Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar


Pavlus'un Hıristiyan Geleneğindeki Merkeziliği / Prof.Dr.Şinasi Gündüz
Hıristiyanlık tarihiyle teolojisinin anlaşılıp daha iyi tahlil edilmesi açısından oldukça önemli bir yazı.
24/06/2009 / 09:24

Zira bu ilk dönem, günümüz Hıristiyan geleneğinin yüz yüze olduğu teolojik, doktrinel ve tarihsel sorunların irdelenip anlaşılmasında hayati bir önem taşımaktadır.

Hıristiyanlığın ilk dönemi birçok açıdan ele alınıp incelenebilir ve bu döneme adeta damgasını vuran pek çok tartışma konusundan bahsedilebilir. Belli başlı birkaç temel kategoride toplamak gerekirse bunlar, (i) İsa’nın şahsı ve kimliğine yönelik tartışmalar, (ii) tanrı, hukuk, havarilik, Mesih, bedenleşme (inkarnasyon), diriliş (resurrection) ve eskatolojik Mesih beklentisi (parousia) gibi doktrinel kavram ve yaklaşımlar üzerine yapılan tartışmalar, (iii) Gentile Hıristiyanlar, Yahudi-Hıristiyanlar, Doketikler, Gnostikler ve benzeri gruplar çerçevesinde yapılan tartışmalar ve (iv) İsa’nın mesajı, müjdesi ya da İncili konusunda yapılan tartışmalar şeklinde sıralanabilir. Şüphesiz bu tartışma noktalarını artırmak mümkündür. Bütün bu tartışma konularını ele alıp değerlendirmenin, hatta bu tartışmalarla ilgili sadece tanımlayıcı bilgi vermenin sınırlı bir araştırma metninin kapsamının ötesinde olduğu aşikârdır. Dolayısıyla bu tebliğ, görüş ve düşünceleriyle ilk dönem Hıristiyanlık tarihinde çok önemli bir görev üstlenmiş olan ve birçok ilk dönem tartışmalarında yer alan temel aktörlerden birisi (hatta en önemlisi) olan Pavlus’u konu alacak; onun Hıristiyan geleneğindeki merkezi konumunu ve Hıristiyan öğretilerindeki belirleyiciliğini tartışacaktır.

Teolojik doktrinlerini ve dogmalarını Mesih kavramı çerçevesinde şekillendiren Hıristiyanlık, genellikle din bilimcilerince haklı olarak Kristosentrik (Mesih merkezli) bir din olarak adlandırılır. Çoğu Hıristiyan yazar, Hıristiyan inanç ve öğretileriyle Hıristiyanlıktaki Kristosentrik yapının kaynağının İsa olduğunu, dolayısıyla MS 1. yüzyılda yaşamış olan İsa’nın Hıristiyanlığın merkezi figürü olarak kabul edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu yazarlar, Hıristiyan öğretilerinin İsa’ya (ya da yaygın ifadeyle “tarihsel İsa’ya”) dayanmadığı, İsa sonrası dönemde teşekkül ettiği fikrini savunan ve bu nedenle Hıristiyanlıktaki merkezi figürün İsa olamayacağını ileri süren görüşleri ise eleştirirler. Örneğin J. A. Fitzmyer ve H. Küng, Hıristiyanlıkta merkezi figürün Pavlus olduğunu dile getiren görüşlere karşı çıkmakta, Hıristiyanlıkta merkezi figürün Pavlus değil İsa olduğunu, zira Pavlus'un öğretilerinin de temelde İsa'ya dayandığını ileri sürmektedirler. Küng’e göre (Küng, 1995: 114), Pavlus’un mektupları da dahil Yeni Ahit'in tamamına göre, çarmıha gerilen ve tekrar dirilen İsa Mesih kurucu figürdür; onun mesajı Hıristiyanlığın temelini oluşturmaktadır. Dolayısıyla Pavlus, Hıristiyanlığın kurucusu değil, ilk teoloğu ve Hıristiyanlığı insanlığın evrensel dini haline getiren kişidir. Fitzmyer'e göre de (Fitzmyer, 1998: 1386) Pavlus, Hıristiyanlık hareketinin kurucusu değil, bu hareketin bir misyoneri, bir teologu olarak görülmelidir. 

Diğer taraftan çeşitli araştırıcılar, Hıristiyanlık olarak adlandırılan dinsel geleneğin tarihsel İsa’nın inanç ve öğretilerine dayanmadığını, dolayısıyla tarihsel İsa’nın ne bu dinin kurucusu ne de merkezi figürü olduğunu ileri sürerler. Bu araştırıcılar, Yahudi toplumu içerisinde yaşayan ve erdemin, ahlakın üstünlüğünü vurgulayarak tanrısal hukuka riayet konusunda kişilerden kaynaklanan bazı aşırılıklarla suiistimalleri eleştiren tarihsel İsa'nın basit ve sade öğretisinin, kendisinden sonra terk edildiği ve yerine kendisi adına kendisince temsil edilmeyen yabancı öğretilerin tesis edildiği kanaatindedirler. Bu doğrultuda örneğin Alfred Rosenberg, İsa Mesih'in yüce kişiliğinin ölümünden hemen sonra bozulduğu ve Ortadoğu, Yahudilik ve çeşitli Afrika geleneklerinin yaşam tarzına ait birçok yabancı unsurla özdeşleştirildiği düşüncesindedir (Bultmann, 1973: 217). Bu araştırıcılar, İsa'nın mesajını değiştirerek bozan kişinin Pavlus olduğu konusunda da genellikle hemfikirdirler. Pavlus, İsa'nın inancına ihanet etmekle suçlanmış (Bowden, 1988: 47); "İsa’nın basit öğretilerini tahrip eden" (Reumann, 1991: 75) ve "Hıristiyanlık olarak tanıdığımız dini oluşturan" (Armstrong, 1993: 103) kişinin Pavlus olduğu ileri sürülmüştür. Buna göre, Mesih mistisizmine dayalı bir "sır dini" şeklinde Hıristiyanlık, Pavlus'un ellerinde şekillenmiştir (Scott, 1927: 122). O, "Hıristiyanlığı Yahudilikten kurtarmış" (Harnack, 1901: 190); "paganist sır dinlerinin bir adaptasyonu olarak" Hıristiyan geleneğini oluşturmuştur (Howard, 1927: 72). Hatta bu bakış açısından hareketle bazı araştırıcılar, örneğin Adolf von Harnack, yaptıkları çalışmalarda, sonraki katkılardan arındırılarak yalnızca İsa'nın mesajı temeline dayalı bir dinin sınırlarını belirlemeye de çalışmışlardır (Bultmann, 1973: 218).

Peki, gerçekten de Pavlus, Hıristiyanlıkta tarihsel İsa’nın da ötesinde merkezi yere sahip bir figür müdür? Bu problemi, geleneksel Hıristiyanlığın en çarpıcı karakteristik özelliklerinden olan Kristosentrizm ve İsa’nın tanrısallığı düşüncesi çerçevesinde tartışacağız.

Bilindiği gibi geleneksel Hıristiyan düşüncesi İsa'nın tanrısallığı ve Mesihliği üzerine bina edilmiştir. Örneğin; MS üçüncü yüzyıldan itibaren yaygın olan ve Eski Roma Akidesi diye adlandırılan iman esaslarının bir uzantısı olarak sekizinci yüzyıldan itibaren bilinen Havariler Akidesi'nde İsa’nın, Baba'nın yegane Oğlu olduğu, Bakire Meryem'den doğduğu, Pontius Pilate zamanında acı çekip çarmıha gerilerek öldüğü, fakat ölümünün üçüncü gününde tekrar dirilerek, göğe yükseldiği ve orada Baba Tanrının sağ tarafına oturduğu belirtilir; ayrıca İsa’nın ileride ölüleri ve dirileri yargılamak üzere tekrar yeryüzüne geleceği vurgulanır (Tappert, 1959: 18) [1]. İznik ve Athanasius Kredolarında da İsa'ya ilişkin aynı anlayış bir takım ilavelerle devam ettirilir. Athanasius Akidesi'nde, diğer bütün nitelikleriyle birlikte Oğul İsa Mesih'in tanrılık, ebedilik, kudret ve benzeri her konuda Baba Tanrı ile aynı olduğuna dikkat çekilir; ayrıca İsa'daki tanrısal ve insani tabiata değinilir (Tappert, 1959: 18-21). 

Bu geleneksel iman formülasyonlarında tanımlanan İsa, Kristosentrizme dayalı Hıristiyan imanının merkezini oluşturan Oğul Mesih İsa’dır. Bu inanç, tarihsel açıdan belirgin şekilde en erken ifadesini Yuhanna İncilinde bulmaktadır. Yuhanna İncili yazarı, Sinoptik İncillerle karşılaştırılamayacak oranda İsa ile ilgili Kristolojik unvanlardan “Mesihlik” ve “Tanrı Oğulluğu”nu vurgulamaktadır. Hatta bu bağlamda bu incilin, “İsa’nın, Tanrı Oğlu Mesih olduğuna, insanların iman etmesi” amacıyla yazıldığının (Yuh. 20:31) altı çizilmektedir. Hem içeriği hem de ait olduğu tarihsel dönem itibarıyla Kanonik İncillerin diğer üçünden ayrılan ve bu nedenle -diğerlerinden farklılığının vurgulanması bağlamında- genellikle "Dördüncü İncil" diye adlandırılan Yuhanna İncilinde İsa, varlık öncesi mevcut olan (pre-existent) bir tanrısal varlık olarak tanımlanır. "Başlangıçta Logos (Kelam) vardı ve Logos Tanrıyla birlikteydi ve Logos Tanrıydı" (Yuh. 1:1) ifadesiyle başlayan bu İncile göre Logos, ete bürünerek aramızda yaşadı (Yuh. 1:14) ve onun adı İsa Mesih'ti (Yuh. 1:17). "Kendisi Tanrı olan ve Tanrının bağrında bulunan Oğul (İsa Mesih)", böylelikle "Tanrıyı ifşa etti" (Yuh. 1:18). Yuhanna'ya göre, henüz İbrahim yokken pre-existent bir varlık olarak kendisi var olan (Yuh. 8:58) İsa, kendisini Oğul ya da bedenleşmiş ilahi Oğul, Tanrıyı ise Baba'sı olarak takdim eder: "Ben Tanrının Oğluyum. ... Öyle ki Baba'nın bende benim de Baba'da olduğumu bilesiniz ve anlayasınız" (Yuh. 10:36-38) [2]. Yuhanna, “Oğul” ifadesini özel bir anlamda kullanmaya dikkat gösterir. Tüm insanlar Tanrının çocuklarıdır, ama oğulları değil; Oğul olan (Tanrının biricik/tek Oğlu) yalnızca İsa Mesih'tir [3]. Dolayısıyla P.M. Casey'in de haklı olarak vurguladığı gibi (1991: 23), Yuhanna'ya göre İsa, Baba Tanrı ile ilişkisi yönünden diğer insanlardan yalnızca işlevsellik açısından değil ontolojik açıdan da bir farklılık göstermektedir. Bu doğrultuda İsa, Baba ile kendisinin bir olduğunu (Yuh. 10:30) vurgulamaktadır; Yahudiler, "insan olduğu halde kendisinin Tanrı olduğunu ileri sürmesi" (Yuh. 10:33) ve "Tanrının kendi Baba'sı olduğunu söyleyerek kendisini Tanrıyla eşit hale getirmesi" (Yuh. 5:18) nedeniyle onu yargılamaktadırlar. Yine Yuhanna, İsa Mesih'in Baba Tanrı ile birliğini İncilindeki İsa ile Filip arasında geçen şu konuşmada şöyle dile getirir: "Filip, 'Rab, bize Baba'yı göster; bu bizim için yeterli olacaktır' dedi. İsa ona şöyle dedi: 

Filip, bunca zamandır sizinle birlikteyim, daha beni tanımadın mı? Beni görmüş olan Baba'yı görmüştür. Sen nasıl, Baba'yı bize göster, diyorsun? Benim Baba'da Baba'nın da bende olduğuna inanmıyor musun? Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum, ama bende duran Baba kendi işlerini yapıyor. Bana iman edin; ben Baba'dayım, Baba da bendedir (Yuh. 14:8-11). 

Geleneksel Hıristiyan düşüncesinin temelini oluşturan ve İncil metinlerinden Yuhanna’da açık ifadesini bulan, İsa’yla ilgili bu değerlendirmeler (yani pre-existent bir varlık olan ilahi Oğul’un bedenleşmesi, acı çekmesi, ölmesi, dirilmesi ve kurtuluş sürecini tamamlamak üzerine ileride yeniden gelecek olduğuna inanılması) tarihsel İsa olarak adlandırılan şahsiyete mi yoksa başka bir kaynağa mı dayanmaktadır?

İnciller arasında tarihsel İsa’nın kimliği ve mesajına ilişkin bilgileri en fazla yansıttığı düşünülen Sinoptik İncillerle, Tomas İncili ve Luka ile Matta’nın Markus’la birlikte muhtemel ikinci kaynağı olduğu hipotezinden hareketle derlenen Q İncili gibi metinlere bakıldığında, ne Kristosentrizmin ne de pre-existent bir varlık olarak bedenleşen, ölen ve ölümden dirilen tanrısal İsa figürünün İsa’nın bizzat kendisi tarafından savunulup dile getirildiği görülür. Tarihsel İsa'nın teolojisi Teosentrik (Tanrı merkezli) bir yapıya sahiptir. İsa'nın yaptığı çağrının özünde, insanları Tanrıya iman edip, kötülükten uzak durmak suretiyle Tanrının egemenliğine girmeye davet etmek bulunmaktadır. Dolayısıyla onun öğretilerinin merkezi unsuru; kötülüğün, günahkarlığın ve zulmün ifadesi olan şeytanın boyunduruğu altında olmaya karşı çıkarak halkı Tanrıya davet etmektir. Tanrı hem kozmogonik ve kozmolojik düzlemde hem de insan yaşamında egemen olan yüce varlıktır. Bu egemenliğin farkında olmayan ya da günah ve kötülüğe meylederek buna karşı çıkan insanları uyarmak İsa'nın görevidir. Dolayısıyla tarihsel İsa, Musa inancı doğrultusunda düşünen tam bir monoteisttir. Ona göre Musa hukukundaki en önemli buyruk, Tanrının tek olduğunu ve ondan başka Rab olmadığını belirten ("Tanrımız olan Rab tek Rabdir") ve Tanrıyı bütün varlığımızla sevmemiz gerektiğini vurgulayan emirdir (Mark 12:29-32). Tanrı yaratan, öldüren, dirilten ve yargılayandır (Mark. 10:6); her şeye gücü yetendir (Mark. 10:27); yerlerin ve göklerin Rabbidir (Mat. 11:25; Luk. 10:21). Hesap gününün ne zaman olacağını yalnızca o bilir; ondan başka hiçbir kimse, ne melekler ne de bir başkası bunu bilebilir (Mark. 13:32). Ona göre Tanrı en üstün olandır. Örneğin bu çerçevede İsa bir deyişinde, Tanrının mutlak iyi olan olduğunu belirterek Tanrıdan başka hiç kimsenin mutlak iyi olamayacağına dikkat çekmektedir (Mark. 10:18).

Her ne kadar Dördüncü İncil yazarı gibi Sinoptik İncil yazarları da onun “Tanrı Oğlu” olduğu konusunda hemfikir olsalar da (Mark 1:1) İsa kendisi ile ilgili tanımlamalarında asla “Tanrı” ya da “Tanrı Oğlu” ifadelerini kullanmaz. Bu İncillerde İsa ile ilişkili olarak "oğul", "oğlum" ve "Tanrı Oğlu" terimleri 35 kez geçer[4]. Sinoptik İncillerde oğul niteliğiyle ilgili en çarpıcı ifadeye İsa'nın vaftiz olması sahnesinde rastlanır. İncil yazarlarına göre, vaftiz olan İsa tam sudan çıkarken gökler yarılır, Ruh beyaz bir güvercin şeklinde İsa'nın üzerine doğru iner ve gökten "sen benim sevgili oğlumsun" diyen bir ses duyulur (Mark. 1:9-11; Mat. 3:16-17; Luk. 3:21-22). Bunun dışında Sinoptiklerde yer alan İsa ile ilgili kıssalarda İsa'yı bu şekilde adlandıranların ya da ona böyle hitap edenlerin, ya şeytan, kötü ruhlar ve melek gibi metafizik varlıklar ya da İsa'nın etrafında yer alan ve aralarında Petrus'un da yer aldığı bazı kişiler olması dikkati çekmektedir[5]. Ancak İsa kendisiyle ilgili bu niteliği kullanmayı uygun görmez. Nitekim, Sanhedrin'de yargılanırken kendisine "yüce olanın oğlu Mesih sen misin?" diye soran başrahibe cevap verirken de kendisiyle ilgili "insan oğlu" kavramını kullanmayı uygun görür (Mark. 14:61-62; Mat. 26:63-64).

Yine Sinoptiklerde yer aldığı kadarıyla, İsa’nın kendisiyle ilgili bir diğer önemli Kristolojik unvan olan “Mesih” ismini kullanmaması da dikkat çekicidir. Sinoptik İncillerde, İsa'nın "Mesih" unvanıyla ilişkili en göze çarpıcı ifadelerden birisi olan ve en fazla tartışılan, "Petrus'un Mesih'i tanıması" rivayetinde, İsa'nın "size göre ben kimim?" sorusuna, Petrus'un "sen Mesihsin" cevabını verdiği anlatılır (Mark. 8:27-30; Mat. 16:13-20; Luk. 9:18-21). İsa’nın, kendisiyle ilgili Petrus’un bu cevabına tavrı, İncillerde farklı ifadelerle yansıtılır. Örneğin, Markus bu cevap üzerine onun, “bu konuda kimseye bir şey söylememeleri” uyarısında bulunduğunu aktarırken, Matta ise İsa’nın, bu sırrın (Mesih sırrının) Petrus’a açıldığını belirtip onu uzun uzadıya övdüğünü ileri sürer. Diğer taraftan, Kanonik İnciller dışındaki metinlerden Tomas’ta, Petrus’un İsa’yı “bilge bir filozofa”, Ebionitler İncilinde ise, havarilerin onu “bir meleğe” benzettikleri anlatılmaktadır (Tomas 13; Ebionitler 6).

Diğer taraftan her ne kadar aktardıkları İsa'nın bizzat kendisine ait ifadelerde konuya ilişkin bir muğlaklık bulunsa da gerek Markus'un gerekse diğer Sinoptik İncil yazarlarının İsa'nın Mesih olduğundan emin oldukları anlaşılmaktadır (Taylor, 1958: 4, 22). 

Mesihlik niteliği ile ilişkili bir diğer dikkat çekici rivayet, tutuklanan İsa'nın Sanhedrin önünde yargılanması sahnesinde yer alır. Konuya ilişkin anlatısında Markus, yargılanmak amacıyla yüksek kurul önüne getirilen İsa'nın, kendisine yönelik bütün karalama ve yalancı şahitliklere karşı suskun kaldığını belirtir. Daha sonra susmaya devam eden İsa'ya başkahin, "Yüce olanın oğlu Mesih sen misin?" diye sorduğunda İsa, "benim" yanıtını verir (Mark. 14:61-62). Markus'un bu rivayetinde, kendisinin Mesih olup olmadığına yönelik sorulan soruya İsa'nın verdiği bu cevap da oldukça tartışmalıdır. Burada "oğul Mesih sen misin?" sorusuna karşılık İsa'nın verdiği "benim" cevabı, İsa'nın bunu kabul edip tasdik ettiği şeklinde anlaşılabileceği gibi, bu soru karşısında şaşırıp bunu reddettiği tarzında da anlaşılabilir. Zira, M. Borg'un da belirttiği gibi (1987: 17-18, n.6), bu soruya "benim" karşılığını veren İsa'nın bu cevabı, iki anlamda da yani hem "öyleyim" hem de "öyle miyim?" şeklinde de anlaşılabilir. 

İsa’nın Mesih unvanını kullanmamış olmasına rağmen, erken dönem kilisesinde İsa'nın Mesihliği düşüncesinin merkezi bir konum taşıdığı gerçeği karşısında bazı İsa araştırıcıları, Mesihlik nitelemesiyle ilişkili olmayan İsa'ya Hıristiyan cemaatin bir gecede Mesih payesini vermesinin düşünülemeyeceğini, zira bunu için herhangi bir nedenin bulunmadığını tartışırlar (Wenham, 1995: 108; Casey, 1991: 42). Nitekim bazı araştırıcılar, Sinoptik İncillerde bulunan kümülatif delillerin İsa'nın kendisini "İsrail'in Mesih kralı" olarak gördüğü konusunda oldukça güçlü olduğu kanısını dile getirirken, bazıları da İsa’nın, İsrail’in Mesih Kralı bağlamında Mesih tanımlamasını kabul ettiğini, ama bu kavramı -Mesih inancına ilişkin Yahudi geleneğine uygun tarzda- dikkatlice kullanmayı, Mesihlik iddiası konusunda sessiz kalmayı, daha açık bir ifadeyle bunu gizlemeyi uygun gördüğünü ileri sürerler (Taylor, 1958: 4; Wenham, 1995: 10-109). Benzer şekilde C.H. Dodd da İsa'nın Mesihlik niteliğini üstlendiği konusunda emindir. Konuya ilişkin olarak Dodd, "İsa, Mesih olduğunu iddia etti mi?" sorusu yerine "O, ne tür bir Mesih olduğunu düşündü?" sorusuna cevap aranması gerektiğini düşünür (Dodd, 1971: 103). Bütün bu yaklaşımlarda ön plana çıkan bakış açısı, aslında İsa’nın kendisini Mesih olarak gördüğü, bunu düşündüğü; fakat bunu açıkça dışa yansıtmadığı ya da bir iddia şekline dönüştürmediğidir. Bu bakış açısında ileri sürülen en önemli delil, yukarıda ifade ettiğimiz gibi, erken dönem Hıristiyan cemaati arasında İsa’nın Mesihliği konusunda var olan yaygın kanaattir. Ancak erken dönem cemaatin bu kanaate sahip olması, Sinoptiklerde İsa’nın kendisiyle ilgili bu unvanı kullanmadığı ve ne kadar ve nasıl kullandıkları tartışmalı da olsa etrafındaki bazı insanların kendisiyle ilgili bunu kullanmalarını onayladığını gösteren açık bir delilin de bulunmadığı gerçeğini değiştirmemektedir.

Kendisiyle ilgili tanımlamalarında sonraki dönemlerin Kristolojik “Tanrı Oğlu” ve “Mesih” terimlerini kullanmayan İsa’nın, diğer taraftan kendisiyle ilgili sıkça “insanoğlu” nitelemesini yapması da gözden kaçmamaktadır. “İnsanoğlu” terimi Sinoptik İncillerde 69 kez geçerken Yuhanna İncili'nde de 13 kez yer alır. Sinoptik İncillerde İsa ile ilgili en sık kullanılan bir isim/unvan olan bu terim neyi ifade etmektedir, ya da İsa neden kendisini böyle nitelemektedir? Hıristiyanların genel kanaati, İsa'nın bu şekilde kendi insani tabiatına atıfta bulunduğu yönündedir (Wenham, 1995: 110). Bir başka ifadeyle, İsa'da hem insani hem de ilahi iki tabiatın bulunduğunu varsayan Hıristiyan düşüncesine göre "insanoğlu" terimi İsa'nın insani yönünün ifadesidir. Diğer taraftan Aramcada bar naşa (insan oğlu), deyiminin, insanı tanımlamada yaygın şekilde kullanılan bir ifade olduğu bilinmektedir. Aynı şekilde Eski Ahit geleneğinde de “oğul” ya da “kız” terimleri, bir şeyin nitelik veya cinsini tanımlamada kullanılmaktadır[6]. Bundan başka, "oğullar" terimi yaratıklar anlamında da kullanılmaktadır. Bütün bunlar dikkate alındığında İsa'nın kendisi için sık sık kullandığı insanoğlu teriminin, kendisinin insan cinsine ait olduğunu gösteren bir ifade olduğu açıktır. J. Hick'in yerinde ifadesiyle "gerçek bir insan olduğunun farkında" (Hick, 1973: 114) olan İsa, dolayısıyla kendisini en iyi tanımlayan bir ifade olan insanoğlu terimini sıklıkla kullanmıştır. 

İnsanoğlu ifadesinden başka İsa’nın kendisiyle ilgili ifadelerinde dikkat çekici olan bir diğer isim/niteleme ise "peygamber" terimidir. İnsanoğlu terimi kadar sık kullanılmamakla birlikte, peygamber ifadesinin gerek Sinoptik İncillerde gerekse bazı Apokrif metinlerde İsa için kullanılmakta olduğu görülmektedir. Halkın İsa'yı bir peygamber olarak değerlendirdiğini gösteren çeşitli ifadeler Sinoptiklerde yer almaktadır. Örneğin, Kudüs'e girdiğinde halk, onun için "Galilee'nin Nasıra kentinden İsa peygamber" tanımlamasını yapmaktadır (Mat. 21:10-11). Onu tanımayan ve kim olduğunu soranlara kalabalıklar bu cevabı vermişlerdir. Kudüs'te bir dizi faaliyette bulunan, tapınakta dersler veren ve Yahudi din adamlarıyla tartışan İsa'nın bu faaliyetlerinden rahatsız olanlar onu tutuklatmak istemişler; ama sonra bundan vazgeçmişlerdir. Matta bu vazgeçişin nedenini şöyle açıklar: "... halkın tepkisinden korktular. Çünkü halk, onu peygamber sayıyordu" (Mat. 21:46). Yine Luka'nın anlatısına göre, İsa'nın mucizevi şekilde ölü bir genci diriltmesine tanık olan halk, "aramızda büyük bir peygamber ortaya çıktı" diye düşünmektedir (Luk. 7:16). Markus'a göre Sanhedrin'de yargılanan İsa'ya ölüm cezası verilmesi üzerine bazı Yahudiler, İsa'ya saldırıp onu yumruklamaya ve ona tükürmeye başlamışlar ve bir yandan da "haydi peygamberliğini göster bakalım" demişlerdir (Mark. 14:65). Benzer ifadeler Luka ve Matta İncillerinde de bulunmaktadır (Mat. 26:67-68; Luk. 22:63-64). Bütün bu ifadeler İsa'nın halk tarafından bir peygamber olarak bilinip algılandığını ortaya koymaktadır. Halkın dışında, kendisini izleyenlerin de İsa'yı peygamber olarak nitelendirdiklerini gösteren bazı ifadelere rastlanmaktadır. Örneğin, Luka 24:19'daki bir ifadeye göre[7] ölümden dirilerek yanlarına yaklaşan İsa'yı tanımadan onunla konuşan İsa'nın iki öğrencisi, Nasıralı İsa hakkında ona şu bilgiyi verirler: "O adam, Tanrının ve bütün halkın önünde gerek sözlerinde gerek eylemlerinde güçlü bir peygamberdi”. Bundan başka Elçilerin İşleri’nde Luka, Petrus ve Stefan’ın, İsa’nın gelişinin daha önce müjdelendiğini belirtmek bağlamında, Tesniye’de yer alan (Tes. 18:15-19) Musa’nın: "Tanrınız olan Rab size kardeşleriniz arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak. Onun size söyleyeceği her sözü dinleyin. O peygamberi dinlemeyen herkes Tanrının halkından koparılıp yok edilecektir" sözünü delil olarak kullandıklarını anlatır (Res. İş. 3:22-23, 7:37). Bu da gerek Petrus gerekse Stafan’ın, İsa’yı, “Musa gibi bir peygamber” olarak kabul ettiklerine işaret etmektedir. 

Bütün bunların ötesinde İsa’nın kendisi hakkında halkın kullandığı peygamber niteliğine yönelik düşüncesini yansıtan iki önemli ifade Sinoptiklerde yer almaktadır. Bunlardan ilki Markus İncili 6:1-4'te geçer. Buna göre, kendi memleketine dönerek orada bir dizi mucizevi eylemde bulunan ve havrada dersler veren İsa'yı hemşehrileri hoş karşılamazlar; onu reddederler. Bunun üzerine İsa, onlara şu dikkat çekici sözü söyler: "Bir peygamber, kendi memleketinden, akrabalarının çevresinden ve kendi evinden başka yerde hor görülmez."[8] İkinci ifade ise Luka 13:32-35'te yer alır. Buna göre Kudüs'e doğru yol alan İsa'ya bazı Ferisiler gelip, buradan uzaklaşmasını zira Herod'un kendisini öldürmek istediğini söylerler. Bunun üzerine İsa onlara, “gidin o tilkiye söyleyin. ... Yine de bugün yarın ve öbür gün yoluma devam etmem gerek. Çünkü bir peygamberin Kudüs'ün dışında ölmesi düşünülemez!” cevabını verir. Bu ifadelerde de anlaşılacağı gibi, genellikle kendisini "insanoğlu" olarak niteleyen İsa, her ne kadar kendisi hakkında açıkça “ben peygamberim” ifadesi kullanmasa da kendisiyle ilgili halkın yaptığı “peygamber” tanımlamasına katılıyor görüntüsü vermektedir.

Gerçek bir insan olduğunun bilincinde olan ve dolayısıyla asla kendisini tanrısallıkla ilişkili bir pozisyonda görmeyen İsa'nın monoteizme dayalı Tanrı merkezli din anlayışına karşılık, Pavlus'un öğretilerinde İsa’nın tanrısallığı çerçevesindeki Kristosentrizm ya da Mesih merkezlilik düşüncesi ön plana çıkar. Pavlus'un İsa anlayışında, sonraki dönem Hıristiyan Kristolojisinde öne çıkan üç önemli unvan dikkati çeker. Bunlar, onun mektuplarında İsa ile ilgili olarak kullandığı Rab (Kyrios), Tanrı Oğlu ve Mesih kavramlarıdır. C.A.A. Scott gibi bazı yazarlar (Scott, 1927: 6), Pavlus'un "sonuna kadar taviz vermez bir monoteist olarak kaldığını" ileri sürmektedirler. Nitekim Pavlus'un kendisi de "birden fazla Tanrı olmadığını" (1 Kor. 8:4) ifade etmektedir. Ancak bunun, onun İsa gibi bir monoteist olduğunu göstermesi şüphelidir. Zira Pavlus teolojisinde, İsa'nın teolojisinde görülmedik şekilde, Baba Tanrı ve tanrısal Oğul olan Rab İsa Mesih ikiliği ortaya çıkar. Örneğin Pavlus, birden fazla Tanrı olmadığı vurgusundan sonra şunu dile getirir: "... bizim için tek bir Tanrı Baba vardır. O, her şeyin kaynağıdır ve biz onun için yaşarız. Tek bir Rab vardır, o da İsa Mesih'tir. Her şey onun aracılığıyla yaratıldı, biz de onun aracılığıyla yaşarız" (1 Kor. 8:5-6)[9]. Koloselilere mektubunda ise Pavlus, Rab İsa Mesih'le ilgili şu çarpıcı ifadeleri kullanır: "Görünmez Tanrının görüntüsü, bütün yaratılışın ilk doğanı odur. Nitekim gökte ve yeryüzünde, görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve hükümranlıklar, her şey onda yaratıldı. Her şey onun aracılığıyla ve onun için yaratılmıştır. Her şeyden önce var olan odur ve her şey varlığını onda sürdürmektedir" (Kol. 1:15-17)[10]. Yine Pavlus, Romalılara mektubunda (Rom. 9:5), Mesih'in "her şeyin üzerinde hüküm süren Tanrı" olduğunu söylemektedir[11]. Bundan başka Titus'a mektubunda, "... yüce Tanrı ve Kurtarıcımız olan İsa Mesih'in yücelik içinde gelmesini bekliyoruz" (Tit. 2:13) demektedir. Pavlus'a göre İsa Mesih, tarihsel İsa'nın aksine varlık öncesi var olan (pre-existent) bir varlıktır (1 Kor. 8:6; Filip. 2:6); Tanrı oğludur (Rom. 1:3, 5:10; Gal. 2:20, 4:4; 1 Sel. 1:10); Tanrının yüce kudreti ve ilahi maksadın bir açılımıdır. O, “Tanrının gücü ve hikmetidir” (1 Kor. 1:24). Yüce Tanrı tarafından gönderilen bir Kurtarıcı (Res. İş. 13:23; Gal. 4:4) olan Rab İsa Mesih, insanlığın kurtuluşu için tanrısal yüceliğinden soyunmuş ve insan suretine bürünerek yeryüzüne inmiştir (Filip. 2:6-7; Efes. 4:8-9) [12] Baba Tanrı insanlığı "karanlığın hükümranlığından kurtarıp sevgili Oğlunun egemenliğine" aktarmıştır (Kol. 1:13). Ayrıca Pavlus'a göre Rab İsa, Baba Tanrıyla insanlar arasında aracı bir varlıktır; zira o, "söyledikleriniz ve yaptığınız her şeyi Rab İsa'nın adıyla, Onun aracılığıyla Baba Tanrıya şükrederek yapın" (Kol. 3:17) demektedir.

Pavlus’a göre, insan suretinde yeryüzünde faaliyetlerini sürdüren İsa Mesih, hukuk-günah-ölüm çemberinde tutsak olan insanlara kurtuluş yolunu göstermek ve onların kurtuluşunu sağlamak amacıyla çile çekmiş, hatta çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğmiştir (Filip. 2:8; Rom. 5:8-9) [13]. İlahi Oğul İsa’nın, insanlığın kurtuluşu için yeryüzünde bedenleşen ve ölen bir varlık olması Pavlus teolojisinde oldukça önemlidir. Cullmann’ın ifade ettiği gibi (1959: 293), ona göre Tanrı Oğlu demek, bir bakıma ıstırap çekmek ve ölmek demektir. Tanrı, oğlunu insanları kurtarmak amacıyla yeryüzüne göndermiştir (Gal. 4:4). İnsanlığın kurtuluşu için Oğul, yeryüzünde yaşamış, ıstırap çekmiş, günahkarlıkla suçlanarak çarmıha gerilmiş ve ölmüştür. Ancak o, ölüm sonrası yeniden dirilerek ilahi aleme yükselmiş ve Baba Tanrının sağına oturmuştur. İsa'nın kendi kutsal ruhu sayesinde ölümden dirilişi, Tanrı Oğlu olduğunun kudretle ilan edilmesidir (Rom. 4). Diğer taraftan bedenleşen ilahi Kurtarıcı İsa Mesih'in yeryüzü elbisesine ya da insan suretine bürünmesi de bir zorunluluktur; zira kurtarıcılık görevini ifa edebilmesi için süfli güçlerin onu tanımamaları gerekmektedir. Aksi takdirde kötü güçler onun ilahi niteliğini anlar, bir taraftan insanlığın kurtuluşu diğer taraftan da kendilerinin yenilgisi için gerekli olan İsa Mesih'in çile çekerek çarmıhta ölüm tecrübesini yaşamasını engelleyebilirlerdi (1 Kor. 2:8). Nitekim, Kurtarıcı İsa Mesih'in gerçek kimliğini süfli güçler kavrayamamış, yalnızca Ruh vasıtasıyla ilahi bilgiye sahip olanlar bunu anlayıp kavrayabilmişlerdir (1 Kor. 2:9-10). Bu yaklaşımıyla Pavlus'un, Gnostik Redeemer motifini İsa’nın şahsında tarihselleştirdiği görülmektedir.

Çarmıh hadisesi Pavlus'un, İsa Mesih'le ilgili değerlendirmelerinde önemli bir dönüm noktası ya da önemli bir kriter olarak alınır. Çarmıha gerilen İsa'nın Mesih olduğu kanaatinde olan Pavlus, insanlara çarmıha gerilmiş olan Mesih'i tanıttığını vurgulamakta (1 Kor. 1:23), "Mesih'in çarmıhına düşman" olanları kınamaktadır (Filip. 3:18). Pavlus'un mektuplarında sıkça geçen çarmıh ya da haç (1 Kor. 1:17-18; 2:2, 8; Gal. 6:14; Rom. 6:6) [14], Pavlus için yalnızca basit bir terim ya da çarmıh olayı basit bir tarihsel hadise değildir. Çarmıh, ölüp dirilen İsa Mesih motifinde kullanılan anahtar bir terimdir (Reumann, 1991: 82). Gerek haç gerekse haça gerilen Mesih, Lüdemann'ın ifade ettiği gibi (1996: 75) yaşanılan zamana etkide bulunmakta, insanlığın kurtuluş tarihinde bir dönüm noktasını ifade etmektedir. Nitekim Pavlus’a göre Tanrı, Mesih'in haçında dünyanın yargılanmasını ilan etmiş ve böylelikle Mesih'te kurtuluş yolunu açmıştır. Dolayısıyla haç, kurtuluşun sembolüdür.

Pavlus'a göre, çarmıhta ölümü sonrası Rab İsa Mesih, yeniden dirilip hayat bularak ilahi aleme yükselmiştir (Efes. 4:10). Bu ilk misyonunda insanlara hukuk, günah ve ölümün köleliği altında olduklarını göstermiş ve kurtuluş yolunu öğretmiş olan İsa Mesih, kurtarıcı olarak yeniden yeryüzüne gelecek (Filip. 3:20, 4:5), yeryüzünde tutsak olan ruhları kurtuluşa iletecektir. Dolayısıyla İsa Mesih, Pavlus düşüncesinde birey açısından kişinin kurtarıcısı olarak kozmik bir öneme sahiptir. İnananlar topluluğu için ise o, cemaatin (kilisenin) başı, ruhu ve hayatı olarak bir önem taşır; cemaat Mesih'in vücudu olarak görülür (Manson, 1963: 14). 

Pavlus, "ben artık yaşamıyorum, Mesih bende yaşıyor" (Gal. 2:20) ya da "benim için yaşamak Mesih'tir" (Filip. 1:21) gibi sözleriyle Mesih kavramının öğretilerinin temelini oluşturduğuna dikkat çekmektedir. Pavlus'a göre dinsel öğretinin en önemli işlevi, kurtarıcı Rab İsa Mesih düşüncesini açıklamasıdır. Bu çerçevede kurtuluş ve iman Mesih kavramı çerçevesinde açıklanmaktadır. Ona göre Tanrının öz oğlu olan Mesih, "günahkar insan suretinde günaha kurban olarak" gelip günahı insan benliğinde yargılamış (Rom. 8:3), günahın gücünü kırabilmek amacıyla kendisinin hukuk tarafından bir günahkar addedilip çarmıha gerilmesine razı olmuş ve ölümüyle insanları tanrısal hukukun lanetinden kurtarmıştır (Gal. 3:14; 1 Kor. 15:3). Kurban kuzusu olan Mesih, insanların günahtan kurtuluşu için kurban edilmiştir (1 Kor. 5:7). Mesih'in çarmıha çivilenip ölümüyle Tanrı, kurallarıyla insanların aleyhine işleyen yazılı anlaşmayı (hukuku) da çarmıha çivileyip ortadan kaldırmış, çarmıh sayesinde bu çağın yönetimlerinin ve hükümranlıklarının elindeki bu en güçlü silahı ellerinden alarak onları yenmiştir (Kol. 2: 14-15). Pavlus'a göre kurtuluşun yegane yolu, "Mesih'te" olma ve "Mesih cemaatine" katılma suretiyle Mesih'e imandır. Pavlus, insanlara Mesih sırrını açıklamaktadır. Pavlus'un Tanrıdan aldığı ve insanlara ifşa ettiği bu Mesih sırrı, özetle iki hususu içermektedir: (i) Mesih'in çarmıha gerilmesiyle tanrısal hukuk işlevini tamamlamıştır ve kurtuluşun yegane yolu Mesih ruhu hukukunun ifadesi olan Mesih'e iman ve sevgi ilkesine bağlılıktır; (ii) bu bağlamdaki vaat ve kurtuluş Gentileleri de kapsamına almaktadır.

Pavlus'a göre Rab İsa Mesih, Şam yolunda mucizevi şekilde gökte bulutlar arasında kendisiyle görüşmüş ve kendisine konuşmuştur. "Şam vizyonu" adı verilen bu aşkın tecrübede Pavlus, hem İsa Mesih tarafından seçilerek görevlendirilmiş, hem de bu ve sonraki vizyonlarda İsa tarafından kendisine mesajın ne olduğuna ilişkin çeşitli esinlerde bulunulmuştur. Bu nedenle Pavlus, kendisinin "insanlarca ya da insan aracılığıyla değil, İsa Mesih ve onu ölümden diriltmiş olan Baba Tanrı aracılığıyla Havari atandığını" ileri sürer (Gal. 1:1-2). Ayrıca o, kendisinin daha ana rahmindeyken seçilip görevlendirildiğine ve "Gentileler Havarisi" olduğuna işaret eder (Gal. 1:15-16) ve "sünnetlilere (Yahudilere) tebliğ işi Petrus'a verildiği gibi sünnetsizlere (Yahudi olmayanlara) tebliğ işi bana verildi" der (Gal. 2:7). Pavlus, insanlara ilettiği mesajı herhangi bir kimseden, bir insandan almadığını ve bunun insan uydurması olmadığını, bunu Rab'den (İsa Mesih'ten) öğrendiğini de vurgular (1 Kor. 11:23; Gal. 1:11-12); ayrıca bu mesajı İsa'nın yetkisiyle tebliğ ettiğinin altını çizer (1 Sel. 4:2).

Dikkat edileceği üzere, Pavlus'un İsa'sı MS birinci yüzyılda yaşayan ve sıklıkla kendisinin insani tabiatına atıfta bulunarak kendini "insanoğlu" diye niteleyen tarihsel İsa değil, Tanrının insanlığı kurtarma planında yer alan ve varlık öncesi var olan tanrısal bir varlıktır. Yeryüzünde bedenleşen, ölen, dirilen ve kurtarma işini tamamlamak üzere yeniden gelecek olan bir Kurtarıcıdır. Bu özellikleriyle Pavlus'un İsa'sı, Hıristiyan teolojisinin Teslis'inde yer alan Tanrı Oğlu Mesih'tir. Dolayısıyla Hıristiyan geleneğinin temelini oluşturan Kristosentrizm ve Rab İsa Mesih öğretisinin kaynağı da Pavlus’un mektuplarında -dağınık şekilde de olsa- ifadesini bulan bu öğretilerdir. Bu bağlamda, her ne kadar Kristosentrizm ve Mesih öğretisi İsa etrafında şekillense de Hıristiyan teolojisinde belirleyici konumda olan unsur, tarihsel İsa ve öğretileri değil Pavlus’un yorum ve düşünceleridir.

Son olarak, mektuplarında Pavlus’un, etrafında yer alan insanlara, kendisini örnek alma ve izleme çağrısı yapması da dinde merkezilik tartışmaları açısından göz önünde bulundurulması gereken bir husustur. Gerçi Pavlus, Efeslilere mektubunda geçen bir ifadesinde cemaatine "Tanrıyı örnek alın" demektedir. Ancak ifadenin devamında bunu kendi Mesih doktrini ile irtibatlandırmakta ve Mesih'in insanları sevdiği ve bu yolda kendisini Tanrıya kurban olarak sunduğu gibi onların da (cemaatinin de) sevgi yolunda yürümelerini istemektedir (Efes. 5:1-2). Dolayısıyla burada kriter olarak ön plana çıkardığı şey, kendi Mesih doktrinidir. Aynı durum 1 Sel. 1:6'daki ifadesi için de geçerlidir.

Pavlus'un kendisine ilişkin tanımlamalarında, kendi güçleri ve niteliklerini ilahi kökenden kaynaklanan şeyler olarak değerlendirdiği dikkati çeker; dolayısıyla bunlar herkesin ulaşabileceği özellikler olarak görülmez. O, bir elçidir, havaridir, seçkindir; havariliği vahiyle gerçekleşmiştir (Gal. 1:1, 15-16; 1 Kor. 1:1; Rom. 1:1). Onun yaydığı mesaj, tanrısal kökenlidir (1 Kor. 11:23; Gal. 1:11-12) ve o bu mesajı, Mesih'in yetkisiyle insanlara iletmektedir (1 Sel 4:2). Bu nedenle, bu mesaja karşı çıkmak ya da bunu reddetmek Tanrıya karşı çıkmakla eşdeğerdir. Nitekim o, herhangi bir kimse hatta "gökten bir melek bile" insanlara bildirdiği bu mesaja ters düşen bir mesaj bildirse, ona lanet etmektedir (Gal. 1:8-9).

Bu çerçevede Pavlus, mektuplarında her zaman kendisinin örnek alınmasını ısrarla vurgulamaktadır. Cemaatini "kendisini örnek almaya", "kendisi gibi olmaya" çağırmakta (1 Kor. 4:16; Gal. 4:12; Filip. 3:17; 2 Sel. 3:7) ve "ben Mesih'i örnek aldığım gibi siz de beni örnek alın" (1 Kor. 11:1) demektedir. Burada dikkati çeken şey Pavlus’un “Mesih’i örnek aldığını” vurgulamasıdır. Mesih, yukarıda söz ettiğimiz gibi tarihsel İsa değil, haç teolojisi bağlamında Pavlus’un kurguladığı kurtarıcı varlıktır. Pavlus, tarihsel İsa ve Mesih ayrımına mektuplarında da yer vermekte ve bir ifadesinde “biz Mesih’i bedene göre tanısak bile, artık onu böyle tanımıyoruz” (2 Kor. 5:16) demektedir. Ayrıca Pavlus, cemaatini kendi öğrettiği Mesih İsa anlayışı dışındaki İsa anlayışları konusunda uyarmakta ve “kendi tanıttığından değişik bir İsa’yı tanıtan” kişilerin varlığına dikkat çekerek, bu farklı anlayışları hoş karşılamadığını vurgulamaktadır (2 Kor. 11:4). Pavlus, kendisinin örnek alınmasını isterken, bu örnek almanın yalnızca inanç bağlamında değil yaşam tarzında da geçerli olması gerektiğini belirtmektedir. Örneğin o, cemaatinden, kendisinden görüp öğrendikleri ya da işittikleri ne varsa hepsini yapmalarını istemekte ve ancak bu sayede Tanrının onlarla olacağını ifade etmektedir (Filip. 4:9). Nitekim o, evlilik konusunda bütün insanların kendisi gibi olmalarının iyi olacağını ifade etmektedir (1 Kor. 7:7). Hatta Pavlus, kendisinin kabul edilip örnek alınmasına o kadar vurgu yapmaktadır ki cemaatinden yalnızca kendisinin örnek alınmasını istemekle kalmamakta, "Tanrının bir meleğini" ya da "İsa Mesih'i" kabul ettikleri gibi kendisini de o şekilde kabul etmeleri gerektiğini söylemektedir (Gal. 4:14). 

Sonuç olarak, Pavlus, Mesih öğretisi ve İsa’nın tanrısallığına yönelik düşünceleriyle, günümüz Hıristiyanlığının temel karakteristiklerinin teşekkülünde önemli rol oynamış bir şahsiyettir; Hıristiyan geleneğinin oluşup şekillenmesinde merkezi bir yere sahiptir. Mektuplarında, kendi İsa anlayışının ve Mesih öğretisinin kabullenilmesini ve bizzat kendisinin örnek alınıp bağlanılmasını istemekle, Hıristiyan geleneğindeki bu merkezi konumunu bizzat kendisi de vurgulamaktadır.




Referanslar
Armstrong, K., 1993, A History of God. From Abraham to the Present: the 4000-year Quest for God, London: Mandarin Paperbacks.
Borg, M., 1987, Jesus, A New Vision, New York: HarperCollins.
Bowden, J., 1988, Jesus: The Unanswered Questions, London: SCM Press.
Bultmann, R., 1973, "Jesus and Paul", S.M. Ogden (derleyen ve İngilizceye çeviren) Existence and Faith: Shorter Writings of Rudolph Bultmann, London: Collins.
Casey, P.M., 1991, From Jewish Prophet to Gentile God: The Origins and Development of New Testament Christology, Cambridge: James Clarke & Co.
Cullmann, O., 1959, The Christology of the New Testament, London: SCM Press.
Dodd, C.H., 1971, The Founder of Christianity, London: Collins.
Fitzmyer, J.A., 1998, "Pauline Theology", R.E. Brown, J.A. Fitzmyer, R.E. Murphy (ed.), The New Jerome Biblical Commentary, Student Edition, Cassell.
Harnack, A. von, 1901, What is Christianity?, New York: G.P. Putnam's Sons.
Hick, J., 1973, God and the Universe of Faiths, London: Collins.
Howard, W.F., 1927, "The Fourth Gospel and the Mandaean Gnosticism", LQR.
Küng, 1995, Christianity: Its Essence and History, tr. J. Bowden, London: SCM Press.
Lüdemann, G., 1996, Heretics: The Other Side of Early Christianity, tr. J. Bowden, London: SCM Press.
Manson, T.W., 1963, On Paul and John, London. SCM Press.
Reumann, J., 1991, Variety and Unity in New Testament Thought, Oxford University Press.
Scott, C.A.A., 1927, Christianity According to St. Paul, Cambridge University Press.
Tappert, T.G. (ed., tr.), 1959, The Book of Concord, Philadelphia: Fortress Press.
Taylor, V., 1958, The Person of Christ in New Testament Teaching, London: Macmillan & Co Ltd..
Wenham, D., 1995, Paul: Follower of Jesus or Founder of Christianity?, Grand Rapids: William B. Eerdmans Publ. Com.
Yamauchi, E.M., 1973, Pre-Christian Gnosticism. A Survey of the Proposed Evidences, London.

 
 
 
NOTLAR 
 
* Bu metin “2000. Yılında Hıristiyanlık: Dünü, Bugünü ve Geleceği” Sempozyumu’nda (Ankara 9-10 Haziran 2001) sunulmuş olup yazının temeli, büyük oranda Ş. Gündüz, Pavlus: Hıristiyanlığın Mimarı (Ankara: Ankara Okulu Yayınları 2001), 4. ve 5. bölümlerdeki tartışmalara dayanmaktadır.
1 Havariler Akidesi, her ne kadar tarihsel olarak İsa'nın Havarilerine ait bir metin olmasa da Hıristiyanlarca bunun kökeninin Havarilere kadar uzandığına inanılır.
2 Yuhanna İncilinde İsa, "Oğul" ve "Tanrı Oğlu" ifadelerini en az 23 kez kullanır.
3 "Tanrı dünyayı o kadar seviyordu ki biricik/tek (only-begotten) Oğlunu, ona iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın hepsi sonsuz yaşama kavuşsun diye verdi. Tanrı, Oğlunu dünyayı yargılamak için değil, dünya onun vasıtasıyla kurtulsun diye gönderdi" (Yuh. 3:16-17). Ayrıca bkn. Yuh. 1:14, 18; krş. Yuh. 1:12.
4 Bu terimlerin Yeni Ahit metinlerinde kaç kez geçtiği konusunda Taylor, The Person of Christ in New Testament Teaching, s.147'deki tabloya bakılabilir.
5 Örneğin bkn. Mat. 4:3, 6, 8:29, 14:33, 16:16, 27:40, 27:54; Mark. 3:11, 5:7, 15:39; Luk. 1:32, 35, 4:3, 9, 41; 8:28.
6 Örneğin, bu çerçevede Eski Ahit'te buzağı için "sığır oğlu", cesaretli kişi için ise "cesaret çocuğu" ifadeleri kullanılır (1 Sam. 14:52; Tek. 18:7).
7 Krş. Mark. 16:12-13.
8 Ayrıca bkn. Tomas 31; Mat. 13:57; Luk. 4:24; Yuh. 4:44.
9 Baba Tanrı ve Rab İsa Mesih ikilisi Pavlus'un mektuplarında başka yerlerde de geçer. Örneğin bkn. 2 Sel. 1:1-2.
10 Pavlus'un bu ifadeleriyle Yuhanna İncilinin giriş kısmı (Prologue) arasındaki paralellik dikkat çekicidir. Krş. Yuh. 1:1vd.
11 Pavlus'un sıkı bir monoteist olduğuna inanan Scott (1927: 273-274), bu ifadedeki "Tanrı" teriminin Mesih'i değil Baba Tanrıyı kastettiğini ileri sürer ve Pavlus'un Mesih'ten Tanrı olarak bahsetmediğini ancak Tanrının özelliğinin onda tezahür ettiğine inandığını belirtir. Ancak, gerek Romalılara mektupta geçen bu ifadenin bağlamı dikkate alındığında gerekse Koloselilere mektupta Pavlus'un Mesih için "görünmez Tanrının görüntüsü" gibi nitelemeleri göz önünde bulundurulduğunda, onun İsa Mesih'i tanrısal bir varlık olarak gördüğü kesindir. Pavlus'un İsa'yı asla Tanrı olarak adlandırmadığı iddiası K. Armstrong (1993: 99) gibi yazarlarca da iddia edilir.
12 F.C. Baur ve E. Lohmeyer gibi araştırıcılar, Filip. 2:5-11'deki Mesih ilahisinin Gnostik bir prototip üzerine kurgulanmış olduğunu tartışırlar. Bkn. Yamauchi, 1973: 43-44.
13 Ayrıca bkn. 2 Kor. 8:9.
14 Pavlus'un mektuplarında haç ve haça gerilme gibi ifadeler 18 kez geçer.

42 Yorum

Diğer Haberler

Siyonizmin Baz Aldığı En Etkin Kaynak: Talmud! FİLİSTİN TALMUD’U

İslam'ın Tevrat ve İncil'e Bakışı / Prof.Dr.Lütfullah Cebeci

Din de Merkez Kim? Pavlus mu İsa mı? / Prof.Dr.Şinasi Gündüz

Tahrif edilen Kitab-ı Mukaddes'in tasnifi : "Eski Ahid,Yeni Ahid" / N.Mehmet Solmaz

Dinler Tarihi ve Din Felsefesinde Kurtarıcı ve Kurtuluş / Joachim Wach

İncil ve Havarilerin Öyküsü / Murat Hafızoğlu

"Yahudi" tarihi üzerine tartışma notları

Teslis'in Hristiyanlıktaki Konumu

Babil Mitolojisi

Mircea Eliade'de Tarihsel Bilinç Sorunu

Pavlus'un Hıristiyan Geleneğindeki Merkeziliği / Prof.Dr.Şinasi Gündüz

Bir "mit" yazarı olarak Pavlus / Pavlus ve Mitoloji

   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz