İhvan-ı Müslimîn Teşkilatı -Fikri ve Siyasi Yapı-
Biat, İstişare, Katılım, Mutabakat, İslami Liderlik, Hilafet Ve Global Çatışmaların Yapısı Çerçevesinde İhvan-ı Müslimîn Teşkilatı
09/08/2011



İHVAN-I MÜSLİMÎN TEŞKİLATI


Fikri ve Siyasi Yapı


(Biat, İstişare, Katılım, Mutabakat, İslami Liderlik, Hilafet Ve Global Çatışmaların Yapısı Çerçevesinde)


Cihat Başpehlivan


Bu makalede, Mısır İslami hareketleri ile Ortadoğu’nun diğer Sünni toplum ve topluluklarındaki İslami hareketler açısından bir okul işlevi gören, günümüzde örgütlülük anlamında Mısır ordusundan sonra ilk sırada gelen İhvan-ı Müslimîn (Müslüman Kardeşler) teşkilatı, 1927-1966 yılları arasında İslam’ın siyasi öncelikleri ile idari-yapısal ilişkilerin siyasi süreçteki rollerini belirleyen bazı kavramlar çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılmıştır.


Bu çalışma ile amaçlanan; İhvan’ın günümüzde laiklik anlayışını benimsediği, AK Parti modelini örnek aldığı gibi görüşlerin oluşturduğu redd-i miras havasının doğru olmadığı ve teşkilatın yapı taşlarının iyi irdelenmediğini göstermektir. Teşkilatın 83 yıllık süreçte hiçbir değişim ve dönüşüme uğramadığını söylemek doğru/akli olmamakla birlikte aktüel medya dilinin Müslümanların sosyal kazanımlarını silikleştirmesine izin vermeyen sözün yaygınlaştırılması da önem arz etmektedir. Yazının bahse konu kavramlarla ele alınmasındaki amaç, günümüzde genel tanımlamalarda kullanılan terminolojideki kavramsal değişime dikkat çekmektir.


Bu çalışmada 19. yy.da Mısır’da gerek düşünsel gerekse cemaatsel oluşumlar için mümbit bir zemin oluşturan İhvan-ı Müslimîn’in “Biat1, İstişare2, Katılım3, Mutabakat4, Hilafet5, İslami Liderlik6 ve Global Çatışmaların Yapısı7” kavramlarını nasıl anlayıp tecrübe ettiğinin fotoğrafı çekilmeye çalışılmıştır. İhvan, Sünni İslami hareketler açısından bir okul işlevi görmüştür. Suriye, Lübnan ve Filistin'deki İslami hareketlerin çoğu; Mısır'daki radikal İslami hareketlerin tümü ya İhvan'dan türemiş veya daha önce İhvan mensubu olan kişilerce kurulmuştur. Hizbu't-Tahrir hareketi de bu çerçevede ele alınabilir. İhvan'ı anlamak, diğer İslami hareketleri çözümlemenin bir önkoşulu gibidir. Müslüman Kardeşler’in toplumsal çekiciliği Mısır toplumunun maruz kaldığı modernizm ile dinî gelenekçilik arasındaki kültürel çatışmaya hitap edişi, dinî vaaz ve eğitimden dinamik siyasi eylemciliğe geçebilme yeteneğinin yüksek olması, kardeşlik bilinci ile donanmış diğerkâm bir lider etrafında iyi örgütlenmiş olmasından gelmektedir.


Makalede İhvan’ın kavramlar çerçevesinde söz konusu çekicilik merkezini oluşturduğu dinamikler (kırılmalar ve değişimler tespit edilerek)cemiyetin tarihsel gelişim süreci içinde incelenecektir. En temelde soyut olan kavramlara insan eli değdiğinde tecrübe devreye girdiğinden dolayı çalışma fikrî-fiilî durum ortaya konularak yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmada evre olarak görülen tarihî süreçler sırasıyla cemiyetin sosyal kimliği, Biat, İstişare, Katılım, Mutabakat, Hilafet, İslami Liderlik ve Global Çatışmaların Yapısı kavramları kapsamında değerlendirilmiştir.



  1. HASAN EL-BENNA VE MÜSLÜMAN KARDEŞLER’İN DOĞUŞU (1927-31)8


17 Ekim 1906'da Mısır'ın Mahmudiye kentinde doğan Hasan el-Benna, dinî ve ilmî yönden köklü bir aileye mensuptur. Babası hadis alimi idi. Hadis konusunda bizzat kendisinin yazdığı eserleri vardır. İlmî bir yuvada büyüyen Benna ilim, takva ve zühd atmosferinde çok güzel yetişmişti. 14 yaşında, girdiği ilköğretmen okulunda okurken tasavvufla tanıştı ve Şazelî Tarikatı’nın Hassafiye koluna intisap etti. İhvan-ı Müslimîn kurulunca düşünce farklılığından şeyhi ile anlaşmazlığa düşerek tarikattan ayrıldı. El-Benna eski şeyhi Abdulvehhab el-Hassafi’den “Kalbimi en çok fetheden durumlardan birisi de, onun hayatı boyunca ‘emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münkerde ısrarlı olması…” sözleri ile bahseder.


Daha küçük yaşlarda üstün bir zekâya sahip olduğu gözleniyordu. Gece namazlarına ve pazartesi, perşembe günleri oruçlarına devam ediyordu. Küçük yaşlarda Kur'an-ı Kerim’i yarısına kadar ezberleyen Benna 15 yaşlarında hıfzını tamamladı. Talebelik yıllarındaki İslâmi çalışmalarından dolayı da genel kültürü oldukça gelişmişti. Hazırlık okulu üçüncü sınıfında tüzüğünü kendi hazırladığı Ahlak ve Edep Cemiyeti’ni kurdu. Okul içinde İslam’ın yasakladığı hareketleri yapanlara karşı maddi yönden ceza uygulanır, toplanan para muhtaç ve kimsesizlere harcanırdı.


Okuduğu medresede Kötülüklere Karşı Mücadele adında bir teşkilat kurarak bazı önemli şahsiyetlere mektuplar gönderip, onlara nasihat etmeye ve onların dikkatlerini toplumdaki kötülüklere çekmeye başlamıştı. Liseden mezun olduğunda Mısır'daki tüm talebeler arasındaki sıralamada beşinciydi. Üniversiteyi ise Kahire Daru’l-Ulûm da okumuştu. Üniversiteyi bitirme imtihanlarını verirken on sekiz bin şiir beyti ve bir o kadar da nesir ezberlemişti. Daru’l-Ulûm'u bitirdiğinde onun ayarında talebe, yok denecek kadar azdı. Üniversiteyi bitiren Hasan el-Benna İsmailiye'deki okullardan birine tayin edilmişti. O zamanlar İngilizlerin tüm güçleri İsmailiye'de toplanmıştı. Okullarda Avrupa usulü eğitim yapılıyordu. İsmailiye bu haliyle sanki Londra'nın muhitlerinden birini andırıyordu Halkın çoğu ise bir İngiliz ve Fransız ortak şirketi olan Süveyş’te işçiydi. Hasan el-Benna İngilizlerin Mısır halkını ezdiğini ve onu zelil ettiğini görüyordu. Mısır halkı sanki onların kölesiydi. Her türlü fesat almış başını yürümüş ve haramlar mubahlaştırılmıştı.


İsmailiyye’de bir ilkokulda öğretmenlik yapmaya başladığında İngiliz hâkimiyetinden “Selahattin Eyyubi’nin topraklarından bu istilanın kurtarılması gerekli.” diyerek Mart 1928 tarihinde Müslüman Kardeşler Teşkilatını kurguluyordu.9 Benna, halkın bir arada bulunduğu yerlerde konuşmalar yapıyor ve tebliğde bulunuyordu. Bu konuşmaları dinleyen altı arkadaşı Benna’dan kendilerine yol göstermesini istediler ve Teşkilatın ilk çekirdeği kurulmuş oldu.


Benna; Müslüman Kardeşler adını İslam’a hizmet yolunda kardeş olan kimseleri ifade ettiği için koyduğunu söylüyor. İlk kuruluş yılında hareketin nasıl örgütlendiği açık değildir. Müslüman Kardeşler ilk üç yılında İslami Hayır Cemiyeti’nin dış yapısını geliştirmiştir. Aynı zamanda güçlü bir tasavvuf temasına sahiptir. Bu yıllarda teşkilatın odak noktası üyelerin ahlaki terbiyesi olmuştur.


Müslüman Kardeşleri oluşturan çekirdek kadro önce İsmailiyye’de büro kiralayarak buraya “Müslüman Kardeşler’in Tehzip Okulu” adını vermişlerdir. Ahlak Disiplin Okulu adlı akşam okulunda Kur’an okuma, İslam tarihi, sahabenin hayat hikâyeleri, hitabet yeteneği olanlara şiir, nesir ile teşkilat için önemli olan kardeşliği ve fedakârlığı öğretiyorlardı. Cemiyetin en temelde amacı “İslam’ı doğru anlayacak yeni bir neslin yetiştirilmesi” idi. Cemiyetin gücü, hızlı bir biçimde tüm köy ve kasabalarda yayılmasının araçları olan yetişmiş üyelerden geliyordu. İlk ders yılı sonunda 70 öğrenci yetişti. Haftalık siyasi dergileri olan En-Nezir’i yayınlamaya başladılar.


El-Benna, tasavvufun saf şeklinin Müslümanlar için ideal bir eğitim programı olduğunu düşünüyordu. Toplantılarda sadakat yemini, üyelere yeşil bant ve kurdelelerin verilmesi, tasavvufi ilahilerin söylenmesi tasavvufun güçlü temasından kaynaklanmaktadır. 1930’lu yıllarda tasavvufi uygulama, yerini resmi ilahi ve çaprazlama çift kılıç simgeli bayraklara bırakmıştır. İsmailiyye’deki ilk kuşak, esnaf, küçük tüccar ve şoförlerdir. Hasan el-Benna, ekonomik fedakârlığı samimiyet ve kararlılığın bir sınaması olarak görmektedir. El-Benna, cemiyetin mali bağımsızlığını korumasının yerel yetkililerin kontrol dışı kullanımını engelleme ve ekonomik olarak teşkilat üyelerine dayanmakla mümkün olacağını düşünmektedir.


Mecelletu’l-Feth’in editörü Muhibbuddin el-Hatibi’nin İsmailiyye’deki Müslüman Kardeşler’i ve el-Benna’yı öven bir makale yazmasıyla 1931 yılında cemiyet kamuoyu tarafından duyulmuştur. Hasan el-Benna makaleye cevaben yazdığı yazıda cemiyetin “henüz olgunlaşmamış bir kız evladı” olduğunu, kendisinin söylemediği mevcut başarılardan söz edilmemesi gerektiğini vurgulamıştır. El-Benna ilk defa yazdığı makalede kendini Müslüman Kardeşler Cemiyeti’nin başkanı olarak takdim etmiştir.10 Cemiyetin önemli isimleri; El-Muhammediye Şubrahit, Şeyh Hamid El-Askeriyye, Ahmet efendi Es-Sukkeri, El-Benna’nın kardeşi Abdurrahman es-Saati’dir.


Teşkilatın 1927-31 yılları arasındaki örgütlenme prensipleri ve sosyal kimliği ise aşağıdaki gibidir:


baspehlivanli-ihvan1.jpg


Mısır’daki cemiyetlerin çoğu sınırlı bir sahaya sahip olup, belli mesleki ya da teknik gruplara yöneliktir. Örneğin camilerin onarımı, alkollü içkilerin önlenmesi, Kur’an’ın ezberlenmesi cemiyetleri gibi. Bu cemiyetler arasında Genç Müslümanlar Birliği (GMB) en ünlü olanıdır ve El-Benna bu cemiyetin aktif bir üyesidir. (1927-kuruluşu) El-Benna, GMB’nin gençlere İslam inancını vermediğini gibi piyango gibi gayri meşru oyunlarla modern bir kültür yaratmayı beslediğini söyleyerek suçlamış ve eleştirmiştir. En geniş cemiyetlerden birisi Şer’î Cemiyet’tir. Bu cemiyet selefilik geleneğine tabidir. Katı din anlayışları ayrıntıda boğulmalarına neden olmuştur. O kadar ki, Filistin ayaklanmasının zirvesinde Şer’î Cemiyet çarıksız namazın küfür olup olmadığını tartıyordu.


1931-1932: İlk İç Tartışma


1931-32 yıllarında Hasan el-Benna ile İsmailiyye’de belli bir nüfuza sahip Mustafa Yusuf Ali el-Cedevi grubu arasındaki tartışmanın temelinde İslami hayır cemiyetlerine ilişkin geleneksel algılama ile el-Benna’nın öngörüsü arasındaki farklılıklar yatmaktadır. El-Benna’ya göre ”Çözüm, güçlü bir ahlaki bağışıklık, sıkı-üstün prensipler ile güçlü, sarsılmaz bir ideoloji oluşturmak için toplumun nefislerinin eğitilmesidir. Bu, okullar, fabrikalar, müesseseler kurmanın ötesine gider. Bu, nefislerin inşasıdır.”11 Bu pasaj İhvan’ın en ayırt edici özelliğini ortaya koymaktadır. Mustafa Yusuf ve grubu ise cemiyetin amacının İsmailiyye’de vasıflı öğretmenler yetiştiren bir cami vasıtasıyla ahlak eğitimi verilmesi gerektiğini söylemektedir. Çatışmayı amaç farklılığı doğurduğu kadar cemiyetin hazinesinin kontrolü için bir mücadele ve bazı cemiyet üyelerinin el-Benna’yı “uzlaşmaz” olarak görmeleriydi.12 Bu durum, uzlaşma konusunu da zorlaştırmaktaydı.


1931-32’deki ilk iç çatışma ve el-Benna’nın fikirlerinin sorgulanmasının cemiyetin 1931-36 arasında cemaatten harekete geçişini sağladığı söylenebilir. Hareket sadeliğini sürdürür iken, yeni bağlılar kazanmaya öncelik verilmiştir.


B. 1931-32: ÇATIŞMA SONRASI ÖRGÜTLENME


baspehlivanli-ihvan2.jpg


İstişare (1933 yıllarında)


Cemiyetin ilk iç çatışması, hareketin otoriter ve merkezi karakterini güçlendirmiş görünmektedir. Hasan el-Benna, üyelerinin tam güvenini sağlamadığı ve onları komuta etmediği sürece, cemiyetin hiçbir zaman başarılı olamayacağına inanıyordu. 19


Mutabakat:


Cemiyetteki müzakerelerin idaresi için bir dizi kural ya da kılavuz ilke tanımlama doğrultusunda çalışmalar yapılmıştır. Anlaşmazlıklar belirdiğinde arabuluculuk yapmak için karargâh, şubelerde komiteler kurmuş ve mahalli kongrelerde sekreterlere yetki verilmiştir. Sekreter çatışma konularını dinleyip kongrelerde gündem yapmıştır.


baspehlivanli-ihvan3.jpg


Hilafet:


El-Benna’ya göre İslam ümmeti, Mısır’ın coğrafi sınırlarının çok ötesine uzanan inancı ve kardeşlik bağlarıyla birbirine bağlıdır. Bu düşünce ”Müminler ancak kardeştir.” ifadesi ile üyelere anlatılmaktaydı. 20


Hasan el-Benna 1934 yılının başlarında “İslam Milliyetçiliği” başlıklı bir başyazısında şöyle demektedir: “İslam bayrağının yükseldiği her toprak parçası Müslümanların vatanıdır.”21


El-Benna, hilafet için aşağıdaki aşamalardan geçilmesi gerekli olduğunu söylemiştir:


1- Mısır’da İslami bir düzenin kurulması


2- Arap Birliği’nin Arap dünyasında oluşturulması


3- Hilafetin kurulması


Müslüman Kardeşler’in en yüce amaçları; insanlığın evrensel kardeşliği ve İslam ümmetinin küresel egemenliğini sağlamaya çalışmaksa da, hilafetin yeniden uyandırılması söylem olarak zaman zaman nihai amaç şeklinde tasvir edilmiştir.22


Müslüman Kardeşler, 1936 yılında Filistin ayaklanması ile birlikte var olan emperyalizm karşıtı tutumunu arttırmış ve hilafet vurgusunu yoğunlaştırmıştır. Cemiyetin temel vurgularından biri olan İslam Birliği’nin oluşturulması sadece yeniden kurulacak bir hilafete ilişkin panislamizm23 görüşüyle oluşturulacak siyasi bir birlik değil, aynı zamanda İslam’da dini ve ilahiyat alanı açısından daha büyük bir birlik arzusudur.


Bunun içindir ki, el-Benna İslam’daki tartışmalı konularda yıkıcı tartışmalardan kaçınmıştır. Benna bu konuda “İlahiyat alanındaki çekişmeler, cemaatlerin yapısında mayın tarlasıdır.”24 diyerek cemiyet üyelerine nasihat etmektedir.


Katılım:


Cemiyetin 1930’larda yönetimi dört düzeye bölünmüştür. Kahire’de yer alan Merkez, Bölgeler, Mıntıkalar ve Şubeler. Müslüman Kardeşler Cemiyeti genel yasasının (1934) 8. maddesinde üye katılımının kategorileri ve görevleri ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Burada üyenin konumu; “yardımcı”, “katılan”, “çalışan” ve “ mücahid” olarak belirlenmiştir. 10 maddeden oluşan Akidetûna’nın (Öğretimiz) MK üyeleri tarafından ezberlenmesi isteniyordu.


Bunlar, örgütü yapılandırmada önemli araç olarak kendisini bu işe adayan bir kadro meydana getirmek için tasarlanan üyelere yönelik eğitim programlarıdır. Bunun ilk örneği 1930’ların başlarında İsmailliye’de bizzat el-Benna’nın yetiştirdiği izci gruplarıdır. İzci grupları fikri, cihad kavramı ile bağlantılıdır. Amaçları “Güçlü mümin, Allah katında daha iyidir.” hadisini kendilerine şiar edinerek gençliğin nefislerinde İslami spor ruhunu uyandırmak (!) ve onları itaat ile düzene alıştırmaktır. Ayrıca izcilerin faaliyetlerinin biri de karşılıklı ziyaretleşme sünnetini ihya edecek seyahatlere çıkmaktır. Böylece, diğer şubeler ile yapılan sık görüşmeler cemaat hissini şekillendirmiş ve grup kaynaşmasını sağlamıştır. Yine MK cemiyetine bağlı memurların tayini çıktığında veda törenleri düzenlenmekte, öğrenciler için akademik yıl toplantıları mütevazı bir şekilde yapılmaktadır.


Cemiyetin faaliyetlerine katılma derecesi üyelik rütbesine bağlı idi. Katılan üye, yalnızca haftalık ve yıllık toplantılara devam etmek zorunda idi. Çalışan ve mücahid üyelerin, Akidetunâ’nın yorumuna çalışıp bir dizi hadis ezberlemeleri, cemiyet tarafından düzenlenen Kur’an inceleme gruplarına ve cemiyetin izci gruplarından birine katılmaları mecburidir. Yine bu üyelerden Mısır konuşma dilini değil, klasik (fasih) Arapçayı konuşmaları bekleniyordu. Mücahidler tüm geçici zevklerden, boş sözlerden ve şakalaşmaktan uzak duracaklardır. “Ciddiyet daima bizim İslami misyonumuzun bir parçası olmalıdır.” anlayışı mücahidlerin ilkesidir.


Müslüman Kardeşler cihadı düşünce ve hareketlerinin temel direklerinden birisi yapmışlardır. Kardeşlerin terminolojisinde cihad yalnızca sömürgeci bir işgal gücüne karşı savaş açma görevi değil, aynı zamanda kendi dindaşlarının nefislerinde ve zihinlerinde derinden kök salmış iktidara teslimiyeti kökünden kazıma ve aşağılık komplekslerini ortadan kaldırma anlamı taşımaktadır. Kardeşlerin kılavuz ilkesi şöyledir: “En büyük cihad, zalim bir yöneticinin huzurunda gerçeğe dair bir söz söylemektir.” Hükümetlere siyasi değişiklikleri önerip dilekçe, protesto mektupları yollamaları bu ruh içerisinde gerçekleşmiştir. 1936’ya kadar cemiyetin genelinde mücahid üyeler cihad kavramını siyasi bir muhalif duruşun gerektirdiği, silah kullanılmadan iyiliği emretmek olarak algılıyorlardı.


İstenilen görev ve yükümlülüklerden bazılarını yerine getirmemek bir süre sonra çalışanları ve mücahidleri kendiliğinden daha alt rütbelere indiriyordu.25 Müslüman Kardeşler geniş bir dizi görev ve sorumluluk belirleyip, doğrudan görevlerin yerine getirilmesine bağlı statü oluşturulmak suretiyle, toplumsal konum ve himayeye değil meziyete dayalı bir rütbe sistemi oluşturabilmiştir.


Müslüman Kardeşler cemiyete katılımı sağlamak için fikirlerine sempati duyan komşu köylerdeki kişileri sekretere bildiriyorlardı. İhvan gönüllüleri Cuma günü köylere gidip dini vazifelerini yerine getirenleri araştırıyor ve bunlar yeni bir şubenin çekirdeğini oluşturmak için cemiyete davet ediliyorlardı. Cemiyet bir şube oluşturmanın çok kolay olduğunu belirterek bunun için İslam davasına hizmet etme arzusundan başka bir şeye gerek duyulmadığını söylüyordu. Görevler (yardımcı, katılan, çalışan ve mücahid) ancak üyeler cemiyetin fikirlerine alışıp “İslami misyonun yükünü taşımak” için yetiştirildikten sonra veriliyordu. El-Benna İslam’a daveti, “Hastaların tedaviye geldikleri bir hastane gibidir. Kapıyı onların yüzlerine asla kapatma. Onları bir yola çekebiliyorsan bunu yap.” şeklinde anladığını söylemektedir.26


Biat:


Müslüman Kardeşler’de üstlere itaat büyük önem taşır. Tüm üyelerin Hasan el-Benna’ya, şube temsilcilerine ya da bu vekâlete sahip diğer kişilere sadakat yemini etmesi gerekiyordu.27 1940’larda bu yemin el-Benna’ya tam bir itaat ve saygı olduğu şeklinde eleştiri konusu da olmuştur. Bununla birlikte biatın derecesi üyelik rütbesine bağlıdır. Katılanlar kategorisinde olanlar bundan muaf tutulmuşlardır. Mücahidler kategorisinde olanlardan ise her an ve her yerde Genel Rehberlik Bürosuna uymaları istenmiştir. 1935 yılında MK, 3. Kongre’de delegelerin hoşuna gitse de gitmese de Genel Rehber’e tam güven ve mutlak itaat yemini ettikleri bildirilmektedir.28 Buna rağmen itaat derecesinde kısıtlamalar söz konusu olmuştur. Genel yasanın 15. maddesinde, “Genel Danışma Meclisi, Cemiyet’i İslam’ın kurallarına ve onun temel ilkelerine uymayan bir yola götürdüğü ortaya çıktığı takdirde Genel Rehber görevinden alınmalıdır.” ibaresi yer almaktadır.


Biat/itaata çok ciddi vurgu olmasına rağmen cemiyet üyeleri, Hasan el-Benna ile siyaseti konusunda olan farklılıklarını açıkça ifade etmekten çekinmemişlerdir. Eleştiri mekanizması işletilmiştir.


C. 1933-1936 ÖRGÜTLENMESİ


baspehlivanli-ihvan4.jpg


İslami Liderlik:


Kardeşi, Hasan el-Benna’nın iyi bir katip ve kitleleri etkileme yeteneğini 1930’lu yılların başlarında vaazlar sırasında geliştirdiğini ve bunun için zaman ve çaba harcadığını bildirmektedir.32 Ocak 1934 yılında el-Benna Delta ili Eş-Şarkiye’deki Ben-i Kureyş köyünde camiyi dolduranlara yaptığı etkili konuşması MK sekreteri tarafından takdir edilmiştir. 1935 yılından itibaren el-Benna’nın bir lider ve mümin olarak özellikleri diğer üyeler tarafından taklit edilmesi gereken bir örnek şahsiyet olarak düşünülmüştür. Benna’nın sadelik33 ve diğerkâmlığı taraftarları arasında samimi bir sıcaklık doğuruyordu. Benna’nın dinleyicileri etkilemek için belagatini abartmaması, konuşmalarında yapay duruşlar da bulunmaması sempatik bir lider haline gelmesini etkileyen karakteristik özelliklerindendir. Onun otoritesi sosyal konumdan, resmi öğrenimden, rütbeden ya da yaştan gelmemektedir; bunun daha çok onun İslami çağrı/duruş için yaptığı fedakârlıkların ve gevşemeyen mücadelesinin sonucu olduğu görülmektedir.33/1


El-Benna’nın liderliğini salt karizmatik olarak açıklayamayız. Max Weber’e göre karizmatik otorite, “bürokratik organizasyonu”, “kurallara bağlanmış kariyer”, “ilerleme”, “maaş” ya da “karizma sahibinin veya yardımcıların düzenli ve uzman yetiştirme faaliyetlerini” kabul etmez. Benna’nın liderliğine baktığımızda cemiyetin anayasasına cemiyet içi bürokrasi, kariyerlerin tanımı, katılım ve eğitimin nasıl olacağını tanımlayarak koymuş ve uygulamıştır. 1933 sonrası cemiyet örgütlenmesinde merkezî liderliğe değil, yerel şubelerin liderliğine önem verilmiştir.


1928’de cemiyetin “tayin ya da azl, kariyer ve terfi” kuralları bir ölçüde belirsizdi ve başlangıçta hiç yoktu. 1930 sonrası cemiyetin ölçüleri yaşanarak ortaya çıkmakta, hareketin doğal lideri Hasan el-Benna yukarıda bahsettiğimiz dinamikler sayesinde örnek alınan önder konumuna çıkmaktadır. El-Benna kendisiyle yandaşları arasındaki ilişkiyi manevi bakımdan değerlendirmiş ve bu manevi bağların itaat yolunda pekiştirici bir güç olduğunu görmüştür. Geleneksel bir terim olan tasavvuf da -ki mürşit unvanını tercih etmesi (Eylül 1932’ye kadar resmi olarak kullanılmamıştır)- tarikat şeyhi gibi bir itaat yeminini (el verme) talep etmesini mümkün kılmıştır. Böylece güç arayan bir lider rolünden kaçınabilmiştir.


Müslüman Kardeşler tasavvufun özelliklerini benimsedilerse de birçok tarikattaki liderin şahıs olarak yüceltilmesi ve ululanması tutumuna şiddetle karşıydılar. Liderlerine körü körüne itaat etmemişlerdir. Cemiyetin anayasasından liderden katılımcıya kadar her üye sorumludur.


baspehlivanli-ihvan5.jpg


Katılım:


Cemiyetin üye sayısı genelde olaylara (toplantı, iftar yemeği, protestolara verilen destek vs.) dayanarak verildiğinden abartılı ifadeler de kullanıldığı görülmektedir. 1936 yılından sonra MK Mısır’ın en büyük İslami hareketi/gücü haline gelmiştir.


MK’de 1937 yılında başlangıç safhasındaki yerler için tabur kurumları oluşturuldu. İzciler yeni şube yolları açmak ve genç insanları hayır işleri için harekete geçirmekte etkili bir araç olmuşlardır. Kadro sınıfının oluşturulabilmesi için örgüt yapısında, a) İlk giren üyenin cemiyet içerisindeki konum ve statüsünü meziyet esası üzerinde belirlenmektedir; b) Örgütsel değişikliklerde daha büyük ölçüde yerel bir insiyatif sağlamış oldular. Böylece hükümetin baskısı, şubelerin kapatılma durumundan cemiyet daha az etkilenir konumda olmuştur.


Bu tarihlerde temel düzeyde bir öğrenci hareketi doğdu ve askeri kanat (Özel Kıta) oluşturuldu. 1939 yılında İslam’da mücadele ve ilahiyata ait mücadele görevi çıkarıldı. Yılda iki defa imtihan düzenlenerek “müslüman kardeş” unvanının verildiği “atama törenleri” yapıldı. Müslüman kardeş unvanını alan üye, insanları İslam’a davet edebilmek için bir dizi pratik adım talep ederdi. Ağır mali fedakârlık yapması beklenirdi. Bu üyeden İslami misyona dair bilimsel bir risale ortaya koyması istenirdi. Bu risale alim komitesi tarafından onaylanır ise “Müslüman kardeş davetçisi” unvanını alıyordu. Üyeler özel bir rozet taşırlardı, MİA üyeliği ve il delegeliği gibi görevlere “meziyete dayalı statü” prensibi ile atama yapılıyordu.


1938-1939 yıllarında cemiyetin İzci birimleri Mısır’da yalnızca Müslümanları değil, Hıristiyan, Yahudi ve ulusal azınlıkları da içine almıştır. İzciler, büyük toplantı ve kongrelerde düzen ve güvenliği sürdürmekle yükümlüdürler. Asıl önem ve görevleri görkemli gösteriler düzenleyerek yeni üye/sempatizan kazandırmaktır. İzciler sayesinde cemiyetin 1948 sonunda 99 futbol, 32 basketbol, 27 tenis, 19 halter, 16 güreş takımı ve örgütlü atletizm kolları açıldı.


MK cadde ve sokakları temizleyerek insanlara temizliğin önemini anlatmakta, hastane ve modern tıbbi usullerin kullanımını teşvik etmek için “hareketli birimler” kurmaktaydılar. 1937 yılına kadar MK’in eğitim araçları dersler, toplantılar, namazlar, Kur’an inceleme grupları, dergi ve izci birimleriyle sınırlıydı. 1937 yazında kudretli manevi gücü oluşturmak için “Allah’ın yardımcıları taburu”, “Şeref taburu” ve “Tabur” adlarında yeni örgüt birimleri kurulmuştur.


 


Dipnotlar:


1 İslam devletlerinde idare edenler ile idare edilenler arasında yapılan seçim veya bağlılık karakteri taşıyan sosyo-politik akaittir.


Arapça aslı “beyat”tır. Satmak, Satın almak manasında “bey’” mastarına bağlı olarak “yöneticilik tevdi etmek” anlamında kullanılmıştır.(Bkz: Fetih, 48/10)


Biatın şartları;


a) Halife ve biat eden kimseler olmak üzere iki tarafın mevcut olması


b) İrade beyanları


c) Biat genellikle herhangi bir şart koşulmaksızın yapılmakla birlikte, belirli durumlarda şartlı olması da mümkündür. Akdin bir konusunun olması gerekir. Biat usulü her zaman ve her yerde aynı olmamış, bazen çok sade merasim bazen de debdebeli törenler düzenlenmiştir. Biat tek tek ya da toplu olabilir. El sıkışarak, sözle, yazılı ya da mektupla biatler yapılmıştır. (İslam Ansiklopedisi, c., 6. s., 120)


2 Fikir sorma, danışma. Terim olarak başkalarına başvurmak suretiyle görüş çıkarılması ve belirtilmesi anlamına gelir. İslam’da muhalefetin meşruluğunun delillerindendir.


3 Bir kararın hazırlanması, olgunlaştırılması, alınması ve uygulanması aşamalarından birine, bir kaçına veya bütününe o karardan doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenecek kişilerin güçleri oranında katkıda bulunmasıdır.


4 Yapılanları yerinde, uygun görmek. Mutabık olmanın temel koşulu.


5Sözlükte “birinin yerine geçmek, bir kimseden sonra gelip onun yerini almak, birinin ardından gelmek/gitmek, yerini doldurmak, vekâlet veya temsil etmek“ gibi anlamlara gelen hilafet kelimesi, terim olarak İslam devletlerinde Hz. Peygamber’den sonra devlet başkanlığı kurumunu ifade eder. Halife de (çoğulu hulefa-halaif) “bir kimsenin yerine geçen, onu temsil eden kimse“ demektir ve devlet başkanı için kullanılır.


Kavramsal çerçevede Kur’an-ı Kerim ‘de hilafet kelimesi yer almadığı gibi halife de terim anlamıyla geçmez; ancak halife, halaif veya hulefa kelimeleri kullanılarak insanın yeryüzündeki hilafeti sıkça tekrarlanır. (2/30; 6/165; 10/73; 27/62; 35/39.)


Yine Kur’an-ı Kerim’de bir kısım kavimlerin kendilerinden öncekilerin yerine getirilip yeryüzünde söz sahibi kılındığına işaret edilir. (7/69, 74; 10/14 )


Hadis kaynaklarında hilafet kelimesiyle birlikte halife, imam, emir kelimelerinin yer aldığı ileride oluşacak terim anlamına da zemin hazırlayabilecek şekilde “devlet başkanı, yönetici, lider“ gibi anlamların kastedildiği görülür.


6 Gerçek şu ki liderlikte büyüklüğün kesin bir ölçüsü yoktur. Bazen olur ki büyüklük ilmi yönden olur. Bazen büyük bir fatih veya keşifçi, ya da bir siyasi lider büyük olabilir. Fakat kalıcılığı bakımından en büyük lider ümmeti yeniden inşa eden, yeni nesillerin yetişmesini sağlayan ve tarihin gidişatını değiştiren liderlerdir. İslami liderlikte bunun teorik ve şahitlik boyutu aranmaya çalışılmıştır.


7 Müslüman toplumların fikri dünyalarına anarşi, yıkıcılık, yabancılaştırma vs. fikirleri sokma çalışmaları ile sosyal yaşama yapılan sosyo-ekonomik saldırıların teşhisi ve çözüm yollarının aranması kastedilmiştir.


8 Bu bölümde kullanılan bilgiler aşağıdaki kaynaklardan faydalanılarak derlenmiştir. Aynı kitaplardan yazarların özel yorumları alıntı yapıldığında ayrıca kaynak gösterilmiştir. Brynjar Lia, Müslüman Kardeşlerin Doğuşu (Yöneliş Yay.); Alev Erkilet Başer (Yöneliş Yay.), Ortadoğu’da Modernleşme ve İslami Hareketler; İslam Ansiklopedisi, c., 21, s., 580-586; Mustafa İslamoğlu (Denge Yay.), İslami Diriliş Hareketleri; Salih El-Verdani, Mısır’da İslami Akımlar-II/Fecr Yay.); Fethi Osman, İhvan-İslam ve Demokrasi; Rıfat Seyyit Ahmet, İslami Direniş Haritası; Azzam Temimi, İslami Hareket ve Demokrasi, Dünya ve İslam, Yaz/1993.


9 Bu tarihte el-Benna’nın kurduğu vurgulansa da Müslüman Kardeşler fikrini Ahmet Efendi es-Sukkeri ile birlikte olgunlaştırdıklarını Mitchell “The society of the muslim brother” çalışmasından alıntılayan Brynjar Lia’nın tezinde ortaya koymuştur.


10 Mecelletu’l-Feth, no: 245, 1349/1, s., 3. Aktaran: Brynjar Lia, Müslüman Kardeşlerin Doğuşu, s., 71.


11 Lia, A.g.e., Yöneliş Yayınları, s., 94. 32. Dipnot]


12 Hasan El-Benna’nın cemiyetin misyonu konusunda Mustafa Yusuf ile çatışmasında daha ahlaki bir duruş sergilediği söylenebilir.


13 Tek tek üyelerin konum ve statülerle münhasıran davaya bağlılıkları temelinde karar verilmektedir.


14 Statüler ve formaliteler hakkında ukalalık değil uygun manevi eğitim.


 15 Fedakârlık ruhunu artırmak için tasavvufu bir yöntem olarak uygulanmaktadır.


16 Kardeşlerin geniş müminler topluluğunun yalnızca bir kısmını oluşturduğu, davetin sınır tanımadığı anlayışı ile hareket edilmekte ve üyelere söylenmekte idi. (El-Benna’nın hatipliğini yaptığı Cuma hutbesinden alınmıştır.)


17 Birilerinin yazıp diğerlerinin okuduğu makaleler yazmakla ve sadece dersler vermekle kurtuluşun sağlanamayacağı; tek kurtuluşun, baştan sona üretmek için çalışmak ve hızlı hareket etmek olduğu anlayışı. (MK Kongresinde bir üyenin konuşmasından alıntılanmıştır.)


18 Lia, A.g.e., s., 94. Dipnot, 32.


19 Lia, A.g.e., s., 99. Dipnot, 45.


20 Lia, A.g.e., s., 111. Dipnot, 74.


21 Müslüman Kardeşler’in Gazetesi, no: 29, 1352/1934. Başyazı’dan aktaran Lia, s., 112. Dipnot, 75.


22 Lia, A.g.e., s., 112.


23 Panislamizm/İslam Birliği; İslam aleminde dini bütünlüğü ve birliği yeniden canlandırmak için Müslümanları birleştiren en büyük bağın din olduğu, “Müminler ancak kardeştir.“ hükmü gereği birbirlerini saymaları anlayışı. Başka bir deyişle her İslam toprağı olmuş ülkede bir yöneticinin bulunması ve kendi hayatını sürdürebilmenin kardeşi olan İslam ülkesi yöneticisinin varlığıyla mümkün olacağı bilinciyle ona yardım etmesidir. (Afgani, M. Abduh, Urvetu’l-Vuska, s., 31)


24 Lia, A.g.e., s., 116.


25Aile, Müslüman Kardeşler’in genel meclise ulaşan temel taşlarından biri olduğundan dolayı tanımlanmış alanların dışında ailevi yükümlülüklerini yerine getirmeyen çalışan ve mücahid üyeler örgüt yapısı içerisinde konumlarını kaybetmektedirler.


26 Lia, A.g.e., s., 146.


27 MK Cemiyeti’nin Genel Yasası’nın (1934) 6. Maddesi: “Cemiyetin ilkelerini onaylamaya, onun amaçlarının gerçekleşmesi için çalışmaya, İslam ahlakına sıkı sıkı bağlanmaya, cemiyetin vakarını korumaya ‘Allah şahidim olsun!’ diyerek söz veriyor musunuz? [Beklenen cevap, ‘Evet, söz veriyorum.’dur] O halde ben de seni kendim ve MK adına Allah katında kardeşlerimizden biri olarak kabul ediyor ve sana sabır ve doğru sözlülüğü emrediyorum; Allah beni ve seni bağışlasın. [Cevap, ‘Ben de bunu kabul ettim. Sizin kardeşiniz olacağım.’ olmaktadır.]”


28 Lia, A.g.e., s., 142.


29 MK yönetici elitlerin desteklerini aramışlardır. Hayır, projelerinde sempati duyan ileri gelen kişilerin yardımlarından dolayı onları onore ederek ilişkiler arttırılmaktadır. Meşhur/varlıklı aile çocuklarını cemiyete katarak aşiretlere ulaşmayı başarmışlardır. 1934’de dini vakıflar, maliye ve içişleri bakanların davranışlarını öven mektuplar yayınlanmıştır. 1936’da Mısır-Suudi Arabistan görüşmelerinde MK aracılık yapmıştır.


30 MK örgütsel etkinlik olarak köylere izci kolları yardımıyla geziler yapma, Cuma vaazlarının verilmesi, yerel camilerde namaz kılma ve vaaz verme şeklinde kitlesel tebliğ yoğun kullanılmıştır. Cemiyetin yeni alanlara yayılışı merkezi liderliğe değil yerel şubelerin liderliğine önem verilerek sempatizanlara şube açtırılmaktadır.


31 Kentte yaygınlaşan fuhuş, alkol kullanımı vs. hükümetin izni ile işlendiğini ifşad edilmekte, polis ve muhtar ile ilişkiye geçip ihbar edecek komiteler oluşturulmuştur. Yasal yollar denenmiştir.


32 Lia, A.g.e., s., 160. Dipnot, 138.


33 El-Benna’nın 1938 yılında cemiyetin maddi durumu iyi olmasına rağmen trende üçüncü mevkide seyahat etmesi gazetecileri şaşırtmıştır. Lüks ve şahsi şaşaanın bütün türlerinden kaçınan sade bir yaşam tarzı elit bir cemiyet olmadığını göstermektedir.


33/1 1932 yılında cemiyetin tüm borçlarını tek başına ödemeyi üstlenmesi; maaşının üçte birini cemiyetinin davetçilerinin maaşı için tahsis ettiği fona bağışlaması; Mısır’da 33 günde 31 köy ve kasabaya yaptığı bitmek bilmeyen gezileri Benna’nın kayıt altına alınmış fedakârlıklarından bazılarıdır.


34 Cemiyetin 1936’da 150, 1937’de 216, 1938’de 300’den fazla ve 1939’da muhalif bir grubun (sonraları Muhammed Gençliği adını alıyorlar) ayrılması ile 265, 1941’e kadar 500’e varan, 1944’de ise 1000’i aşkın şube sayısına ulaştığı söylenmiştir.


Haziran 1937 ile Mayıs 1940 arasında yayımlanan taramalar, cemiyetin Mısır'daki şubelerini gelişim düzeylerine göre şu ölçütlerle sınıflandırmışlardır:


(1) Birinci Derece (ed-Derecetul-Ûlâ): Kendi müştemilatına sahip ve şubenin ilişkilerini denetleyen bir idare de dahil, tüm alt grupları oluşmuş olan, "tam oluşum" safhasına ulaşan şube.


(2) İkinci Derece (ed-Derecetus-Sâniyeh): Kurulmuş ama kendi müştemilatına sahip olmama ve bazı alt grupların henüz oluşmamış olması gibi, birinci derece şubelerini karakterize eden bazı özelliklerden hala yoksun bulunan şube.


(3) Üçüncü Derece (ed-Derecetus-Sâliseh): "Hâlâ oluşum halindeki" şube. Tipik bir üçüncü derece şube, en fazla; bir şube kurma sözü verip, yalnızca MİA ile temas halindeki bir grup insanı ifade ediyordu.


35 Hasan el-Benna 1939 yılında “Kardeşler, siz ne bir hayır kurumu, ne bir siyasi parti, ne de sınırlı amaçları olan yerel bir örgütsünüz. Daha çok siz, bu toplumun kalbine giden yeni bir ruhsunuz.” diyerek cemiyetin yayılma politikasının neyi ifade ettiğini açıklamıştır.


36 1937 MK taramasına göre cemiyet o zamana kadar Sudan, Suudi Arabistan, Filistin, Suriye, Lübnan, Fas, Bahreyn, Hadramevt, Haydarabat, Cibuti’ye şube açmıştı. Ancak ülke dışında açılan şubeler, faal örgüt birimleri olmanın aksine, sadece Mısırlı Müslüman Kardeşler ile kurulan arkadaşlık ve şahsi temasların etrafında temellendiği Lia’nın tezinde Abidin dosyaları üzerinden temellendirilmektedir.


37 MK toplantılara katılan sıradan ziyaretçileri davaları için kendilerini bu işe adamış şevkli kişiler haline getirebilecek etkili örgütsel araçlara sahiptir.