Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar

  
.: Yazarlar :.


 
İSLAM MEZHEPLERİ TARİHİNDE USUL SORUNU
10/02/2010 - 15:42

Prof.Dr.Sönmez Kutlu
İslam Mezhepler Tarihi araştırmalarında, bilimsel bilgi üretme konusunda nasıl bir usul takip edeceği,  klasik kaynaklardaki sahayla ilgili problemler ve onların çözümünde takip edilecek usulün ne olduğu  gibi temel sorunlardan oluşan İslam Mezhepleri Tarihi'nde Usul tartışması, onun  modern dönemde  bir bilim hüviyeti kazanabilmesi bakımında son derece önemli bir tartışmadır. Çünkü Fuad Köprülü'nün de dediği gibi, " her ilim, ancak kendine mahsus ilmi metodlarla teşekkül edebilir" ve bilim hüviyetini kazanabilir. Diğer taraftan bu mesele, genel anlamda bir yönüyle sosyal bilimlerde ve din bilimlerinde metod tartışmalarıyla, diğer yönüyle de, Tarih  ile Din Sosyolojisi ve Bilgi Sosyolojisinde usul tartışmalarıyla yakından ilişkili bir meseledir. Buna ilaveten Batı'da Hrıstiyan mezhepler üzerinde yapılan Sosyolojik ve Psikolojik çalışmalarla birlikte  Mezhepler Psikolojisi ve Mezhepler Sosyolojisi gibi yeni bazı bilim dalları oluşmaya başlamıştır. Bu alanlarda yazılan çalışmalar,  metodoloji tartışmalarına yeni bir boyut kazandırmıştır.

            Batı dünyasında bilgi, bilim, bilimsel bilgi ve metod konusunda yaşanan tartışmalar, en genel anlamda  bilimleri doğa bilimleri ve sosyal/beşeri/tin veya manevi bilimler şeklinde  bir ayrımla sonuçlanmıştır. Sosyal bilimlerle doğa bilimleri arasındaki bir ayrım, metodik açıdan da bir farklılaşmayı beraberinde getirmiş ve  her bir alan kendi sorunlarını çözebilecek farklı metod ve yaklaşımlar geliştirmiştir. Önce Fransız sosyolglarından August Comte ve Descartes ile Bacon'un bütün bilimlere tek bir metod uygulamayı öngören açıklayıcı paradigmayı esas alan  Pozitivizm'i büyük yankı uyandırmıştır. Daha sonra Dilthey, doğa bilimleri ve sosyal bilimler arasında ayrımı gerçekleştiren ve sosyal bilimlere has anlayıcı-yorumlayıcı paradigmayı esas alan anlayışın öncüsü olarak dikkat çekmiştir. Gerek Dilthey ve gerek onun takipçileri sosyal bilimlere özel  ve onları tabiat ilimlerinden ayıran bir karakteristiğin bulunduğunu, dolayısıyla bu ilimlerin doğa bilimleri alanı içine sokulamayacağını ve onun metoduna bağlanamayacağı tezini güçlü bir şekilde savunmuşlardır.[1] Dilthey ve Rickert’in üzerinde önemle durdukları nokta, tarihsel ve sosyal gerçeklikle ilgilenen manevi ilmin, tabiat ilmi gibi açıklayıcı bir kanun olmadığıdır. Sosyal bilimler, anlayıcı bilimlerdir. Rickert, bu ayırımı doğa bilimlerinin umumileştirici ve  sosyal bilimlerin ise ferdileştirici olduğu şeklinde değerlendirir.[2] Bu alanda pek çok yorum ve yeni yaklaşımlar bulunmaktadır; konumuza  her hangi bir fayda sağlamayacağını bildiğimizden, burada  bunların tartışmasına girmek istemiyoruz. Ancak bugüne kadar, sosyal bilimlerde olduğu gibi, din bilimlerinde de, dini inançları, olguları ve süreçleri, mezhepleri, mezheplerin cemiyyeteki tezahürlerini incelemek üzere genel geçer tek bir bilimsel yaklaşım ortaya konulamamıştır, bilakis birden fazla yaklaşım geliştirilmiştir. İslam düşüncesinde ilk ortaya çıkan ve kendine has edebiyatı ve yaklaşımları olan mezhepler tarihi yazıcılığı da, sosyal bilimler için geliştirilen çağdaş yaklaşımlardan, önce Pozitivist, daha sonra Tarihsel-Sosyolojik yaklaşımdan nasibini almıştır. Her şeye rağmen mezhepler tarihi araştırmalarında, bilimsel bilgi üretme konusunda nasıl bir usul takip edeceği,  klasik kaynaklardaki sahayla ilgili problemler ve onların çözümünde takip edilecek usulün ne olduğu  gibi temel sorunlardan oluşan İslam Mezhepleri Tarihi'nde Usul tartışması, onun  modern dönemde  bir bilim hüviyeti kazanabilmesi bakımında son derece önemli bir tartışmadır. Çünkü Fuad Köprülü'nün de dediği gibi, " her ilim, ancak kendine mahsus ilmi metodlarla teşekkül edebilir"[3] ve bilim hüviyetini kazanabilir. Diğer taraftan bu mesele, genel anlamda bir yönüyle sosyal bilimlerde ve din bilimlerinde metod tartışmalarıyla, diğer yönüyle de, Tarih  ile Din Sosyolojisi ve Bilgi Sosyolojisinde usul tartışmalarıyla yakından ilişkili bir meseledir. Buna ilaveten Batı'da Hrıstiyan mezhepler üzerinde yapılan Sosyolojik ve Psikolojik çalışmalarla birlikte  Mezhepler Psikolojisi ve Mezhepler Sosyolojisi gibi yeni bazı bilim dalları oluşmaya başlamıştır. Bu alanlarda yazılan çalışmalar,  metodoloji tartışmalarına yeni bir boyut kazandırmıştır. Konunun son derece karmaşık olmasına rağmen, ülkemizde batıda geliştirilen sosyal bilim yaklaşımları ve metodlarını günedemine alarak kendi  bilim dallarına uygulamayı veya uyarlamayı başarabilen bilim dallarından birisi de Mezhepler Tarihi olmuştur. Bu bakımdan günümüz mezhepler tarihçileri,  Yusuf Ziya Yörükân tarafından bu alana uygulanmaya çalışılan  Sosyal-Pozitivist yaklaşım tecrübesini  hazır bulmaları dolayısıyla kendilerini son derece şanslı görmelilerdir. Şunu da itiraf etmek gerekir ki, böyle bir tecrübe bize hastır ve  ne batıda ne de İslam dünyasında  bir örneği yoktur. Burada, bu teşebbüsün mezhepler tarihi yazıcılığı ile ilgili tarihi ve metodolojik problemlerin tamamını çözdüğünü söylediğimiz sanılmamalıdır. Zaten sonraki mezhepler tarihçileri tarafından da böyle algılanmamış olup yeni yeni yöntem ve yaklaşımlar denenmeye ve geliştirilmeye çalışılmıştır. Biz, bugün hala sıcaklığını koruyan Mezhepler Tarihinde Usul tartışmalarına geçmeden önce, kavram kargaşalarına sebebiyet vermemek için önce bazı kavramların  tanımları ve içerikleri üzerinde durmak istiyoruz.

1.Kavramsal Çerçeve

a) Usul

            Usul kavramı, çoğu kere bilimsel araştırma teknikleriyle karıştırılır. Başlıkta yer alan usul, " bir bilimin amacına ulaşmasını sağlayan zihinsel tutumların ve düşünsel girişimlerin tümü"[4] anlamında kullanılmakta olup, nasıl bir mezhepler tarihi yazıcılığı sorunsalına cevap aramaktadır. Diğer bir ifadeyle klasik ve yaşayan mezhepler ile günümüz çağdaş dinî akımlar konusunda bilimsel, savunulabilir, sistematik, yansız ve güvenilir bir bilgi nasıl ve hangi yöntemle üretilebilir?  Örneğin mezhepler tarihi yazıcılığında  sosyal-pozitivist, tarihsel-sosyolojik, işlevselci, yapısalcı, diyalektik, analitik veya zihniyet çözümleyici  bir yöntemin anlamı, değeri ve sonuçları nedir? Burada  sosyal bilim olarak gördüğümüz Mezhepler Tarihi yazıcılında tekçi bir yaklaşım bulma amacında olmadığımızı, bu konudaki gelişmeler göz önünde bulundurularak usuller üzerine konuşulacağını belirtmekte fayda vardır. Bu bakımdan ülkemizde ve dışarıda akademik olmayan çevrelerce hiç bir bilimsel kaygı taşımaksızın mezhepler hakkında yazılmış eserler ve bunlarda yer alan çeşitli metodolojik problemler konumuz dışında tutulacaktır.  

b) Fırka ve Mezhep

Fırka, sözlükte ayrılık, farklılık, değişme, bölünme ve sapma gibi anlamlara gelmektedir. İslam Mezhepleri tarihinin klasik kaynaklarında,  itikadi ve siyasi gayelerle vücud bulmuş  fikirler ve şahıslar etrafındaki zümreleşmelere fırka adı verilmektedir. Mezhebe gelince, sözlükte, benimsenen görüş, farklı tutum ve davranış, fikir ve gidilen yol  gibi anlamlara gelir. Klasik ve modern kaynaklarda fırka yerine de kullanılan mezhep adı, fırkadan daha kapsamlı bir anlama gelmektedir.  Dilimizde, gerek siyasî ve itikadî, gerekse fikhî ekollerin tümüne mezhep adı verilmekte olup, itikadi ve  amelî yani inanç, ibadet  ve muamelatla ilgili karşılaşılan meselelere çözümler üretmek için ortaya çıkan İslam Düşünce ekollerinin tamamını ifade eder. Fırka anlamında kullanılan mezhebin pek çok tanımı yapılmış olmakla birlikte[5], Mezhepler Tarihi kavramı olarak en kapsamlı tanımı Fığlalı tarafından şöyle yapılmıştır: "Mezhep,  bir takım siyâsî, ictimaî, iktisadî ve diğer hadiselerin tesirlerinin, mezhep kurucusu sayılan insan ile, ona uyanlardaki fikrî, dinî ve siyasi tezahürüdür."[6]  Fırka ile mezhebi özgün anlamları itibariyle ayrıştıracak olursak,  bunlardan siyasi-itikadi alanla ilgili farklılaşmalara fırka, ameli-fikhi boyutu ağır basanlara fıkıh mezhepleri denilir. Başka bir tanım yapacak olursak, mezhepler, din anlayışındaki   farklılaşmaların kurumlaşması sonucu ortaya çıkan dinî nitelikli beşeri oluşumlar olup dinin anlaşılma biçimleri ile ilgili siyasi-itikadi veya fıkhi-ameli tezahürlerdir. Biz, tebliğimizde klasik literatürde daha çok fırka diye bilinen birincisini ele alacağız, ancak mezhep adını kullanacağız. Bu yüzden mezheplerin, ortaya çıktıkları ortamın düşünce kalıpları olarak ele alınması gerekir. Burada mezhep olgusu, her ne sebeple olursa olsun, dinle özdeşleştirilmeyecek ve  bunlardan her hangi birisi İslam'ın temsilcileri olarak görülmeyecektir[7].  İslam'ın anlaşılma biçimleri olarak kabul edilen mezheplerin ortaya çıkması, tarihsel, politik-dini ve beşeri bir olgudur. İnsanlar farklı bakış açılarına göre bu metinlere yaklaştıklarından farklı sonuçlar elde ettiler. Çünkü bunların kültür düzeyleri, anlayışları, bakış açıları birbirinden farklı idi.  Neticede her grup, belli bir zihniyetle ve belli metodlardan hareketle farklı sonuçlar elde ettiler ve bunları ayet ve daha sonraları hadislerle temellendirmeye çalıştılar. Her mezhebin ürettiği görüş ve çözümler, belli dönemin  dini ihtiyaçlarını karşılamak üzere ortaya konulmuş olduğundan tarihseldir.  

c) Mezhep Hüviyetinin Çeşitli Boyutları

 Siyasi ve itikadi alanda ortaya çıkan her anlayış ve yaşayış biçimi, tek bir kişinin görüşü olarak kalıp ictimaileşmedikçe mezhep olamıyacağından, mezhep hüviyeti kazanabilmesi için şu boyutlarıyla tezahüre ihtiyaç duyar.

1) Sistematik Teoloji Boyutu

             Siyasi ve itikadi mezhepler, tarihi süreçte müslümanların karşılaştıkları siyasi  veya inançla ilgili köklü problemler üzerinde sistematik ve tutarlı fikirlerden oluşan bir teoloji veya nazariye geliştirmek suretiyle kurumsallaşırlar. Aksi takdirde, bu kurumlaşmayı tamamlayamazlar, başka bir kurumlaşmış fikir ekolünün uydusu haline gelirler, ya da bunu başarmış Teolojik ekolün temel görüşlerini kabul ederek, ayrıntılarda bazı farklı görüşler ortaya koyarlar. Bu durumda bağlı olduğu siyasi ve itikadi düşünce ekolünün alt kolu haline gelir.  İslam düşüncesinde, sistematik teoloji ve ya nazariye geliştirenlerin başında Haricilik, Şia ( Zeydiyye, İsmailiyye, Onikiimamiyye), Mürcie, Mutezile, Maturidilik ve  Eşarilik gelmektedir. Bu mezheplerin ortaya koyduğu görüşlerin ve bunların tartışılması sonucunda İslam Teolojisi'nin genel çatışı oluşmuştur. Örneğin, Şia İmamet nazariyesiyle, Mutezile Tevhid ve Adalet nazariyesiyle, Mürcie İman nazariyesiyle, Hariciler İman ve Hilafet konusundaki görüşleriyle diğerlerinden farklı görüşler ortaya  koyarak bu çatının oluşmasında büyük rol oynamışlardır. Sistematik teolojinin ana konularının başında,  Allah ve sıfatları ( Uluhiyyet), Peygamberlik (Nübüvvet), Öldükten sonra dirilip hesaba çekilme ( Mead), İman ve büyük günah ( el-Esma ve'l-Ahkam), Kader, İyiliği Emretmek Kötülükten Sakındırmak ( Emr-i bi'l-Ma'ruf Nehy-i ani'l-Münker) ve Devlet Başkanlığı (İmamet/ Hilafet) gelmektedir.

2) Yazılı Edebiyat Boyutu

            Siyasi ve itikadi bir oluşumun,  mezhep kimliğiyle tanınması için, ortaya koyduğu teoloji veya nazariyeyi  ele alan temel eserler bırakmış olması önemli bir aşamayı teşkil eder. Çünkü bu eserler, toplumsal yapıyla birlikte bir devamlılık ve tutarlılık kazandırmaktadır. Ayrıca görüşlerinin başkaları karşısında savunulabilir, tutarlı ve insicamlı hale gelmesini sağlamaktadır. Devamlılıkla kastedilen iç ahenklilik, özgünlük ve sistemliliktir. Süreklilikten kastedilen ise, direnç ve istikrar içerisinde değişme ve kendisini yeniden üretmesidir.  Her bir mezhep kurucusu kabul edilen imamı veya onu takip eden mensupları, yukarıda zikredilen temel kelami konularda veya bunlardan birisinde benimsedikleri görüşleri  uzun uzun tartışıp akli delillerle ve Kura'n ayetleriyle  destekleyerek savundukları bir çok eser yazmışlardır. Bugün her hangi bir kelami eseri alıp okuduğumuzda,  bunun yazarının hangi mezhepten olduğunu  o eserde savunduğu fikirlerinden çıkarmak mümkündür. Çünkü aynı düşünce ekolünde yer alanların eserlerinde, konuların sıralaması, görüşlerine önem verdikleri ve savundukları alimlerin adları, zihniyetleri, referans çerçeveleri ve kavram dünyaları hep birbirine benzer. Siyasi ve Teolojik düşünce ekollerinin bu eserleri, bugün elimizdedir. Hatta her mezheb, tarih boyunca önemli kültür merkezlerinde kendine ait bir takım medreseler kurmak suretiyle bu eserlerini okutmuş ve görüşlerini yaymaya çalışmışlardır. Teolojiler, daha çok yazılı kaynaklarla ve belirli mekanlarda aktarılır.

3) Toplumsal Boyut

            Her hangi bir düşünce ekolünün siyasi ve itikadi bir mezhep hüviyeti kazanabilmesi için, bir diğer boyut ise,  ortaya konulan siyasi veya kelami nazariyenin sadece eserlerde kalmayıp bir toplum tarafından benimsenmesi, yani toplumsal boyut kaanmasıdır. Bir bilginin ortaya attığı görüşleri insicamlı bir akide oluşturabilir, ancak bunları benimseyen, savunan ve devam ettiren mensupları yoksa  o zaman bu bir mezhep olarak kabul edilmez. Bunun için mezhebin tanımında belli görüşler ve fikirler etrafındaki teolojik-dini veya fıkhi-ameli zümreleşmelerdir kaydı konulmaktadır. Mezhepler, tarihin belirli bir döneminde ortaya çıkan ve içinde doğdukları siyasi ve ictimai şartlardan etkilenen kurumlar oldukları için,  bütün müslümanlar tarfından değil bazı topluluklar tarafından benimsenir. Bazı mezhepler ise, her toplumun desteğini almak yerine tek bir soyun veya boyun desteğini kazanabilir. Ama genelde mezheplerde tek bir etnik yapı yoktur. Bir mezhepte her soydan ve boydan insan olabilir. Örneğin Şia'da baskın etnik unsur, Farslar iken  Maturidilik ve Hanefilikte baskın unsur Türkler'dir.   Bununla birlikte mezhepler tek bir soyda ve boyda devam etmez. Diğer taraftan mezheplere giriş ve çıkışın belli şartları  ve törenleri yoktur. İsteyen istediği mezhebe, törensiz girebilir ve çıkabilir. Mezheplerde kurucu imamlar önemli olmakla birlikte, toplumsal yapı içerisinde bir hiyerarşi  ve bunların huzurunda yapılan vakitleri belirlenmiş mezhep ayinleri ve törenleri yoktur.

4) Fıkhi-ameli boyut

            Siyasi ve İtikadi mezheplerde, diğer boyutlar kadar olmamakla birlikte fıkhi-ameli boyut da önemlidir.  Bazı mezhepler, hem teolojisini hem de fıkhını üretmişken bazıları diğerlerinin ürettiği fıkha göre amel ederler. Örneğin Ebu Hanife, hem Mürcii-Maturidi kelamın oluşmasına katkıda bulunmuş hem de Hanefilik diye bilinen fıkıh mezhebinin kurucusu olmuştur. Şia'nın da Caferilik adıyla kendine has bir fıkıh okulu/mezhebi vardır. Bazı mezhepler ise, ibadetler ve diğer pratiklerde, kendi fıkıhlarını üretmek yerine Teolojik konularda muhalif gördüğü mezheplerin fıkhi görüşlerine göre amel etmiştir. Örneğin Mutezile ve Taberistan Zeydileri,  Hanefiliğe göre amel edilmiştir.  

d) İslam Mezhepleri Tarihinin Tanımı

            Mezhepler tarihinde usul tartışmasının sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi için öncelikle mezhepler tarihinin bir bilim olarak ne olduğunun tanımlanması öncelikli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Ne var ki mezhep ve fırka ile ilgili pek çok tanım yapılmış olmakla birlikte,  İslam Mezhepleri Tarihi'nin konu ve alanına göre tanımı, tespit edebildiğimiz kadarıyla, Taşköprüzade, Fığlalı ve  Onat'ın tanımları istisna edilirse  bugüne kadar  yapılmamıştır.[8] Yalnız üzerinde ittifakedilen husus, İslam mezhepleri tarihini inceleyen ilme, Makalat, İlmü'l-Makalat, İlmü Makalati'l-Fırak, Milel-Nihal, el-Ehva Ve'l-Bida' dendiği, bu işle uğraşanlara ise Mezhepler Tarihçileri (Ashabu'l-Makalat) dendiğidir[9].             Taşköprüzade, Mezhepler Tarihi İlmini İlmu Makâlâti'l-Fırak adıyla şöyle tanımlamaktadır: " İlâhî akîdelere müteallik bâtıl mezhepleri kaydetmekten bahseden bir ilimdir."[10] Onun tanımı, son derece önemli olmakla beraber batıl mezhepler kaydını koymakla bu ilmin ilgi alanını oluşturan mezheplere önyargılı bir yaklaşım sergilendiğinden tashihe muhtaçtır. Günümüzde konuyla ilgili ilk tanım Fığlalı tarafından şöyle yapılmaktadır:  İslam mezhepleri Tarihi, "İslam düşüncesinin veya başka bir ifadeyle "fırkalaşma" veya " zümreleşme" faaliyetlerinin gelişme seyrini göstermeyi esas alan"[11] bir bilim dalıdır. Bu tanıma göre, İslam Mezhepleri Tarihi, fikirler, fırkalaşma ve zümreleşmelerle ilgili süreçleri inceleyen bir bilim olarak görülmektedir. Mezhepler Tarihi'nin bir bilim olarak daha kapsamlı bir tanımı  Onat tarafından şöyle yapılmıştır: "İslam Mezhepleri Tarihi, siyasi ve itikadi gayelerle vücud bulmuş "İslam'ın Düşünce Ekolleri" diyebileceğimiz beşeri oluşumları, bilimsel yöntemlerle inceleyen bir bilim dalıdır."[12] Bu iki tanımı  esas alarak şöyle bir tanım yapmak istiyorum:  İslam Mezhepleri Tarihi, geçmişte ve günümüzde siyasi ve itikadi gayelerle vücud bulmuş "İslam Düşünce Ekolleri" diyebileceğimiz beşeri ve toplumsal oluşumların,  doğdukları ortamı, doğuş sebeplerini, teşekkül süreçlerini, fikirlerini, mensuplarını, edebiyatını, yayıldığı bölgeleri, İslam düşüncesine katkılarını temel kaynaklardan hareketle zaman-mekan bağlamında ve fikir-hadise irtibatı çerçevesinde betimleyici metodla ve  tarafsız bir gözle inceleyen bir bilim dalıdır. Tanımdan anlaşılacağı gibi, incelenecek olan İslam tarihinde geçmişte ve günümüzde ortaya çıkan itikadî ve siyasî düşünce ekolleridir.  Dolayısıyla ameli sahadaki düşünce ekolleri İslam Mezhepler Tarihi'nin alanına doğrudan girmemektedir. Ancak "günümüzde" kaydıyla, son yüzyılda siyasî gayelerle vücud bulmuş dinî hareketler kastedilmektedir. " Beşeri ve toplumsal oluşumlar" ifadesi, mezheplerin ilahi kaynaklı ve dinin temsilcileri olarak görülmemesine yönelik bir ifadedir. "Zaman-mekan bağlamında ve fikir-hadise irtibatı çerçevesinde" kaydıyla, Mezhepler Tarihi'nin tarihi olguları ve hadiseleri incelemede öne çıkan tarihsel bir yaklaşımın zikredilen prensipleri doğrultusunda, mezhepleri ele alan  bir bilim olduğu kastedilmektedir. Bu noktada Mezhepler Tarihi’nin Tarih bilimiyle olan ilişkisi gündeme gelmektedir. Son olarak “betimleyici bir metod” ifadesiyle Mezhepler Tarihi'nin anlayıcı-yorumlayıcı paradigmayı benimseyen sosyal bilimler içerisinde yer alan bir bilim olduğuna dikkat çekilmektedir.  

e) İslam Mezhepleri Tarihinin Problematik Alan ve Sınırları

            İslam'ın başlangıcından bugüne kadar ortaya çıkmış  itikadi ve siyasi mezheplerin ve çağımızda etkili olan siyasal dini akımların tamamı İslam Mezhepleri Tarihi'nin alanı ve sınırları içerisinde yer almaktadır.  Mezhepler tarihi yazacılığı konusunun sağlıklı bir zeminde tartışılabilmesi için, öncelikle onun alan ve sınırlarının tespiti gerekir. Milel-Nihal adıyla yazılan  dinleri, dinî-siyasî mezhepleri ve felsefî ekolleri birlikte alan bazı eserler bir kenara bırakılırsa,  Mezhepler Tarihinin alanını oluşturan temel sorunsallar şunlardır: 

1-İsimlendirme Problemi

         Mezhep ve dinî akımların isimlerinin ne anlama geldiği, kimler tarafından niçin ve hangi anlamda kullanıldığı  sorunu son derece önemlidir. Dolayısıyla Mutezile, Şia, Kaderiyye, Mürcie, Havaric ve benzeri mezhep adlarını, ortaya koymak için, bunların “ne olduğu” sorusunu aydınlatmak Mezhepler Tarihi araştırmalarında  öncelikli bir yere sahiptir. Bu aşama, ilgili mezhebin hangi isimle anıldığı ve bu isimle neyin kastedildiği, bu ismin verilme gerekçeleri, kendileri tarafından mı üretildiği, yoksa muhaliflerince mi verildiği gibi hususların analizinden oluşmaktadır. Yani bir mezhep ismi, ilk defa kim  tarafından, kimlere veya hangi gruba hangi anlamda,  ne zaman kullanılmıştır. 

2-Doğuş  Sebepleri

Mezheplerin veya fırkaları, içinde doğdukları siyasî, ictimaî, dinî, tarihî ve kültürel sebeplerinden tecrid ederek  anlamak mümkün değildir. Bu yüzden “hangi ortamda ve niçin ortaya çıktıkları” sorusu, Mezhepler Tarihi araştırmalarında  cevaplandırılması gereken hususlardır. Burada aydınlatılması gereken noktalar,  ilgilenilen mezhebin hangi şartlar altında nasıl ve niçin ortaya çıktığı ve varoluş sebeplerinin ne olduğudur. Başka bir ifadeyle mezheplerin ortaya çıkmasında etkili olduğu ileri sürülen siyasi, dini, ictimai, tarihi hadiselerin bu mezheplerin doğuşuna, liderine ve ona tabi olanlara ne derece etki ettiği araştırılmaktadır. Mezheplerin doğşunu hazırlayan sebepler kadar, eski kültür ve dinî-felsefî geleneklere kadar uzanan doğuş öncesi şartlar ve sebepler de önemledir. Bu sorun, mezheplerin menşeinin aydınlatılmasıyla da yakından ilgilidir. 

3-Teşekkül Süreci

            Dinî toplumsal hareketlerin kurumsallaşması, belli aşamalardan ve uzun süreçlerden sonra gerçekleşir. Hiç bir dini ve sosyal hareket, bir günde veya bir haftada ya da bir yılda ortaya çıkmaz, bunun için uzun bir süreçten ve çeşitli aşamalardan geçmeye ihtiyaç duyar. Her mezhebin bir teşekkül süreci ve doğuş zamanı vardır. Araştırılacak olan mezhep hakkında doğru bilgilerin tespiti için bu sürecin ve doğuş zamanının önemi büyüktür. Bu da, her hangi bir mezhebin teşekkülünün“nasıl  ve ne zaman ” olduğu sorularının aydınlatılmasıyla mümkündür. “Ne zaman” sorusu aslında nasıl sorusuyla yakından irtibatlıdır. Bu soruyla  mezhebin  ne zaman ortaya çıktığı ve teşekkül süreçlerinin  hangi zaman dilimlerine tekabül ettiğinin belirlenmesi amaçlanır. Bir mezhep, kurumsallaşmasını tamamlamış bir yapı  olarak görülmeye  başlandığı andan itibaren teşekkül sürecini tamamlamış demektir. Bu konu Mezhepler Tarihi'nin en sorunlu  alanlarından birisini oluşturur. 

4-Doğduğu Yer

Her mezhep veya dniî bir akım, tıpkı diğer toplumsal hareketler gibi, insan topluluklarının yaşadığı mekanlarda ortaya çıkarlar. Bazı kültür ve yerleşim merkezleri, belli anlayışların ortaya çıkmasında etkin rol oynamıştır. Aslında bu durum, dini anlayışların ortaya çıkmasında coğrafi şartların rolü ve şehirler arası rekabeti ile de yakından ilgilidir. Doğduğu yerin tespit edilmesiyle, mezhebin kültürel ve toplumsal arkaplanı daha iyi anlaşılmış olacaktır. Dolayısıyla, “nerede” sorusu da diğerlerinden bağımsız düşünülemeyecek bir sorudur, ancak sorulması gereken bir sorudur. Bu bakımdan mezhebin ortaya çıktığı coğrafyanın ve şehrin tesbit edilmesi, coğrafi şartlar, bu bölgenin bilim, ticaret, sanat, edebiyat yönünden gelişmiş olup olmaması ve çevre-merkez ilişkilerinin ortaya konulmasına özen gösterilmelidir. 

5-Mezhebin veya dinî akımın  kişi veya  grupla  başladığının tesbiti

Mezhepler, genelde kişiler veya fikirler etrafındaki zümreleşmeler olarak ortaya çıktığı için mezhebin kurucusu olarak bilinen kişiler, belli bir soya mensup kişi  liderliğinde, mevali veya mevali olmayan sınıflardan destek almaları, dolayısıyla “kim veya kimlerle” sorusu da mezhepler tarihi araştırmalarında önemlidir. Bu soru ile psikolojik ve sosyolojik açıdan mezhebin kimler tarafından temsil edildiği ve ilgili düşünceyi ilk olarak kimlerin temellendirdiği bulunmaya çalışır. Bu kişi veya kişilerin geçmiş hayatının incelenip ortaya konulması gerekir. Kendinden önceki siyasi olaylar hakkındaki görüşlerinin, kendi dönemindeki siyasi olaylara katılıp katılmadığının, yabancı dinî –Yahudilik, Hıristiyanlık, Zerdüştlük….- fikrî –Yunan, Fars, Hind düşüncesi…- ve kültürel yapılardan etkilenip etkilenmediklerinin, eğer etkilenmişlerse, ne kadar etkilendiklerini tespiti gerekir. 

6- İlk Temsilciler

Bir mezhebin ve dinî akımın kurumsallaşmasında ve fikirlerinin sistemleştirilmesinde ilk mensuplarının önemli bir yeri vardır. Bu bakımdan, mezheplerin kurucuları veya ilk temsilcilerini ortaya çıkarmak için " kimler" sorusuna, mezhebin kurulmasında rol oynayan kişi, kişiler veya grup üzerinde derinleşmek suretiyle mutlaka cevap aranmalıdır. 

7- Temel Fikirler  ve Kavramlar

Her bir mezhebi ve dinî akımı, diğerlerinden farklı kılan kendine has siyasi ve itikadi fikirleri ve  kavramları bulunmaktadır. Dolayısıyla mezhebin kendi düşüncesinde temel göstergeler olarak ortaya koyduğu “anlam haritası”nın ve “kavramsal dünyası”nı oluşturan bu fikirlerin ve kavramların da belirlenmesi gerekmektedir. Burada cevaplandırılacak soru,  “hangi” fikir ve kavramların bir mezhebin göstergeleri olduğu ve bunlar arasındaki ilişkilerden hareketle genel yapının ortaya konulmasıdır. 

8- Edebiyatı

          Mezhepler ve dini akımlar hakkında sağlıklı ve doğru bilgilere ulaşmak ve bilimsel bilgi üretebilmek için, her mezhebin birinci el kaynaklarına yoksa ikinci el kaynaklara veya diğer edebiyatına ulaşmak gerekir. Dolayısıyla mezheplerin “birinci el kaynakları”nın ve “Edebiyat”ının,  neler olduğu yayınlanıp yayınlanmadığı, yayınlanmışsa güvenilirlik derecesi mezhepler tarihcisinin önünde duran temel bir sorundur. "Edebiyatı" tabiri özel olarak seçilmiştir. Bu sadece mezheplerin kendisini tanımlamak için kullandıkları kaynakları değil, kendilerin hakkında bilgi veren her çeşit döküman ve numismatik de dahil her çeşit belgeyi ihtiva eder. Orta Asya'da yapılan kazılardan Mukanna ve Haricilerin Hamziyye grubunca bastırılan paraların bulunması Mezhepler tarihine İslam kültür ve medeniyetiyle ilgili yapılan arkeolojik kazılarla yakından ilgilenmeyi beraberinde getirmiştir. 

9-Fırkalara  veya Cemaatlere Bölünüşü

            Mezhepler ve diîi akımlar, doğuş dönemlerinden başlayarak sürekli bir değişim ve dönüşümle karşı karşıya olduğundan ilk ortaya çıktıkları bütüncül yapısını koruyamamışlardır. Bunun sonucunda değişerek ya tamamen farklı bir mezhep hüviyeti kazanmaktadırlar veya temel görüşlere bağlı kalmakla birlikte yeni görüşler ortaya atarak diğerlerinden ayrılmaktadırlar. Fırkaların kendi içindeki bu fikri bölünmelerin ve farklılaşmaların "niçin" yaşandığının analiz edilerek ortaya konulması en temel sorunlardan birisidir. Bu sürecin aydınlatılması, dinî-politik hareketleri yükselme ve dağılma sürecine de ışık tutacaktır. 

10- Yayıldığı Bölgeler

            Mezhepler, kimi bölgelerde zayıf ve güçsüzdür, kimi bölgelerde güçlüdür. Bunun fiziki mekan, imkanlar ve kültürel şartlarla ilgili olduğu kadar orada yaşayan insanların dini ihtiyaçlarına cevap verip vermemesiyle de yakından ilgilidir. Burada "nerede" doğduğu, ve  hangi zaman dilimlerinde "nerelerde" temsil edildiği gibi hususlara yanıt aranır ve mezhebin coğrafi dağılımı ve nüfus oranları ortaya konulmuş olur. 

11-Diğer  Mezheplerle İlişkileri ve Tartışma Konuları

Mezhepler, siyasal ve itikadi kimliklerini sırf ortaya attıkları fikir ve nazariyelerle kazanmazlar. Onların neye karşı çıktığının ve diğer gruplardan hangileriyle tartışmalara girdiği ve bunların neler olduğunun tespiti mezhebin kimliğinin oluşum sürecini anlamakta önemlidir. Bu bakımdan “diğer mezheplerle olan ilişki”sinin de ortaya konması gerekmektedir. Bu da hem siyasi hem sosyal ve hem de nazariye itibariyle diğerleriyle kapsamlı bir mukayeseyi gerektirmektedir. Çağdaş mezhepler tarihi araştırmalarında, bilebildiğimiz kadarıyla, şimdiye kadar denenmemiş olmasına rağmen, Karşılaştırmalı Mezhepler Tarihciliği’nin veya Fenomenolojik Yaklaşım’ın oluşması için son derece müsait bir alandır. Ancak bu yaklaşımın sağlayacağı olumlu ve olumsuz katkılar  henüz tartışmaya açılmış değildir.  Örneğin hakimiyet ve iktidar yarışının bir sonucu olarak imamet konusunda mezheplerin ne tür alternatif görüşler geliştirdiği bu yolla ortaya konulabilir. 

12-Günümüzdeki Durumu

            Yaşayan siyasi-itikadî mezheplerin “günümüzdeki durumu”nun ne olduğu da cevaplanması gereken sorulardan birisidir. Toplumsal tezahürleriyle yaşamakta olan bir mezhebin, günümüz imkanlarından faydalanılarak hangi ülkelerde ne kadar nüfusa sahip olduğu, yani coğrafi dağılımı ve nüfus oranlarının   haritalaştırılması  mezhepler tarihinin önemli bir konusunu oluşturmaktadır.  

13-İslam Düşüncesine Katkıları

            Klasik İslam Mezhepleri kaynaklarında görmezden gelinen konuların başında mezheplerin İslam düşüncesinin inkişafına katkıları ne olduğu gelmektedir. Bu bakımdan her hangi bir mezhebin, “İslam düşüncesine ve bu  düşüncenin umumî inkişafına olumlu veya olumsuz katkıları”nın ne şekilde seyrettiği de cevaplandırılması  gereken bir başka husustur.  

14-Mezhepler ve Dinî Akımlarla İlgili Yapılan Çağdaş Araştırmalar

         Son olarak mezheplerle  ilgili  gerek makale, gerek tez ve gerekse telif düzeyinde yapılmış olan bütün yeni çalışmaların da konuyla ilgili bilimsel araştırmaya başlamadan belirlenmesi gerekmektedir. Özellikle mezheplerle ilgili yapılan her çalışmanın Giriş kısımlarında, incelenmekte olan meseleyle ilgili birinci ve ikinci el kayanaklarla çağdaş araştırmaların yapılan çalışma açısından değerlendirilmesiyle başlanması hayati bir önem taşımaktadır.

2. İslam Mezhepleri Tarihinde  Makâlât Gelenekleri ve Genel Özellikleri

            Bütün alanlarda olduğu gibi, Mezhepler Tarihi araştırmalarında da birinci el kaynakların sıhhati ve  değeri çok önemlidir. İşin içerisine, bir de  bize kaynaklık eden eserlere, yazıldığı dönemin siyasi idaresinin baskısı ve yönlendirmesin etkileri, bir şahsın kendi mezhebini methetmek ve karşı tarafı eleştirmek için yalan yanlış ve çarpıtılmış bilgilerle doldurulmuş olması hesaba katılırsa bu kaygının ne kadar haklı olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Mezhepler tarihi yazıcılığında, İslam tarihinde fırkalar/mezhepler ve dinlerin ilk önce kim veya kimler tarafından ve bu tetkikatın hangi ihtiyaçlardan doğduğu,  başlanğıçtan bugüne kadar hangi kaynaklar bulunduğu ve bunların nasıl yazıldığı,  daha sonra müstakil Makâlât geleneklerine nasıl dönüştüğü son derece önemlidir ve tetkike muhtaçtır.[13]  Bize ulaşan ve ulaşmayan Makâlât türü eserler ve yazarlarının mensup oldukları mezhepler incelendiğinde, ilk yazım geleneğinin her mezhep mensubunun sırf kendi görüşlerini savunmak ve başka görüşleri eleştirme şeklinde mezhebî veya sırf ilmî gayelerle başladığı görülmektedir. Bu konuda öncelik, tarih sahnesine ilk  çıkan mezhep olması dolayısıyla, muhtemelen Hariciliğe ve akabinde Mürcie'ye aittir. Böylece başlangıçta her mezhep mensubu, belli konularda Kitâbu'l-İrcâ’,  Makâle fi'l-Hurûc, Risâle fi'l-İmâme, Risâle fi'l-Kader, Risâle ila Necdet b. Âmir(Uveymir), Risâle ila Nâfi’ b. el-Ezrak, Kitâb Usûl el-Hamse, er-Red ala'l-Kaderiyye veya  Makâle fi .... adıyla bilinen  sonraki dönemde  Kitâbu'l-Makâlât, Makâlâtu'l-Fırak,  Makâlâtu'l-İslâmiyyîn, el-Milel ve'n-Nihal, Kitâbu'r-Red ale'l-Ehvâ’, Fıraku'l-Mufterika ve diğer sistematik Makâlât geleneğinin dayanacağı metinler oluşturmuştur. Ancak Emevî veya Abbasî yönetimi de, zaman zaman kendi yönetimine karşı olan veya olmayan  mezhep ve fırkaları tespit etmek amacıyla siyasî gayelerle onları tespit etme veya ettirmeye yönelik bazı çalışmalar yapmış görünmektedir. Örneğin, verilen bilgiler doğruysa, Abbasî healifesi Mehdî (158-169/774-785), İbnu’l-Mufaddaz (İbnu’l-Mak’ad ?) adlı birisine mevcut fırkaları tek tek tespit etmesini istemiş ve o da bu konuda bir eser yazarak halka ilan etmiştir.[14] Bundan dolayı, yapılacak araştırmalarda birinci el kaynakları araştırırken, sadece genel olarak bilinen Makâle, Makâlât, Milel-Nihal, Fırak ve Ehlu'l-Bida' gibi başlıklardan hareket edilmemelidir. Mezhepler Tarihi eserlerinde, çoğunlukla Makâle, Fırak ve Milel-Nihal kullanılmakta olduğu için, Mezhepler Tarihi yazıcılığındaki tarihî gelişmeye de  ışık tutan  bu kullanımların ne anlama geldiğini açıklamak istiyoruz. 

a) Makâle ve Makâlât

            Makâle, yazı, görüş, düşünce ve inanç gibi anlamlara gelmektedir. Mezhepler Tarihi'nde,  Ehl-i Sünnet dışındaki  fırkalara mensup şahısların, İslam toplumunda Hz. Peygamber sonrasında meydana gelen siyasî ve itikadî tartışmalar veya kendi döneminde ortaya çıkan meselelerden biri veya  bir kaçı hakkında  kendi (veya fırkalarının) görüşlerini açıklamak, mezhebini savunmak ya da  başkalarının  (veya fırkaların) görüşlerini reddetmek, kötülemek ve eleştirmek amacıyla kaleme aldıkları küçük eserlere Makâle denilmektedir.[15] Makâlenin çoğulu olan Makâlât adlı eserler, daha sonraları Ehl-i Sünnet olarak isimlendirilen merkezi zümrenin ve otoritenin siyasi ve çeşitli konulardaki dini bakış açılarını eleştirmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu sebeple ilk dönemlerde Ehl-i Sünnet dışı fırkalarca yazılan makale veya Makâlât'larda yer alan görüşler, daha sonraki bazı Ehl-i Sünnet alimleri tarafından sakıncalı ve tehlikeli kabul edilerek eleştirmek, veya sırf bunları açıklamak amacıyla bir araya toplanıp sınıflandırılmak istenmiştir. Böylece Ehl-i Sünnet  çevrelerinde de, siyasî ve itikadî fırkaların bütün görüşlerini bir araya getiren kapsamlı Makâlât, Makâlâtu'l-İslâmiyyîn veya başka adlarla  bilinen eserler vucuda getirilmiştir. Makâlâtlar dönemi, klasik mezhepler tarihi yazıcılığının ilk aşamasını oluşturduğundan son derece önemlidir. Ama maalesef, mezhepler tarihinin birinci el kaynakları özelliğini taşıyan ve ilk döneme ait olan Makâle ve Makâlât eserleri, " muhtemelen parça parça veya küçük oluşlarından, ya da savaşlar, yangınlar, istilalar veya Emeviler  devrindeki siyasî baskıların doğurduğu gizlilik endişesinden ötürü"[16] ve imkansızlıklar dolayısıyla çoğaltılamamasından  günümüze kadar ulaşamamıştır.  

b) Fırak

Fırka kelimesinin çoğulu olan Fırak ismi,  ya sadece İslam düşüncesinde siyasî ve itikadî gayelerle vücud bulmuş topluluklar ve görüşleri ile  kendisini İslam'la ilişkilendiren gruplar hakkında bilgi veren  veya bunlara ilaveten diğer dinler ve  felsefî ekollere yer veren eserlere ad olarak verilmiştir.  Birnci gruba Nevbahtî, Kummî ve  Bağdâdî'nin ikinci gruba da Iraki ve Râzî'nin eserleri örnek verilebilir. Sünnî ve Sünnî olmayan çevrelerce  Fırak adıyla yazılan eserlerde, genelde genelde fırkaların sayısı 73'le sınırlandırılmaktadır. Sünnî çevrelerdeki İslam mezhepleri tarihi yazıcılığı, diğer leri tarafından yazılan Fırak eserlerindeki  Ehl-i Sünnet dışı görüşlerin eleştirisi ile ilgilenmektedir. 

c) Milel-Nihal

            Millet kelimesi, sözlükte, din anlamına gelmektedir. Genel olarak mükellefin, doğru veya yanlış inanmış olduğu her şeye millet (din) denir. Bu kelimenin çoğulu milel'dir.   Milel,  Mezhepler Tarihi istilahı olarak,  Allah'ın Pegamberler yoluyla insanlara inanmaları için gönderdiği kitaplı din anlamına gelir. Nihal kelimesine gelince,  sözlükte, inanç, akide ve felsefi görüş  demektir. Fakat Klasik Mezhepler tarihçileri, farklı anlamlarda kullanırlar. Örneğin Naşi el-Ekber, bu kelimeyi, Ehl-i Kıble'nin temel inanç konularındaki ayrılıkları olarak anlar.[17]  Ahmed b. Yahya ve Şehristânî ise,   Nihal kavramını inanmadığı halde, bir din ve inanç üzere olduğunu iddia eden kimseye verilen bir sıfat olarak tanımlarlar. Yani aslında müslüman olmadığı halde kendini İslam'a mensup gösteren demektir. Bu durumda, Nâşî el-Ekber, İslam fırkalarına nihal derken, Şehristânî,  Filozoflar, Dehrîler, Sabiîler, yıldızlara ve puta tapanlar ve Berahime gibi kitabı ve peygamberi olmayan gruplara demekte ve  Ehlu'l-Ehvâ ve'l-Ar⒠ile eş anlamlı kullanmaktadır.[18] Öyle anlaşılıyor ki,  Kitaplı ve Peygamberli dinlerden çıkan fırkaları Nihal değil, Nâşî'el-Ekber'in tersine Milel ile karşılamaktadır.  İslam düşüncesinde Bakıllânî, Bağdâdî, Şehristânî ve İbn Hazm gibi yazarlar,  Mecusilik, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam gibi kitaplı ve Peygamberli dinler ve ondan çıkan mezhepler[19]  ile kitabı ve Peygamberi olmayan dinler, felsefi anlayışlar ve İslamdan olmadığı halde kendisini İslam'a nispet eden grupları inceledikleri  eserlerine Kitâbu'l-Millel ve'n-Nihal adını verilmişlerdir.[20] Milel-Nihal adlı eserler, klasik mezhepler tarihi yazıcılığının son derece gelişmiş bir aşamasını temsil eder. Müslümanların bütün dinleri, mezhepleri ve felsefî okulları ele alan bu eserler yazmalarının, burada izahına girmeyeceğimiz, pek çok sebebi bulunmaktadır. Şehristânî'nin el-Milel ve'n-Nihal eseri klasik dönemde mezhepler tarihi yazacılığının en zirvedeki eseridir. Bu açıdan Şehristânî, önce metodolojisini yazıp sonra bu usûl üzere mezhepleri ele alan, hatta İslam Düşüncesinde Mukaddime adıyla usûl geleneneğini başlatan ilk İslam bilginlerinden birisidir. Yusuf Ziya Yörükân ve diğer araştırmacılar, onun metodolojisini daha önceleri uzun uzun tartıştıkları için bu konuya girmek istimeyorum.  

d) Zamanımıza Ulaşmamış Makalatlar

            Bize ulaşan Makâlât türü eserlerde, mezheplerin yazımında kendisine  kaynaklık eden ancak günümüze ulaşmayan  Ebû Ali Kerâbisî, Ebû’l-Kâsım el-Ka'bî[21], Ahmed b. Hanbel, Yemân b. Rebâb, Burgus,  Ca’fer b. Harb, Ebû Hâmid Zevzenî, Muhammed b. Şebîb, Ebû İsâ el-Verrâk, Câhız, İbn Râvendî, Muhammed b. İsâ ve Muhammed b. Vezzâh gibi pek çok şahıstan veya eserinden doğrudan veya dolaylı olarak alıntılar yapılmaktadır.

8677

 

 

YORUMLAR

YAZARIN DİĞER YAZILARI

10/02/2010 - 15:42 İSLAM MEZHEPLERİ TARİHİNDE USUL SORUNU
 
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz