyük miktarlarda insan artıkları üretti ve üretmeye devam ediyor. Bu artık üretme işleminde ilk sırayı milliyetçilik alır ve bu özellikten Türk milliyetçiliği muaf tutulamaz. Türkiye’de milliyetçilik bir siyasi proje olarak İttihat ve Terakki ile bu toplumda kök salmış modern bir olgudur.

O zamandan günümüze değin Türk milliyetçiliği farklı renkler alsa bile özünde taşıdığı temel karakteristik yapısından genel olarak hiçbir şey kaybetmemiştir. İttihatçı Türk milliyetçiliğinin operasyonel hali, derin devlet tahakkümündeki eylem hali, etnik bir kaygı/karakter taşımaktadır. Bu temel karakteristik özellik, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasından günümüze değin kimi zaman açık kimi zaman da örtük bir biçimde işlerlikte kalmış/tutulmuştur. Sonuç olarak resmi düzlemde Türk milliyetçiliği sivil milliyetçilik rengi taşısa da derinliklerinde etnik milliyetçilik rengi hâkimdir.

Türkiye’de milliyetçiliğin asal öznesi Türklük, Anadoluluculuk ve Sünnilik’tir. Türkiye’de Türk olmanın somut faydaları vardır. Zira Türkler milletin asli üyeleridir ve sadık vatandaşlar olarak görülürler; bu şekilde algılanmak, ülke halkının gerçek bir parçası olmanın anahtarıdır. Türk olarak görülmemekse kusurlu bir vatandaş olarak damgalanmaya yol açar. Çünkü hala yaşamakta olan İttihatçı tasavvurda esas özne “Anadolu’nun gürbüz çocukları”, yani Türklerdir.



Babil Kulesi’nin yıkılıp dünya dillerinin ayrışmasının üzerinden kaç bin yıl geçtikten sonra, Türkiye’de anadilini kullanmanın bir hak olup olmadığını tartışıyoruz hala. Buna da şükür, demek lazım aslında. Çünkü aslına bakarsanız, Türklerin başka dillerle de arasının pekte iyi olmadığını görüyoruz. Western filmlerindeki kasaba şerifi ağzıyla söylersek: “Biz burada yabancı dilleri sevmeyiz, ahbap!”

Gerçekten de, toplum olarak bize ‘yabancı’ olan dillerle ilişkimiz patolojik bir vaka olarak incelenmeye değer.


Dünyanın adına ‘olimpiyat’ düzenlenen tek dili herhalde Türkçedir. Toplantı, buluşma, zirve, festival gibi kavramların hiçbiri kesmemiş, ‘olimpiyat’tan aşağısı kurtarmaz diye düşünmüşler. Olimpiyat dediğimiz şey, çok uluslu, çok kültürlü bir etkinlik değil miydi hâlbuki? Diyecekler ki, Sudan’dan Japonya’ya dünyanın her yerinden insanlar, ortak bir spor dalı (Türkçe konuşmak) etrafında buluşuyor. Ama mesela Norveçlilerin -Türkçeyi öğrenmedikleri sürece- hiçbir şekilde katılamayacağı bir ‘olimpiyat’ bu. (İşin kötüsü, Norveç dışında Norveççe konuşulmadığı için onların kendi ‘öz olimpiyat’ına sahip olma şansları da yok!) Böyle alkışlanası bir etkinliğin varlığını, herhalde dillere olan aşkımıza değil, kendi dilimizle kurduğumuz saplantılı ilişkiye borçluyuz. Türkçenin tek hâkim dil olduğu bir ülkeye sahip olmak yetmez, dünyanın geri kalanını da Türkçe konuşturmak lazım ki böylece yabancı dil öğrenme problemimizi kökten halletmiş olalım!

Geçtiğimiz haftalarda başlayan bu yıl 10.’su düzenlene n Türkçe Olimpiyatları yine “çoşku” dolu kutlamalar ile ülkenin dört bit yanında kutlandı. Kendi coğrafyamızdaki toplumlara postoriyantalist bakış açısının tavan yaptığı bu kutlamalarda Ahmet Kaya taklidinden türkülerimizden, halk oyunlarımıza kadar birçok gösteri düzenlendi. Türkçe, türküleri şarkıları dillendiren Nepal’li, Afrikalı, Kafkasyalı, Çinli, Uruguay’lı gençlerin telafuz eksikliğinden kaynaklan sempatik şive herkesin olduğu gibi bizlerinde hoşuna gitmiştir muhtemelen.

Zira komşu Azerbaycan Türkçesiyle kurduğumuz ilişkide de böyle bir durum mevcut zaten. Dil fetişizmini öyle doruklarda yaşıyoruz ki! Azericeye karşı hissettiğimiz küçümseyici sempati algı, bir yere kadar anlaşılabilir. Ama bize ‘bozuk’ gibi gelen bir dilin, onu kullanan insanlar için en az bizimki kadar doğal bir anadil olduğunu bazen en okumuşlarımız bile unutuverir. Azeriler onca sözcüğü bizi eğlendirmek için uyduruyorlar ya da İstanbul Türkçesi konuşmaya çalışırken tökezleyip böyle komik durumlara düşüyorlarmış gibi algıya sık sık düşüyoruz.


Nitekim ülkemizde birtakım tuhaf sesleri ağzında geveleyerek yabancı dil konuşuyormuş gibi yapmanın mizah sayıldığı unutmamak lazım ve buna katıla katıla gülebildiğimiz bir kültürel atmosferde, sözgelimi Çince ya da Japonca gibi ‘acayip’ diller ancak bir komedi unsuru olabilir. Bir milyardan fazla kişinin konuştuğu dile, ‘çan-çin-çon’ der geçer, makaraları salıveririz.

Türkiye’de topluma bir hastalık misali enjekte edilmiş “teklik” duygusu toplumun tamamına o kakar sirayet etmiştir ki bu durumu algılayabilecek, çözümleyebilecek ve bu hastalığa derman olabilecek yaklaşımların dahi toplum tarafından kolaylıkla tecrit edildiği bir coğrafyada yaşıyoruz maalesef.

Türkiye’de kendini nispet ettiği anlayış dolayısıyla hesaplaşmaya öncülük yapması gereken kurumların "sağcı,devletçi" refleksler göstermesi bu "kutsalların" korunmasında öncülük etmesi yaşadığımız travmanın boyutları hakkında ipucu veriyordur sanırım.

Dünyanın hemen hemen her tarafında okulla açmış ve kendisini Said Nursi’nin birikimi üzerinden örgütlemiş olan hareket. Ortaya koyduğu pratiğin, kayıtsız şartsız “birlikte yaşama” düsturu üzerine inşa eden ve bunu hiçbir ilkesel yöntemsel dayanağı olmayan pragmatik-sentezci bir yapı.

Türkçe Olimpiyatlarında vurgulanan “birliktelik”, “ortak yaşam”, “ortak akıl” tezleri o kadar kurgusal jakoben bir mantık üzerine inşa edilmiş ki, samimiyetsizliğin doruk noktasına ulaştığı ortamdaki “aristokrat” hava Afrijka’da karnı beline yapışan çocuğun, Afganistan’da savaşta kolunu kaybeden, Felluce’li, Filistin’li , Nepal’li,Suriye’li, Nijeryalı, Çeçenistan’lı, vd. diğer mazlum halk çocuklarının olmadığı bir “birliktelik” olduğunu anlamak için çok da zorlanmıyorsunuz.

Ali Şeriati, İslam Bilim’de İnsanın hayatının çeşitli dönemlerini araştırmada birinin hayatı, başkasının hayatı için ölçüt kılınamaz ve genel mantıksal kural durumuna getirilemez. Çünkü insan, sadece fidandan ağaç olmaya dek olan yolu keteden bir ağaç olmayıp kimi zaman hiçten her şeye ulaşan, kimi zaman her şeyden hiçe düşen ve hayatı iniş ve çıkışlarla dolu olan bir varlık olduğu tespitini yapıyor. Elbette niyetimiz birilerini karalamak değil sadece gidilen yolun yanlış olduğuna dikkat çekmek. Buradan hareketle ne yazık ki bu şekil yöntemlerin “hiç şey” olduğunu ve hiç’e yol alan anakronik durum olarak karşımızda durduğunu görmemiz gerekiyor.

Acaba kendini İslam’a nispet eden bir yapının amacı dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan bir çocuğa Türkçe öğretmek mi yoksa onun yaşadığı çağa, topluma ve siyasal sosyal sorunlara dönük İslami kimliği esas alan tavır mı sergilemek mi olmalı? Şüphesiz İslam’ı Müslümanları kendine sorun etmiş kişilerin vereceği cevap ikinci olandır. Bu durum Allah’ın vahyinde de Sünnetullah’ta da böyledir.


Geçtiğimiz hafta aynı zamanda İHH öncülüğünde bu yıl 5.’si düzenlenen Uluslararası Yetim Buluşması gerçekleşti. Buluşmaya 14 ülkeden 80 çocuk katıldı. Arnavutluk, Azerbaycan, Endonezya/Açe, Filipinler/Moro, Filistin, Irak, Kırgızistan, Pakistan, Sierra Leone, Somali, Sri Lanka, Tanzanya ve Türkiye’den gelen çocuklar dualar, ilahiler okudu ve yöresel renkleri ve gösterilerini sahneye taşıdı. Burada dikkat çeken en önemli ayrıntılardan biri programa katılan tüm çocukların kendi dillerinde kendi kültürlerini yansıtan şarkı türkü halk oyunları sunmasıydı. Doğal olanda budur zaten.

Programda , mazlumlar ile dayanışma içinde yetimlerin sorunlarını ihtiyaçlarını yaşadıklarını insanlara anlatma çabası taşıyan, bu duruma sesiz kalınmaması gerektiği için düzenlendiği belirtidi. Bu bağlamda   Bülent Yıldırım’ın programda yaptığı konuşmada aynı zaman da önemli ve anlamlı;

"Dünyanın en karışık bölgelerinde, kriz, açlık ve savaşın hüküm sürdüğü yerlerde yaşanan olumsuzluklardan en çok çocuklar etkileniyor. Anneleri babaları hayatını kaybediyor; çocuklar gelecekleri olmaksızın sokaklarda kalıyor. Biz İHH olarak yetimlerin başını okşayıp ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyoruz. Bunu yaparak Allah yolunda bütün sevapları almak istiyoruz. Yetim Sponsor Aile Projemize başladığımızda birçok kişi “bu projeyi yapmayın, mahçup olursunuz” dedi. Ama Şükürler olsun başardık. Biz şuna inanıyoruz ki Allah için, sadece onun rızası için, başka hiçbir amaç gütmeden çalışırsanız Allah’ın (c.c) yardımı sizinle oluyor”

Ortada form olarak benzeşen ama iki farklı amaca hizmet eden duruma dikkat çekmek istiyorum. Ortadoğu veya Afrika diyince akla Türkçe şarkılar söyleyen Türkçe halaylar çeken mutlu sorunsuz bir topluluk algısını üretmeye hizmet eden bir çalışma ile bunun tam tersi durumda Ortadoğu, Afrika ve dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan mazlum haklar ile dayanışmayı merkeze alan bir yaklaşım.

Elbette tüm bunları ele aldığımızda Mazlumlar için çaba harcayan onların dertleri ile dertlenen, yaralarına mehlem olma kaygısı taşıyan yöntemler yaşadığı çağın sorunlarını ıskalamamış kişiler için değerlidir, önemlidir.

___________________________________________________________________________________________________

KAYNAKÇA

-Zygmunt Bauman, Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları, Çev. İsmail Türkmen, Ayrıntı Yay. 2000. s.32.
-Zygmunt Bauman, Akışkan Aşk, Çev. Işık Ergüden, Versus Yay. 2009. s.161.
-Ölmeyen Zihniyet ya da İçimizdeki Yabancıyı Kusmak / Ertuğrul Meşe / Birikim
-Fuat Dündar, Modern Türkiye’nin Şifresi, İletişim Yay. 2008, s.441.
-Dündar (2008), a.g.e. s.441.
-Türkün Lisanla İmtihanı / Sönmez Necati/Birikim
-Soner Çağaptay, Türkiye’de İslam, Laiklik ve Milliyetçilik: Türk Kimdir?, Çev. Özgür Bircan, İstanbul Bilgi Üniv. Yay. 2009, s.1.
-Dündar(2008), a.g.e.s.437.


 TIMETURK

34 Yorum

Diğer Haberler

Batılı Tarih Yorumları Derhal Terkedilmeli / Muhammed Kutub

Kudüs Nasıl Kutsallaştırıldı? Hamdi TAYFUR/İSLAMİYORUM Sonbahar-2012

Ümit Aktaş:'İslamcılıkta Yeni Paradigmaya doğru'

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Serdar Demirel / Seküler Olguları İslamileştirmekteler

Yusuf Kaplan / Modern İnsan Kendini ve Aklını Putlaştırdı

Bağımsızlık Bildirgesi, Anayasa ve Kur'an

Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap!

Demokrasiyi Anlamak / Zafar Bangash

Tevhidden bağımsız adalet söylemi

Bir müslüman "İlahi dinler" diyebilir mi?

Seyyid Kutub ve Türkiye İslam'ı / Ali Bulaç

Arapça dersinde de mi Atatürk?!

Sudan'daki Çatışmanın Perde Arkasında Ne Var?

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İhtiraslar ve Muhterisler Çağında Yaşamak / Atasoy Müftüoğlu

Seküler Devletin Şehitleri ve Laiklik / Akif Emre

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Bilim Eleştirisi Şart!

Dinlerini Parça Parça Edenler... / Hamza Türkmen

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar

"Tek Bir Ümmet" Neden Sadece Duygusal Bir Slogan Olarak Kalıyor? / Ashgar Ali Engineer

İslam Devleti olur mu, olmaz mı? / Abdulhamid Ahdar

Âşûrâ İnqılabı'nı anlamak değil anmak hedef alınınca / Selahaddin Eş Çakırgil

İngilizler, "AB-ABD-Yahudi gücü"nün çöküşü ve Türkiye'nin kuşatılması/ Yusuf Kaplan

Adil el Beyati : İslamcılara fırsat verin!

2.Abdulhamid Modernleşmesi Dönemindeyiz!

İslamcılık Meselesini Iskalamamak için!...

Menar Müelliflerinden Reşid Rıza üzerine...

Çağa Nüfuz Edebilen Bir Fakih / Serdar Demirel

88 Yıl Sonra Kutlanacak Ne Kaldı?

"İslam Tunus'a Geri Geldi; Devrime Gazze Zemin Hazırladı!"

Açık konuşun kanaat önderleri / Ömer Karaoğlu

Yeni Anayasa ve "Müslümanca Duruş" / Faruk Köse

Küresel İsyanda Kapital ve Siyaset

Tevekkül Kerman ve Nobel Ödülü

Bulaç : "İslamcı entellektüeller maalesef memur oldu"

Yeni Bir Farz-ı Kifaye : Seküler İrşad

Otoriter laiklikten Liberal laikliğe / Dr.Serdar Demirel

Karmaşık Bir "Ortadoğu Buhranı" Eşiğinde / Selahaddin Eş Çakırgil
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz