Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim
  KURAN ÇALIŞMALARI     SÜNNET-HADİS     İSLAM DÜŞÜNCESİ     HUKUK-İKTİSAT-FIKIH     USÛL-METODOLOJİ     DİNLER TARİHİ     KİTABİYAT  

Arama

M.Beşir Eryarsoy Hocamızla Demokrasi Üzerine Röportaj

Atasoy Müftüoğlu / Tarihsel Zamanları Etkilemek

Kürşad Atalar'la Toshihiko İzutsu ve oryantalistler üzerine...

İnsan ve İstibdâd / Abdurrahmân Kevâkibî

Düşüncenin Okullaştırılması ve 21.Yüzyılda Müslümanların Geleceği / Kürşat Atalar

  
.: Yazarlar :.


 
Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

Erhan Koç

Kur’an kıssaları genelde araştırmacılar tarafından tarihsel, evrensel veya mitolojik olarak değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bazıları ise kıssaları salt bilimsel veya arkeolojik bulgular için malzeme konusu yapmıştır. Halbuki Kur’an, tarihsel bir veri vermekle birlikte asıl amacı  mü’min’lerin kıssalardan ders/ibret almalarını sağlamaktır.

Kur’an kıssaları Mekke’de zor şartlarda imanları sınanan müminlerin gönüllerini ferahlatıyor ve tarih yasalarını öğretiyordu. Modern çağda da aynı şekilde Müslümanların kıssalardan bir hareket ve davet fıkhı çıkarma zorunluluğu vardır.

 

 

 

Kıssanın iniş arka planı

Kur'an ayetlerinde, bahçe sahiplerinin kimlikleri hakkında bilgi verilmemektedir. Buna mukabil tefsirlerde çeşitli isimler verilmekte ise de kesinlik bulunmadığı, zannın galip olduğu bu rivayetler üstünde durmayacağız. Arabistan yarımadasının da tarım arazilerinin bulunduğu, kıssada  adı geçen meyvelerin yetiştirildiği, Taif, Medine, yemen tarafları olma ihtimalinin yüksek olduğu, dolayısıyla kıssa kahramanlarının bu bölge insanları ya da bu bölgelerin bir kısmında tarım arazisi bulunan, Mekkeliler olduğu intibaını uyandırmaktadır. 

Bununla birlikte Kur'an'da anlatılan bahçe sahiplerinin, Arabistan bölgesinde, Kur'an nazil olmadan evvel yaşamış bazı toplumlar içerisindeki kişiler olabileceği de düşünülmelidir. Arabistan yarımadası topraklarındaki tarım arazilerinin kısıtlı ve belli bölgelerde olduğu göz önüne alındığında bahçe sahiplerinin, cahiliyye Arap toplumunun hinterlandı içerisinde olduğu aşikar olacaktır. Belki de bu isimler cahiliyye Arap toplumunca bilinmesine rağmen Allah bu isimleri vermek istememiştir. 

 Kıssalarda anlatılan kişilerin kimliklerinin verilmemesi; bizi bu kıssanın yaşanılmamış, tarihi bir kıssa olmadığı fikrine götürmemelidir. Kıssaları analiz ettiğimizde kişilerin isimlerinin önemli olmadığı görülecektir. Çünkü yaratılıştan itibaren tarımın insan hayatının büyük bir bölümünü kapsadığı düşünüldüğünde; tarımla uğraşan ve " bahçe sahipleri " kıssalarındaki kişiliklere benzeyen sayısız insan hem Arabistan yarımadasında ve hem de bu dünya üzerinden geçmiştir , kıyamete kadar da sayısız insan geçecektir. 

O halde mühim olan kişilerin isimleri, kimlikleri değil, onların Kur'an'da anlatılan, İslam açısından müspet veya menfi davranışlarıdır. Bu davranışları gösteren; zamanın her hangi kesitindeki kişilerden, emsal olması açısından yeterli görülerek " bahçe sahipleri " kıssalarındaki kişilikler anlatılmıştır. Kur'an'ın hedefi kişilerin bireysel olarak ululaştırılması veya alçaltılarak yokluk hükmüne alınması değil; anlatılan şahıslar nezdinde davranışlarının olumlu ve olumsuz yanlarının sergilenerek; ideal olan veya olmayan davranışların örnek gösterilerek bu davranışlardan olumlu sonuçlar çıkarılarak ibret alınmasıdır.

Kur’an’ın nüzul sürecinde anlatılan ilk kıssa bu sûredeki “bahçe sahibi” kıssasıdır.(17-32). Yemen kökenli bu kıssa, “paylaşma ahlakı” üzerine inşa edilir. Kıssa üzerinden “Ey muhatap, sakın Allah yokmuş gibi davranma!” mesajı verilir.

 

Bahçe ve Sahiplerinin İmtihanı

Biz o müşrikleri, tıpkı bahçe sahiplerini sınadığımız gibi sınayacağız. O bahçe sahipleri, (fakir-fukaraya hakkını vermemek için) sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bahçelerindeki ürünleri devşirecekleri hususunda söz birliği etmişler, “İnşallah (Allah izin verirse)” demeye gerek görmemişlerdi. (17-18)

Kur'an, müşriklere bildikleri bir olayı hatırlatarak onları uyarmaktadır. Çünkü müşrik liderler ve onların ardından gidenler de, mal düşkünü kimselerdi. Bunlar, yoksulu düşünmez, onlarla birlikte bulunmaya tenezzül bile etmezlerdi. Bu açıdan, bahçe sahiplerinin karakteriyle müşriklerin karakterleri arasında büyük bir benzerlik vardır.

Rabbimiz diyor ki, biz Kureyşlilerce durumları bilinen bahçe sahiplerini sınadığımız gibi; Mekke kafirlerini de Rasulullah’ın dua etmesi üzerine açlık ve kıtlıkla imtihan ettik sınadık. Bu bahçe sahipleri sabah vakti erkenden bahçelerinin mahsullerini devşireceklerine yemin etmişlerdi. Böylelikle fakirler durumu bilip daha önce aldıklarını almaya gelmesin istemişlerdi. Bu yolla mahsulün ve ekinin tamamının kendilerine saklamaya çalışmışlardı. Bunu söylediklerinde de (inşallah) dememişlerdi, onlar yemin edip inşallah, diyerek işi Allah’ın iradesi şartına bağlayıp istisna yapmamışlardı. Çünkü onlar bu işi kesinlikle yapacaklarından emin idiler. Ayrıca ekinin tamamını toplayacaklarını, yoksullara paylarını yahutta babalarının vaktiyle yoksullara verdiği kısmı istisna etmeksizin bunu yapacaklarını söylemişlerdi.

Maksat, durumlarının ortaya çıkarılması ve iç yüzlerinin ortaya çıkarılması için Mekkelilerin ve tüm zamanlardaki  mütreflerin, baronların,sermaye sınıfının, yoksulun hakkını gözetmeyen, Allah’ı hatırından çıkaran, Allah’sız bir hayat düzeni kuran insanların sınanmasıdır. Allah’ın üzerlerinde ki nimetlerine şükredip, Allah’ın kendilerine müjdeci ve uyarıcı olmak üzere göndermiş olduğu Allah Rasulü’ne iman mı edeceklerdi, yoksa onu yalanlayarak risaletini kabul etmeyip Allah’ın üzerlerindeki hakkını inkar mı edecekler di?

Böylelikle bahçe sahipleri cezalandırıldığı gibi, kendileri de layık oldukları cezaya çarptırılacaklardı. İşte Yüce Allah’ın şu buyruğunda haber verdiği husus budur. “Onlar uyurlarken hemen onu Rabbin tarafından dört bir yanından bir bela sardı da kapkara kesiliverdi.” Yani o bahçeyi Allah tarafından gelen bir ateş çepeçevre kuşattı ve onu yaktı. Yani o bahçeye semavi bir afet gelip isabet etti ve simsiyah bir gece gibi kapkara kesiliverdi. Misalen, Bahçe kurudu, yeşilliği kayboldu ya da ondan geriye hiçbir şey kalmadı.

17’nci ayetteki “onlar” zamiri, öncelikle Kureyş’in lider takımı olan müşriklere; “bahçe sahipleri” ibaresi de, rivayetlerde belirtilen kimselere işaret etse de, ayetin mana ve maksadı bunlarla sınırlı değildir. Güç ve servet sahibi olup onu kullanmaktan sorumlu olan herkes, ayetin anlam sahasına girmektedir. Çünkü “bahçe sahipleri” örneği ile hem bireysel mülkün idaresine, hem de toplumsal bir göreve işaret edilmektedir. Eğer toplumdaki varlıklı kimseler, yoksulları gözetip onların haklarını vermezlerse, sosyal bir günah işlemiş olurlar. Şu halde, insanlara yönelik müjde ve uyarılar, onların davranışlarıyla bağlantılı verilerdir. Bunlarda cezanın, terbiye edici, ödülün de teşvik edici rolü vardır. Ayetteki Cennet sözcüğü, gizlemek, saklamak, örtmek, kararmak ve deli olmak gibi anlamlara gelen cnn kökünün türemiş şeklidir. Cennet sözcüğü filolojide, “bitki ve ağaçları ile toprağı örten bahçe”; İslami terminolojide ise, “ölümden veya kıyametin kopmasından sonra mü’minlerin sonsuz mutluluk içinde yaşayacakları yer” anlamına gelir.


 

İstisna nedir?
"İstisna"nın en güzel tarifi kehf suresinde Cenabı Allah tarafından Kehf suresindeki ayetlerde yapılamaktadır."Hiçbir şey için "Bunu yarın yapacağım" deme. Ancak Allah dilerse (yapacağım de) ." (Kehf ,23- 24)

Resule, onun şahsında tüm muhataplara hitap eden Allah; insanların yapacakları bir şey için, o yapacaklarının Allah'ın izni ve onun nimetleri sayesinde olduğunu unutmamaları; dolayısı ile bu yapacakları işlerin neticelerinden dolayı gururlanıp böbürlenerek, Allah'a aykırı tutumlara girmemelerini öğütlemektedir. Onun için Müslümanlar bir işe niyet ettiklerinde inanç olarak kabul etmiş oldukları halde, sözsel olarak da; " İnşaallah " " Allah'ın izniyle " ve " Maşaallah " " Allah dilerse " diyerek, istisnada bulunmayı alışkanlık olarak edinmişlerdir. Bu onların Allah'ı yaratıcı ve tüm nimetleri bağışlayıcı ve her işte müsaade edici olarak inanmalarının bir gereğidir. 

 Kalem suresindeki bahçe sahipleri istisna etmeden mahsulü toplayacaklarını; yani ertesi gün Allah'tan herhangi bir kaza, bela, hastalık v.s gibi çeşitli engeller olmayacağı teminatı almış gibi hareket etmektedirler. Oysa Allah, her şeyi en iyi bilen ve takdir edendir. Yarın ne olacağını kimse bilemez, yarın veya hemen sonra ne olacağını Allah'a havale etmek onun kazasına rıza göstermek lazımdır.  " Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır. " Lokman / 34

Bunun yanı sıra Allah'ın kendilerine verdiği bol mahsulden fakirlere vermemek gibi bir isyan içerisindedirler. " Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın " diye. Güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler. " Kalem / 24 – 25

Yani bahçe sahipleri Allah'a karşı iki isyanda bulunmaktadırlar.
a - Ertesi sabah hasat'ı mutlaka yapmak kararı ile; Allah'ın bahçe ve kendileri hakkında verebileceği diğer ihtimalleri göz ardı ederek " istisna " etmemek. Yarın ne olacağını bilmek gibi, Allah'a ait bir vasfı kendi üzerlerine alarak bahçenin hasat'ını mutlaka toplayacaklarını kendi kendilerine garanti ederek; Allah'a heva ve heveslerini ortak koşmak.
b - Mahsullerinden ihtiyaç sahibine vermemek. Allah'ın kendilerine bahşettiği bol nimetlerden yoksula, verilme emrine karşı gelmek; Allah'ın emrine isyan'a niyet. Bahçe sahiplerinin ertesi güne ait niyetleri ile ilgili konuşmaları bittiğinde; Allah onların niyetlerinden dönmeyeceklerini bildiğinden, bahçelerine belayı indirmiştir bile. " Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından kuşatıcı bir âfet bahçeyi sarıverdi de, Bahçe kapkara kesildi. " Kalem / 19 - 20 
 Bundan sonraki nedamet bölümü diğer bahçe sahibinin nedameti gibidir. Her iki kıssadaki inkarcı bahçe sahipleri musibete uğradıklarında, kendi ağızları ile yaptıkları isyankar fiili ikrar ederler ve derhal Allah'a halisane dua etmeye başlarlar. " Ah, diyordu, keşke ben Rabbime hiçbir ortak ( Şirk ) koşmamış olsaydım! " Kehf / 42" Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz ( kendi kendimize ) yazık etmişiz, dediler. " Kalem / 29

 



Malından sarfetme; fakire ihtiyaç sahibine verme : 
Kur'an'ı Kerimde, Mekki surelerde Allah, gerek geçmiş resul kıssalarını gerek cahiliyye dönemi insanlarının Vahiy'e ve resullere karşı durumlarını anlatırken; toplumların ileri gelenleri olarak adlandırılan zengin ve şımarık, yönetici sınıfın, resullere ve Vahiy'e en çok ve şiddetli tarzda karşı koyduklarını belirtmektedir. Bu insanların en kızdıkları ilkelerden birisi de fakire, ihtiyaç sahibine; kendi mallarından vererek onları korumaları isteğidir.  " Çardaklı ve çardaksız ( üzüm ) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O'dur. Herbiri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını verin. " Enam / 141  " İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere ( mallarından ) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız ? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir. " Nur / 22
Oysa müşrikler, Allah bir rahmet tattırdığında, azarak bu rahmetin kendi özellikleri – akıl, servet, mal, oğul, kabile – sebebiyle kazandıklarını ileri sürerek, bundan dolayı, heva ve heveslerini Allah'a ortak koşmaya, O'nun emirleri ile mücadele etmeye başlarlar.  " Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarfediniz, denildiğinde, kâfirler müminlere dediler ki: Allah'ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız ? Siz gerçekten apaçık bir sapıklık içindesiniz. " Yasin / 47
Allah insanlara çeşitli rızklar vermiş, onların bir kısmını bir kısmına servet, mal ve evlat sayısı bakımından üstün kılmıştır. Ancak bu üstünlükte, rızkı bol verilenlerin darlıkta olanları görmesi, malından vermesi gerekmektedir. Bu rızkın Allah'tan olduğuna inancın bir gereğidir. Çünkü rızkı kimine bol veren Allah, o verdiğinkinden de başkasına verilmesini emretmektedir.  " Allah kiminize kiminizden daha bol rızık verdi. Bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere verip de bu hususta kendilerini onlara eşit kılmazlar. Durum böyle iken Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar ? " Nahl / 71
Dikkat edilirse Allah, bol rızklardan verilmediğinde " Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar ? " diyerek, malından vermeyenlerin bilerek isteyerek bunu yapıyorlarsa kafir olacaklarını belirtmektedir.  "Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz .. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız " ( derler ). " İnsan / 8-9-10

 


 

Allah'ın verdiklerinden vermede ölçü: 
Allah'ın bahçe sahiplerinden isteği olan daha doğru bir ifade ile, zengin olanın malından, ihtiyaç sahiplerine verme emrinde, Allah'ın istediği verme ölçüsü nedir ? Bu miktar öyle yüksek oranlarda mı ki , bu zengin insanlar bundan kaçınmaktadırlar ? " Harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar. " Furkan / 67 " Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, ( kaybettiklerinin ) hasretini çeker durursun. " Isra / 29
Allah varlıklı insanlardan cimrilik derecesinde olmayan miktarda mallarından vermelerini istemektedir. Yani vermenin miktarı, varlıklı insan ile Allah arasındaki kullukta, takvanın miktarına bırakılmıştır. Sınır büsbütün eli açık olup, israf derecesinde olmayıp orta yoldur. 
Burada verme ölçüsünde bir tespit daha yapılmaktadır. Cahiliyye toplumunda bazı müşrikler kendilerinin Allah'tan daha " Kerim " cömert olduklarını göstermek dolayısıyla Allah'a heva ve heveslerini ortak koşmak için; bütün mallarını dağıtarak ertesi güne yoksul olarak çıkarlardı. İşte Allah böyle bir verme olayını " saçıp savurma " olarak değerlendirmekte; böyle yapanların insanlara gösteriş için bunu yaptıklarını, şeytana uyduklarını bildirerek onları kınamaktadır.  " Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böyle sinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kâfirleri doğru yola iletmez. " Bakara / 264"Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma. Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür. " (İsra,26- 27) 
Allah, bahçe sahiplerinin mallarından gönülleri kadar , Allah'a ne kadar çok yakınlaşmak istiyorlarsa o kadarını ihtiyaç sahiplerine vermelerini , bu miktarın hiçbir zaman kendilerini zor duruma düşürecek oranda olmamasını ve gösteriş için yapılmamasını istemektedir.

Bahçenin İmhası

“Halbuki, onlar uyurlarken, hemen Rabbinden dolaşıcı bir bela onu sardı da, böylece simsiyah kesiliverdi.(19-20)

Onlar uykudayken ve haberleri bile yokken oluyor bu iş. Kendileri güya bu işe etkinlerdi? Kendilerin güveniyorlardı güya. Güya kendi kendilerine bozabileceklerdi o bahçeyi. Sabahleyin biz bu işi yapacağız diyor ve istisna da yapmıyorlardı. İnşaallah da demiyorlardı. Allah’ı diskalifiye ederek kendilerini bu işe kâdir zannediyorlardı. Bakın uykudayken, hiçbir şeyden haberleri bile yokken  gönderdiği bir bela ile Allah ne yaptı o bahçeye?
Hasan el-Basri, “O bahçenin hayrı kesildi.Böylece onda,fayda namına hiçbir şey kalmadı” anlamını vermiştir. Ayrıca sabah vakti de geceden ayrılıp kesildiği için “sarim” diye adlandırılır. Buna göre mana, “O bağ bahçe kurudu; yeşillik namına hiçbir şey kalmadı..” şeklinde olur.

 

 

Ümitle Bahçeye Çıkmaları
“İşte sabaha karşı birbirlerini çağırdılar, “Devşirecekseniz,erkence mahsulunüzü devşirmeye çıkın..” diye” (21-22)

Dikkat ettiğimiz zaman burada “Haydi harsınıza, heydi yetiştirdiğiniz bahçeye” diyorlardı. Neden böyle diyorlardı? Yani sanki o bağı kendileri yetiştirmiş, sanki o bahçe kendi ekimleri, kendi kültürleriymiş gibi, haydi harsınıza diyor ve burada da yine o bahçenin gerçek sahibini gerçek yetiştiricisini diskalifiye ediyorlardı.Yine dikkat ettiğimiz zaman “ilâ harsiküm” demiyorlar da “alâ harsiküm) diyorlar. Yani “alâ” ile olunca sanki böyle onun üstüne abanacaklar, kimseye kaptırmayacaklar.

 

 

Aralarında Fısıldaşmaları, Fakir Gelir Diye Korkmaları
“Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulması” diye gizli konuşarak yürüyorlardı” (23-24)

Gece yarısında hızlıca hareket ettiler. Gizlice, fısıltı halinde birbirlerine bir şeyler demeye çalışıyorlardı. Aman kimse duymasın çabasıyla böyle yapıyorlardı. Bakın birbirlerine dedikleri de şuydu:
“Aman ha! Sakın ha! Yavaş konuşun, sessiz olun, hızlıca ve erkenden hareket edin ki, bugün üzerinize bir miskin sokulmasın! Sakın bir miskin duyup ta yanınıza gelmesin! Kimseciklerin haberi olmadan bu işi bitirip ürünümüzü evimize katalım!”
Daha önceleri babaları bu bağın bozumu esnasında yolda, belde fakir-fukaraya bolca dağıtarak bu fakir kimseleri alıştırmış olduğu için gizli davranmaya çalışıyorlardı.

 

 

 

Mağrurca Bahçeye Girmeleri

“Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.” (25)
Buradaki “Hard” kelimesinin birkaç manası vardır:

1-Hard, güç kudret demektir. Yani sadece gitmeye güçleri yeterek yola çıktılar.

2-Hard, tesis etmek, bir şeyler organize etmek, bir şeyler ortaya koymak demektir. Yani bunu yaptılar, bunu becerdiler. Neyi? Ya bu erkenden yola koyulabilmeyi becerdiler, ya da istedikleri biçimde fakirleri diskalifiye etme işini becerdiler.

3-Hard, o bağın, o bahçenin adıydı.

4-Hard, intikam ve gazap demektir. O miskinlere, fakirlere karşı bunu becermişlerdi.

5-Engel olmak demektir ki, işte ancak bunu becerebildiler. Yani bu kadarına, güçleri var adamların, hiç güçleri yok değil tabi. Bu kadarını organizeye güç veriyor Allah insanlara.

Yola çıktılar:

 

 

 

Şaşırıp Kalmaları

“Bahçeyi gördüklerinde: “Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık” dediler.” (26-27)

Bahçelerine varıp, o kül yığınını gördüklerinde, şöyle bahçenin karşısında duraladılar, şaşırdılar, afalladılar ve dediler ki: “Galiba biz yanlış geldik! Galiba biz yanlış geldik! Herhalde biz başka bahçeye geldik!” Yutkunuyorlar ve “Yooo!” diyorlar, “biz mahrum edilmişiz! Biz engellenmişiz! Miskine engel olacakken bizim elimizden alınmış! Fakir-fukarayı diskalifiye edecekken biz diskalifiye edilmişisiz! Birilerini atlatacağız derken biz atlatılmışısız!”

“Eyvah biz kaybedenlerden olmuşuz!” dediler. Biraz önce kendilerini her şeye kadir gören insanların şimdi elleri böğründe nasıl bahçenin kenarında büzüştüklerini, nasıl yıkılıp perişan olduklarını düşünün.

Aynı şekilde oğulları,malları,servetleri,soyları ile şımaran Mekke kodamanlarının da sonu bahçe sahibi gibi olmasın yoksa. O gün gelmeden önce yetimlerin yoksulların haklarını gözetin ey Müşrikler..

 

 

Evsat Kelimesi

“Ortancaları: Ben size Allah’ı anmanız gerekmez mi? dememiş miydim?” dedi.” (28)

“Evsatuhum” ifadesi, en adil ve en üstün olanları..” demektir. “Vasat” kelimesi de “Ümmeten vasatan” (Bakara-143) ayetinde geçer.Yani burada içlerinde daha bir dengeli olanı, yani bu işi daha dengeli/vasat düşünenleri demektir.

Çünkü biz biliyoruz ki vasat, adil dengeli demektir; vasat, denge, muvazene unsuru demektir. İşte içlerinden en dengeli davrananları, en müslümanca düşünenleri dedi ki:

“Ben size tesbih edin demedim mi? Ben size “Sübhanallah” deyin demedim mi? Ben size “İstisna” edine, “İnşaallah” deyin demedim mi, Allah’ı unutmayın, gelin fakir-fukaranın hakkını da ayıralım demedim mi”

Bu ayetten çıkardığımız ders; Birilerini uyarıp, sonra da uyardığımız o insanların uyarının tersine hareket ettiklerinde onlarla beraber olursak, unutmayalım ve kesinlikle bilelim ki onların başına gelecek bela aynen bizim başımıza dagelecektir. Bakın ayetten anladığımız kadarıyla, en dengeli olanı, daha bir Müslüman düşüneni ötekilerini uyarmış ama onlardan ayrılmamış. Uyarının tersine hareket ettikleri halde onlarla o konuda birlikteliğini sürdürmüş hiçbir şekilde tavır ve yaşam tarzını ayırmamıştı. Bu yüzden de onları başına gelenin aynısı onunda başına gelmiştir. Allah onu diğerlerinden ayırmamıştır. Demek ki sadece uyarmak yetmiyor!

 

 

 

Günahlarını İtirafları

“Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmişiz” dediler.” (29)

Ne diyor ayet? Ayet sürenin geldiği dönem toplumuna diyor ki: “Kureyş! Aklınız başınıza gelsin! Şimdi de şu anda ki muhataplarına sizler Ey dünya müstekbirleri aklınız başınıza gelsin! Ey Muhammed ümmeti aklınız başınıza gelsin!

Bakın ondan sonra: “Ya Rabbi seni tesbih ederiz, biz zalimlerden olduk. Biz yapmamamız gereken şeyi yaparak, olmamamız gereken yerde bulunarak, kendimizi sana kulluk ortamından çıkararak, hayat programımız konusunda seni diskalifiye ederek, hayatımız konusunda kendimizi etkin ve yetkin zannederek, senin arzularını görmezden gelerek kendi kendimize zulmedenlerden olduk” dediler ve hemen yaptıklarından pişman oldular.

İyi ki ölmeden önce pişman oldular, iş işten geçmeden akılları başlarına geldi. Kendi zalimliklerini, düşüncesiz yeminlerini, istisnayı terk etmelerini, inşallah demeyi unutmalarını, fakir-fukarayı, diskalifiye etmelerini anladılar, bu zulmü itiraf ettiler, bununla da kalmayıp, feryat etmediler, isyana kalkmadılar, kendilerini dağıtmadılar, kendilerini yerden yere vurmadılar, kahrolmadılar, helak olmadılar da hemen:

 

 

 

Birbirlerini Suçlamaları
“Birbirlerini yermeye başladılar.” (30)

Birbirlerini yermeye başladılar, levmleştirler, kınadılar birbirlerini. Ama aralarındaki bu levleşme şöyle değildi: “Hep senden oldu! Vay sen şöyle demiştin! Ben böyle demiştim! Bütün suç senindi! Öyle değil.Tam tersine şöyle yaptılar. “Sen şöyle dedin, ben keşke onu dinlemeseydim. Bak ben şöyle dedim, sizi kandırmışım keşke yapmasaydım’” Herkes birbirini kötülerid, kendi kendini yargıladı sorguladı ve pişmanlık ortaya koydular.” Yazık etmişiz kendi kendimize” dediler. Nihayet karar verip şöyle dediler:

“Sonra şöyle dediler: “Yazıklar olsun bize; duğrusu azgınlık edenlerdik” (31)

“Eyvah bize! Vah bize! Yazıklar olsun bize! Meğer biz tağutluk etmişiz! Meğer biz hayat programımızı kendimiz çizmeye kalkmışız! Biz hayata kendimizin etkin olduğunuz zannetmişiz! Ne yapacağımızı kendimiz belirlemeye kalkmışız’ Hayatımızı Allah’a sormamışız! Allah’ı diskalifiye ederek, Allah’ın ayetlerini görmezden gelerek ne yapacağımız konusunda, nasıl hareket edeceğimiz konusunda  kendimiz karar vermeye kalkmışız! Malımızı, bahçemizi kendimizin zannederek onunla ilişkimizi kendi kendimize belirlemeye kalmışız! Vallahi korkunç! Hayat programımızı kendimiz belirlemeye kalkmışız ve bu yüzden de tağutluk yapmışız!” diyorlar.

Ya biz? Bizim hayat programımızı kim belirliyor? Acaba kendi bilgilerimizi, kendi anlayışlarımızı, kendi heva ve heveslerimizi Allah’ın kitabının ve Resulü’nün sünnetinin önüne mi geçiriyoruz? Acaba biz de hayatta kendimizi etkin mi zannediyoruz?

Yani adamlar durumu anlayınca Allah’a döndüler, Allah’a yalvarıyorlar. Bakın diyorlar ki:

 

 

Allah’a yönelmeleri

“Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz.” (32)

“Bizim bütün rağbetimiz, tüm yönelişimiz, arzımız, duamız, ibadetimiz, kulluğumuz sadece Allah’a dır.” Dediler. “Biz O’na dua edip halimizi arzediyoruz, elbette Rabbimiz bu yüzden aldığı bahçenin yerine ondan çok daha iyisini, güzelini bize verecektir.” diyorlar.

Öyleyse biz de O’na rağbet edelim, biz de O’na yönelelim, biz de O’na yalvaralım, Biz de kulluğumuzu halisane bir şekilde O’na yapalım. O bize, bizden aldığının daha hayırlısını verir, unutmayalım.

 

Ahiret Azabı Daha Müthiştir

"İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi! (33)

Bu ayette, nankörlüğün cezası belirtilir. Bu ayette yer alan Azap kelimesi, men etmek, acı ve ceza vermek gibi anlamlar taşıyan azb kökünün türemiş şeklidir. Nefse ağır gelen, beden ve ruha acı veren her şey, genelde bu kelimeyle ifade edilir. Ayrıca, günahkârlara dünya ve ahirette verilen cezaya da azap denir. Ahiret kelimesi de, son, sonraki veya sonuncu gibi anlamlara gelen ahr kökünün türemiş şeklidir. “Ahiret” kavramı, İslami terminolojide en geniş anlamıyla, “ölümden sonra gelen ve ebedi olan hayatı” ifade etmek için kullanılır. Bu yüzden, “dünya hayatının ardından gelen, ondan daha devamlı ve değerli olan hayata” ahiret denir. Saadet ve ebediyyet için mal yığıp yoksulları doyurmaktan ve infaktan kaçınmak, dünyada azap görmeye, ahirette de cehenneme girmeye neden olur. Ahiret azabı, dünya azabından daha büyüktür. Çünkü ahiret azabı, sadece mala değil canadır; geçici değil, süreklidir. Bir kez başa geldi mi artık uyanmanın faydası yoktur. Demek ki Yüce Allah’ın, dünyada nankör kimselere bela vermesinin hikmeti, bilmeye ve anlamaya yatkın olan insanları uyarıp onları daha büyük tehlikelerden ve azaptan korumaktır.

Bahçe sahipleri örneğiyle, insanın kendisini dünyacı/seküler değerlere esir olmaktan kurtarması, irade ve imana dayalı eylemlerle takva değerine ulaşması hedeflenmiştir.

 

 

“Bahçe sahipleri” kıssasında Sünnetullah

Kur’an-ı Kerim’in bir çok âyetinin açıklandığı “Sünnetullah”ı, Kur’an kıssalarında, Peygamberlerin yaşantılarında, onların kavimleriyle beraber başlarına gelen hadiselerde, geçmiş milletlerin haberlerinde, hak ve bâtıl taraftarlarının mücadelelerinde görürüz. Bu ayetleri saymaya kalksak, onların ahkâm (hükümle ilgili) ayetlerinden çok olduğuna rastlarız. Bu neyin işaretidir? İnanıyoruz ki, mânâ ve tatbikatıyla “Sünnetullâh”ın zikrinin geçtiği ayetlerin çokluğu, kendilerine mahsus ibadet tarzını bilmek üzerlerine vacib olduğu gibi, alemdeki Sünnetullâh’ı bilmenin önemine ve onun mü’minler tarafından anlaşılmasının gereğine kesin işarettir. Çünkü Allah (c.c.) ancak zikri lazım gelen ve insanların bilmeye ihtiyaçlarının olduğu şeyleri Kur’an’da zikreder. Bu sebeple işaret edeceğimiz ayetlerde Allah’ın sünnetleri (değişmez kânun ve adetleri) hakkında ibretle düşünmeye, öğüt almaya ve tefekküre davet eden niteliktedir. Nitekim bu ayetlerde, toplumsal karakterdeki Sünnetullâh’ları anlamanın gereğine açık davetler vardır.

“Allah’ın ötedenberi süregelen kânunudur bu. Allah’ın kânununda bir değişme bulamazsın” (Feth,23)

Şu âyet, birinciye (düşünmeye) örnektir:
“Elbette onların hayat hikayelerinde akıl sahipleri için ibret vardır” (Yûsuf-111)

Şu âyet de ikinciye (öğüt alma/ittiâz) örnektir:
“Sizden önce de (Allah’ın kanunlaştırdığı) nice olaylar gelip geçti. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayıcıların sonunun nasıl olduğunu görün” (Âl-i İmran-137)

Bahçe kıssasında Sünnetullah kânunları

İbtila/İmtihan Kânunu:

Kafir Milletlerin denenmesi:

Allah’ın kafir milletleri eziyet ve sıkıntılarla denemesi, onlar hakkında sürekli bir kanundur. Belki bu deneme (imtihan) küfür ve inatlarından vazgeçmelerini sağlar da Rabb’lerine dönüverirler. Bu da olmazsa, onları sıkıntılarla, harb ve darblarla sınar. Sıkıntıların, onları böyle bir sınava çekmesi gibi, belki bu sınama da onarlı tevbeye sevkeder.

Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek onun halkı yalvarıp yakarsınlar diye, mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz. Sonra kötülüğün yerini iyilikle değiştirdik, öyle ki onlar, çoğaldılar ve: "Atalarımıza da (bazan) şiddetli sıkıntılar (bazan da) refah ve genişlikler dokunmuştu" dediler. Bunun üzerine, biz de onları kendileri hiç şuurunda değilken apansız kıskıvrak yakalayıverdik.” (A’râf-94,95)
 

Yani, peygamberlerini yalanlayan milletler hakkında Allah’ın kanunu (Sünnetullah), canlarına, bedenlerine, rızık ve mallarına verdiği zaiyatla onları cezalandırmasıdır. Allah (c.c.) bunu yapıyor ki, kendisine boyun eğsinler. Çünkü, şiddetli bir belanın, yaratıcıların yönelmesi tabiidir. Böylece O’na boyun eğer rahmet ve afvını isterler. Bunu da yapmayınca, Allah onları denemek için verdiği rahatlık ve bollukla cezalandırır. Bu sebeple Allah azze ve celle, (Sonra değiştirip..) buyuruyor. Yani, şükredip, tevbe ve inkiyadla Rabb’lerin dönsünler diye, onarlın sıkıntı durumlarını rahatlığa, hastalıklarını sıhhat ve afiyete, fakirliklerini de zenginliğe çevirdik (değiştirdik). Bunu da yapmadılar (Çoğaldılar), yani öyle ki mal ve çocukları çoğaldı d (Atalarımıza da darlık ve sevinç dokunmuştu dediler. Allah azze ve celle buyuruyor ki, şununla, şununla imtihan eyledik onları. Yani sıkıntılar, har ve darplarla denedik ki boyun eğip (inkiyad) Allah’a dönsünler. Ne bu, ne öteki, hiç aşırılıklardan vazgeçtiler. Üstelik bize sıkıntı ve darlık, sonra da geçmişte babalarımıza gelen genişlik ve rahatlık dokundu. Demek ki bazen sıkıntı, bazen da rahatlık zamanın bir kânunudur. Din ve amelimizden ötürü bize Allah’tan bir azab söz konusu değildir, dediler.
Böylece Allah’ın haklarındaki emrini almadılar, ibret ve öğüt almadılar. Her iki halde de haklarındaki imtihanı anlamaya yanaşmadılar. Neticede azabı hak ettiler. Allah Teala (hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık) buyuruyor. Yani, onarlı ansızın, işin farkında değillerken azabla yakaladık.Tıpkı bahçe sahiplerinin, verilen nimetlere karşı gösterdikleri şımarıklık sonucu bahçelerini hiç beklemedikleri bir zamanda ansızın küle çevirildiği gibi…

Nimetle Şımarıklık Kânunu:

Hakk’ı Red ve Tekzibe Koşmak Mütref’lerin âdetlerindendir:

Lezzet ve şehvetlere daldıklarından ve nimetin vermiş olduğu şımarıklıktan ötürü, mütrefler âdetleri gereği, herkesten önce Allah’ın peygamberlerini  yalanlamaya ve onların getirdikleri Hakk’ı reddetmeye koşarlar. Bunu yaparken de mal ve çocuklarının çokluğuna, güç ve makamlarının rahatlığına, taraflarının kalabalık oluşuna ve insanlar arasındaki prestijlerine dayanır. Ve bu meziyetlerini öne sürerler. Allah Teâlâ Şöyle buyurmaktadır:

Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir. Ve: "Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve bir azaba uğratılacak da değiliz" de demişlerdir. De ki: "Şüphesiz benim Rabbim rızkı dilediğine genişletir, yayar ve kısar da. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." (Sebe,34-36)

Bu ayêt-i Kerîme mütreflere uygunluk arzeden bir âdeti ve onların, Allah’ın peygamberlerini yalanlama ve Rabb’lerinden getirdiklerini reddetme konusundaki tutum ve konumlarını ortaya koymaktadır. Allah hiçbir kasabaya peygamber göndermemiştir ki, lider durumundaki makam ve servet sahibi mütrefler onları yalanlamasın. (Tefsîr-i İbn-i Kesîr)

Bir de âyette geçtiği üzere “Biz sizin gönderildiğiniz şeyi inkar ediyoruz” dediler. Peygamberleri yalanlama sözünün, başkaları da aynı şeyi yapmakla beraber, mütreflere (varlıklılar) nisbet edilmesinin sebebi şudur: Çünkü zenginler, bu sözü söyleme konusunda öncü konumundadırlar. Görmüyor musun Allah Teâlâ müstekbir azgınlara şu sözü söyleyen ezilmişlerden bahsederken şöyle buyurur. “Siz olmasaydınız, elbette biz inanan insanlar olurduk” (Sebe-31) (Tefsîr-i Râzi)

 

 

Nimetle Şımaranların Cezaları.

Nimetin azdırıp şımarttığı , peygamberleri yalanlayan ve Allah’a daveti reddeden mütrefler hakkındaki Sünnetullah, Allah’ın onları helak etmesi ve ahret azabını tattıracağı gibi dünyevi azaba çarptırması şeklinde cereyan etmiştir. Nitekim şu ayet bu gerçeği ifadet etmektedir:

Biz, zulmeden ülkelerden nicesini kırıp geçirdik ve bunun ardından bir başka kavmi meydana getirdik. Bizim zorlu azabımızı hissettikleri zaman, oradan büyük bir hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı. "Uzaklaşıp kaçmayın, içinde şımarıp azdığınız refaha ve yurtlarınıza dönün; çünkü sorguya çekileceksiniz." "Yazıklar bize" dediler. "Gerçekten biz, zalimmişiz." Onların bu yakınmaları, biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ocak durumuna getirinceye kadar son bulmadı. (Enbiya,11-15)

Bu ayetlerin tefsirinde şöyle denilmiştir:

“Nimetin azdırıp şımarttığı bu zâlim ve mütref milletler Rabb’lerinden kendilerine gelen halkı reddederek hem kendilerine hem de başkalarına zulmettiler. Böylece azabı hak ettiler. Azâbın inmeye başladığı esnada kendilerine alaycı bir edayla şöyle denilir: “Kaçmayın, bulunduğunuz nimetinize, sevincinize, yaşantınıza ve temiz evlerinize dönün”

İmam Kurtubi, (İçinde şımartıldığınız (nimetler)e ve yurtlarınıza dönün) ayetinin tefsirinde “Sizi azdıran nimetlerinize dönün” demiştir.
Râzi Tefsiri’nde ise “Sizi azdıran yaşantınıza ve göz kamaştıran eski durumunuza dönün” demiştir.

 

Bahçe sahipleri kıssasından çıkan dersler:
         

- Dünya bir imtihan yurdudur.

-Mülk sahibi olan ve çiftçilikle uğraşanların ürünlerinde fakirlerin de hakkı vardır.

-Allah yokmuş gibi düşünmek ve seküler bir hayat yaşamak gafletin en büyüğüdür.

-İnsanın gücü ,tedbiri ve görüşü zayıftır.

-Hakka dönmek, batılda ayak diretmekten daha hayırlıdır.

-Sadık müminlerin sözlerini dinlemek,güzel söze uymak,istişare etmek isabetli kararlardır.

-Her işte Allah hatırlamak,tenzih etmek,tesbih etmek ve onun emirleri / yasakları    istikametinde bir hayat yaşanmalı.

-Kötü bir plan üzere bir araya gelenlerin üçüncüsü şeytandır.

-İnsan çok tartışmacı bir varlıktır.Hangi olay olursa olsun birbirini kınama yerine özeleştiri ve ders çıkarmalıdır.

-Günahını itiraf etmek en erdemli bir iştir.

-Hatadan çabucak dönüp, Allah’a samimi ve ihlaslı bir şekilde tövbe etmek gerekir.Akabinde Allah ‘tan daha iyi bir sonuç için dua edilmeli.

Allah sınırı aşanlara dünyada azab verir..Ahiret azabı ise dünya azabından çok  daha şiddetlidir.

-Allah’ın sünnetini/davranışlarını, hatalarımızı en aza indirmek için Kitaptan fıkhetmek çok mühimdir.

 

Sonuç :

Kureyşlilere içinde yaşadıkları ortamdan alınma pratik bir deneyim, aralarında yaygın olarak anlatılan bir kıssa örnek olarak sunuluyor. Böylece yüce Allah'ın geçmiş müşriklere ilişkin yasası ile şimdiki toplumlara ilişkin yasası birbirine bağlanıyor ve pratik hayatlarına en yakın olan bir üslupla kalplerine dokunuluyor. Aynı zamanda müminlere, müşriklerin -Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinin- sahip bulundukları geniş imkanların, servetin ve nimetin Allah tarafından kendilerine bir sınav aracı olarak verildiği hatırlatılıyor. Bu sınavın sonuçlarının, akıbetlerinin olduğu anlatılıyor. Yine insanların yoklukla sınandığı gibi nimetle sınanmalarının da bir yasa olduğu belirtiliyor. Ellerindeki nimetlerden dolayı şımaran, iyiliğe engel olan sahip bulundukları mal-mülkle övünenlere gelince işte bu kıssa da onların akıbetleri anlatılıyor: "Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi." Allah'tan korkan, onun azabından sakınanlara gelince, onlar için Rabbleri katında nimet cennetleri vardır."

Kıssada, bir musibetin bin nasihatten hayırlı olduğunu görüyoruz. Zira kimi zaman hiçbir öğüt ve uyarının fayda etmediği insan, zoru gördüğünde yola gelir. Böylece cebre ve kahra maruz kalması, onun gidişatını değiştirmesine sebep olur. Dolayısıyla uğradıkları azap, Bahçe Sahipleri’nin düşünce, tutum ve davranışları üzerinde pozitif bir etki meydana getiriyor ki, Kur’an, dünya azabının, yoldan çıkanların yeniden doğru yola dönmelerini sağlayacak bir unsur olabileceğini belirtir.

 

Faydalanılan Kaynaklar :

  • Vehbe Zuhayli, Tefsirul Münir, Risale yayınları
  • Kurtubi, el-camiul ahkamul Kur’an, Buruç yayınları
  • Fahreddin Razi, Tefsir-i Kebir, Huzur yayınları
  • İbn Kesir, Tefsir’ûl Kur’ân’il-azim, Polen yayınları
  • İzzet Derveze, et-tefsirul hadis, ekin yayınları
  • Seyyid Kutup, Fizilal-il Kur’an, Dünya yayıncılık
  • Ali Küçük, Besairu’l Kuran, Kişisel yayınlar
  • Fahrettin Yıldız tefsiri
  • Cengiz Duman, Kurankıssaları.tr.gg
  • Abdulkerim Zeydan,İlahi Kanunların Hikmetleri, İhtar yayıncılık
  • Mustafa İslamoğlu,Hayat kitabı Kuran, Düşün yayıncılık

11614

 

 

YORUMLAR

YAZARIN DİĞER YAZILARI

29/01/2014 - 10:36 Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası

14/10/2012 - 15:28 Tasavvuf'un, İslâm ve İslâm Dışı Kaynaklarına Bakış

12/04/2012 - 23:33 İmân; Sabır,yakîn,adalet ve cihad’dır.

30/11/2011 - 07:04 İslam Hukukunda Egemenliğin Sahibi ve Kaynağı Sorunu

09/08/2011 - 12:58 Batı Hukuk Düşüncesinde Egemenlik Teorisi (2)

24/07/2011 - 12:55 Batı Hukuk Düşüncesinde Egemenlik Teorileri (1)

20/07/2011 - 15:47 Egemenlik teorisi ve problemler

13/07/2011 - 09:58 Nasıl Bir Râsule ve Nasıl İnanıyoruz? / Erhan Koç

26/06/2011 - 09:10 "Hakimiyet Allah'ındır" Kavramının Anlamı ve Mahiyeti

22/05/2011 - 23:29 Vahşi Siyonizm İdeolojisi ve Müslümanların Sorumluluğu

20/05/2011 - 16:55 Diriliş Diyarı Filistin -2-

04/05/2011 - 15:40 Diriliş Diyarı Filistin (1)

07/04/2011 - 13:02 İmanın Gölgesinde

20/12/2010 - 11:56 Kur'an'ı anlama faaliyetinin kavramsal araçları

04/07/2010 - 21:37 Kardeşlik Sürecine İslami Çözüm
 
   
YAZARLAR  

Erhan Koç

Cengiz Duman

Mustafa Büyüksoy

Ömer Faruk Karataş

Adem İnce

Ferhat Özbadem

Nurullah Erkoç

Kalem sûresinde "Bahçe Sahipleri" kıssası
29/01/2014 - 10:36

SÖYLEŞİ  

'Türkiye İslam'ı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslam'laştırmalı' Mevlana Vahiduddin Han

Hindistanlı düşünür ve barış eylemcisi Mevlana Vahiduddin Khan geldiği Türkiye'de Timetürk'ün sorularını cevaplandırdı. Khan: 'Türkiye İslamı sekülerleştirmemeli, sekülerliği İslamlaştırmalı' dedi.

EDİTÖRDEN  

Islah ve İhya : Fikribeyan 3 yaşında

Mümin olmak: Bize bazı belli başlı görevler üstlenmemizi gerektirir. Bu görevler zaman ve şartlar ekseninde Öncül olma yönünden değişiklik gösterir. Çağımız putperestliğinin Doğu. Batı, Asya, Afrika gibi değişik coğrafyalarda değişik tezahürlerini görmemizi ve tahlil etmemizi iletişim araçları vasıtası ile kolayca tahlil etmemizi değerlendirmemizi sağlamaya yönelik ciddi bir iletişim çağı olduğu hesaba katılırsa biz Müslümanların bu iletişimden ve onun getirilerinden faydalarından mesul olduğumuz gerçeğini bize yansıtır.

İKTİBAS  

Prof.Dr.Yasin Aktay

Prof.Dr.Saffet Köse

Prof.Dr.Şinasi Gündüz

M.Beşir Eryarsoy

Prof.Dr.Ahmet Ağırakça

Prof.Dr.Tahsin Görgün

Prof.Dr.İbrahim Sarmış

Prof.Dr.Sönmez Kutlu

Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu

Muhammed Abid Cabiri

M.Muhtar eş-Şankiti

Dr.Muhammed Ammara

"SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU" ORYANTALİZMİN KLASİK SOSYOLOJİYE ETKİLERİ
05/02/2010 - 17:07

VİDEOLAR  

Şehid Seyyid Kutub belgeseli (Video)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (1)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (2)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (3)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (4)

"Gelenek ve Modernite arasında İslam" Ebubekir Sifil - R.İhsan Eliaçık (5)

 
 
Künye Günün Haberleri Sitene Ekle Ana Sayfa Yap Üye Ol Üye Girişi İletişim

Copyright © 2009 FİKRİ BEYAN
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz