Arapça dersinde de mi Atatürk?!
Ana okulundan itibaren öğretilen bir kişinin biyografisini bir de Arapça metin olarak öğretmenin ne faydası var?
26/04/2012


Bir haber sitesinde aşağıdaki metni okudum. Fevkalade üzüntü verici bulduğum bu metnin doğru olmamasını ümit ediyorum. Denildiğine göre ilköğretim okullarındaki Arapça dersinde Atatürk’le ilgili çok özel bölümler yer alacakmış. Yetkililer -kimse onlar- Atatürkçülük ile ilgili konuların sınıfta uygulanabilmesi ve bu konulara işlevsellik kazandırılması amacıyla; dil yapılarının düzeyi ile dil becerilerine ilişkin kazanımlara uygunluğu da göz önünde bulundurarak, Atatürk’ün siyasi ve askerî hayatına ait bilgileri Ortaöğretim Arapça Dersi Programı’nda yer vereceklermiş. (Habertürk gazetesini kaynak veriyor site.)



İşte Atatürk müfredatı



Atatürk müfredatı şöyle imiş:



4. SINIF: Öğrenciyle, basit cümleler ve görsellerle, Atatürk’ün annesi, babası, kız kardeşi hakkında konuşulacak. ‘Ben Atatürk, babam Ali Rıza, annem Zübeyde’ gibi.



5. SINIF: Atatürk’ün doğum yerinden hayatına yön veren olaylara kadar tüm detaylarıyla kim olduğu konuşulacakmış.



6. SINIF: Atatürk’ün eğitim hayatı anlatılacak, ayrıca ‘Egemenlik milletindir. Cumhuriyet fazilettir. Türk dili güzeldir’ gibi bazı sözlerin okunup-yazılması öğretilecekmiş.



7. SINIF: Atatürk’ün bilgisi, kültürü ve kitap okumak, müzik dinlemek, güreş ve doğa sevgisi gibi ilgi alanlarıyla ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ sözü işlenecekmiş.



8. SINIF: ‘Okuyan ve Yazan Atatürk’ teması üzerinde olacak. Atatürk’ün okumaktan hoşlandığı kitaplar, dinlemekten zevk aldığı müzikler, şarkılar işlenecek; Atatürk’ün annesine yazdığı bir mektup da basitleştirilerek ele alınacak; ‘Nutuk, Geometri, Gençliğe Hitabe, Balıkesir Hutbesi’ gibi eserlerine yer verilecekmiş.



Bir dil, ancak o dilin en güzel metinleri üzerinden öğrenilir ve öğretilir



Bu içeriğin sakıncası ne olabilir diye sorulursa cevap vereyim: Bugün okullarda değişik Avrupa dilleri öğretiliyor; Fransızca, İngilizce, İtalyanca vs. ama hiçbirinde içerik Türkleştirilmiyor. Türkiye’deki yabancı dil ders kitapları Batı ders kitabı formatında hazırlanmıştır. Hatta okulların/öğretmenlerin çoğu, tamamen Batı’dan gelen ithal ders kitapları okutuyor. İngilizce, Fransızca, İtalyanca gibi dillerin öğretiminde içerik olarak Türkleştirilme gereği duyulmuyor da niçin Arapça “Türkleştiriliyor?” Bunun tek cevabı var: Arapça’nın İslam ve Kur’an dili olması.



Bu, düpedüz 4+4+4 olarak değiştirilen yeni programın içini boşaltmaktır. Bakanlık yetkililerinin dikkatlerini çekiyor ve diyoruz ki; görünmez eller, Casperler devrede, haberiniz olsun; yapmak istediğiniz yenilik sulandırılıyor. Çünkü bir dil, ancak o dilin en güzel metinleri üzerinden öğrenilir ve öğretilir. Kişi böylece okuma zevki alır, dilin güzelliğinin farkına varır. Bundan dolayı dil öğreten kitaplarda; her yaş seviyesine göre “edebî” metinler seçilir. Yoksa yazdırılır. Ana okulundan itibaren öğretilen bir kişinin biyografisini bir de Arapça metin olarak öğretmenin ne faydası var? Faydası yoktur; zararı vardır. Zira metnin içeriği öğrenciyi dil öğrenme zevkinden uzaklaştırır, öğretmene de öğretme zevki vermez. Sonra Seçmeli Arapça prematüre doğmuş olur. Ezberlenmiş bilgilerin “Türkçe”sini öğrenmek için sözlüğe bile ihtiyaç duymaz öğrenci. Mantık yürütür ve “şunu söylüyor bu cümle” der.



Arapça ümmetin ortak dili değil mi?



Düşünsenize, öğrenci İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersinden çıktı; aç Tarih kitabını konu aynı kişi, geç Türkçe kitabına yine benzer konular. Öğrenci,  Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’ne girecek, gene aynı konu; ondan çıkacak, diyelim imam-hatip lisesinde, Arapça dersine geçecek aynı kişi, “dili iyi öğreneyim, seçmeli Arapça’ya gireyim” diyecek, yine Atatürk!



Bir şey hatırlatmak istiyorum burada. Atatürkçülük adına 12 Eylül darbesini yapanlar bile bu tarz bir uygulamaya gitmediler. Onlar bunun yarısına yakın girişimde bulundular, yönetim Özal’a geçince, birçok yazar, gazeteci, psikolog, generallerin bu girişimini Atatürkçülükten soğutma, bıktırma ve uzaklaştırma olarak yorumladı. Gerçekten de öyle oldu. İsterseniz seksenli yılların ikinci yarısından sonraki yazılara bakınız.



Televizyonlarda kaç kere gördüm, siz de görmüşsünüzdür. İki Müslüman ülkenin devlet adamları resmi görüşme yapıyor, ama iletişim dili İngilizce. Onu da tercüman aracılığıyla yapıyorlar. Arapça ümmetin ortak dili değil mi? Arapçanın önemi Kur’an dili olmasından kaynaklanmıyor mu? Dünyanın dört bir yanına sürülmüş Yahudiler, yüz yıl sonra, sadece Tevrat ellerinde olduğu için İsrail devletini kurabilmişlerdir.



Hatırlatırız; “ümmet”, ümm/ana kelimesinden türemiştir ve bundan dolayı Arapça, bütün Müslümanların “anadili”dir. Çünkü Peygamberimizin eşleri bütün Müslümanların annesidir. Eğer Türkiye’de bir öğrenci seçmeli de olsa Kur’an Arapçası öğrenemeyecekse -hani o anlamını bilmediğiniz şeyleri niye ezberliyorsunuz diye çok eleştirilen- dua ve namaz surelerin anlamlarını bilmeyecekse, ezan okunurken onun manasından bi-haber olacaksa; “Arap Baharı” ile yeni bir şekil alan Araplarla iletişimi yine İngilizce kuracaksak; biz bu kadar zahmeti niye çekiyoruz, Meclis’te o kadar sıkıntı niye çekildi acaba?



İbrahim Demirciİbrahim Demirci’ye sesleniyoruz



Burada söylenecek çok söz var. Geçtiğimiz günlerde Talim Terbiye Kurulu üyeliğine atanan şair, yazar sayın İbrahim Demirci’ye sesleniyoruz. Siz ki Nizar Kabbani’den ve diğer Arap şairlerden şiirler, öyküler tercüme ettiniz Türkçeye. Siz bari hak verin bize ve ne olur bir şeyler yapın sayın Demirci.



Hazırlanacak Arapça ders kitabında yaş seviyesine göre öyle öyküler, şiirler, denemeler olsun ki insanlar hem Arapçanın fesahatini görsünler, onu sevsinler, ondan zevk alsınlar; hem de dil sayesinde dinlerini öğrensinler, duaların, namaz surelerinin anlamını kavrasınlar.  Yoksa bu yeni program da doğmadan kadük olacak.



 



M. Yusuf Selman / Dünya Bizim